| Kadraj ve kompozisyon: Ambalaj tasarımı pazarlamanın neresinde?

Yine de amlabaj tasarımı denildiğinde ilk akla gelen, işin grafik tasarım boyutudur. Bu durum, birçok kategorideki endüstriyel formların, otomasyon teknolojileri nedeniyle standartlaşmış olmasından kaynaklanır. Yani, hazır endüstriyel formlar için özgün grafik tasarım talebi ağırlıktadır. Mesela makarna, pirinç, bakliyat ve kimi kuru gıda ürünleri için kullanılan ambalaj form ve fonksiyonlarının birkaç santimetrelik ebat farklılıklarıyla birbirinin aynı olması gibi... Coca Cola gibi, Fahrenheit gibi birtakım özgün endüstriyel tasarımların dışında, markalar tarafından kullanılan o kadar çok benzer ambalaj formu vardır ki, gerçekten de işin önemli bir kısmı grafik tasarıma kalmaktadır.
Ambalaj tasarımıyla ilgili olarak ülkemizde yaşanan bazı sorunlar ve konunun pazarlama iletişimiyle ilişkisi bu yazının ana temasını oluşturuyor. Yoksa ambalaj tasarımıyla ilgili teknik ve estetik hususları; tasarım, fonksiyon ve teknoloji ilişkisi gibi konuları ilerleyen sayılarda hocalarımızın etraflıca inceleyeceğini sanıyorum.
Ülkemizde reklam grafiğiyle ilgili gelinen nokta ile karşılaştırıldığında, ambalaj tasarımının önemli ölçüde üvey evlat muamelesi gördüğünü söyleyebiliriz. Ambalaj tasarımı uzmanlığı ne yazık ki ajanslardan kovulmuş, yeterli talep ve pazar derinliği de olmayınca konuyla ilgili arzlar çok sınırlı ve bireysel ölçekte kalmıştır. Yani ülkemizde amblem-logo, marka kimliği (brand identity), kurum kimliği (corporate identity), ambalaj tasarımı (package design) konularında yeterli ve arzu edilen nitelikte arzın olmadığı doğrudur. Ancak, arzın gelişmemesinin sorumlusu da talep noksanlığıdır. Hatta mevcut talebe göre arz fazlasının olduğunu bile söyleyebiliriz belki.
Mevcut arzın yeterli olgunluğa ve bilimsel ciddiyete kavuşmadığını da kabul etmeliyiz. Ancak bu da mevcut talebin niteliği ve görgüsüyle ilgili bir durumdur. Meslek hayatımda, dışarıda bu işlere milyon dolarlar veren kalburüstü firmaların, karşılarına Türk firması çıktığında Bayrampaşa’daki bir baharatçıdan daha fazla cimri davrandığını çok gördüm. Arz kendini nasıl geliştirsin ki?
Şunu hemen söylemeliyim ki, grafik tasarımın başarısı konusunda İstanbul, dünyanın çeşitli merkezlerinden kesinlikle daha geri değildir. Yalnız grafik tasarım arzının iki temel sorunu vardır, biri kendini ispat edeceği bir talep ve pazar derinliği yoktur, diğeri ise grafik tasarımcılarımızın özellikle pazarlama iletişimi konusundaki eğitimsizlikleridir. Bunu, mevcut koşullarda okullarımızın yapamadığı belli, ama bir okul işlevi görecek kurumların oluşmaması da sorunu derinleştirmektedir.
Evet, Avrupa’da ve Amerika’da da bu hizmetler uzun yıllardır reklam ajanslarının hizmet kapsamının dışına çıkarılmış ve firmalar ayrışmıştır. Bu, bambaşka ve uzun bir mevzudur, ama ben “pazarlama iletişimi” çerçevesi içinde değerlendirilmesi gereken bu hizmetlerin çizgi üstü (above the line) ve çizgi altı (below the line) biçiminde ayrıştırılmasına temelde karşıyım. Aslında bu ayrım, reklam ajanslarının yaptığı, reklamverenin de özellikle fiyat politikalarından dolayı teslim olduğu bir ayrımdır ve tercümesi, kârlı işler ve zahmetli işler biçiminde yapılabilir. Ben, dünyada da gelişen, fakat tekelleşmiş reklam ajanslarının gölgesi altında bir türlü kendini ifade edemeyen “crossing the line” anlayışını benimsiyorum. (Bir ara yazarız umarım.)
