Markethink ya da Farkethink!

Gözümüz rengi ve formu, kulağımız sesi, dilimiz tadı, burnumuz kokuyu ve parmaklarımız dokuyu algılamamızı sağlar. Bugünün uzaktan iletişim teknolojisi henüz gözümüzü ve kulağımızı besleyebilen yeteneklere sahip olmasına rağmen onun kitlesel yanı hepimizin işini kolaylaştırıyordu. Oysa üç duyunun devre dışı kaldığı, diğer ikisinin ise ancak aracı medyumlar yoluyla alıcı pozisyonuna geçtiği bir iletişim holistik bir algı yaratamazdı. Duyusal markalama, hem tüm duyuları aynı anda harekete geçiren hem de temasın sağladığı sıcaklığı keyifli bir deneyime dönüştüren imkânlarla konvansiyonel yaklaşımların eksikliğini ve yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uğur Batı, bir iletişim profesyoneli olarak elde ettiği birikimi bir akademisyen uzmanlığı ve duyarlılığıyla harmanlayarak bu alanda yepyeni ufuklar açıyor hepimize. (A. Selim Tuncer)

Bir Reklamcıdan Tüyolar...

Pazarlama sürecini satış süreci sanan, B2B terimini hâlâ İnternet üzerinden satış süreci olarak bilen, marka ve ürün arasındaki farkı anlamayan, markanın iletişiminin sadece reklam olduğunu iddia eden, sosyal medyayı kurtarıcı olarak gören, çalıştığı diğer firmaları kendisinin kölesi olarak algılayanlar, eğer iş hayatları ile ilgili yenilikleri ve doğruları öğrenmek istemiyorlarsa bu kitabı okumasınlar!

İsmin Marka Hali

Jack Trout'un dediği gibi, alabileceğiniz en önemli pazarlama kararı bir ürüne ne ad vereceğinizdir. Yanlış bir marka ismi, markanızın yaşam eğrisi boyunca onun yakasını bırakmaz, doğru bir marka ismi ise markanızın her adımda kaldıracı olur. Duygu Phillips’in Türkiye’de bir ilk olan çalışması, bir yandan doğru marka ismi yaratma konusunda rehberlik yaparken diğer yandan da konunun bir kitap boyutuna taşınacak kadar önemli olduğunun altını kalın çizgilerle işaretliyor. Bu kitap; iş dünyasının, marka yaratıcılarının, pazarlamacı ve reklamcıların ellerinden düşürmemeleri gereken bir rehber...

Pazarlama Bi’Tanedir!

"Pazarlama Bi'Tanedir!" alışılmışın dışında bir pazarlama kitabı. Pazarlamanın adını duyan, biraz tanıyan, onu daha derinden anlamak ve daha kapsamlı kavramak isteyenlere sesleniyor. Pazarlama, az ya da çok, bir şekilde, herkesi ilgilendiriyor. Mesleği, alanı, konusu, müşterisi kim olursa olsun, işini iyi yapmak ve işinde başarılı olmak isteyenler, pazarlamaya bakıyor, pazarlamaya sarılıyor, ondan destek bekliyorlar. Kitapta tanıtılan yüzlerce pazarlamadan bir bölümü, farklı alanlardaki uzmanlıkların pazarlamayla birlikteliğinden, bir bölümü de pazarlamayı daha farklı uygulamak arayışları sonunda ortaya çıktı, gelişti. Gelecekte yeni uzmanlıklarla buluşmalarından yeni yeni pazarlamalar doğacak.Bir işi ve bir uzmanlığı olan herkes, bu kitapta kendisini düşündüren, ilham veren, harekete çağıran bir şeyler bulabilecek. (Tanıtım Bülteninden)

Reklamın Dili

Uğur Batı’nın yeni çıkan kitabı Reklamın Dili, özgün ve geniş içeriği, aynı zamanda konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap temelde reklamda etkileme, okunabilme, tanınma, anımsanabilme ve iknanın gerçekleşmesine ilişkin tüm mekanizmaları ele alıyor. Yazar kitabında, reklamın öğeleri olan görsel ve sözel metinler, grafik ve tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyo-psikolojik boyutunu ifade eden mizah, star stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor. Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları, kısacası Türkçe reklam dilinin temel repertuvarı, orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısı da kitapta söz konusu ediliyor. Kitapla ilgili yazıma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Bilinçaltının şifreleri ve kültür kodu

