| Nerede manşet üstü mavi bir balta görürseniz, bilin ki o sıradan bir Türk gazetesidir... Habertürk de!

Malum yazıyı gazete çıkmadan önce kaleme almamın nedenini ise “Ben demiştim!” diyebilmek olarak açıklamıştım. İşte diyorum: “Ben demiştim!”
Tahmin ettiğim gibi, manşet üstü mavi baltasıyla, font seçimiyle, manşet ve sürmanşet uygulamalarıyla, fotoğraf stratejisiyle, grafik hiyerarşisiyle ve genel sayfa düzeniyle Habertürk de standart bir Türk gazetesi olarak arz-ı endam etti. “En değişik gazete” olma iddiası da birazcık ebat ve kağıt farklılığı, birazcık baskı teknolojisi özelliklerinden öte bir anlam ifade etmedi.
Yani, Habertürk’ü de “Acaba hangi gazete hangi gazetedir?” oyununa dahil edebilir, diğer gazetelerimizin yanıbaşına yerleştirebiliriz. Bir farkla ki, diğerleri yanında en berbat logoya sahip gazete olarak!..
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir gazetenin arkasındaki zihniyet farklılığı, o gazetenin yeni ve farklı bir grafik dil oluşturmasını zorunlu kılar. Daha doğrusu, zihniyet, görsel dili kendisine uydurur. Öyleyse bunun ardından şunu da söyleyebiliriz: Türkiye’deki gazetelerin kahir ekseriyeti, siyasi zihniyetleri ne olursa olsun, benzer zihniyetin ürünleridirler.
Maalesef Habertürk de!...
OKUMA PARÇALARI (SIRASIYLA):
| Acaba hangi gazete hangi gazetedir?
| Gazeteler ölüyor mu?
| Bayide doğru söyler, İnternet’te şaşar!
| Gutenberg Galaksisi’nin sonunda “kapak kızları” da veda edecek!
| Aynı sepete üç yumurta: Haber sitesi mi, televizyon kanalı mı, gazete mi?
| Üçüncü Haberturk yumurtası sepete düşüyor! Hadi hayırlısı...
Güncelleme [ 10 NİSAN 2009, CUMA ]
Ali Atıf Bir, bugünkü köşesinde “Habertürk’ün boyu mu işlevi mi?” başlıklı yazısıyla konuya değindi. “Oysa Habertürk büyük boyutta, aynı içerikle basılsa cinlop gibi gazete olurmuş.” iddiası dışındaki bütün görüşlerine katılıyorum.































8 YORUM:
Bu konuda belirttiğiniz bütün yazılarınızı okudum Selim bey, hepsi gerçekten mükemmel. Bu da aynısı. Gazetenin reklamlarını ben de görmüştum, Azerbaycana hepten dönmüş olsam bile, takip etmeğe çalışıyorum (özlemişliğim de baya baya var). Ben tabi, sizin gördüklerinizi göremedim ama, "ee diğer gazetelerin kopyası" demiştim.
Saygılarımla,
gazetelerin arasında tasarım açısından zaman gazetesi daha bir farklı sanırım
"İYİ TASARIMLAR ZAMANLA ANLAŞILIR"
Buyrun:)
http://www.photoshopmagazin.com/dergi/2006/04/fevzi_yazici.html
İbrahim Ergüden
"Manşet üstü mavi balta" ifadesi kanaatimce mükemmel bir tesbit. Hele bu tesbit diğer gazetelerden dikkatimize sunulan örneklerle daha bir çarpıcılık kazanmış. Gazete farklı olmaya çalışmış ama bende de buruk bir tat bıraktı. İşlerinin çok zor olduğunu hissediyorum. Hele bir de fiyatını söyledikleri gibi arttırırlarsa Fatih Altaylı'nın verdiği sözün altında ezileceği anlaşılıyor. Umarım yanılırız.
Azerbaycan'a selamlar Rüstem :)
Teşekkür ederim Adem. Bu “manşet üstü mavi balta” sanırım Hürriyet gazetesinin icat ettiği, diğerlerinin ise takip ettiği bir Türk gazetecilik klasiğidir.
Elbette başka klasiklerimiz de var.
Sevgili İbrahim Ergüden, bu konuda Zaman gazetesini gerçekten önemsiyorum. Ancak, bir yanlış anlamayı ortadan kaldırmak için küçük bir izahat gerekiyor.
Görsel dil konusunda kişiliksiz Türk gazeteleri için Zaman gazetesinin özgün ve kişilikli tutumu örnek gösterilebilir, ama bir tasarım örneği olarak düşünülemez.
Ben ne zaman Türk gazetelerini eleştirmeye kalksam, sektörün içinde olanların savunması “Ama biz Zaman gazetesi gibi olamayız.” şeklinde olur. Ve art arda, bazı gerekçeler sayarlar. Bu gerekçelerin bir bölümü de haklı gerekçelerdir.
Zaman gazetesinin tasarım stratejisi ayrı bir bahis konusudur ve benim kastım diğer gazetelerin Zaman’laşması değildir.
Ne kadar eleştirsek de şunu kabul etmek zorundayız ki, Türk gazeteciliğinin oluşturduğu bazı teamüller ve okuyucu alışkanlıkları vardır. Ben bunlara bigane kalınmasına asla taraftar değilim. Elbette, alışkanlıklar, okur beklentileri ve oluşmuş bazı teamüllerin ciddiye alınması, bunların yeniden yorumlanması, evrensel ilkelerle uyumlu hale getirilmesi doğru olacaktır.
Mesele şudur ki, her zihniyet kendi özgün ve kişilikli görsel dilini oluşturma noktasında çaba gösterirse bir sonuç elde edilebilir. Yoksa, elbette Sabah gibi bir gazetenin Zaman gibi bir “beyaz gazete”ye dönüştürülmesi son derece yanlış olacaktır.
Yani Türk gazetelerinin tasarım zaaflarından söz ederken, bunların tasarım alternatifi olarak Zaman’ı işaret ediyor değilim.
Selamlar...
Merhaba,
Bugün, nesi değişikmiş acaba bir bakalım diyerek Habertürk aldık ve evet bizim gibi merak edep bu aralar Habertürk'ü deneyenler gibi biz de değişik bir şey göremedik.
Gazetenin değişik olup olmaması, beklediğimiz gibi bizi şaşırtmamış olması başlı başına bir konu.
Ancak beni rahatsız eden başka bir konu var: reklam metni.
"Bak ne cin çocuklar, bütün gazetelerin adını metne yedirmiş, sıranın kendilerine geldiğini nasıl vurgulamışlar. Prodüksüyon da baya iyimiş" dersiniz belki önce. Ama bizim gazetelerimizin adı Şikago Günlükleri veya New York'ta Zaman değil ki, adlarının metne yedirilmesi hoş bir cinlik olarak kalsın. Bir takım değerler söz konusu olan.
Ne diyor reklamda, "Bunca zaman cumhuriyetimizi, milliyetimizi, hürriyetimizi korudunuz", "Sabah akşam çalıştınız.", "Tecüman, sözcü, taraf oldunuz" ve (bence) kinayeli bir sesle "teşekkür ederiz."
Özellikle o son kinayeli teşekkürle, sanki, "bak sen bunları bunları yaptın ama bunların vadesi doldu. Artık koruyuculuğun da, tarafa, sözcü, tercüman olmanın da bi ederi yok. Geçti bunların zamanı geçti, ayol pek demode kalmışsın canım sen" denmiş gibi geliyor bana. Ve çok rahatsız oluyorum.
Çok mı alıngan yaklaşıyorum?
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home