| Mükemmel olmayı bırak, çarpıcı olmaya bak!

Eski Yunan heykelleri gibi bir kusursuzluk arayışı, kusuru baştan kabul etmek anlamına gelir. Güzel görünme ve fark edilme durumu, bir kusurla ortaya çıkar. “Put gibi güzel”lerden “yıldız” olmaz mesela, gözlemleyin. Belki aşk bile bir kusura tutulmaktır; “Ne buluyorsun o herifte/kadında?” sorusunu duyar veya sorarsınız. Sorunun cevabı “Senin bulamadığını...” olabilir mi?
Geçtiğimiz aylarda İkebana Evleri’nin reklam filmiyle ilgili oyuncu seçimi yaparken, geçen yıl Romanya güzeli seçilmiş olan bir kız üzerinde yaklaşık on beş kişi oybirliğiyle karar vermiştik. Sekiz on “kusursuz” güzel kız arasından seçilen Romanya güzelinin bir kusuru vardı; ağzı büyüktü. Hatta yazarlarımızdan İbrahim Akar “Güzelliği bir kusur ortaya çıkarır, senin ağzın büyük!” gibi bir densizlik yapıvermişti de, kızcağız biraz bozulmuştu. Ama o kusur, diğer on güzel arasında sıyrılmasını, ayrılmasını ve seçilmesini sağlamıştı. (Romanya güzeli seçilmesini de buna mı bağlamalıyız?) Hatta İbrahim dışında, belki kimse ağzının büyüklüğünü algılayamamıştı bile.
Farklılaşmayı farklılaştırarak fark ettiren adam Seth Godin, The Big Moo (Büyük Mor İnek) isimli kitabının kapağında “Stop trying to be perfect and start being remarkable!” (Mükemmel olmayı bırak, çarpıcı olmaya bak!) derken de benzer bir gerçeğe işaret etmiyor mu? Küçük kusurlar, markanızın yalnızca farklılaşmasını sağlamaz, aynı zamanda sevimlileştirir ve doğallaştırır da... Aslında kusurlu olmak, doğal olmak anlamına da gelir.
Farklılaşmak ve çarpıcı olmak, yalnızca kusurlu olmakla mümkündür demek istemiyorum kesinlikle. Ancak, küçük kusurlarınızı dert ederek hem markanızın yönetimini imkansız hale getirirsiniz hem de “kusursuzluk çabası” nedeniyle yaşayacağınız “yetersizlik duygusu” özgüveninizi yeyip tüketir.
Bence markanız kusursuzsa, mutlaka bir kusur icat edin ki, kusursuzluk kusurundan kurtulun. Aslında Cindy Crawford’un “ben”i de bir kusur sayılmalıdır, değil mi?



















14 YORUM:
Ne dersiniz bu sitenin kusuru da pazar günü düşen ziyaretçi sayısı olmasın!
Son derece yumuşak ve öğretici bir pazar yazısı olmuş.
Kusurlarımızla barışık yaşamamız dileğiyle....
Teşekkürler Ademciğim, mesaj alınmıştır.
Eğer kusursuz bir şey yağılırsa, ondan daha iyisi yapılamaz demektir. O yüzden farkında olarak veya olmayarak, mutlaka ortaya çıkan şeyde bir kusur oluyor.
Bu konuda cep telefonlarını örnek verebiliriz. Ne kadar mükemmel yapılırsa yapılsın, mutlaka bir tarafından hoşunuza gitmeyen bir şey bulunuyor. Bu da yeni modelin çıkmasına ve sizin o modeli almanıza yol açıyor ( Telefon üreticilerinin Böyle bir stratejileri olduğunu düşünmüştüm bir zamanlar :)
Düzeltme : 1. cümle
"Eğer kusursuz bir şey yağılırsa, ondan daha iyisi yapılamaz demektir." değil
"Eğer kusursuz bir şey yapılırsa, ondan daha iyisi yapılamaz demektir." olacaktı
:)
Kusursuzluk, subjektifliğinden gelen özüyle zaten bulması imkansız bir unsur değil mi? Dolayısıyla, zaten kusursuza ulaşmak aslen mümkün değil. Çok büyük oranda kabul görmüş mükemmeller olsa bile, yine de bunlara dünya üzürinde birileri eleştirebilir ve kusurlarını bulabilir.
Zaman faktörünü de göz önünde bulundurmak gerekir. Bugün kusursuz görünen birşey zamanla çok büyük kusurlar taşıyan şeyler olabilir. Örnek mi? 1980'lerde aldığını çok gelişmiş bir fotoğraf makinası o zaman için mükemmel olarak değerlendirilebilirdi. Ama şimdi? Zannetmiyorum.