Daha önce “Toplumun kültür kodlarını bilmeden pazarlamaya mı soyunuyoruz?”, “Kültür kodlarını bir kez öğrendiğinizde artık baktığınız şeyin aynı şey olmadığını göreceksiniz” ve “Kültür kodu, şifreli bir kilit gibidir...” başlıklarıyla, hakkında, bazı bölümlerden kısa çeviriler de içeren üç yazı yazdığım ve bu sütunda tanıttığım Dr. Clotaire Rapaille'in The Culture Code adlı kitabı FGP Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırıldı. Kitap yayınevi tarafından şöyle tanıtılıyor: Niçin dünya üzerindeki insanların kişilikleri birbirinden farklıdır? Kişilerin yaşamı, neyi satın alacakları, hatta kime aşık olacakları nasıl belirlenir? Bütün bunların cevapları kültür kodlarında gizlidir. Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan "Kültür Kodu”, kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir. Pazarlama ve reklamcılıkla ilgilenenlerin ötesinde, kendi kişiliğini, çevresini, ülkesini ve dünyayı anlamak isteyenler için de bulunmaz bir kaynak oluşturmaktadır. Dr. Rapaille, kariyerine akademisyen / araştırmacı olarak başlamış bir psikolog; ardından da, çalışmalarını, Fortune 100 şirketlerinin 52 tanesinde (Procter & Gamble, IBM, Chrysler, Ford, Boing, AT&T, Unilever, Disney, Pepsi, Philip Morris, Dior, Nestle, Visa vs.) uygulamaya koyarak danışmanlık alanında ün kazanmış bir pazarlama uzmanıdır. Daha önce akademik dünyada üzerinde çalışmakta olduğu ‘archetype'ler kavramını, üç aşamalı beyin fikri ile birleştirerek pazarlama dünyasına yeni bir kavram sunmuştur. Bu senteze göre, her ulus, kültürü içinde yer alan belli kavramlara çok değişik çağrışımlar (kodlar) yüklemektedirler. “Bilinçaltının şifre kırıcısı” olarak da anılan Clotaire Rapaille, ürünlerin ve müşteri davranışlarının bilinçaltı şifrelerini çözen bir otorite. 25 yıldan beri insan beyninin nasıl çalıştığını araştırmaktadır.

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

Ebru Uzunoğlu, Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç, Sinem Yevgel Çakır’ın ortak kitabı... Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. (Tanıtım Yazısından)

Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄzLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Cuma, Aralık 15, 2006

| Acaba hangi gazete hangi gazetedir?

Bugün küçük, ama yararlı bir oyun oynayalım diyorum. Aşağıdaki gazete sayfalarını Türkiye’de aynı günde yayımlanmış (14 Aralık 2006, Perşembe) gazetelerden aldım. Ve her bir gazetenin logosunu koparıp bir başka gazeteye yapıştırdım. Yani gazeteler ve logolar birbirine karıştı. Burada görünen logoları kaldırdığımızda altından o gazetenin gerçek logosu çıkacak. Ülkemizdeki günlük gazetelerin ciddi bir kimliksizlik sorunuyla malul olduğuna dikkat çekmek istiyorum tabii... Soru da şu: Aşağıdaki hangi gazete sayfası hangi gazeteye aittir? [FOTOĞRAFLAR: DARREN BRAUN]


Şuna kesinlikle eminim ki, hiçbir gazeteyi yabancılamadınız. Bazı küçük detaylara dikkat ettiğinizde elbette hangi gazetenin hangi gazete olduğunu da bulacaksınız. Soruyu doğru cevapladığınızda bir ödül kazanamayacağınıza göre, bu küçük detaylara dikkat etmeden cevaplayın. Sonuçta kendinizi değil, gazeteleri test ediyorsunuz çünkü!


Hiç şüphe yok ki, bir gazetenin tasarımının öncelikli hedefi, verilmek istenen bilgiyi, haberi ya da mesajı en doğru, en kısa ve en etkili yoldan okuyucusunun algılamasını sağlamaktır.

Bu anlamda tasarımın başarısının en önemli göstergesi, gazetenin tirajı değil sadık okuyucu sayısıdır.

Bir gazetenin tasarımının nasıl olması gerektiği; yayınlandığı ülkenin kültürel özellikleri, siyasi yapısı, gazetenin yayın ilkesi, yayın amacı ve toplumsal davranış alışkanlıkları ile doğrudan ilişkili olmalıdır.

