9 Aralık 2019 Pazartesi

| Ömer Şengüler ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde bu haftaki konuğum marka mimarı, girişimci ve Global Magic Brands Başkanı Ömer Şengüler’di. Kahire’de doğan, Riyad Üniversitesi’nde sosyal bilimler, İstanbul Üniversitesi’nde işletme, Marmara Üniversitesi’nde sosyoloji, Bilgi Üniversitesi’nde hukuk, Harvard ve MIT'de pazarlama eğitimleri alan, Türkiye’de reklamcılık ve mecra geliştirmeleri konusunda özgün girişimlerde bulunan, ülkemizden global markalar çıkması gerektiğine inanan ve bu alandaki çalışmalara yoğunlaşan Senguler’le renkli hayat hikayesinden mesleki deneyimlerine, reklam sektörüne yaptığı katkılardan marka yaratma ve geliştirme çalışmalarına, Prof. Philip Kotler’la ilişkilerinden yeni çıkan kitabı “Marka Ol E mi?”ye uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

8 Aralık 2019 Pazar

| Gülşah Çeliker ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum belgesel film yönetmeni, yapımcı ve araştırmacı Gülşah Çeliker’di. Sabiha Gökçen’in hayatını konu alan belgeseli çeşitli uluslararası özel gösterimlerde yer alan, ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile Piri Reis Dünya Haritacısı Drama Belgeseli için çalışmalara başlayan, Hollanda’da arşiv araştırmaları ve röportajlar yapan, bu çalışmalar için 2010-2015 yılları arasında, İtalya-Türkiye arasında yaşayan, Roma, Vatikan, Venedik devlet arşivlerinde ve Bologna Üniversitesi’nde araştırma ve çekimlerine devam eden, Akdeniz tarihi ve Piri Reis ile ilgili yazıları çeşitli dergilerde yayımlanan, on yıldan fazladır bu belgesel film için çalışan, geçtiğimiz günlerde Piri Reis ve Kristof Kolomb‘un karşılaşmalarını konu edinen Haritacı ve Kaşif adlı romanı yayımlanan Gülşah Çeliker’le Piri Reis’in hayatından Piri Reis haritasına, 15. ve 16. yüzyıl Akdeniz dünyasından korsan savaşlarına, Osmanlının Akdeniz hakimiyetinden Batı‘nın yeni keşiflerine, Piri Reis drama belgeselinden uluslararası sinema filmi hedefine uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

2 Aralık 2019 Pazartesi

| Ender Merter ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum reklamcı, yazar, TV programcısı ve İlancılık Reklam Ajansı Eşbaşkanı Ender Merter’di. Güzel Sanatlar ve İşletme eğitimi alan, profesyonel yaşamına ilk olarak 1979’da okul yıllarında Cağaloğlu’nda başlayan, sonrasında TRT’de dublaj, reklam ve yayıncılık alanlarında çalışan ve iletişim sektöründe derin bir deneyime sahip olan Merter’le Türk grafik tasarım tarihinden Cumhuriyet döneminde grafik tasarımın öncüsü İhap Hulusi Görey’e, Görey’in grafik arşivinden Marmara Üniversitesi’nde eserlerinin sergilendiği Cumhuriyet Müzesi’ne, harf devriminden tipografiye, Türk reklamcılığından sektörün sorunlarına kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

22 Kasım 2019 Cuma

| Ürün üründen ibaret değildir, daha önemlisi o bir kavramdır

“Hamile mi kaldım?” endişesi ile “Hamile kaldım mı?” ümidi birbirine tamamen zıt duygular olmasına rağmen durumu teşhis edecek ürün ve/veya işlemler fiziken aynıdır. Ancak ürün iki farklı kadının gözünde aynı kavramsal içeriğe sahip olamaz.


Bu nedenle Quidel’in üzerinde gülümseyen bebek fotoğrafı bulunan gebelik testi ürünü 9.99, aynı ürünün sade bir ambalaj tasarımına sahip olanı ise 6.99 dolara, hem de prezervatiflerin bulunduğu rafta satışa sunulur. İki aynı nitelikteki ürünün ilki bebek sahip olmak isteyen, ikincisi istemeyenler içindir.