Bu noktalar da zaten sizin yazınızda belirttiğiniz konular. Katıldığımı belirttikten sonra asıl soruma geliyorum; Seth Godin'in söylediği acaba ironik bir şekilde dikkat çekmek miydi? Sırf dikkat çekici olmak, başarı için yeterli midir? Mükemmele ulaşmak mümkün değil, kabul. Ama dikkat çekici olmak, ürünlerimizin kusurunu örtmeye yetecek midir? Malum dikkat çekmek daha kolay. Kolayı mı seçmeliyiz hep?
Ferhat'a sormuslar: "Bu kara-kuru kizi mi seviyorsun?"
Ferhat: "Onu bir de benim gozumden gorun" demis.
Malum hikaye ama kusur veya da kusursuzluk bizde baslayip bittigini anlattigini dusunuyorum.
Bunu saglayan seyde dikkat cekmek... biraz buyu gibi.
Alper'in dikkat cekmekten anlattigi sey ile benim kafamda olusan imaj kesinlikle farkli.
Ben biraz Nasrettin hoca gibi "Ye kurkum ye" diyesem geliyor. Bas kosede agirlanmak icin dikkat cekmekten baska sansimiz var mi?
Ben de Nasrettin Hoca'lık yapayım o zaman, vallahi hepiniz haklısınız.
Meşhur maddelerime başvurmadan işin içinden çıkamam:
1.
Konu, aslında yanlış anlaşılmaya çok müsait. Belki daha ayrıntılı yazılmalıydı.
2.
Buradaki “kusur”u “ayıplı ve kalitesiz mal” gibi almamak gerekir.
3.
Segmentine göre kategorik olarak kaliteyi koşulsuz bir veri olarak alıyorum. Tartışılmamalı bile.
4.
Seth Godin, şunu demek istiyor olmalı: “Bugün zaten herkes iyi. Sen dikkate değer olmaya odaklan.”
5.
“Dikkate değer olmak” ve “çarpıcı olmak”taki olumlu anlamları dışarıda bırakacak olursak konu tamamen şirazesinden kayar. Bundan, dikkat çek de, ne halt edersen et gibi bir anlam çıkarılmamalı.
6.
Konunun felsefi boyutları var. Belki “netleşmek” için bir miktar kaynak karıştırmak gerekirdi. O zaman da “kusursuzluk çabası” uğruna bu yazı kaleme alınamazdı.
7.
Orhan Baba’yı analım: “Hatasız kul olmaaaz, hatamla sev beniiii...” Bir tane daha: “Beni böyle sev, seveceksen.”
8.
“Dikkat çekmek” ve “çarpıcı olmak”taki olumsuz anlamları elimin tersiyle itiyorum. Bu hataya çok sık düşülüyor, bir de ben katkıda bulunmayayım.
9.
Bir fayda elde etmemek, hatta zararını göze almak üzere “dikkat çekmek” ve “çarpıcılık” hiçbir yaratıcılık, hatta zeka bile gerektirmeyen bir husustur.
10.
Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur.
11.
Güzel yurdumuzda, bu aşırılıkta olmasa bile buna benzer vakalar yaşamıyor muyuz? Üstelik bunun adına da yaratıcılık demiyor muyuz?
12.
Bir örnek: Sizce Benetton çok mu mükemmel süveterler üreterek başardı. Yoksa orta kalitedeki kazaklarının falan renkleriyle gözümüzü mü boyadı? (Gözümüzü boyama kısmı şaka!)
13.
Hedefin “doğal farklılaşma” olması gerektiğini söyleyelim. Cindy’nin ‘ben’inden söz ediyorum.
14.
Benim kel ve göbekli olmam ne anlama geliyor? Niye “güzellik kusurdadır” dediğimi sanıyorsunuz? Beni intihara mı sürükleyeceksiniz?
15.
Bu yorumun kusursuz olabilmesi için 1165317314541324 kadar madde yazsam başarabilir miyim, acaba?
16.
“Kusurlu olmak, kusursuzluktur.” dediğime göre tadında bırakıp yorumu kusurlu hale getirmeyeyim.
Hepinize teşekkürler.
Kusurlu olmak kusursuzluksa, hiçbir zaman kusurlu olamayacağız demektir! E kusurlu değilsek, o zaman da imkansızı başarmışız demektir!
İşte böyle abuklattırdınız beni sevgili Selim Bey.
Sana bir sır vereyim mi Metin Beyciğim, şu Malum Muhalif de abuklamış görünüyor.
Bu arada, 9, 10 ve 11. maddelerle bağlantılı olarak Farketing'de bir yazı varmış.
http://www.farketing.com/fikirler/2006/07/reklam_yapmak.html
Sevgili Selim,
Yaziyi düzelterek tekrar yolluyorum. Cunku astigmatım yüzünden defolu yazmışım. :-)))
....
Agzina sağlık, durumu gayet guzel anlatmışsın...
Farklılaşmak ille de güzel olmakla sağlanmaz...