Örneğin Arap alfabesi kullanan ülkelerde yayınlanan gazete tasarımı elbette bu alfabenin özelliklerine göre (sağdan sola ve bize göre arkadan öne doğru) oluşur. Öte yandan Çin’de alfabeye göre bütün kurgu yukarıdan aşağı oluşabilecektir.

Banliyo üzerine kurulmuş kentleşmenin yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde otobüs, tren, metro gibi toplu taşıma araçlarında okunma kolaylığı nedeniyle tabloid boy gazeteler yaygın olarak kullanılmaktadır. (Bilindiği üzere bu tarz tasarım denemeleri ülkemizde başarısız olmuşlardır.)

Diğer yandan bir gazetenin sadık okurunun gazetesini okumaya ayırdığı ortalama süre, gazete tasarım stratejisini belirlemede en önemli verilerden biri olarak kabul edilmelidir.

Bugün bizim anladığımız anlamda gazetenin ortaya çıkışı 1622 yılında yayına başlayan The Weekly News olarak kabul edilir. Matbaa teknolojisinin gelişim çizgisi ile gazeteciliğin bugüne gelişi arasında yakın ilişki vardır.

Haberin organizasyonunda, yani kaynağından tüketicisine ulaşma sürecinde özellikle matbaa teknolojisinin gazete tasarımları üzerindeki etkisini izlemek için hem yanıbaşımızdaki Avrupa gazetelerine hem de kendi örneklerimize bakmak doğru olacaktır.

90’lı yıllara kadar (meslekte daha eski olanlar çok iyi hatırlayacaktır) gazetecilik üretim ve basım teknikleri açısından yüzyıllar boyu hemen hemen aynı yöntemlerle yapılmıştır. Bu nedenle Avrupa’da hâlâ o dönemlerden kalma siyah-beyaz gazete geleneğini değiştirmemiş bir çok gazete vardır. Hatta o dönemlerden kalma tasarım alışkanlıkları bile neredeyse çok az değişmiştir.

Bunun temel nedeni gazetecilik ve yayıncılık kültürünün, geleneğinin çok köklü olmasıdır. Elbette bu süreç okuyucunun alışkanlıklarını ve beklentilerinini de oluşturmuştur.

Bilgisayar teknolojisinin hayatımıza girmesi ve masaüstü yayıncılık konusunda ulaşılan son nokta tasarımcılara yepyeni ve olağanüstü imkânlar sağlamıştır.

Buna rağmen yakından bakıldığında görülecektir ki özellikle Avrupa yayın organları geleneksel çizgilerini ve kimliklerini yeniden tasarlama noktasında teknolojinin kendisi kadar aceleci davranmamışlardır.

Ancak bilindiği üzere bahsi geçen Avrupalı kurumsallaşmış yayın organlarının hepsinin kendine özgü bir tasarımı, üslubu ve düzenli okuyucusu vardır.

Bu yayın organlarının kendisi için oluşturduğu görsel kimlik, çağın ve teknolojinin gereklerine aşırılıklardan kaçınılarak özenle adapte edilmiştir.

Bugün Avrupa’da, Amerika’da gazeteler gazeteciliğin içinden gelmeyen, ancak günlük yayın tasarımını kendilerine özel bir uzmanlık alanı olarak seçmiş; alanın akademik, entelektüel ve estetik bilgisine hakim, bu alanda eğitim almış tasarımcılar tarafından tasarlanmaktadır.

Maalesef ülkemizde bu alan grafik tasarımcılar tarafından boş bırakılmıştır. Bu boşluk kendini yetiştirmiş editoryal kökenli tasarımcılar (eski ifadesiyle sayfa sekreterleri) tarafından doldurulmuştur. Çünkü yakından bakıldığında görülecektir ki, gazete tasarımı; alanın asgari gazetecilik bilgisi ve görgüsü edinilmeden tasarlanamaz.

Ancak ülkemizde üretilen gazetelerin tasarımlarından hareketle haberciliğin içinden gelinerek oluşan tasarımcı ekibin ya da onların gelenek ve yöntemleriyle yetişen sayfa sekreteri müessesesinin ortaya koyduğu örneklerdeki temel eksiklikler de hemen göze çarpmaktadır.


Bu yöndeki temel eksiklikler kısaca;

1. Ürün tanımı,
2. Pazarlama stratejileri,
3. Hedef kitle analizine dayalı tasarım stratejileri

şeklinde sıralanabilir.