Markalama (branding) başlığı altında incelenmesi gereken ambalaj tasarımı, bir marka için hem kimliğin kendini ifade ettiği en önemli parça hem de bedava ve zaman limiti olmayan bir iletişim mecraıdır. Bunu çizgi altına atmak, marka için intihardan başka bir şey değildir.
Bu işlerde amaç, estetik harikalar veya bir sanat şaheseri yaratmak değildir elbette; pazarlama iletişimi kapsamında doğru işler yapmaktır. Ancak, işi doğru yapmanın da temel koşullarından biri insan algısında kodlamaları olan, beğeni ve albeni oluşturacak güzellikler yaratmaktır. Yani yapılan iş ticaridir, bir sünnet davetiyesi değildir ve buna pazarın olumlu bir tepki vermesi beklenir.
Ülkemizde bu işler, gerçekten itibarını zedeleyecek ölçüde ucuzdur. Çünkü hem genel pazar hem de bu pazar yeterince olgunlaşmamıştır. Böylesine ölü fiyatların geçerli olduğu bir pazarda, küçük atölyeler dışında “arz”a kim, niye heves etsin? Ancak, kaşını gözünü yararak ve milyon dolarlar ödeyerek de olsa ecnebilerden hizmet alacak kadar bu konuya önem verenlerin sayısının artması pazarın olgunlaşacağının işaretleridir. Mevcut durum ise, doğru bir partner bulmaları halinde, işverenler için bulunmaz bir avantajdır.
Bana göre ambalaj, ambalaj değildir; ambalaj markanın bizzat kendisidir!
“Başarılı Ambalaj Başarılı Pazarlama” kitabının yazarları Herbert M. Meyers ve Murray J. Lubnier “Ambalaj üründür. Başarılı pazarlamacılar tüketici için ürünün ambalaj olduğunun farkındadırlar. Tüketici, ambalajın şeklini, markayı, renkleri, kelimeleri, grafik stili, formları görür ve tepki verir. Sonra da içgüdüsel olarak bir imaj hayal eder. Pazarlamacı için kilidi açacak anahtar, ambalajı güçlü bir satış silahına dönüştürmek ve rekabette bir avantaj sağlamaktır. İşte bu yüzden ambalaj konusunda yatırımlar her yıl artmaya devam ediyor ve ambalaj planlaması şirketler gözünde her gün daha büyük önem kazanıyor.” demektedirler.
Ülkemizde pazarlamanın daha sofistike konuları bile zaman zaman gündem oluştururken nedense ambalaj, ürünün koruma kabı olmasının çok ötesinde bir değer görmüyor. Oysa ambalaj, dediğim gibi hem kimliğin olmazsa olmaz bütünleyici bir parçası hem de sürekli ve yüz yüze, göz göze marka-tüketici iletişimi demektir. Bu bakımdan da, bütünleşik pazarlama iletişiminin diğer parçalarla en fazla bütünleşmesi gereken stratejik bir ögesidir. Ben, Meyers ve Lubnier’den daha da ileri giderek “Ambalaj markadır.” diyorum.
Eğer bu konuyu ciddiye almıyorsanız, hem markanızın kimliğini tamamlayamıyorsunuz hem de onun tüketiciyle göz göze gelmesini, konuşmasını, iletişimini engelliyorsunuz demektir. E, siz bilirsiniz!
