2 Mart 2009 Pazartesi

| Eleştirinin sefaleti, sefaletin eleştirisi!..

Önce şu tespiti yapalım: Reklamcı, mesajın sahibi değildir, mesajı hedef kitlenin açabileceği ve açtıktan sonra da algı ve davranışında değişim yaşayacağı şekilde kodlayan bir profesyoneldir sadece... Yani reklamcı, bir iletişim kodlaması yaparken en “nötr” ve en “dinsiz” tavrını takınır. Çünkü esas olan hedef kitlenin kültür kodlarıdır ve iletişim ancak bu kodlar üzerinden gerçekleştirilebilir.


Hatırlayacaksınız, MediaCat’in Şubat 2009 tarihli sayısında, “Bu senin kitabında da yok!” kampanyasıyla ilgili olarak TBWA\Istanbul kreatif direktörü İlkay Gürpınar’ın, “İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim.” şeklinde özetlediği bir değerlendirmesi yayımlanmış, ben de bu değerlendirme üzerine buradan kendisine teşekkür etmiştim.

Bu kampanyayla ilgili olarak ileri geri çok konuşuldu, olumlu olumsuz çok şey söylendi. Dini en azından antropolojik, sosyolojik ve kültürel bir gerçek olarak bile görmekte zorlanan kişiler, “Dini referanslar üzerinden reklam yapılmaz.” diye beylik bir itirazı dile getirdiler. Oysa bu kampanya, dini referans olarak almıyor, sadece dinsel referanslara bir gönderme yapıyordu. Bazı İslamcı çevreler ise “Hayır, bu onların kitabında var!” diyerek mesajlara sert bir dille itiraz ettiler ve Tevrat’tan birçok ayeti delil olarak ortaya koydular. Gerçi bu itiraz sahipleri hedef kitle içinde yer almadıkları için önemsenmeyebilirlerdi. Ancak, yine de konu, bu görüş sahipleriyle müzakere edilebilirdi. Nitekim kampanyanın etkileri durulduktan, en azından Başbakan Erdoğan’ın kampanyadan taşıdığı mesajları seslendirmeye son vermesinden sonra, yani sükunetli bir ortamda üzerinde yazmayı düşünüyordum. Hâlâ da düşünüyorum.

Fakat, MediaCat’in Mart 2009 tarihli yeni sayısında, bir Yahudi vatandaşımızın ve Draft FCB Ajans Başkan Yardımcısı Vedat Sertoğlu’nun İlkay Gürpınar’ı ve kampanyayı gerçekleştiren ajansı haksız ithamlarla kınamaları, MediaCat’in ise bu kınama mesajları üzerine suya sabuna dokunmayan bir savunma yapması üzerine, hiç olmazsa konunun bir yönünün açıklığa kavuşturulması ve ithamlara gerekli cevabın verilmesi için birkaç satır bir şeyler karalama ihtiyacı doğdu. (Yahudi vatandaşımızın nesnel bir pozisyon alamamasını hoşgörmek mümkündür, ancak onu da insafa davet etmek yerinde olacaktır.)

Önce Vedat Sertoğlu’nun MediaCat’e gönderdiği açıklamaya olduğu gibi aktarayım:

“Pelin Hanım merhaba,

MediaCat’in Şubat sayısının 104. sayfasında yer alan reklam kampanyaları arasında Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayınlanmış olan ırkçı (Boldlar bana ait. AST) bir reklama da yer verilmiş olduğunu üzülerek okudum.

Bu reklamı yapan Genna MCG adlı ajansı ve bu reklama övgüler yağdıran TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü İlkay Gürpınar’ı kınıyorum. MediaCat’in de böyle bir anlayışı yansıtan bir işe sayfalarında yer vermesinden üzüntü duydum ama gözünüzden kaçmış olduğuna inanıyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Vedat Sertoğlu
DRAFTFCB Ajans Başkan Yardımcısı”