Çoğunluğu oluşturan gazeteleri tasarımları açısından incelediğimizde gazetenin ismini (logosunu) değiştirdiğimizde ilk bakışta hangi gazete olduğunu anlayamayacak kadar birbirinin benzeri, hatta neredeyse aynı tasarımlara sahip olduklarını görürüz.

Bu sonucun bu pazarda faliyet gösteren ve gerek marka imajı, gerek tiraj ve reklam geliri açısından sektörün lideri durumunda bulunan Hürriyet gazetesinden etkilenilmesinden kaynaklandığı açıktır.

Öte yandan;
1.
Gazete tasarımı üreten sayfa sekreterlerinin, konuyu sosyolojik, estetik, iletişim stratejileri temelinde bir birikimle değerlendirememeleri,
2.
Tasarımı hep “daha çok satan”, “daha itibarlı” gazetelerde çalışırken öğrendikleri tasarım alışkanlıkları üzerinden yapmaları,
3.
Ya da talebin “çok satan falanca gazete gibi olma” noktasında oluşması,
4.
Çoğunlukla da 2’inci ve ve 3’üncü şıkkın her ikisinin birlikte düşünülmesi içerikleri, hedef kitleleri, yayın ilkeleri, yayın amaçlan birbirinden tamamen ayrı olabilen ürünlerin (gazeteler) neredeyse tamamen aynı tasarlanmasına neden olmaktadır.

Gazetenin tirajının yüksek oluşu ve okuyucu profilinin sosyokültürel, sosyodemografik tanımlanmasındaki netlik, reklam gelirleri üzerinde, tasarım ise yayının itibarı ve siyasi etkileme gücü üzerinde doğrudan etkilidir.

Gazete tasarımlarındaki bu aynılaşma yayın ilkeleri ve hedef kitleleri açısından ayrı ayrı kategorize edilmiş ürünlerin hedef kitle bazında birbirine karışmasına neden olmaktadır.

Gerek tasarım, gerekse yayın amacı ve ilkeleri konusunda hedef kitle farklılaşmasını tamamlamış (estetik açıdan başarılı ya da başarısız) gazetelerin daha az kimlik sorunu yaşadıkları ortadadır.

Kendilerini farklılaştırmış gazeteleri biraz daha yakından incelersek;

Radikal
Kendisini tasarımı, ismi, hedef kitlesi itibarıyla daha başlangıçta farklılaştırmayı amaçlamış ve başarmıştır. Hedeflediği kitlenin siyasi ekonomik ve kültürel formasyonu nedeniyle düşük de olsa düzenli bir tiraja oturmuş, etki gücü tirajına oranla daha yüksek, buna rağmen reklam geliri düşük, okuyucusunda aidiyet duygusu oluşturmayı kısmen de olsa başarmış bir günlük gazetedir. Eski heyecanını ve tasarım konusundaki üstünlüğünü bugün itibariyle önemli ölçüde kaybettiğini söyleyebiliriz.

Cumhuriyet
Gazetecilik geleneği açısından en eski ve köklü yayınlardan biri olmanın avantajını taşır. Gerek habercilik gerekse tasanm açısından öncülük etme avantajları olmuş, ancak tasarım açısından çağın beklentilerine uyum gösterme noktasında Avrupalı örneklerinin gösterdiği cesareti gösterememiş ya da başarılı olamamıştır. Buna rağmen yayın ilkeleri ve tasarım üslubu yönünden tutarlı duruşu ona hâlâ itibarı yüksek bir gazete olma avantajı sağlar. Toplumsal değişime ayak uyduramamasından dolayı çok tiraj kaybetmiştir.

Zaman
Misyon gazeteciliğinin önemli örneklerinden biridir. Tasarım açısından yaşadığı sürecin dikkatle incelenmesi gerekir. Siyah-beyaz bir gazeteden bugünkü tasarımına ulaşmada Cumhuriyet gazetesinin başarılı olamadığı süreci oldukça zahmetli, ancak çok cesur ve gayretli bir şekilde aşmayı başarmıştır. Muhafazakar bir cemaat gazetesi olmasına rağmen hem tirajını, hem etki gücünü ve hem de estetik düzeyini yükseltmeyi başarmıştır. Tasarımının özellikleri ve başarısı; hedef kitlesi ve okur alışkanlıkları açısından elbette tartışılabilir, ancak kendini farklılaştırma ve kendi özgün kimliğini oluşturma yönünden iyi bir örnektir. Tasarımın genel ilkelerine uymaya çalışmakla birlikte Türk okur alışkanlıklarını dikkate almak noktasında sorun yaşamaktadır. Ama en azından bir grafik dil ve görsel tavır oluşturmayı başarmıştır.