Firmanın böyle bir ayrıma gitmeden önce yaptığı araştırmanın, satın alanların yarısının bu ürünü hamile kalmadıklarından emin olmak için kullandıklarını gösterdiğini de belirtmiş olayım.

Yukarıdaki bebek fotoğrafı, bebek isteyen bir kadın için tatlı bir özlemin, “Acaba hamile mi kaldım?” tedirginliği yaşayan bir kadın için ise iç karartan bir kaygının göstergesi olmaz mı? O bebek gülümsemesi onun gözünde sinir bozucu ve pis bir sırıtmaya dönüşmez mi? Öyleyse Quidel‘e kadar gitmemize gerek yok, demek ki aynı göstegeler bile apayrı kavramları açabiliyor zihinlerde.

Elinizde böyle ilginç bir vaka olmasa da, ürün üründen ibaret değildir, daha önemlisi o bir kavramdır.

Bazı detaylar için Fatih Bektaş’a teşekkürler.

21 Kasım 2019 Perşembe

| Jan Deui Kim ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Güney Koreli YouTuber ve iktisatçı Jan Deui Kim’di. Güney Kore Kookmin Üniversitesi’nden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olduktan sonra iktisat yüksek lisansını Türkiye’de yapan Jan Deui Kim’le Türk kültüründen Türkiye deneyimlerine, Koreli Gözüyle adlı blog ve YouTube kanalında Türkiye’yi tanıtan yazı ve videolarından Türkiye ve Güney Kore arasındaki kültürel benzerlik ve farklılıklara, Güney Korelilerin Türkiye izlenimlerinden beklentilerine, ülkemizin turizm potansiyelinden Güney Kore Dalgası Hallyu’ya kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

11 Kasım 2019 Pazartesi

| Günseli Kato ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum dünyaca ünlü ressam ve performans sanatçısı Gunseli Kato’ydu. Resim sanatına ilgisi Prof. Süheyl Ünver’in verdiği minyatür derslerine katılmasıyla başlayan, Tokyo Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Geleneksel Japon Resmi Bölümü’nde Prof. Hirayama Ikuo ile çalışarak eğitimini tamamlayan, Tokyo’da okuduğu okulda 1983 yılından beri Türk minyatür sanatı üzerine dersler veren, on iki yıl boyunca bir İslam seramik sanatı uzmanı olan Takuo Kato’nun atölyesinde çalışan, Türk ve Japon kültürlerini harmanlayarak minyatür sanatı öğelerini performans, heykel ve otonom hale sokarak gelenekseli çağdaş sanat anlayışıyla buluşturan, kültürel öğelerle hem geçmişi vurgulayıp hem de kültürler üstü bir alan oluşturan Gunseli Kato’yla İstanbul’dan Tokyo’ya, minyatürlerinden sahne performanslarına, sergilerinden Türk ve Japon kültürlerine ait izleri yansıtan çalışmalarına, iki ülkenin tarihinde ortak bir nokta olan İpek Yolu’ndan ipeğe uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

5 Kasım 2019 Salı

| Seda Özen Bilgili ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Restoratör-Mimar Seda Özen Bilgili’ydi. Tarihi yarımadanın koruma amaçlı imar planında çalışan, Yeni Cami, Sultanahmet Camii, Sinan Paşa Sebili, Ayasofya Türbeleri gibi tarihi eserlerin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlayan, eski eserlerin hikayelerini araştırmaya, restorasyonlarını yapmaya devam ederken mimari, restorasyon, şehir planlaması, mimarinin sosyal hayatla bağı, tarihi yapıların korunması ve ihyası gibi konularda sosyal mecra paylaşımlarıyla dikkat çeken Bilgili’yle sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

1 Kasım 2019 Cuma

| Balık ekmekçiler İstanbul kültürünün bir parçasıdır

İstanbul kökenli olmadığım için Eminönü’ndeki balık ekmeklerden ilk kez 70’lerde İstanbul’a geldiğimde yemiştim. Güzeldi. O zamanlarda balıkları üstü açık basit teknelerde geniş bir tavada pişirip servis ediyorlardı.


80’lerde İstanbul’a yerleştiğimde bir iki kez daha yedim. Daha öncekilerden bir farkları yoktu.