Şimdi; hadi kasıt demeyelim ama, eleştiri adabından, analitik düşünebilme yeteneğinden, baktığını görebilmekten ve okuyabilmekten, hatta izandan bu ölçüde yoksun bir değerlendirme için çene yormaya ve bu hezeyanlara cevap vermeye değer mi diye soranlar olacaktır. Doğrusu, ithamlar bu kadar ağır olmasaydı gerçekten değmezdi. Ancak, neredeyse hayatı boyunca ırkçılığı insanlık düşmanlığıyla eş gören biri için, özellikle “ırkçı” suçlaması, yenilir yutulur cinsten değil.
1.
Bu çalışmaların “Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlandığı” iddiası nasıl olur da hiçbir utanma duygusu yaşanmadan dile getirilebilir, anlayabilmiş değilim. İsrail’in Gazze’ye saldırdığı ve açıkça çocuk katliamı yaptığı bir konjonktürde, çalışmaların mesaj hiyerarşisi içinde en üstte yer alan “Filistin’de çocuklar katlediliyor.” ibaresi, (yakın-uzak her neyse) görme sorunundan dolayı atlansa bile, böyle bir hükme varılabilir mi? Türk Musevileri, haşa çocuk katliamı mı yaptı ki, bu kampanya onlara karşı yayımlanmış olsun? Hatta, bu mesajın muhatapları İsrail Musevilerinin bile tamamı olabilir mi? Mesajın gittiği yer o kadar belli ki, bu tür adres şaşırtmalar, öküzün altında buzağı değil, buzağının altında öküz aramaktan farksızdır.
2.
Evet, onlara karşı olmadığı çok açık olsa bile, bu kampanya Yahudi vatandaşlarımızı üzmüş olabilir. Biz de, kendi dindaşlarımızın dünyanın birçok yerinde yaptıkları insan hakları ihlalleri, hatta İslam’a ve insaniyete sığmayan eylemleri yüzünden üzülebilir, hatta bunlar dile getirildiğinde rencide olabiliriz. Oluyoruz da... Bu durumda yapacağımız şey, bunları dile getirenleri mi suçlamak olur, yoksa bizi utandıran eylem sahipleriyle aramıza mesafe koymak mı? Gerçi ben, aralarında gerçekten candan dostlarımın da olduğu Türk Musevi cemaatinden açık bir şekilde İsrail’i kınamalarını da beklemiyorum. Gerçeklere gözüm kapalı değil.
3.
Bir okurumun “Keskin bir zeka ürünü, hayranlık uyandırıcı bir çalışma; böyle bir günde bile -belki de tam bugünde olması gerektiği şekliyle- Musevi inancına sahip olanlara karşı müthiş bir empati gösterisi...” olarak tanımladığı bu kampanyanın, ithamların tam aksine, Musevi inancını ibra ettiği, akladığı, sorunu dini bir çatışmanın ötesinde görerek sadece uygulanan vahşete tepki verdiği, bir çocuk beyninin bile kolayca ayırt edebileceği apaçık bir gerçek değil midir? Nitekim, aynı empati, 11 Eylül sonrası müslümanlara gösterilebilmiş midir? 11 Eylül teröristleri üzerinden İslam ve tüm müslümanlar töhmet altında bırakılmamış mıdır? Bu kampanyadaki bu nezaketi görmek bu kadar mı zordur?
4.
“Gözünüzden kaçmış olduğunu düşünüyorum.” diyerek güya MediaCat’i aklayan Vedat Sertoğlu’nun “göz”üne sokmamız gereken bir gerçek de şu ki, bu kampanyanın mesajını anlaması gerekenler gayet iyi anlamışlardır. Musevi dostlarımız bile... Anlayamayanlar ise, ya gerçeklere gözlerini kapatanlar ya da özellikle anlamak istemeyenlerdir.
5.
Tepki vermeyi “Katil İsrail!” demekten ibaret sananların, Yahudi markalarını boykot ederek gerçekten ırkçılık yapanların, İsrail’de de vicdan sahibi insanların yaşadığına inanamayanların, Türk Musevilerinin masumiyetleri noktasında kuşku taşıyanların, evet, bu kampanyayla birlikte kafa konforları feci şekilde bozulmuştur. Bazılarının kafa konforları bozulurken, bazılarının da algılama, anlama ve yorumlama melekeleri, sanırım dumura uğramıştır.
6.
Sayın Sertoğlu’nun, dünyaya ve meselelere bu gözlükle baktığı sürece Musa’nın ve Muhammed’in gerçek çocuklarını görmesi de pek mümkün değildir.
7.
Son olarak; ırkçılıkla suçladıklarını daha yakından tanımak isterse, şu bağlantıya da bir göz atmasını salık veriyorum kendisine...