Sanıyorum bugün itibariyle ülkemizde üretilen ambalaj tasarımlarının büyük çoğunluğunu matbaaların grafik servisleri gerçekleştirmektedir. Bu servislerde çalışan grafiker arkadaşlar, kullandıkları baskı teknolojisine uygun çalışmalar yapmakta çok başarılı olmalarına karşın marka kimliği ve pazarlama iletişiminin gereklerine uygun davranmak konusunda zaaf içindedirler. Yapılan işler kategorinin temel şablonlarını farklı ambalajlara yaymaktan öteye geçememektedir maalesef. Arada gerçekten yetenekli arkadaşlar olsa bile, kendilerine sağlanan çalışma koşulları bu yeteneklerinin ortaya çıkmasına imkan verecek durumda değildir. Çünkü, sonuçta basımevi, bu işi, baskı işini kapmanın bir rüşveti olarak görmektedir. Gerçekten trajikomik!..
Anlaşılan o ki, bu sütunlar konuyu enine boyuna incelememize imkan vermeyecek... Bu nedenle birkaç ana başlığı maddeler halinde aktararak ayrıntılandırmaları gelecek sayılara bırakalım.
1.
Evet, ambalaj markanın bizzat kendisidir. Markanın sahibine söylüyorum; artık gerekli özeni ve bilimsel yaklaşımı gösterip göstermeme konusunda, gerisini siz bilirsiniz!
2.
Ambalaj tasarımının en zor yanı, kategorinin gelenek ve alışkanlıklarına bağlı kalarak, o kısıtlar içinde bir özgünlük yaratabilmektir. Eliniz kolunuz zincirlerle bağlıyken enfes fırça darbeleriyle muhteşem tablonuzu tamamlayabilmelisiniz. Yani yaratacağınız ambalaj bir yandan “Ben bir zeytinyağı markasıyım, sirke değilim.” derken, bir yandan da “Gördüğünüz gibi diğer zeytinyağı markalarının hepsinden farklıyım.” mesajı verebilmelidir. Bu ilkeyi, margarinden gazoza, sudan çoraba kadar her kategoriye uygulayabilirsiniz/uygulamalısınız.
3.
Aslında ürünün belli bir gramajda paketlenmesi bir nevi kadrajlama çalışmasıdır. Ambalaj tasarımı ise bu kadraj içindeki kompozisyonu ifade eder. Galonlardaki zeytinyağı gerçekten çok sevimsizdir, ne kadar şık olursa olsun kör ve etiketsiz bir şişe ise kompozisyon keyfi vermekte epeyce zorlanır.
4.
Ambalaj, markanın tükecisine sunduğu bir hediye paketi sayılır. Ne kadar güzel ve değerli olursa olsun tektaş bir pırlantayı sevgilinizin önüne çıplak vaziyette atmanız en azından kabalıktır. Kaldı ki bir markanın, ürettiği makarnayı herhangi bir koruyucu ambalajla önümüze koyması kabalığın da ötesindedir.
MART 2007’DE GRAFİK TASARIM DERGİSİ’NDE YAYIMLANMIŞTIR.































10 YORUM:
Son günlerde pazarlama konusunda okuduğum en iyi makalelerin en iyisiydi.
Sürekli olarak okuduğum ender yazarlardansınız.
Saygılarımla
Sevgili Selim Abi, ben geldim.
Daha önce dediğim gibi pazarlama iletişiminin görsel tasarlanması konusu teknik olarak bilgi sahibi olsam da pratikte çok da becerebileceğime inanmadığım bir konu. Ancak pek çok defa tasarım işlerinde yer aldım; yaptım, yaptırdım. Bu yaşamışlıklarımdan edindiklerimi paylaşmak isterim.
Daha önce bir kaç defa tabela yaptırmak durumunda oldum. Tabelacıdan alternatif çalışmalar istedim. Gelen 3 alternatifi basitçe tarif etmek gerekirse, yazı, çizgi ve bir sembol, değişkenler renk kombinasyonları. Tabelacıya, tamam güzel de ben bu görselle müşterime ne söylüyor olacağım deyince büyük şaşkınlık yaşadı. Tabelacı dediğim de kendini reklam ajansı olarak adlandıran bir firma.
