Markethink ya da Farkethink!

Gözümüz rengi ve formu, kulağımız sesi, dilimiz tadı, burnumuz kokuyu ve parmaklarımız dokuyu algılamamızı sağlar. Bugünün uzaktan iletişim teknolojisi henüz gözümüzü ve kulağımızı besleyebilen yeteneklere sahip olmasına rağmen onun kitlesel yanı hepimizin işini kolaylaştırıyordu. Oysa üç duyunun devre dışı kaldığı, diğer ikisinin ise ancak aracı medyumlar yoluyla alıcı pozisyonuna geçtiği bir iletişim holistik bir algı yaratamazdı. Duyusal markalama, hem tüm duyuları aynı anda harekete geçiren hem de temasın sağladığı sıcaklığı keyifli bir deneyime dönüştüren imkânlarla konvansiyonel yaklaşımların eksikliğini ve yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uğur Batı, bir iletişim profesyoneli olarak elde ettiği birikimi bir akademisyen uzmanlığı ve duyarlılığıyla harmanlayarak bu alanda yepyeni ufuklar açıyor hepimize. (A. Selim Tuncer)

Bir Reklamcıdan Tüyolar...

Pazarlama sürecini satış süreci sanan, B2B terimini hâlâ İnternet üzerinden satış süreci olarak bilen, marka ve ürün arasındaki farkı anlamayan, markanın iletişiminin sadece reklam olduğunu iddia eden, sosyal medyayı kurtarıcı olarak gören, çalıştığı diğer firmaları kendisinin kölesi olarak algılayanlar, eğer iş hayatları ile ilgili yenilikleri ve doğruları öğrenmek istemiyorlarsa bu kitabı okumasınlar!

İsmin Marka Hali

Jack Trout'un dediği gibi, alabileceğiniz en önemli pazarlama kararı bir ürüne ne ad vereceğinizdir. Yanlış bir marka ismi, markanızın yaşam eğrisi boyunca onun yakasını bırakmaz, doğru bir marka ismi ise markanızın her adımda kaldıracı olur. Duygu Phillips’in Türkiye’de bir ilk olan çalışması, bir yandan doğru marka ismi yaratma konusunda rehberlik yaparken diğer yandan da konunun bir kitap boyutuna taşınacak kadar önemli olduğunun altını kalın çizgilerle işaretliyor. Bu kitap; iş dünyasının, marka yaratıcılarının, pazarlamacı ve reklamcıların ellerinden düşürmemeleri gereken bir rehber...

Pazarlama Bi’Tanedir!

"Pazarlama Bi'Tanedir!" alışılmışın dışında bir pazarlama kitabı. Pazarlamanın adını duyan, biraz tanıyan, onu daha derinden anlamak ve daha kapsamlı kavramak isteyenlere sesleniyor. Pazarlama, az ya da çok, bir şekilde, herkesi ilgilendiriyor. Mesleği, alanı, konusu, müşterisi kim olursa olsun, işini iyi yapmak ve işinde başarılı olmak isteyenler, pazarlamaya bakıyor, pazarlamaya sarılıyor, ondan destek bekliyorlar. Kitapta tanıtılan yüzlerce pazarlamadan bir bölümü, farklı alanlardaki uzmanlıkların pazarlamayla birlikteliğinden, bir bölümü de pazarlamayı daha farklı uygulamak arayışları sonunda ortaya çıktı, gelişti. Gelecekte yeni uzmanlıklarla buluşmalarından yeni yeni pazarlamalar doğacak.Bir işi ve bir uzmanlığı olan herkes, bu kitapta kendisini düşündüren, ilham veren, harekete çağıran bir şeyler bulabilecek. (Tanıtım Bülteninden)

Reklamın Dili

Uğur Batı’nın yeni çıkan kitabı Reklamın Dili, özgün ve geniş içeriği, aynı zamanda konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap temelde reklamda etkileme, okunabilme, tanınma, anımsanabilme ve iknanın gerçekleşmesine ilişkin tüm mekanizmaları ele alıyor. Yazar kitabında, reklamın öğeleri olan görsel ve sözel metinler, grafik ve tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyo-psikolojik boyutunu ifade eden mizah, star stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor. Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları, kısacası Türkçe reklam dilinin temel repertuvarı, orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısı da kitapta söz konusu ediliyor. Kitapla ilgili yazıma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Bilinçaltının şifreleri ve kültür kodu