Bugünlerde gündeme gelen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin balık ekmekçileri kaldırmaya yönelik kararıyla birlikte yeni hallerini fark etmiş oldum. 1800’lerden bu yana bölgede hizmet verdikleri söylenen balık ekmekçilerin tekne tasarımları on beş yıldır böyleymiş, görmemişim.


Haberle karşılaştığımda ilk tepkim şöyle oldu:“Çıkan haberlere göre Eminönü’ndeki balık ekmekçiler görüntü kirliliği yarattıkları için kaldırılıyormuş. Görüntü kirliliği konusunda hangi kriterler kullanılıyor, bilmiyorum. Evet, Gökçek’in Ankara kapıları gibi bu saltanat kayığı çakması kiç kayıkların görüntü kirliliği yarattıkları doğrudur fakat bizzat balık ekmek servisinin modernlik uğruna kirlilik yarattığı düşünülüyorsa bu yanlış. Balık ekmekçiler elleri yüzleri düzeltilerek yaşatılmalıdır.”

Güya saltanat kayığına benzetilmekle birlikte adına kalyata denmiş teknelerin ne saltanat kayığı ne de kalyatayla bir benzerliği var oysa. Mimaride de yaşadığımız bu çuvallamaların buralara kadar sirayet etmesi gerçekten üzücüdür. Bu girişimlerin çoğunlukla iyi niyetle, biraz da ticari hesaplarla yapıldığını görüyoruz. Hatta öyle ki birileri “sultan kayıkları” adını vererek balık ekmekçilerinki gibi tamamen uyduruk kubbeli tasarımları satışa bile sunmuş. Halbuki “köşklü” dedikleri saltanat kayıklarında bile kubbe yoktur, en fazla kameriyeye benzeyen, tezyin edilmiş küçük kapalı bir alan vardır. Ver gerçekten de her biri birer zarafet timsalidir.

Günümüzün uyduruk bir saltanat kayığı tasarımı

Orijinal saltanat kayıklarından biri


İyi niyetle olsa bile bu gibi geleneksel değerlerin bu şekilde karikatürize edilmeleri, ucuz malzeme ve ucuz işçilikle kiçleştirilmeleri en fazla muhafazakarları rencide etmesi gerekir. İşin uzmanlarıyla birlikte hareket etmezseniz iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama aslında kendi değerlerinizi kendi ellerinizle süflileştiriyor, hatta memleketi dost düşman gözünde gülünç duruma düşürüyorsunuzdur. Hiç bir şey yapamıyorsanız yukarıdaki siyah-beyaz eski fotoğrafta görüldüğü gibi otantik hallerini korumak en güzeli olacaktır. Varsın üç tekne olacağına küçük on üç tekne olsun.

Bayat balık, kalitesiz yağ, mafyoz ilişkiler, kavgalar ve cinayetler işin başka bir yönüdür. Bu sorunların çözülememesi asayiş ve belediye hizmetleriyle ilgilidir. Bunları ıslah etmek yerine şehrin sembollerinden biri haline gelmiş bir hizmeti tümden ortadan kaldırmak hem İstanbul halkı hem de turizm açısından son derece yanlış olacaktır. Nitekim benzer şeyler dünyanın birçok başka medeni şehrinde de vardır.

Gelinen noktada balık ekmekçilerin yapacakları şey, öncelikle “ben yaptım, oldu” havasından çıkıp iyi bir tasarımcıyla anlaşmaları ve elbette geleneği de dikkate alan özgün ve düzeyli tasarım alternatifleri üzerinde çalışmaları, ürün ve hizmet kalitesi, fiyat, hijyen ve asayiş konularında -yaptırımlarıyla birlikte- kendilerini bağlayacak kriterleri kendileri belirleyip bu hizmeti sağlam bir projeye çevirmeleri ve ilgililere sunup benimsetmeye çabalamaları olacaktır.

Belki bu yöntemle bir sonuç alınır ve hem kendileri ticaretlerini sürdürürler hem de İstanbul’un sembollerinden biri ortadan kalkmamış olur.

