13 Kasım 2005 Pazar

| Amblem, soyutlamadır.

Bana “Amblem nedir?” diye sorulduğunda öncelikle tek bir kelimeyle cevaplıyorum: “Soyutlamadır.”

Bir domates satıcısını temsil edecek en doğru amblem domates olabilir mi? Böyle bir durum, bütün domatesçilerin ambleminin domates olması sonucunu doğururur ki, bu, amblemden beklenen temsil yeteneğini ortadan kaldırır. Domates, belki yalnızca bir çıkış noktası olarak kullanılabilir.

Bugünlerde Türk Kara Kuvvetleri’nin brövesinde yapılan değişiklik tartışılıyor. Tabii tartışmanın grafik sanatı kriterleri bakımından yapılmasını beklemek gereksiz, ancak rasyonel bir temele oturmasında da yarar var. Olay şu: Kara Kuvvetleri Komutanlığı, brövesini yenilerken eski brövede yer alan Atatürk’ün Kocatepe’deki ünlü görüntüsünü kaldırıyor. Ve kıyamet kopuyor.

Atatürk bir simgedir. Ve bu simge iki önemli değer barındıryor bünyesinde: Ulusal bağımsızlık ve çağdaş uygarlık düzeyi... “Çağdaş” kavramıyla içinde yaşanan “çağ” arasında zorunlu bir ilişki bulunmasına karşın kimilerinin bunu “belli bir çağ” olarak algılaması, ister istemez konservatif bir yaklaşım çıkarıyor ortaya. Bu nedenle, kullanılması gereken kriterler anakronik bir düzlemde kalarak tartışmalar herkesin boşluğa konuşması biçimine dönüşüyor.

Kutsal olanla dünyevi olan tartışması benim boyumu aşar. Ama gözlemlediğim bir şey var ki, “kutsal”laştırmalar yeni değerlerin oluşmasını engellemesinin yanında, çağdaş kriterlerin dikkate alınmaması gibi irrasyonel bir “inanç” zemini oluşturuyor. Bu da rasyonel ve yararlı bir tartışma imkanını ortadan kaldırıyor. Bu tartışmanın tarafları arasında herhangi bir grafik tasarımcı ya da bilim adamının yer almaması bunu kanıtlamıyor mu?

Kutsallaştırmaların formlara bile yansıması ilginçtir. Bir devlet kurumuna amblem tasarlandığında kullanılacak formlar bellidir. Yeni bröve bu teamüllerin dışına çıkmış değildir. Ancak söylemek gerekir ki, en azından grafik tekniği açısından doğru bir yenilik yapılmıştır. Genelkurmay da konuyla ilgili olarak elinden geldiğince bir savunma yaptı, eski brövenin teferruatının çok olduğu ve bu nedenle küçük boyutlarda ayrıntıların kaybolduğunu belirterek yeni brövenin bu sorunları giderdiğini açıkladı. Amblemin soyutlama ve temsil yeteneği konularına burada hiç girmeyelim.

Bu tartışma bana, bundan beş altı yıl kadar önce yaşanan bir başka olayı hatırlattı. Bildiğiniz gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi de Ankara’nın kent amblemini değiştirme çabasına girişti. Birçok hukuki engelleme çabası sonunda, sanıyorum bu amblem, sonuçta Büyükşehir Belediyes'nin simgesi olarak kullanılmaya devam ediyor.

Ankara’nın eski amblemi bir Hitit güneşi stilizasyonuydu. (Sıhhiye meydanındaki heykeli hatırlayın.) Hitit güneşinin Ankara’yı temsil edip edememe, kentin yeni ve temsil yeteneği yüksek bir ambleme ihtiyaç duyup duymadığı tamamen ayrı bir tartışmanın konusudur. Ortaya gerçekten temsil edici ve yetkin bir çalışma çıkmış olsaydı, belki buna gerçekten ihtiyacımız olduğu kanaatine de ulaşabilirdik. Ancak bu amblemi, öncelikle grafik sanatı kriterleri açısından değerlendirirsek, ne soyutlama becerisi ne denge ve oran ne de temsil yeteneği bakımından bu kriterlere uygunluğunu iddia edebiliriz. Estetik değerler açısından üç bin yıllık Hitit uygarlığı mirasının yanına bile yaklaşamayan bir simge form yaratamadıktan sonra, doğrusu, bunun hukuki tartışmaları benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Sonuçta ortaya bir çalışma çıkmıştır, bunun kritiğini uzmanlık düzeyinde yapmak, eleştirileri öncelikle o kapsamda oluşturmak gerekmez miydi? İçinde cami var diye amblem eleştirisi yapmak, ilgisi olmayan insanların Hitit uygarlığının sanki mirasçılarıymış gibi davranmaları ister istemez tartışmayı gereksiz düzlemlere çekmiş oldu. İddia ve suçlamalar bu düzlemden yapılırsa elbette savunma da o düzlemden yapılacağı için, sonuçta olan grafik sanatının kriterlerine oldu. Oysa bir amblemde cami stilizasyonu da olabilir, pekala Hitit uygarlığı motiflerinden de vazgeçilebilir. Belki de tartışma doğru alanda yapılmış olsaydı, yeni amblemin savunucuları da daha çağdaş ve temsil edici bir simge geliştirilmesi konusunda ikna olurlardı.

Mimari ile kent arasındaki ilişki organiktir. Bazı kentler, o kenti gerçekten temsil edebilecek, kentin tüm değerlerini bünyesinde barındıran mimari eserlere sahiptirler. Ve bunları amblem olarak kullanırlar. Temsil yeteneği açısından büyük imkanlar sağlayan bu eserlerin simge olarak kullanılması da yanlış bir yaklaşım değildir. Ankara’nın önerilen ambleminde kenti temsil ettiğine inanılan iki mimari eser yer almaktadır: Adı “ata” ile başlıyor diye sembol değer izafe edilen Atakule, cami olduğu için bütün kusurlarının görmezden gelineceği düşünülen, betonarme teknolojisiyle üretilmiş kötü bir taklit olan Kocatepe Camii… Oysa bana göre, sembolleştirilsin diye söylemiyorum, ama Ankara’da temsil yeteneği olan tek mimari eser Anıtkabir’dir.

Amblemde ayyıldızın yengeç gibi tepetaklak olması ayrı bir sorun...

Bu arada, Ankara amblemi tartışmasında da herhangi bir bilim adamının görüş serdettiğine tanık olmadık. Olduysa da mecralarda değer bulmadığı muhakkak. Çünkü bu gibi durumlarda, yukarıda da söylediğim gibi olgu yerine inançlar tartışılıyor.


Formların bile kutsallaştırıldığından söz etmiştim. Türk Kara Kuvvetleri ile Ankara amblemi arasındaki dış form benzerliği dikkatiniz çekiyor mu? Gerçi bu form çıkış noktası itibariyle gerçekten “kutsal”dır, ancak bizim kutsalımız değildir.

Bu form, haçın (crest) sadeleştirilmiş halinden başka bir şey değildir.

Tamamen iyi niyetlerle yola çıkılmış olduğunu düşünüyorum, ama işin içine uzmanlığı sokmadığınızda gördüğünüz gibi iyi niyet yetmiyor. Sonuç: “Haç”ın içinde bir “cami”.