| Sandıktan bulup çıkardığım üç selim formülü...
Sandık karıştırmayı severim. Karıştırmayı bilirim de... Eskidiğini ve işinize yaramayacağını düşündüğünüz bazı şeylerin yepyeni durduğunu görünce hem sevinirsiniz hem de geçmişle ilgili güzel duygular yeşerir içinizde. Evet, gözünüze kestirdiğiniz şey, biraz rutubet ve naftalin kokar, doğrudur. Eğer tek derdiniz buysa, elinizdekini güzelce havalandırmak ve ütülemek yeterlidir. [ ÇİNİLER: NEFİSE TEMEL ]
Bu arada şunu da söylemiş olayım; sandıktan çıkan her şey kullanılabilir durumda olmayabilir; ne kadar havalandırsanız da işinize yaramaz. Bu durumda en iyisi, onu sandıkta bırakmaktır.
Yine bir sandık karıştırma esnasında karşıma bir şey çıktı ki, ben yıllardır zaten bunun yenisini kullanıyorum, ama eskisini görünce sevindim.
Okuyup öğrendiğime göre Osmanlı uygarlığı “üç selim formülü” ekseni üzerinde inşa edilmiş. (Selimler ben değilim, o nedenle baş harfini küçük yazıyorum. Osmanlı padişahları Yavuz Selim, II. Selim ya da III. Selim hiç değil.) Üç selim şunlar: Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim...
Yani üç kavramı, sadece sözlük anlamlarıyla; doğru akıl (sağduyu), temiz kalp (gönül) ve üstün beğeni (estetik) olarak çevirebiliriz. Hadi bunlara kısaca; doğruluk, iyilik, güzellik diyelim.
Ali Saydam “iletişimin akıl ve gönül penceresi” diyordu ya, ben de sandıktan “zevk-i selim”i çıkararak eksiği tamamladım. Yoksa siz, kendimi bir megalomaniye kaptırdığımı falan mı sanmıştınız? Hayır!
OKUMA PARÇASI:
| “Bu reklamın yu-es-piii’si ne oluyor şimdi arkadaşlar?”
















13 YORUM:
Ne yaptın Selimciğim, o güzelim tamlamaları keşke ortalığa dökmeseydin de sandıktaki yerlerinde mutlu mutlu yaşamlarını sürdürselerdi. Şimdi birileri, "akl-ı selim"i sıfat sanma cehaletiyle, "akl-ı selim insan" dedikleri gibi "kalb-i selim insan", "zevk-i selim insan" da demeye başlayacak. Gördün mü yaptığını?..
Öyleyse hemen gerekli uyarıyı yapalım; bunlar sıfat tamlamalarıdır, ama sıfat değildirler. “Akl-ı selim” ve “zevk-i selim” eski sıklığında olmasa da hâlâ günümüzde kullanılır, uyardığın gibi zaman zaman da yanlış kullanılır. “Akl-ı selim sahibi adam...” veya “zevk-i selim sahibi hanım...” biçiminde kullanılmalıdır.
Selim Bey,
"Sandık"tan yeteri kadar bahsetmemişsiniz. Nasıl bir şey bu? :) Kitap mı dolu; gazete kupürleri mi?
Öyle bir sandık ki bu, içinde okuyamadığımız kitaplar da var, gazete kupürleri de... Bursa, İznik, İstanbul, Bağdat, Kosova, Selanik gibi şehirler var. Fuzuli var, Nergisi var, Nâbi var, Şeyh Galib var. Göksu var, Sadabad var. Ayasofya ve Sultanahmet var. Orhan Bey, Genç Osman, Beyazıt ve Mustafa Kemal var. Fetihler var, 93 harbi var, Sarıkamış var. Vaka-yı Hayriye var, kapitülasyonlar var. Namık Kemal var, Recaizade Ekrem var, Cenap Şahabettin var. Hüzünler ve sevinçler var. Yemen türküsü var. Patrona Halil var, Damat İbrahim var. Abdulhamit var, İttihat ve Terakki var. Bandırma vapuru ve Kuva-yı Milliye var. Rumlar var, Levantenler var. Bahçeli kagir evler var, Pera Palas var. Kaynarca var, Karlofça var. Mehmet Akif var, Mustafa Suphi var. Itri var, Dede Efendi var. Takvim-i Vekayi var, Tercüman-ı Ahval var. Telgrafın telleri var, kara tren var. Nazım Hitmet, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Orhan Veli var. Beşir Fuad var, Hüseyin Cahid var. Yeniçeri’nin kazanı, Harem’in Çerkezleri var. Tanzimat var, Servet-i Fünun var. Meşrutiyet var, Cumhuriyet var. Hürriyet var, uhuvvet var, musavat var. Ahmet Mithat’ın kârileri var. Top var, tüfek var, kağnı var. Isparta halısı, Sivas kilimi var. Hat var, tezhib var, ebru var. Oya var, yazma var. Kına var, gelinlik var. Açlık var, susuzluk var... Demokrasi var, darbe var. Taş baskı var, rotatif var. Var, var...