Piyerloti’de çay kahve, Beykoz’da kelle paça, Sütlüce’de uykuluk, Kanlıca’da yoğurt, Eminönü’nde balık ekmek bu şehrin kültürel unsurlarıdır. O nedenle hepsiyle birlikte balık ekmekçileri de belli standartlara uymalarını sağlayarak yaşatmak İBB’nin görevleri arasındadır. Bu anlamda balık ekmekçilerin omuzlarında da böyle bir sorumluluk vardır ve bunun bilincinde olmak durumundadırlar.

28 Ekim 2019 Pazartesi

| Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Medipol Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı’ydı. Aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisi Hizmet İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sağlık Komitesi Başkanı olan Prof. Yiğitbaşı’yla dünyada hızla büyüyen hizmet ihracatından hizmet ihracatı sektörlerine, Türkiye’nin hizmet ihracatı potansiyelinden gelişen sağlık turizmine kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

25 Ekim 2019 Cuma

| Mercan Dede ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde bu haftaki konuğum dünyaca ünlü Türk neyzen, besteci, DJ ve ressam Mercan Dede’ydi. Yüksek öğrenimini görsel sanatlar alanında yapmış olmasına rağmen müziğe de yönelen, ney, bendir, panflüt, davul ve vokal sanatçısı olma yolunda müzik eğitimini tasavvuf müzik ustalarından alan, bir yandan ebru üzerinde çalışan, ebru sanatını eğitmen olarak Concordia Üniversitesi’nin Studio Arts programında devam ettiren, güzel sanatlar üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimini Kanada’da tamamlayan, Sufi müziğini çağdaş müziğin tınılarıyla harmanlayan, Sufi inancına yürekten bağlılığıyla tanınan ve dünyanın birçok merkezinde dünyaca ünlü müzisyenlerle gerçekleştirdiği birçok performans ve aldığı ödüllerle tekno-müziğe yeni açılımlar getiren Mercan Dede’yle müziğe başlama serüveninden tasavvuf deneyimine, yaşadığı Montreal’den İstanbul’a, müzikten resme, içinde ressam olarak yer aldığı 500’ncü ölüm yıldönömünde Da Vinci projesinden yeni sanatsal yönelişlerine kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

14 Ekim 2019 Pazartesi

| Mesut Uğur ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Mikroteknoloji Mühendisi ve Yazılım Yüksek Mühendisi Mesut Uğur’du. Lisans eğitimine İsviçre’de Mikroteknoloji Mühendisliği’yle başlayan ve mikroelektronik opsiyonuyla mühendis olan, İsviçre’de elektronik ve kontrol mühendisi olarak çalışma hayatına atılan, sonrasında AR-GE mühendisi olarak çalışırken yazılım mühendisliği master programını tamamlayan, dijital teknik, mikroişlemciler tekniği ve programlama tekniği dersleri veren, bugün dijitalleşme ve endüstri 4.0 dediğimiz uygulamaları bundan otuz yıl önce hayata geçiren, 1995 yılında Türkiye’ye dönerek su ve atıksu, kimya, demir-çelik, cam, MDF, tekstil, su-elektrik-doğalgaz dağıtım şebekeleri, kağıt, gübre gibi alanlarda makine imalatı ve proses endüstrisine proses kontrol sistemleri ve fabrika otomasyonları yapan, sağlık sektöründe yanık, kronik yaralar, hasta vücut ısı manipülasyonu, mikro sirkülasyon, solunum ve dolaşım fizyolojisini özel ihtisas alanı olarak seçen, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı’na danışmanlıklar veren Uğur’la ekonomik sıkıntılarımızdan çalışma hayatına, sanayi üretim verimliliğinden meslek gruplarına, refah toplumu idealinden meslek eğitimine, eğitim sistemimizin sorunlarından insan kaynakları planlamasına kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

| Viktoriya Şener ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Viktoriya Sener’di. Ukraynalı bir turizm yazarı, fotoğrafçı ve Instagram fenomeni olan, farklı ülkelerde ve konferanslarda turizm bakanlıkları ile birlikte projelerde yer alan, paylaşımları dünya turizm tanıtımlarında da kullanılan, özellikle İstanbul ve Kapadokya fotoğraflarıyla dikkat çeken, Instagram hesabı Türkiye’yi ziyaret etmek isteyenler için rehber niteliği taşıyan Viktoriya Sener’le Türk kültüründen Türkiye deneyimlerine, yabancıların Türkiye izlenimlerinden beklentilerine, paylaşımlarına aldığı tepkilerden ülkemizin turizm potansiyeline kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