Daha önce “Toplumun kültür kodlarını bilmeden pazarlamaya mı soyunuyoruz?”, “Kültür kodlarını bir kez öğrendiğinizde artık baktığınız şeyin aynı şey olmadığını göreceksiniz” ve “Kültür kodu, şifreli bir kilit gibidir...” başlıklarıyla, hakkında, bazı bölümlerden kısa çeviriler de içeren üç yazı yazdığım ve bu sütunda tanıttığım Dr. Clotaire Rapaille'in The Culture Code adlı kitabı FGP Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırıldı. Kitap yayınevi tarafından şöyle tanıtılıyor: Niçin dünya üzerindeki insanların kişilikleri birbirinden farklıdır? Kişilerin yaşamı, neyi satın alacakları, hatta kime aşık olacakları nasıl belirlenir? Bütün bunların cevapları kültür kodlarında gizlidir. Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan "Kültür Kodu”, kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir. Pazarlama ve reklamcılıkla ilgilenenlerin ötesinde, kendi kişiliğini, çevresini, ülkesini ve dünyayı anlamak isteyenler için de bulunmaz bir kaynak oluşturmaktadır. Dr. Rapaille, kariyerine akademisyen / araştırmacı olarak başlamış bir psikolog; ardından da, çalışmalarını, Fortune 100 şirketlerinin 52 tanesinde (Procter & Gamble, IBM, Chrysler, Ford, Boing, AT&T, Unilever, Disney, Pepsi, Philip Morris, Dior, Nestle, Visa vs.) uygulamaya koyarak danışmanlık alanında ün kazanmış bir pazarlama uzmanıdır. Daha önce akademik dünyada üzerinde çalışmakta olduğu ‘archetype'ler kavramını, üç aşamalı beyin fikri ile birleştirerek pazarlama dünyasına yeni bir kavram sunmuştur. Bu senteze göre, her ulus, kültürü içinde yer alan belli kavramlara çok değişik çağrışımlar (kodlar) yüklemektedirler. “Bilinçaltının şifre kırıcısı” olarak da anılan Clotaire Rapaille, ürünlerin ve müşteri davranışlarının bilinçaltı şifrelerini çözen bir otorite. 25 yıldan beri insan beyninin nasıl çalıştığını araştırmaktadır.

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

Ebru Uzunoğlu, Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç, Sinem Yevgel Çakır’ın ortak kitabı... Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. (Tanıtım Yazısından)

Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄzLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Pazartesi, Mart 02, 2009

| Eleştirinin sefaleti, sefaletin eleştirisi!..

Önce şu tespiti yapalım: Reklamcı, mesajın sahibi değildir, mesajı hedef kitlenin açabileceği ve açtıktan sonra da algı ve davranışında değişim yaşayacağı şekilde kodlayan bir profesyoneldir sadece... Yani reklamcı, bir iletişim kodlaması yaparken en “nötr” ve en “dinsiz” tavrını takınır. Çünkü esas olan hedef kitlenin kültür kodlarıdır ve iletişim ancak bu kodlar üzerinden gerçekleştirilebilir.


Hatırlayacaksınız, MediaCat’in Şubat 2009 tarihli sayısında, “Bu senin kitabında da yok!” kampanyasıyla ilgili olarak TBWA\Istanbul kreatif direktörü İlkay Gürpınar’ın, “İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim.” şeklinde özetlediği bir değerlendirmesi yayımlanmış, ben de bu değerlendirme üzerine buradan kendisine teşekkür etmiştim.