2 yıl çalıştığım dekorasyon firmasında proje hazırlamak görevlerimden biriydi. Ben müşteriyle görüşür, onların taleplerine göre taslak hazırlar, dekorasyon departmanına teslim ederdim. Çoğu zaman da yaptığım proje hafif makyajlarla geri gelirdi. Sonra müştriye proje bedeli teklifini verince standart olarak şu tepkiyle karşılaşırdım: "ama yatak odası yandaki mağazada 3 milyar"
Bir firmaya görsel tasarımları konusunda danışmanlık hizmeti vermiştim. Tasarımları uzman tasarımcılara (grafiker değil) yaptırmış, alternatifleri ciddi bir pazarlama planıyla sunmuştum. Bu firma ne yaptı derseniz söyleyeyim: tabelacının ve kartvizitçinin hazırladığı ve kendisine görece ucuza çıkan görselleri ürettirdi.
Böyle daha çok şey gördüm ama benzer kategoride örnekler olduğu için uzatmayayım ve değerlendirmeye geçeyim.
Bizde ambalaj tasarımı denilen olgunun ürünü tasfir etmekten daha fazla bir anlamı yoktur. Zeytinyağı örneğine vurgu yapayım. Ben zeytinyağı müşterisi olarak gerizekalı değilim ki; raftaki malın zeytinyağı olduğunu sen üzerinden etiketi kaldırsan da anlıyorum. Demek ki o etiketin fonksiyonu farklı. Bir de tasarım kalıplarımız var: Bir zeytinyağı etiketi temel olarak üç bileşenden olşur: (1) dolgusu sarı karıştırılmış yeşil, çerçevesi koyu yeşil yüzey, (2) italik ve yumuşak hatlı "Zeytinyağı" yazısı ve (3) yuvarlak zeytin dalı veya iki adet zeytin. Buradan nereye vardığımız açık: Senin yazdıklarının tamamen aynısına.
Talep kısmında esas konu ne dersen; bence pazarlama cehaleti, yine ve yine. Örnek olarak internet sitelerini vereceğim. Bir internet sitesini içerik ve yapan bağlamında 200,00 YTL masrafla açabilirsiniz. Ve ne mutludur ki o yaptırana dünyanın gerçeği internette yer almış ve ticari büyüme için önemli bir adım atmıştır. 200,00 YTL nedir peki; sitenin inşa edilmesidir. Tasarımı kaç para eder: 0,00 YTL. Nedeni basit bizim için önemli olan şey sitenin varlığıdır, niteliği değil. O nedenle de bizim memlekette tasarım para etmez. Etmediği için de tasarımcı kalıpların dışında fark yaratacak işlere emek vermez, çünkü verdiği emeğin karşılığını tahsil edemez.
Basitçe bir şey söyleyeyim; paraya bağlamak doğru değil belki ama eğer bir site 1 birim bedelle inşa ediliyorsa tasarımı da en az 2 birim etmelidir. Çünkü orada çalışan ürün site olsa da esas fonksiyon tasarımıdır. En basitinden girdiğim bir sitede kalmak ve incelemekle kapatıp gitmek arasında fark yaratan bir şey varsa o da sadece tasarımdır. Ama tasarım bizde para etmez.
Raftaki ambalajda da durum benzerdir. Zihniyet de benzerdir, sonuçlar da benzerdir.
Saygılar...
İltifatın için teşekkür ederim Mehmet Bey.
Bülentçiğim, sadece siyasi konularda değil, arada bir mesleki konularda da ayrı düşseydik keşke:)
Yorumun, yazının devamı niteliğinde önemli bir katkı oldu. Tamamına katılıyorum.
Teşekkür ederim.
Yüksekbilgili Pazarlama İletişim Grubu’ndan şimdi aldığım Ebru Fırat’ın “Yeni ambalaj satışı katlar mı?” başlıklı yazısını da sıcağı sıcağına paylaşmak istedim.