| Prof. Dr. Kemal İnan ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Prof. Dr. Kemal İnan’dı. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini sırası ile ODTÜ, Warwick Üniversitesi ve Kaliforniya-Berkeley Üniversitesi’nde tamamlayan, ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ve Kaliforniya Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümleri’nde öğretim üyeliği görevlerinde bulunan, ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanlığı ve TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliklerinden sonra Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nin kurucu dekanlık görevini üstlenen ve halen aynı üniversitede “Emeritus Profesör” ünvanı ile öğretim üyeliğine devam eden Prof. İnan’la sosyolojiden felsefeye, bilim tarihinden ekonomiye, tarım toplumundan sanayi devrimine, elektrikten elektroniğe, bilgi çağından yapa zekaya, geleceğin robotlarından “Teknolojik İş(lev)sizlik” adlı kitabına kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

| Temel Aksoy ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum marka danışmanı Temel Aksoy’du. Paris Nanterre Üniversitesi’nde ekonomi okuduktan sonra Türkiye‘ye dönen ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesinde ekonomi yüksek lisansı yapan, profesyonel hayatına araştırmacı olarak adım atan ve çok sayıda pazarlama araştırmasını yöneten, sonrasında strateji, marka, pazarlama ve yönetim danışmanlığına başlayan, Türkiye’nin birçok büyük markasına hizmet veren Aksoy‘la bilimsel pazarlamanın doğuşundan bilimsel pazarlamayla tanışmasına, pazarlama ve marka stratejilerinden marka sadakatine, reklam ve iletişimden yeni yazdığı kitabı Efsaneler ve Gerçekler‘e kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

29 Eylül 2019 Pazar

| Düşünce köprüsü...

Bilgi dolanımının bu denli arttığı çağımızda, bununla ters orantılı olarak düşünce üretimi en büyük sefaletini yaşıyor gibi. Avrupa entelektüel üstünlüğünü kaybederken Amerika kendi dünya siyasetine ön açan sipariş/sentetik üretimlerle oyalanıyor. Bayrağı devralabilecek potansiyeli taşıyanlar ise bırakın düşünce üretmeyi, daha kendi dışındaki dünyanın iki yüz yıllık egemenliğine anlamlı bir cevap verebilmiş değil. Bilgi bilgi derken “düşüncesiz” bir çağa girdik galiba.



Eduardo de Bono’nun, belki daha gündelik mevzular için söylediği şey, bir yandan bu durumu da güzel özetliyor: “Bir kasabaya giden dar bir köprü olduğunu varsayalım. Köprünün önünde trafik yığılması oluyor. Daha geniş, yeni bir köprü yapılıyor. Artık köprü darboğazı ortadan kalktığı için trafik kasabadaki bir sonraki darboğaza kadar rahat akacak, ama bu sefer de orada birikecektir. Bilgi konusunda da aynı şey geçerlidir. Eskiden bilgi eksikliği bir darboğazdı. Darboğaz genişletildi, ama trafik şimdi de bir sonraki darboğazda birikiyor. İşte bu darboğaz ‘düşünce eksikliği’dir.”

16 Eylül 2019 Pazartesi

| Enerji tanrısına kurban verir gibi...

Üstünden her biri bir değer katarak yirmiden fazla uygarlığın geçtiği, on UNESCO kültür mirası kriterinden yalnızca herhangi birini değil, dokuzunu aynı anda karşılayan Hasankeyf’i yıllık 4,120 GWh enerji karşılığında sulara gömmeyi göze alabilmemiz, bu topraklardaki asıl en zengin ve ölçülemez enerjinin nerelerden, nasıl çıkarılacağını ve işleneceğini bilemediğimizdendir.

Fotoğraf: Bünyad Dinç, Hasankeyf.