Bu kampanyayla ilgili olarak ileri geri çok konuşuldu, olumlu olumsuz çok şey söylendi. Dini en azından antropolojik, sosyolojik ve kültürel bir gerçek olarak bile görmekte zorlanan kişiler, “Dini referanslar üzerinden reklam yapılmaz.” diye beylik bir itirazı dile getirdiler. Oysa bu kampanya, dini referans olarak almıyor, sadece dinsel referanslara bir gönderme yapıyordu. Bazı İslamcı çevreler ise “Hayır, bu onların kitabında var!” diyerek mesajlara sert bir dille itiraz ettiler ve Tevrat’tan birçok ayeti delil olarak ortaya koydular. Gerçi bu itiraz sahipleri hedef kitle içinde yer almadıkları için önemsenmeyebilirlerdi. Ancak, yine de konu, bu görüş sahipleriyle müzakere edilebilirdi. Nitekim kampanyanın etkileri durulduktan, en azından Başbakan Erdoğan’ın kampanyadan taşıdığı mesajları seslendirmeye son vermesinden sonra, yani sükunetli bir ortamda üzerinde yazmayı düşünüyordum. Hâlâ da düşünüyorum.

Fakat, MediaCat’in Mart 2009 tarihli yeni sayısında, bir Yahudi vatandaşımızın ve Draft FCB Ajans Başkan Yardımcısı Vedat Sertoğlu’nun İlkay Gürpınar’ı ve kampanyayı gerçekleştiren ajansı haksız ithamlarla kınamaları, MediaCat’in ise bu kınama mesajları üzerine suya sabuna dokunmayan bir savunma yapması üzerine, hiç olmazsa konunun bir yönünün açıklığa kavuşturulması ve ithamlara gerekli cevabın verilmesi için birkaç satır bir şeyler karalama ihtiyacı doğdu. (Yahudi vatandaşımızın nesnel bir pozisyon alamamasını hoşgörmek mümkündür, ancak onu da insafa davet etmek yerinde olacaktır.)

Önce Vedat Sertoğlu’nun MediaCat’e gönderdiği açıklamaya olduğu gibi aktarayım:

“Pelin Hanım merhaba,

MediaCat’in Şubat sayısının 104. sayfasında yer alan reklam kampanyaları arasında Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayınlanmış olan ırkçı (Boldlar bana ait. AST) bir reklama da yer verilmiş olduğunu üzülerek okudum.

Bu reklamı yapan Genna MCG adlı ajansı ve bu reklama övgüler yağdıran TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü İlkay Gürpınar’ı kınıyorum. MediaCat’in de böyle bir anlayışı yansıtan bir işe sayfalarında yer vermesinden üzüntü duydum ama gözünüzden kaçmış olduğuna inanıyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Vedat Sertoğlu
DRAFTFCB Ajans Başkan Yardımcısı”