Aslında gazete tasarımını, genel grafik kuralları dışında düşünmek mümkün değildir. Gazete tasarımı (newspaper design) dendiğinde denge (balance), kontrast (contrast), ritm (rhythm), bütünsellik (unity), uyum (harmony) hedeflerine ulaşmak için bir tasarımcının yapacağı işlerin genel çerçevesi çok temel olarak altı maddede özetlenebilir:

1. Logotype
2. Grafik Elemanların Üretimi
3. Fotoğraf Stratejisi
4. Görsel İletişim Dili
5. Görsel Kimliği Oluşturan Renk Tercihleri
6. Dizayn

Bir gazete görsel kimliği oluştururken dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de günük yayın hızına yetişebilecek özellikleri ve uygulama kolaylıklarını ihmal etmemektedir.

Gazete tasarımı, toplam kimliğinin en önemli unsurudur; kesinlikle yazıları, fotoğrafları ve diğer elemanları, sektörde oluşmuş klişeler doğrultusunda sayfalara boca etmek demek değildir.

Son söz: Türk gazete tasarımı elbette kendi özgün yolunu bulmalıdır. Ne Zaman gibi Anglo-Sakson havası taşıyan bir “beyaz gazete” özelliği taşımalı, ne de diğerleri gibi birbirini virgülüne ve rengine kadar taklit eden kimliksizlik numuneleri olmalıdırlar.

16 YORUM:

Blogger Mehmet Doğan yazdı:

Harika bir degerlendirme/inceleme olmus. Zevkle okudum.

Isin ilginc yani bahsettigin geleneksel gazete tasarimdaki eksiklikler en azindan yaklasik 1.5 yil once online versiyonlari icinde gecerli idi. Fakat ben bu konuyla ilgili bir yazi yazarken daha farkli bir konuya deginmistim ve tabi ki bahsettigim konu tamamen web icin gecerli

Web icindeki domain benzerlikleri esasinda iyi bir kavram. Yapilan arastirmalar gosteriyor ki genelde kullanicilar cesitli domainlerde farkli davranislar sergiliyor ve bu orta yonleri domain bazinda kullanmak esasinda onemli fakat bu tamamen farkli bir konu geleneksel gazete tasarimi icinde senin de anlattigin gibi.

Uzerinde yenileme yapmadim fakat eger okumak isteyen olursa 1.5 yil once yazdigim yazi burada

Cuma, 15 Aralık, 2006  
Anonymous Adsız yazdı:

Gerçekten iyi düşünülmüş ve çok güzel yakalanmış bir konu.. Ben de uzun olmasına rağmen zevkle okudum. Hatta; Anlayan(lar)a "tokat" gibi bir yazı da diyebilirim, Tebrikler Selim Abi...

Cuma, 15 Aralık, 2006  
Anonymous Murat Koçuk yazdı:

Selim Bey,

Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.

Baktığım basılı ürünleri çok dikkatli incelememe rağmen gazetelere bu kadar dikkatli bakmak aklıma gelmemişti.

Kafamda canlandırdığımda söylediğiniz gibi tüm gazeteler birbirinin benzeri ve bir standart çerçevesinde ilerliyor. Bahsettiğiniz gazetelerden biri Tasarımsal bir değişiklik yaparsa eminim okuyucuların dikkatini çekicek ve trajı artacaktır.

Umarım dikkate alması gereken kişilerde bu yazıya ulaşabilirler.

Çalışmalarınızda başarılr.

Murat Koçuk

Cuma, 15 Aralık, 2006  
Blogger ssbb yazdı:

Star da farklılaşmış bir gazete, en azından son gördüğümde; Fatih Çekirge döneminde öyleydi. Kısa kısa ama çok sayıda ve her sayfada üçüncü sayfa haberleri, büyük fontlar, kelime oyununa dayanan manşetler ve hamasi söylemle belli ki epeyce düşünülerek türk halkına yönelik yaratılmış bir gazeteydi.