Mesela sen, daha zengin olsaydin bu kadar şeker ve anlayışlı olabilir miydin? Ya da uzun boylu ve sırım gibi biri olsaydın bu kadar tatlı dilli kalır mıydın? İlgi alanın mecburen baska konulara yönelir ve pisişik enerjini değişik şekilde değerlendirirdin... Bardaki sarışın kız gibi, daima istisnai durumlar ilgi çeker. Körler ülkesinde tek gözlü olmak da bir defodur... Artemis heykelini iki göğüslü düşünsene ne kadar çok anlam yitirirdi...
Julia Roberts'i idolüm kılan özelliği ne 90-60-90 ebatları ne de iri göğüsleri.. O iri burnu, iri gözleri ve bir o kadar da büyük ağzı olmasaydı, sıradan bir kainat güzeli olurdu... Söylesene, Keriman Halis Ece ve Azra Akın dışında kaç kainat güzeli hatırlayabiliyorsun?
Keza Playboy kapak kızlarının hemen hepsi birbirine benzer ama hiçbirini iri göğüsleri dışında hatırlamayız. Ama sıska manken, tahta göğüslü Twiggy halen belleğimizdedir.
Hem defolu olmak, insanın rekabet gücünü artırır. Meseleyi örtmek için başka yönlerini veya yeteneklerini ortaya çıkarmak zorunda kalırsın. Mesela mühim olan işlevi oluverir birden...
Ya da benim gibi, ağzı laf yapan biri olursun...
Mesela beni ele alalım, densizliklerimi çıkardığında ne kalır ki geriye?
Hatta ileri gidelim biraz. Notre Dam'ın Kamburu sırım gibi bir delikanlı olsaydı, hikaye cazibesini koruyabilir miydi?
Ne Sezen Aksu ne de Okan Bayülgen bu kadar güzel gelebilirdi bize, eğer kalemle çizilmiş gibi olsalardı... Nejdet Tosun çirkin miydi? Dünyanın en sempatik- en şeker adamıydı... Vahi Öz çirkindi, Mualla Sürer de... Ama onları o halleriyle, olabilecekleri başka hallerden çok daha fazla sevdik.
Defolarım olmasaydı, mesela şampuan reklamlarında oynayan biri olsaydım, ben bile cazibemi yitirirdim inan!
Yeri gelmişken sorayıım, Romanya güzelini bir daha hangi filmde oynatabiliriz?
Yazdiğın yazının Rumence'sini çevirtip ona gönderebilmem acaba mümkün mü?
Yoksa otur oturduğun yerde ve çeneni kapa mı diyorsun?
Tamam, kapattım!
ibrahim akar
Merhaba İbrahim,
Astigmatından dolayı defolu yazdığın yorumu, gereksiz yer işgal etmemesi için sildim. Niye bir yorum silindiği yolunda istifham uyanmasın diye bu açıklamayı yapıyorum.
Katkın için teşekkür ederim. Neyse ki yorumunda densizliklerinin oranı epeyce düşük :)
Bir şey var ki, patronun olduğumu unutmuş görünüyorsun. Ne demek uzun boylu ve sırım gibi biri olmamak, ne demek psişik enerjimi değişik şekilde değerlendirmek? Tamam, ajansta patronculuk oynamıyoruz, ama bildiğin gibi burası kamuya açık bir alan... Biraz daha saygılı davranıp “Sen mükemmel bir insansın!” demek çok mu zordu mesela?
Neyse, benim de zavallı bir patron olarak kendimi savunmamı sağlayacak bazı imkanlarım vardır herhalde! Benim kusurum da bu olsun. :))
Sevgili Patron,
Benim icin patronlar genelde sinif dusmanidir...
Bu nedenle de seni, yaratici emegin sagladigi arti degere el koyan birisi olarak tanimlamam gerekir.
Ancak sen istisnasin...
Bunda senin caliskan bir patron benim ise ajans oylariyla da tescillenmis tembel bir proleter olmamin payi var tabii ki...
Senin patronluk kapsamindaki defolarini daima sevmisimdir...
Bu yuzden aramizdaki sinif farkliligini dikkate almiyor ve seni cok ama cok seviyorum...
Sen her sartta, ozellikle cuma aksamlari iyi ki varsin, dedigim bir patronsun...
Bir de Alanya tatilim icin bir guzellik yapsan, senden daha iyisi olamaz...
Azicik oportunizmden kim olmus ki? Birak bu yagcilik da benim kusurum olsun...
Sevgiyle,
ibrahim akar, saygili proleter
"Güzellik kusurdadır." :))) ne güzel bir söz bu şu an karşıma çıkan:D bende diyorum niye garip, tuhaf, gizemli şeyler beni çekiyor diye :) dikkat çekmek için gerekli farklılaşma noktaları bunlardan bazılarıymış demek... heykel duruşlu modellerden ziyade kendi halindeki birinde bulduğum birşey (?) beni peşinden sürükleyebiliyor...
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home