Şimdi; hadi kasıt demeyelim ama, eleştiri adabından, analitik düşünebilme yeteneğinden, baktığını görebilmekten ve okuyabilmekten, hatta izandan bu ölçüde yoksun bir değerlendirme için çene yormaya ve bu hezeyanlara cevap vermeye değer mi diye soranlar olacaktır. Doğrusu, ithamlar bu kadar ağır olmasaydı gerçekten değmezdi. Ancak, neredeyse hayatı boyunca ırkçılığı insanlık düşmanlığıyla eş gören biri için, özellikle “ırkçı” suçlaması, yenilir yutulur cinsten değil.
1.
Bu çalışmaların “Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlandığı” iddiası nasıl olur da hiçbir utanma duygusu yaşanmadan dile getirilebilir, anlayabilmiş değilim. İsrail’in Gazze’ye saldırdığı ve açıkça çocuk katliamı yaptığı bir konjonktürde, çalışmaların mesaj hiyerarşisi içinde en üstte yer alan “Filistin’de çocuklar katlediliyor.” ibaresi, (yakın-uzak her neyse) görme sorunundan dolayı atlansa bile, böyle bir hükme varılabilir mi? Türk Musevileri, haşa çocuk katliamı mı yaptı ki, bu kampanya onlara karşı yayımlanmış olsun? Hatta, bu mesajın muhatapları İsrail Musevilerinin bile tamamı olabilir mi? Mesajın gittiği yer o kadar belli ki, bu tür adres şaşırtmalar, öküzün altında buzağı değil, buzağının altında öküz aramaktan farksızdır.
2.
Evet, onlara karşı olmadığı çok açık olsa bile, bu kampanya Yahudi vatandaşlarımızı üzmüş olabilir. Biz de, kendi dindaşlarımızın dünyanın birçok yerinde yaptıkları insan hakları ihlalleri, hatta İslam’a ve insaniyete sığmayan eylemleri yüzünden üzülebilir, hatta bunlar dile getirildiğinde rencide olabiliriz. Oluyoruz da... Bu durumda yapacağımız şey, bunları dile getirenleri mi suçlamak olur, yoksa bizi utandıran eylem sahipleriyle aramıza mesafe koymak mı? Gerçi ben, aralarında gerçekten candan dostlarımın da olduğu Türk Musevi cemaatinden açık bir şekilde İsrail’i kınamalarını da beklemiyorum. Gerçeklere gözüm kapalı değil.
3.
Bir okurumun “Keskin bir zeka ürünü, hayranlık uyandırıcı bir çalışma; böyle bir günde bile -belki de tam bugünde olması gerektiği şekliyle- Musevi inancına sahip olanlara karşı müthiş bir empati gösterisi...” olarak tanımladığı bu kampanyanın, ithamların tam aksine, Musevi inancını ibra ettiği, akladığı, sorunu dini bir çatışmanın ötesinde görerek sadece uygulanan vahşete tepki verdiği, bir çocuk beyninin bile kolayca ayırt edebileceği apaçık bir gerçek değil midir? Nitekim, aynı empati, 11 Eylül sonrası müslümanlara gösterilebilmiş midir? 11 Eylül teröristleri üzerinden İslam ve tüm müslümanlar töhmet altında bırakılmamış mıdır? Bu kampanyadaki bu nezaketi görmek bu kadar mı zordur?
4.
“Gözünüzden kaçmış olduğunu düşünüyorum.” diyerek güya MediaCat’i aklayan Vedat Sertoğlu’nun “göz”üne sokmamız gereken bir gerçek de şu ki, bu kampanyanın mesajını anlaması gerekenler gayet iyi anlamışlardır. Musevi dostlarımız bile... Anlayamayanlar ise, ya gerçeklere gözlerini kapatanlar ya da özellikle anlamak istemeyenlerdir.
5.
Tepki vermeyi “Katil İsrail!” demekten ibaret sananların, Yahudi markalarını boykot ederek gerçekten ırkçılık yapanların, İsrail’de de vicdan sahibi insanların yaşadığına inanamayanların, Türk Musevilerinin masumiyetleri noktasında kuşku taşıyanların, evet, bu kampanyayla birlikte kafa konforları feci şekilde bozulmuştur. Bazılarının kafa konforları bozulurken, bazılarının da algılama, anlama ve yorumlama melekeleri, sanırım dumura uğramıştır.
6.
Sayın Sertoğlu’nun, dünyaya ve meselelere bu gözlükle baktığı sürece Musa’nın ve Muhammed’in gerçek çocuklarını görmesi de pek mümkün değildir.
7.
Son olarak; ırkçılıkla suçladıklarını daha yakından tanımak isterse, şu bağlantıya da bir göz atmasını salık veriyorum kendisine...

Ve bu kör eleştirisinden dolayı kınıyorum!

Bir süre sonra; tartışma ve müzakere adabını bilenler, eleştiri seviyesini tutturabilenler, analiz yeteneği yitirmemiş olanlar, düşünme sefaletine düşmemiş olanlar için konuyu biraz daha genişleteceğim.

Şimdilik bu kadar!

Bir soru da MediaCat’e: Bakan ve gören bir göz, anlayabilen bir zihin için tam tersini görmek ve anlamak hiç de zor değilken, Sertoğlu’nun iddiaları içinde yer alan ve eleştiri sınırlarını kat kat aşarak hakarete dönüşen “Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlanmış kampanya” iftirasının, kampanyayı gerçekleştiren ajans ve zımnen İlkay Gürpınar için “ırkçı” ithamının neredeyse bir “özür” kabilinden yayımlanması ne ölçüde hakkaniyetli ve adil bir davranış olmuştur acaba? Birçok yönden takdirle izlediğimiz bir meslek yayın organının hakaretle eleştiriyi birbirinden ayırt etmesini beklemek hakkımız olsa gerek!