Şimdiye kadar neleri barajların altında bıraktığımıza gelince... Şimdilerde Göbeklitepe’yi bulduk diye göbek atarken ona çok yakın zamanlara tarihlenen ve Neolitik Çağ’ın en önemli yerleşim yerlerinden Nevali Çori’yi Atatürk Barajı’nın suları altında bırakmıştık. Yine aynı baraj, Şanlıurfa’daki Lidar Höyüğü’nü, Adıyaman’daki Samosata ve Tille Höyüğü’nü yuttu. Gaziantep’teki Zeugma Antik Kenti’nin önemli bir bölümünü, yine Gaziantep’teki Urima Antik Kenti ve Rumkale’yi, Şanlıurfa’ki Savaşan Köyü’nü Birecik Barajı’nın suları altında bıraktık. Seyhan Barajı’na Adana’daki Augusta Antik Kenti’ni ve İzmir’deki Allianoi Antik Kenti’ni kurban verdik. Ilısu Barajı ise sadece Hasankeyf’i bizden almadı, Siirt Botan Vadisi‘ndeki Türbe Höyük, Başur Höyük, Çattepe Höyük ve Motit Kalesi’ni de yedi.

Tabii elektriksiz yapamıyoruz, fakat bir gün alternatif enerji kaynaklarından bol ve ucuz enerji elde etmeye başladığımızda bu zenginlikleri harcadığımıza çok hayıflanacağız. Belki de şimdi olduğu gibi umursamayacağız bile.

15 Eylül 2019 Pazar

| İsa yeryüzüne inince...


Dostoyevski, Karamazov Kardeşler adlı romanının Büyük Engizisyoncu adlı bölümünde İsa’yı 16. yüzyılda İspanya’ya indirir. Fakat Kilise İsa’nın yeryüzüne inmesinden hoşlanmaz. Mesela İsa’ya göre insanlar özgür iradeye sahiptirler, oysa Kardinal özgür iradenin insanlık için yıkıcı ve taşınamaz bir yük olduğunu söyler. Daha başka birçok konuda yaşanan uyuşmazlık sonucu Kardinal İsa’yı tutuklatır ve şehir meydanında diri diri yakmakla tehdit eder. Çünkü İsa Kilise’nin kurduğu düzen için bir tehdit oluşturmaktadır ve Büyük Engizisyoncu bu düzenin onun tarafından yıkılmasına izin vermeyecektir.

Bu öykü aklıma geldikçe bana dünyaya inebilecek ve başlarına benzer şeyler gelebilecek başka kimleri çağrıştırdığını tahmin edebilirsiniz. Hatta sizde de bazı çağrışımlar oluşmuştur.

| Altımızdan petrol veya altın fışkırsa bile ekonomik gelişme bir Rembrandt’sız ya da Flaubert’siz olamaz

Batı’daki gelişimi sermaye birikimine, sermaye birikimini de sömürge kaynaklarının Avrupa’ya aktarılması ya da tarım ekonomisinin oluşturduğu artı değere bağlayanlar var. Bu yanlış değildir, ancak doğrunun sadece bir kısmıdır.

A Weeping Woman, Rembrandt

Birikim tek başına bir şey ifade etmez, önemli olan onun sermayeye dönüştürülebilmesidir.  Mesela 16. yüzyılda İnkaları soykırımdan geçiren İspanyolların tonlarca İnka altınını gemilerle kendi ülkelerine taşıdıklarında İspanya ekonomisinin paradoksal bir biçimde gerilemeye başlaması, bugün Venezuella ve Suudi Arabistan’ın doğal kaynağı petrolün onların gelişmesine bir katkı sağlamaması, hatta belki de engel olması sermaye birikiminden başka bir şeyin eksikliğine işaret eder. Nitekim Sermayenin Sırrı kitabının yazarı Hernando de Soto, aslında bütün ülkelerin yeterli servete ve zenginliğe sahip olduklarını, ama bunları sermayeye dönüştüremediklerini iddia eder.

Yine Batı’daki gelişmeyi tek başına sanayi devrimine bağlayanlar yanılgı içindedir. Öyle ki bütün az gelişmiş ülkelerde sanayileşme ve Batılılaşma gelişmenin çaresi olarak görülmüş, bu alanlardaki başarının gelişmeyi sağlayacağı zannedilmiştir. Hala da bu yanılgı sürmektedir.