TV'yi hedeflediğiniz düşüncesinden uzaklaşmaya başladım, eğer niyetiniz hala böyle ise kaliteyi yükseltmeniz değil, düşürmeniz gerekecek:)
selamlar
bora

Cumartesi, 16 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Yazındaki tespitler gerçekten çok ilginç Sevgili Mehmet... Mecranın değişmesi sonuçta anlayışı değiştirmiyor ki!

Cumartesi, 16 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Teşekkür ederim Sevgili Mustafa Avcı...

Cumartesi, 16 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sevgili Murat Koçuk, gazetelerin çok harcıalem ürünler olduğu ön kabulüyle hareket ediyoruz galiba. O nedenle pek umursamıyoruz diyebilir miyiz?

Cumartesi, 16 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Evet Sevgili Doktor, Star gazetesi Fatih Çekirge'yle birlikte ilk çıkışını yaptığında, tasarım özellikleri de dahil, Batı’daki tabloid yaklaşımını büyük ebada uyarladı. Sonuçta o da öyle bir taklitti yani.

İkinci paragrafın, ilgili iddiayı dile getirdiğin zamanlarda kalite düşük müydü kaygısını uyandırdı bende:)

Selam.

Cumartesi, 16 Aralık, 2006  
Anonymous Adsız yazdı:

Birisinden bekliyordum bu tarz bir yazıyı. Siz yazdınız. Teşekkürler.
Tasarımda farklılaşma konusunda Cumhuriyet ve Zaman gazeteleri isimlerini okumadan hangi gazete olduklarını söyleyebileceyimiz iki gazete. Ve bir de Radikal. Tespitlerinize katılıyorum. Zaman yanılmıyorsam uluslararası SND'den (Society News Design) tasarım mükemmellik ve ikincilik ödülü almış.
Benim dikkat çekmek istediğim konu ise içerik-Zaman haberi yorumdan ayıran tek gazete diyebilirim!

Pazartesi, 18 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Teşekkür ederim. Zaman gazetesiyle ilgili olarak şunu ilave edebilirim. Zaman,’ın başarılı bir grafik tasarıma sahip olduğunu söyleyebiliyoruz, ama Türk okurunun ve gazete geleneğimizin belli teamüllerini zorlamamalıydı diye düşünüyorum. Mesela yazarları tek sayfaya toplamak gibi...

Haberle yorumun karıştırılmadığı görüşüne de kısmen katılıyorum. Çünkü bunun yüzde yüz başarılabileceğine inanmıyorum. Haberin gazeteye girmiş olması da, manşete çıkarılması da, kıyıda köşede bırakılması da sonuçta bir yorumdur. Ancak, sansasyonel, yanıltıcı ve provokatif başlıklara yüz vermediğini, soğukkanlı ve sağduyulu bir yaklaşıma sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Çarşamba, 20 Aralık, 2006  
Blogger aylin sener yazdı:

Selim Bey,
Yazınızı büyük bir keyifle okudum. Tasarımda görsel farklılık yaratmak çok önemli. Ama bu ancak farklı düşünmekle gerçekleştirilebilir. Herkes benzer şeyler düşünüyorsa ve aynı mantıkla davranıyorsa ortaya çıkan şey aynı olacaktır. Ya da öyle küçük noktalarda ayrışacaktır ki, tasarım bakımından ayırt edici niteliğe sahip olması imkansızlaşacaktır.
Uzun lafın kısası şu: Tüm gazeteler okuyucuya aynı şekilde ulaşmaya çalıştığı için görsel anlamda birbirinin taklidi olmaktan öteye gidemeyen standart sayfalar ortaya çıkıyor. Ama içerik ve kapsama baktığımızda da durum çok farklı değil. Gazatelerin ekleri de hem görsel açıdan hem de içerik bakımından birbirinin "laciverti".
Sevgiler...

Cumartesi, 23 Aralık, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Evet Sevgili Aylin, çok güzel ifade etmişsin. Aslında bu durum, gazetelerimizin pazarlama nosyonundan ne kadar uzak olduklarını gösteriyor, öyle degil mi?

Pazar, 24 Aralık, 2006  
Anonymous Bülent Akgül yazdı:

Sayın Selim Tuncer,

Bu konu okulda bir hocamızın, izninizle adını saygı ve sevgiyle anmak isterim Gülpınar KELEMCİ SCHNEIDER, bir gazete haberinin (iç sayfalardan) fotokopisini sınıfta göstermesi ve benim gazetenin Sabah olduğunu tahmin etmem ve kendisinin "nasıl anladın ki?" diye sormasıyla ilgimi çekmişti. Ancak konuya vakıf olmadığımdan dolayı yazmak gayretine düşmemiştim. Sayende artık bilgi sahibiyim.