MedicaCat’ten, lafı eveleyip gevelemek yerine, hiç olmazsa kendisi üzerine yapışan lekeden de temizlenmek için, en azından şu iki soruyu muhataplarına sormasını beklerdim: 1. Bu kampanya niçin Yahudi vatandaşlarımıza karşı yayımlanmış olsun? Bunu nereden çıkardınız? 2. Bu kampanyanın, sizin görüp de bizim göremediğimiz, bu nedenle de sayfalarımızda yer verme gafletinde bulunduğumuz “ırkçı” yanı neresi?


Güncelleme [ 1 NİSAN 2009, ÇARŞAMBA ]

MediaCat dergisi, Nisan sayısında Genna MCG’nin ajans başkanı A. Uğur Alparslan’ın konuyla ilgili açıklamasına yer verdi:

Merhaba Pelin Hanım,

Derginizin Mart 2009 sayısında, Dayanışma Vakfı adına ajansımız tarafından İsrail’in Gazze saldırısına yönelik olarak yapılmış bir kampanyayla ilgili TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü Sayın İlkay Gürpınar’ın Şubat sayınızdaki bir değerlendirmesi nedeniyle DraftFCB Ajans Başkan Yardımcısı Vedat Sertoğlu’nun, kampanyayı, ajansımızı, Gürpınar’ı ve zımnen derginizi itham eden bir mektubunun yayımlandığını üzülerek müşahede ettik.

Bu mektupta; kampanyanın Yahudi vatandaşlarımıza karşı yapıldığı iftirasına, tarafları da töhmet altında bırakacak şekilde ırkçılık ithamına ve meslektaşlarıyla ilgili bir yargıda bulunurken bin düşünüp bir konuşması gereken bir meslektaşın pervasızca hakaretine maruz kaldığımız ortadadır. Kişilik onurumuza yönelik bu tecavüzün derginiz sayfaları üzerinden yapılması bizleri daha da fazla üzmüştür.

Kampanyanın Yahudi vatandaşlarımıza yönelik olmadığı ve hiçbir ırkçı yaklaşım içermediği izaha ihtiyaç göstermeyecek ölçüde açıktır. Bu kampanyanın, Gazze’deki vahşete imza atanlar dışında yeryüzündeki hiçbir Yahudiye yönelik olmadığını, iddia edildiğinin tam tersine bu inanç sahiplerinin inançlarına empatiyle baktığını, hatta Yahudilik inancını ibra ettiğini izan sahibi herkes çok net bir biçimde algılamıştır.

Sertoğlu’nun iddiasına göre, ülkemizin saygın bir ajansı Türk Musevilerine yönelik ırkçı bir kampanya hazırlamış, değerli reklamcılarımızdan Sayın Gürpınar bu ırkçı kampanyayı övmüş, MediaCat’in değerli editörleri ve yöneticileri de kampanyanın ırkçı özelliklerini göremeyip sayfalarında yer verme gafletine düşmüştür.

Bu meslektaşımızın itham ve iftiralarını, meslektaşlarına yönelik hakaretlerini reddediyor, mektubumuzun, kişilik haklarımızın savunulması adına derginizin aynı sayfalarında yer almasını rica ediyoruz.

Saygılarımla,

A. Uğur Alparslan
Genna MCG Ajans Başkanı

11 YORUM:

Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

DraftFCB’nin çok beğendiğim Juss kampanyasıyla ilgili bir şeyler yazmaya hazırlanıyordum ki, onun yerine bunu yazmak zorunda kaldım. Neye niyet, neye kısmet? Onu da yazarım bir ara!

Salı, 03 Mart, 2009  
OpenID MugeCerman yazdı:

Üstadım;
Eline emeğine sağlık, bir nefeste okudum. Yazdığın ve paylaştığın için teşekkürler. Sapla samanı ayıramayanlara madde madde cevaplar.
Sevgi ile kal...

Salı, 03 Mart, 2009  
Blogger AddWork yazdı:

"Sen Muhammed'in çocuğu olamazsın Usame!"