Oysa Batı’nın gelişiminin ana etmeni her şeyden önce bir ‘intellect’, yani akıl, zeka, bilgi, bilgelik, düşünce ve zihin gücüdür. Matbaanın yaygın kullanılacak hale getirilmesiyle (İcat edilmesi demek doğru değildir, çünkü matbaanın icadı yüzyıllar öncesi Mısır’a ve Uzak Doğu’ya gider, sonuçta yaygın kullanılması da bir zeka ürünüdür.) kutsal kitapların, roman ve şiirlerin, sanatın, genelde kültürün yaygınlaşmasıyla, İtalya’dan başlayarak sanatta Rönesans hareketinin tüm Avrupa’yı kuşatmasıyla, Reform hareketleriyle gelişen bir kıtadan söz etmek gerekir öncelikle.  Aklıma gelenleri öylesine yazayım; Giovanni Boccaccio, Dante Alighieri, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Johannes Gutenberg, William Shakespeare, Miguel de Cervantes, Rembrandt ve daha birçok sanat, edebiyat ve bilim insanı olmadan Avrupa’nın gelişmesinden söz edilemez. Çok yenileri saymasak bile Francis Bacon, René Descartes, Spinoza, John Locke, David Hume, Immanuel Kant, Kierkegaard, Karl Marx, Friedrich Nietzsche, Bertrand Russell olmadan Avrupa olmaz. Charles Dickens, Victor Hugo, Gustave Flaubert, Johann W. Geothe, Alexandre Dumas ve saymadığım birçok yazar “Aman çocuklar, klasikleri okuyalım.” tavsiyesinin nesneleri olmaktan öte, Avrupa’yı kültürel olarak inşa edenlerdir.

Bir komplekse neden olmamak için şunu da söyleyeyim; Rönesans’ın Orta Avrupa’da ya da kuzeyde değil de İtalya’da başlamış olması İslam dünyasına yakınlığındandır. Antik Yunan düşüncesini Avrupalılar ile tanıştıran da Müslümanlardır.

Şimdi gelelim kalkınma ve gelişme meselesine... Fabrikalar, yollar, köprüler, inşaatlar tamam da, altımızdan petrol veya altın fışkırsa bile ekonomik gelişme yine de bir Rembrandt’sız ya da Flaubert’siz olamıyor, olamaz.

1 Eylül 2019 Pazar

| Uzungöl nasıl kurtulur?

Etrafının betonlaşmasıyla birlikte artık bir göl olmaktan çıkıp “uzun havuz”a dönüşmüş bulunan Uzungöl’ü gerçekten kurtarıp eski doğallığına kavuşturmak istiyor muyuz? Eğer istiyorsak cami dahil oradaki çimento karışmış her şeyi yok etmek, birkaç kilometre uzaklıktaki uygun bir yere evleri, dükkanları, camileri ve otelleriyle yeni bir köy inşa ederek göl kıyısına yöre mimarisine uygun çay bahçesi veya restoran gibi tek katlı birkaç ahşap yapı, betonsuz taş ve ahşap unsurlarla yapılmış yol, hatta patikalarla yetinmekten başka çözüm yoktur. 

Bu üşüşme haliyle Uzungöl yakın zamanda zaten değerini tümden kaybedeceği için oradaki ev, otel ve restoran sahiplerinin çıkarlarını koruyacak formül de budur.

31 Ağustos 2019 Cumartesi

| Bütün yollar İstanbul’a çıkar


Adı bile yanlış yazılarak Yerebatan Sarnıcı’nın yakınında bir köşeye tıkılmış gibi duran ve “Bütün yollar Roma’ya (yani Yeni Roma‘ya, yani İstanbul‘a) çıkar.” sözünün kaynağı olan bu taş (Milion Taşı) bin küsur yıl boyunca dünyanın Greenwich’i, bütün yolların başlangıç noktasıydı. Saatler buna göre ayarlanıyor, sıfır meridyen de buradan geçiyordu. Geçen yüzyılda konumunu Greenwich’e kaptırdı. Aynı konumu tekrar kazandırmak mümkün olmasa da, en azından onu mezbelelikten kurtarabilir, etrafını düzenleyebilir, içinde bulunduğu yerle hemzemin hale getirebilir, ışıklandırabilir, yanındaki kuru çeşmeye su verebilir, hatta gökyüzüne bir lazer huzmesiyle işaret koyabilir ve bin yıllık ünvanına yaraşır bir turizm değeri haline getirebiliriz. 