Ve bu kör eleştirisinden dolayı kınıyorum!

Bir süre sonra; tartışma ve müzakere adabını bilenler, eleştiri seviyesini tutturabilenler, analiz yeteneği yitirmemiş olanlar, düşünme sefaletine düşmemiş olanlar için konuyu biraz daha genişleteceğim.

Şimdilik bu kadar!

Bir soru da MediaCat’e: Bakan ve gören bir göz, anlayabilen bir zihin için tam tersini görmek ve anlamak hiç de zor değilken, Sertoğlu’nun iddiaları içinde yer alan ve eleştiri sınırlarını kat kat aşarak hakarete dönüşen “Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlanmış kampanya” iftirasının, kampanyayı gerçekleştiren ajans ve zımnen İlkay Gürpınar için “ırkçı” ithamının neredeyse bir “özür” kabilinden yayımlanması ne ölçüde hakkaniyetli ve adil bir davranış olmuştur acaba? Birçok yönden takdirle izlediğimiz bir meslek yayın organının hakaretle eleştiriyi birbirinden ayırt etmesini beklemek hakkımız olsa gerek!

MedicaCat’ten, lafı eveleyip gevelemek yerine, hiç olmazsa kendisi üzerine yapışan lekeden de temizlenmek için, en azından şu iki soruyu muhataplarına sormasını beklerdim: 1. Bu kampanya niçin Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlanmış olsun? Bunu nereden çıkardınız? 2. Bu kampanyanın, sizin görüp de bizim göremediğimiz, bu nedenle de sayfalarımızda yer verme gafletinde bulunduğumuz “ırkçı” yanı neresi?


Güncelleme [ 1 NİSAN 2009, ÇARŞAMBA ]

MediaCat dergisi, Nisan sayısında Genna MCG’nin ajans başkanı A. Uğur Alparslan’ın konuyla ilgili açıklamasına yer verdi:

Merhaba Pelin Hanım,

Derginizin Mart 2009 sayısında, Dayanışma Vakfı adına ajansımız tarafından İsrail’in Gazze saldırısına yönelik olarak yapılmış bir kampanyayla ilgili TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü Sayın İlkay Gürpınar’ın Şubat sayınızdaki bir değerlendirmesi nedeniyle DraftFCB Ajans Başkan Yardımcısı Vedat Sertoğlu’nun, kampanyayı, ajansımızı, Gürpınar’ı ve zımnen derginizi itham eden bir mektubunun yayımlandığını üzülerek müşahede ettik.

Bu mektupta; kampanyanın Yahudi vatandaşlarımıza karşı yapıldığı iftirasına, tarafları da töhmet altında bırakacak şekilde ırkçılık ithamına ve meslektaşlarıyla ilgili bir yargıda bulunurken bin düşünüp bir konuşması gereken bir meslektaşın pervasızca hakaretine maruz kaldığımız ortadadır. Kişilik onurumuza yönelik bu tecavüzün derginiz sayfaları üzerinden yapılması bizleri daha da fazla üzmüştür.

Kampanyanın Yahudi vatandaşlarımıza yönelik olmadığı ve hiçbir ırkçı yaklaşım içermediği izaha ihtiyaç göstermeyecek ölçüde açıktır. Bu kampanyanın, Gazze’deki vahşete imza atanlar dışında yeryüzündeki hiçbir Yahudiye yönelik olmadığını, iddia edildiğinin tam tersine bu inanç sahiplerinin inançlarına empatiyle baktığını, hatta Yahudilik inancını ibra ettiğini izan sahibi herkes çok net bir biçimde algılamıştır.

Sertoğlu’nun iddiasına göre, ülkemizin saygın bir ajansı Türk Musevilerine yönelik ırkçı bir kampanya hazırlamış, değerli reklamcılarımızdan Sayın Gürpınar bu ırkçı kampanyayı övmüş, MediaCat’in değerli editörleri ve yöneticileri de kampanyanın ırkçı özelliklerini göremeyip sayfalarında yer verme gafletine düşmüştür.

Bu meslektaşımızın itham ve iftiralarını, meslektaşlarına yönelik hakaretlerini reddediyor, mektubumuzun, kişilik haklarımızın savunulması adına derginizin aynı sayfalarında yer almasını rica ediyoruz.