Bugün İstanbul'un her yerini Bu başlığa sahip Billboardlar doldursaydı hangimiz kalkıp tüm müslümanlar töhmet altında bırakılıyor, ırkçılık yapılıyor diyebilirdik? Ya da kaçımız terörist saldırılardan dolayı Usame Bin Ladin'e bir müslüman olarak tepki göstermedik?

Bu afişler de bu açıdan değerlendirilmeli ve yorumların geldiği nokta bu bakış açısına dayanmalı diye düşünüyorum.

Enfes yazı için de elinize sağlık...

Salı, 03 Mart, 2009  
Blogger Noise yazdı:

Selim Bey;
Üzülerek size bir eleştirim olacak.
Neden onların inançlarını onlardan daha çok anlayıp, onlardan daha çok saygı duyuyorsunuz ki?

Salı, 03 Mart, 2009  
Anonymous Adsız yazdı:

Merhaba,

Az bile tepki vermissiniz. Duygulariniza sağlik.

Kendini Biliş
Ve bir adam söyle dedi: 'Bize kendini bilişten bahset.'

Ve o cevap verdi:

'Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sirrini sessizce bilir.
Ancak kulaklariniz, kalbinizin bilgisini isitmek için deli olur.

Düsüncelerinizde daima bildiginizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarinizin çiplak bedenine parmaklarinizla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olmasi gerekir.

Ruhunuzun sakli kaynagi yükselmeli ve çagildayarak denize dogru kosmali;
Ve o zaman, sonsuz derinliginizin hazineleri gözlerinizin önüne
serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tarti aramayin;
Ve bilginizin derinligini degnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayin.

Çünkü kisi, ölçüsüz ve sinirsiz bir deniz gibidir.
'Tek dogruyu buldum' degil, 'Bir dogruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' degil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamis gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayisiz taç yapraklari olan
bir lotus çiçegi gibi açilir.'

Saygilar...

Perşembe, 05 Mart, 2009  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Gönül desteğine teşekkür ediyorum Müge Hocam.

Perşembe, 05 Mart, 2009  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

AddWork ve Noise’e de teşekkürler, katkıları için...

Perşembe, 05 Mart, 2009  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

“Tek doğruyu değil, bir doğruyu buldum.” dedim.

Teşekkürler.

(Keşke isim de olsaydı, “biliş” için!)

Perşembe, 05 Mart, 2009  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

İletişim danışmanı Yusuf S. Müftüoğlu’nun MediaCat dergisi genel yayın yönetmeni Pelin Özkan’a gönderdiği e-posta:

Pelin Hanim Merhaba,

Subat sayinizda 'Reklam Kampanyalari' bolumunde yer alan ve Genna MCG tarafindan bir STK adina hazirlanan 'Sen Musa'nin cocugu olamazsin' baslikli kampanya afisleriyle ilgili ozgur fikirlerini belirterek bu kampanyayi begendigini ifade eden TBWA/Istanbul Kreatif Direktoru Ilkay Gurpinar'a bu gorusleri sebebiyle yoneltilen elestiri ve hatta 'kinama'lari Mart sayinizdaki Gelen Kutusu'nda okudum.

Bir iletisimci olarak suna inaniyorum: Antisemitizm ne kadar insanlik disi ve kinanmasi gereken bir tutum ise, Israil'in yol actigi acilara getirilen elestirilerin otomatik olarak 'antisemitizm' kategorisine alinarak gecersiz kilinmaya calisilmasi da o oranda insafsiz ve tarafgircedir, yobazcadir.

Israil'in en son Gazze'de imza attigi turden saldirganliklari elestirmeye calisan son derece duzeyli, tarafgir olmamaya calisan, nesnel gercekleri ortaya koymaya calisan pek cok medya kampanyasina karsi bu insafsiz ve yobaz 'antisemitizm' retoriginin isleme otomatikman kondugunu goruyoruz.