Doğalgaza bir ay içinde ikinci zammın geldiği ortamda bu konu fantezi gibi gelebilir, ancak bu ve bunun gibi değerlerimizi gün ışığına çıkaramadığımız, bu topraklardaki büyük serveti sermayeye dönüştüremediğimiz sürece zamların sonu gelmez ki.

27 Ağustos 2019 Salı

| Yararlı yaratıcılık

Reklamda yaratıcılık markanın zekasını göstermek, tüketicinin markaya sadakatini arttırmak, markaya değer yüklemek, mesajın durdurucu etkisini arttırmak ve mesajı bir anons olmaktan çırakıp içselleştirilmesini sağlamak için gereklidir. 
Bu bağlamda üç çeşit yaratıcılık vardır: 1. Yararlı yaratıcılık (useful creativity), 2. Yararsız veya zararsız yaratıcılık (useless or harmless creativity), 3. Zararlı yaratıcılık (harmful creativity). 
Gerekli olan birincisidir. İkincisi nötrdür, bir yararı veya zararı yoktur. Daha doğrusu zararı kasayadır, boşa para harcatır. Üçüncüsü ise sadece boşa değil, markaya da zarar vererek para harcatır. Zararların bazıları hemen anlaşılmakla birlikte bazıları orta ve uzun vadede kendisini gösterir. Kimi zaman da kurt gibi içten kemirir, görünmez. Bir vadede marka çürür, niye çürüdüğü anlaşılmaz.

Bizim işler böyledir; paranı verir, verdiğinden fazlasını alırsın. Paranı verir, çöpe atmış olursun. Yine paranı verir, kendi paranla kendini ve markanı rezil edersin.

2 Temmuz 2019 Salı

| Bir kültürel var oluş temsiline dönüşen minare


Özgün cami mimarisindeki kubbe-minare oranının yeni taşra camilerinde minare lehine bozulması kültürel çatışmanın bir sonucu olsa gerek. Minarelerin Sinan’ın, Sedefkâr Mehmed Ağa ya da Davud Ağa’nın minareleriyle yarışarak ve uzadıkça uzayarak bir kültürel var oluş temsiline dönüşmesi, tersine bir sonuçla kültürel gerilemeye ve mabet mimarimizde yozlaşmaya neden oluyor.

Uzungöl’de veya Anadolu’nun herhangi bir şehrinde bozulan sadece doğa değil yani.


| Ünye lokumu

Aslında kurabiyedir ama adı “Ünye lokumu”dur. Anteplilerin tatlılarında yöre ürünü fıstık nasıl bolca yer alıyorsa bunun bazı çeşitlerinde de fındık kullanılır.



İlginç olan yanı, “paskalya” ikramlarında yer alan bu kurabiyenin kendilerini tehcirden kurtaran yetim Ermeni kızları tarafından yaşatılmaya devam etmesi, sonra da “Müslüman bayramları”nın ikramları arasına girerek ilginç bir kültürel devamlılık unsuru olmasıdır. “Kutsal günler” ikramı olarak.

Okuma parçası: Ermeni kızların Ünye’ye mirası: Ünye lokumu

22 Haziran 2019 Cumartesi

| Bihter Türkan Ergül ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum koku uzmanı ve sosyolog Bihter Türkan Ergül’dü. Koku Kültürü Derneği kurucusu Ergül’le mitolojiden antropolojiye, edebiyattan kültür tarihine, lavanta bahçelerinden gül bahçelerine, dinlerden gündelik hayata, şehir kokularından ülke kokularına, Buhurdan Parfüme Kokunun Öyküsü Sergisi’nden 25 Haziran Dünya Güzel Koku Günü’ne varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

15 Haziran 2019 Cumartesi

| Esmer Erdem ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum tasarımcı Esmer Erdem’di. Obje, takı ve mücevher tasarımı, proje yönetimi, üretim danışmanlığı, tasarım yönetimi ve replika üretimi gibi alanlarda çalışmalarını sürdüren Esmer Erdem’le kendisine ait koleksiyonlardan Anadolu’nun bu konulardaki tarihsel potansiyeline, geleneksel üretim tekniklerinden modern tasarım anlayışlarına, tasarımlarında kullandığı malzemelerden atölye çalışmalarına varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.