Bence Ambalaj önemlidir. Güzel bir ambalaj ürünün albenisini arttırır.
fotodaki muz şeklindeki paket çok güzel düşünülmüş almasa bile bakar insan
Üzerinden uzun zaman geçmiş ama ben fikirlerimi belirtmek isterim.
Ülkemiz de dünya gibi reklamın işlerliğine ve reklam adı altında yapılan her türlü grafik çalışmaya (çizgiüstü-çizgialtı) değer vermeye başladığını gözlemleyebiliyorum. Ama ülkemizde malesef şu sorun var; firmalar tek kalemde bir tasarımcı veya tasarım ofisi ile çalışmayı tercih etmek istemektedirler. Bu da çok yönlü tasarımcı olmak veya multidisipliner bir ajans zorunluğu getiriyor.
Ben yıllardır ambalaj konusunda tasarım üreten bir tasarımcı olarak, bunu profesyonel olarak çalıştığım ajanslarda ve inhouse departmanda kurumsal firmada, ve sonunda kendi tasarım ofisimi açtığım şartlarda beni zorlayan tek unsur; bilgisi veya tecrübesi olmayan herkesin bizim mesleğimiz ile ilgili fikri olması. Mesela biz bir ambalajın doğru briefi üzerine tasarımı inşa ederken pazarın, hedefin yani kısaca konumlandırıldığı yere göre tasarımı şekillendirirken ( renk veya deseninden fontuna kadar tasarımın tüm ögelerinden bahsediyorum) ambalaj sahibi veya yöneticinin şahsi zevkine göre layoutun yönlenmesi malesef acı verici oluyor. Ama bu hiçbir zaman tasarımcı olarak beni karamsarlığa düşürmemesinin tek sebebi yaptığım işten zevk almam. Yani en azından ilk sunuma kadar, bu benim bir nevi kaba tarifi ile mastırbasyonum. O tasarımı yaparken 3.000 lirada alsam 30.000 lirada alsam farklı tasarım yapmayacağımı biliyorum.
Çalıştığım markalarda zaman zaman ambalaj rafta yalnız bırakılır, reklam desteği verilmez bu durumda ambalajın iyi ve kötü ayrımı tamamen rafdaki başarı ile ölçülür. Ambalajın reklam desteksiz satışı tamamen sizin yeteneğinizdir. Tasarımcının görevi o ambalajlı ürünü tüketiciye bir kez aldırmaktır, geri kalan satış becerisi ürünün kalitesi ile orantılıdır. Küresel bir dünyada yaşarken tüketiciye satın alma güdüsünü harekete geçirecek reklam olmadan bir ambalajın rafta başarı oranını çok yüksek görmüyorum. Örnek ülkemize pompalanan birçok ürünün daha kalitelisi ülkemizde ki sanayicilerde yapabilmekte ama onlar birşeyin farkına geç varmaktadırlar. Satışların artması için reklam. Türkün aklına ya kaçarken ya s...çarken gelir atasözü bu durumun tam tarifidir aslında.
Mesleki tecrübeniz ve çalıştığınız ulusal markaların size sağladığı referans ile saten piyasada belirli bir düzeye geldiğinizde artık dinlenmeye ve yönlendirmeye ve tasarımın bedelini siz belirlemeye başlıyorsunuz. Yani şu firma buna yapıyor sizin için geçerli olmuyor. Çünkü siz artık o firma ile aynı düzeyde değilsinizdir. Tabiiki ülkemizdeki fiyat politikası dünya şartları ile kıyaslandığında bana göre çok düşük ama bunu da uluslararası projeler üretmeye başladığımızda aşacağımızı düşünmekteyim.
Herkese bol tasarımlı günler dileği ile..
Genel olarak katılmamak mümkün değil. Teşekkürler.
güzel yazı sizi ilgiyle takip ediyorum teşekkürler
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home