Çok büyük bir sandık bu, ancak bu kadarını dökmeye mecal bulabildim. Eski yeni daha çok şey var. Birazını da sen dök istersen Ali Bey kardeşim.
Selim Bey,
Sandığınız beni büyüledi. Ne mutlu size; ne mutlu bize.
Bir Haşim, bir Yahya Kemal ve bir de Tanpınar'ın altta kaldığını gördüm. :)
Bizlere daha neler çıkartacağınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
Saygılarımla.
Modern dünyada artık bunlarla ne işimiz var? Olsa olsa gereksiz bir nostalji!
Keşke sandık odanıza gizlice girip haftalarca, aylarca çıkmasam Selim Bey!
(Özür dileyerek bir not:
Bundan böyle ikinci bir adresim daha var: utopos.wordpress.com Burada yalnızca ütopya üzerine lakırdılar edecek ve ettireceğim. Beklerim her zaman. Çayım, kahvem, çöreğim hazır.)
Sizin evde de böyle bir sandık olduğunu duydum Metin Bey kardeşim. Yanılıyor muyum?
Sevinç Hanım, bunlardaki naftalin ve küf kokusunun burnunuzu yaktığının ben de farkındayım. Tabii çok iyi havalandırmak gerekiyor, ben bunu hakkıyla yapamamış olabilirim. Havalandırma işini, mesela Sezen Aksu Hanımefendi çok iyi yapıyor doğrusu... Öyle iyi yapıyor ki ona “gereksiz bir nostalji” demiyoruz.
Kavramların bir nevi kapları olan ses ve biçimlerinin gerçekten de çok eskidiğini kabul edelim. Ama bu bizi yanıltmasın, belki de kendileri eskimemiştir. Belki de!..
Sevinç Hanım,
Modern dünya hangi temeller üzerine kuruldu ya da kurulmaya çalışılıyor dersiniz? Bugün için gösterdiğiniz duyarlılığı anlamamak mümkün değil... Ama geçmişte yaşananları yok sayar da onlardan buruk da olsa herhangi bir tat alamazsak, bugünü neyle karşılaştırıp değerlendirebiliriz ki?
Anlaşılıyor ki çok gençsiniz. Bir gün, nostalji diyerek gereksiz gördüğünüz o duygunun sizi de sarıp sarmalayacağını görür gibiyim.
Ghost filmi ile mi -bilmem- yoksa daha önce mi basladim hatırlamıyorum. Benim sandıklarım ayakkabı kutuları oldu. Hala da öyledir. İçinden ne sürprizlerin çıkacağı hiçbir zaman belli olmasa da, bir kaç tane olan kutularımı karıştırmaktan büyük bir zevk duyuyorum.
Sevinç Hanıma, modern(!) bir sandık-ayakkabı kutusu edinmesini tavsiye ederim. :)
Sandıktan çıkanları ayrı bir odada (bu blogda müstakil bir bölüm) toplasanız, siz yazsanız biz okusak (belki yorumlasak)??? Yorumlarda kaybolmasa böylelikle daha iyi sergilense?
Modern dünyanın bunların üstüne inşa edildiğini daha iyi algılarız belki de?
O kadar yayılmaya mecal yok maalesef Sevgili İlker Arabacı... Keşke!
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bir Bağlantı Yarat
<< Home