Gazetenin Sabah olduğunu anlamıştım çünkü Sabah'ın iç sayfa tasarımı diğer gazetelerden farklıdır.

Zaman gazetesi hakkında bir şeyler yazmak istiyorum ancak öncelikle tirajda Türkiye genelinde 2. sırada olduklarını belirteyim. Ben Zaman okmaya değişime uğradıkları ilk zamanlar başlamıştım. Çalıştığım yerde (mobilya mağazası, ama mimari çalışıyor) patron benden bu gazeteyi mağazada okumamamı istedi. Zira müşteri portföyü görece zengin ve elit tabakadan olan mağazamızda müşteriler Zaman gazetesini hoş karşılamaz dedi.

Aslında söyleyeceğim şu, gazete olarak en başarılılarından biri olan Zaman, geçmişinden kalan cemaat ilişkisi mirasını taşımak yerine, yeni bir isimle çıksa karşımıza daha başarılı olur muydu? Birşey söylemeyecekmişim, soracak mışım. Cevaplamanız dileğiyle.

Pazartesi, 26 Şubat, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Zaman, geçmişinden kalan cemaat ilişkisi mirasını taşımak yerine, yeni bir isimle çıksa karşımıza daha başarılı olur muydu?

Daha önceki yorumlarımda da ifade etmiş olmam lazım, aslında Zaman grafik yaklaşımıyla bir "farklılaşma" sağladı, ancak “farklılaşma”nın yönü itibariyle hedef kitle segementiyle uyumlu olduğunu düşünmüyorum. Öyleyse başarının ardındaki etmenleri gözden geçirmek gerekir:
1.
Zaman; Vakit ve Yeni Şafak gibi harcıalem bir grafik dizaynla yayımlanan gazetelere göre, bu yönüyle, pek rijit olmayan daha üst segmentlerde itibarını yükseltmiş oldu.
2.
Bunun, tiraja yüksek oranda bir yansıması olduğunu düşünmüyorum, ama bu yolla elde edilen legalitenin tiraja hiç yansımadığını da söyleyemeyiz.
3.
Zaman’ın tirajı tartışmalıdır. Abone oranıyla bayi satışı arasındaki uçurum hep kuşkulara neden olmuştur.
4.
Sistem, abone merkezlerinin bayiden gazeteleri satın alıp abonelere dağıtması şeklinde kurgulanmıştır. Hiçbir gazetenin, yalnızca tiraji yüksek göstermek için böyle muvazaalı bir durum yaratıp, dağıtım şirketinin payı da dahil olmak üzere bu ölçekte bir finans yükünü taşıması anlamlı olmadığı gibi, mümkün de değildir. Bu nedenle tirajın hayali olduğu iddialarına katılmıyorum.
5.
Ancak, gidip bayiden gazetesine alma zahmetine katlanacak okura göre, mevcut okur kalitesinin sorgulanması mümkündür.
6.
Okurların tümü cemaat üyesi değildir. Ancak cemaat üyelerinin bireysel çabalarının abone sayısını yükseltme konusundaki belirleyiciliğini göz ardı edemeyiz.
7.
Öyleyse bu başarının ardında cemaatin varlığını kabul etmemiz gerekir.
8.
İsim değiştirmeyle cemaat ilişkisini gizlemek mümkün değildir. Hele hele benzer şekilde cemaat bireylerini gazetenin başarısı için harekete geçirme durumunda bu ilişki yine net bir biçimde algılanacaktır.

Sorunun bence cevabı; “Zaman, geçmişinden kalan cemaat ilişkisi mirasını taşımak yerine, karşımıza yeni bir isimle çıksaydı daha başarılı olamazdı.” şeklindedir Sevgili Akgül.

Pazartesi, 26 Şubat, 2007  
Anonymous Bülent Akgül yazdı:

Tamamen tatmin edici, üzerine söylenecek söz bırakmayan cevabınıza teşekkür ederim.

Saygılar...

Salı, 27 Şubat, 2007  
Anonymous İlkem yazdı:

Walla Eski bir yazı ama çok hoşuma gitti daha yeni okuma imkanı buldum teşekkürler

Salı, 25 Kasım, 2008  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home