Saygılarımla,

A. Uğur Alparslan
Genna MCG Ajans Başkanı

11 yorum:

A. Selim Tuncer dedi ki...

DraftFCB’nin çok beğendiğim Juss kampanyasıyla ilgili bir şeyler yazmaya hazırlanıyordum ki, onun yerine bunu yazmak zorunda kaldım. Neye niyet, neye kısmet? Onu da yazarım bir ara!

MugeCerman dedi ki...

Üstadım;
Eline emeğine sağlık, bir nefeste okudum. Yazdığın ve paylaştığın için teşekkürler. Sapla samanı ayıramayanlara madde madde cevaplar.
Sevgi ile kal...

AddWork dedi ki...

"Sen Muhammed'in çocuğu olamazsın Usame!"

Bugün İstanbul'un her yerini Bu başlığa sahip Billboardlar doldursaydı hangimiz kalkıp tüm müslümanlar töhmet altında bırakılıyor, ırkçılık yapılıyor diyebilirdik? Ya da kaçımız terörist saldırılardan dolayı Usame Bin Ladin'e bir müslüman olarak tepki göstermedik?

Bu afişler de bu açıdan değerlendirilmeli ve yorumların geldiği nokta bu bakış açısına dayanmalı diye düşünüyorum.

Enfes yazı için de elinize sağlık...

Noise dedi ki...

Selim Bey;
Üzülerek size bir eleştirim olacak.
Neden onların inançlarını onlardan daha çok anlayıp, onlardan daha çok saygı duyuyorsunuz ki?

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Az bile tepki vermissiniz. Duygulariniza sağlik.

Kendini Biliş
Ve bir adam söyle dedi: 'Bize kendini bilişten bahset.'

Ve o cevap verdi:

'Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sirrini sessizce bilir.
Ancak kulaklariniz, kalbinizin bilgisini isitmek için deli olur.

Düsüncelerinizde daima bildiginizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarinizin çiplak bedenine parmaklarinizla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olmasi gerekir.

Ruhunuzun sakli kaynagi yükselmeli ve çagildayarak denize dogru kosmali;
Ve o zaman, sonsuz derinliginizin hazineleri gözlerinizin önüne
serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tarti aramayin;
Ve bilginizin derinligini degnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayin.

Çünkü kisi, ölçüsüz ve sinirsiz bir deniz gibidir.
'Tek dogruyu buldum' degil, 'Bir dogruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' degil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamis gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayisiz taç yapraklari olan
bir lotus çiçegi gibi açilir.'

Saygilar...

A. Selim Tuncer dedi ki...

Gönül desteğine teşekkür ediyorum Müge Hocam.

A. Selim Tuncer dedi ki...

AddWork ve Noise’e de teşekkürler, katkıları için...

A. Selim Tuncer dedi ki...

“Tek doğruyu değil, bir doğruyu buldum.” dedim.

Teşekkürler.

(Keşke isim de olsaydı, “biliş” için!)

A. Selim Tuncer dedi ki...

İletişim danışmanı Yusuf S. Müftüoğlu’nun MediaCat dergisi genel yayın yönetmeni Pelin Özkan’a gönderdiği e-posta:

Pelin Hanim Merhaba,

Subat sayinizda 'Reklam Kampanyalari' bolumunde yer alan ve Genna MCG tarafindan bir STK adina hazirlanan 'Sen Musa'nin cocugu olamazsin' baslikli kampanya afisleriyle ilgili ozgur fikirlerini belirterek bu kampanyayi begendigini ifade eden TBWA/Istanbul Kreatif Direktoru Ilkay Gurpinar'a bu gorusleri sebebiyle yoneltilen elestiri ve hatta 'kinama'lari Mart sayinizdaki Gelen Kutusu'nda okudum.

Bir iletisimci olarak suna inaniyorum: Antisemitizm ne kadar insanlik disi ve kinanmasi gereken bir tutum ise, Israil'in yol actigi acilara getirilen elestirilerin otomatik olarak 'antisemitizm' kategorisine alinarak gecersiz kilinmaya calisilmasi da o oranda insafsiz ve tarafgircedir, yobazcadir.

Israil'in en son Gazze'de imza attigi turden saldirganliklari elestirmeye calisan son derece duzeyli, tarafgir olmamaya calisan, nesnel gercekleri ortaya koymaya calisan pek cok medya kampanyasina karsi bu insafsiz ve yobaz 'antisemitizm' retoriginin isleme otomatikman kondugunu goruyoruz.