Bu retorik o kadar rahatsiz edici bir hal aldi ki daha bir kac sene oncesine kadar begeniyle izledigimiz Schindler'in Listesi veya Pianist gibi filmleri bugun izledigimizde begenmekten ziyade Yahudilerin Ikinci Dunya Savasi sirasinda yasadiklari korkunc acilarin somurulmesi olarak gormeye basladik. Bu gidis tehlikeli bir gidistir ve Israil'in aksiyonlarini en duzeyli, en nesnel ve bilimsel dille dahi elestirenleri otomatikman 'antisemit' ilan eden retorigin vicdan sahibi insanlarda yol actigi derin bir yaraya isaret etmektedir.

Bir iletisimci olarak Mart sayinizdaki Gelen Kutusu'nda yer alan iki 'itiraz'i da ayni tehlikeli bakis acisinin birer yansimasi olarak goruyor ve Ilkay Gurpinar'a tek bir destek mesaji gelmemis olmamasini ozgur dusuncenin politik mulahazalarla engellenmesini mazur gorecek bir anlayisin gostergesi olarak kaygi ile izliyorum.

Benim ve pek cok Istanbullu'nun, pek cok iletisimcinin de takip ettigi bu afislerde her hangi bir kufur, asagilama, irkcilik gormedigimi belirtmek isterim. 'Sen Musa'nin cocugu olamazsin' denirken hitap edilenin Israil deveti oldugu aciktir. Bu afislere getirilebilecek tek elestiri, belki de, konjonkturun duygusallligindan kaynaklanan bir abartidir; ki reklam dilinin olmazsa olmazlarindandir abarti.

Ben bir Musluman olarak 11 Eylul'u gerceklestirenlere yonelik sayilari binleri asan medya kampanyasindaki asagilamalarin, ofkenin, kinamalarin muhatabi olarak kendimi gormeme olgunlugunu gosterebiliyorsam, bu ulkenin esit vatandaslari olan Yahudi kardeslerimizin de kendi baglamlarinda bu olgunlugu gosterebilmesi gerekir.

Evet, Turkiye toplumunda oteden beri var olan ve Turk olmayan herkesi, Ermeni olsun, Rum olsun, Yahudi olsun, tum 'gayrimuslim'leri kategorize ederek dislayan tek kelimeyle 'irkci' bir damarin varligini kimse yadsiyamaz. Bu damar en siddetli bir sekilde kinanmali ve dislanmalidir. Bu damarin mesru bir guc haline gelmemesi icin gerekli yasal onlemler alinmalidir.

Ancak gorusleri yayinlanan bu MediaCat okurlarinin o damar ile bu ilanlar arasindaki net baglam farkliligini gor(e)memesi ve bu ilanlari otomatikman antisemitizm klasmanina sokma egilimleri bu olaya nesnel gozlerle bakmadiklari izlenimini yaratmaktadir.

Bu cercevede, bagimsiz bir ajans tarafindan ve kesinlikle goz ardi edilemeyecek bir kreatif calisma ile hazirlanmis olan bu kampanyayi begenme hakkini savunuyor, demokratik bir ortamda goruslerini dile getiren TBWA/Istanbul Kreatif Direktoru Ilkay Gurpinar'i ve onun goruslerine kisitlama getirmeksizin yer veren MediaCat'i selamliyorum.

Saygilarimla,

Yusuf S. Muftuoglu
Iletisim Danismani
Lorbi Tanitim Yonetici Ortagi

Cumartesi, 04 Nisan, 2009  
Anonymous Adsız yazdı:

İlkay Hanım'ın burada saflığının tuzağına düştüğünü iyi görmek gerekiyor. Bir reklamcı olarak sözlerinin nereye gidebileceğini hesap edememiş anlaşılan. Anlaşılan şudur ki, işlerinin yoğunluğundan olsa gerek dünya basını yerine yerel medyadan beslenenlerden bu tarz yorumlar beklebilir. Özellikle günde 12 saat çalışan reklamcıların yandaş ve kartel medyasını takip ederek ne kadar bir fikir sahibi olabileceklerini hepinizin yorumuna bırakıyorum. Zarathustra

Perşembe, 11 Haziran, 2009  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Bu yorumda anlatılmak istenen nedir, pek anlayamadım. İsimler karıştırılmış olabilir mi?

Perşembe, 11 Haziran, 2009  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home