Bu retorik o kadar rahatsiz edici bir hal aldi ki daha bir kac sene oncesine kadar begeniyle izledigimiz Schindler'in Listesi veya Pianist gibi filmleri bugun izledigimizde begenmekten ziyade Yahudilerin Ikinci Dunya Savasi sirasinda yasadiklari korkunc acilarin somurulmesi olarak gormeye basladik. Bu gidis tehlikeli bir gidistir ve Israil'in aksiyonlarini en duzeyli, en nesnel ve bilimsel dille dahi elestirenleri otomatikman 'antisemit' ilan eden retorigin vicdan sahibi insanlarda yol actigi derin bir yaraya isaret etmektedir.

Bir iletisimci olarak Mart sayinizdaki Gelen Kutusu'nda yer alan iki 'itiraz'i da ayni tehlikeli bakis acisinin birer yansimasi olarak goruyor ve Ilkay Gurpinar'a tek bir destek mesaji gelmemis olmamasini ozgur dusuncenin politik mulahazalarla engellenmesini mazur gorecek bir anlayisin gostergesi olarak kaygi ile izliyorum.

Benim ve pek cok Istanbullu'nun, pek cok iletisimcinin de takip ettigi bu afislerde her hangi bir kufur, asagilama, irkcilik gormedigimi belirtmek isterim. 'Sen Musa'nin cocugu olamazsin' denirken hitap edilenin Israil deveti oldugu aciktir. Bu afislere getirilebilecek tek elestiri, belki de, konjonkturun duygusallligindan kaynaklanan bir abartidir; ki reklam dilinin olmazsa olmazlarindandir abarti.

Ben bir Musluman olarak 11 Eylul'u gerceklestirenlere yonelik sayilari binleri asan medya kampanyasindaki asagilamalarin, ofkenin, kinamalarin muhatabi olarak kendimi gormeme olgunlugunu gosterebiliyorsam, bu ulkenin esit vatandaslari olan Yahudi kardeslerimizin de kendi baglamlarinda bu olgunlugu gosterebilmesi gerekir.

Evet, Turkiye toplumunda oteden beri var olan ve Turk olmayan herkesi, Ermeni olsun, Rum olsun, Yahudi olsun, tum 'gayrimuslim'leri kategorize ederek dislayan tek kelimeyle 'irkci' bir damarin varligini kimse yadsiyamaz. Bu damar en siddetli bir sekilde kinanmali ve dislanmalidir. Bu damarin mesru bir guc haline gelmemesi icin gerekli yasal onlemler alinmalidir.

Ancak gorusleri yayinlanan bu MediaCat okurlarinin o damar ile bu ilanlar arasindaki net baglam farkliligini gor(e)memesi ve bu ilanlari otomatikman antisemitizm klasmanina sokma egilimleri bu olaya nesnel gozlerle bakmadiklari izlenimini yaratmaktadir.

Bu cercevede, bagimsiz bir ajans tarafindan ve kesinlikle goz ardi edilemeyecek bir kreatif calisma ile hazirlanmis olan bu kampanyayi begenme hakkini savunuyor, demokratik bir ortamda goruslerini dile getiren TBWA/Istanbul Kreatif Direktoru Ilkay Gurpinar'i ve onun goruslerine kisitlama getirmeksizin yer veren MediaCat'i selamliyorum.

Saygilarimla,

Yusuf S. Muftuoglu
Iletisim Danismani
Lorbi Tanitim Yonetici Ortagi

Adsız dedi ki...

İlkay Hanım'ın burada saflığının tuzağına düştüğünü iyi görmek gerekiyor. Bir reklamcı olarak sözlerinin nereye gidebileceğini hesap edememiş anlaşılan. Anlaşılan şudur ki, işlerinin yoğunluğundan olsa gerek dünya basını yerine yerel medyadan beslenenlerden bu tarz yorumlar beklebilir. Özellikle günde 12 saat çalışan reklamcıların yandaş ve kartel medyasını takip ederek ne kadar bir fikir sahibi olabileceklerini hepinizin yorumuna bırakıyorum. Zarathustra

A. Selim Tuncer dedi ki...

Bu yorumda anlatılmak istenen nedir, pek anlayamadım. İsimler karıştırılmış olabilir mi?