31 Mart 2020 Salı

| Çiğdem Penn ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum araştırmacı Çiğdem Penn’le toplumsal değişim, kamu, sektörler ve markalar için araştırmanın önemi ve “soyut şeyler”in ölçülmesi için araştırmanın işlevi gibi konular üzerinde konuştuk.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

23 Mart 2020 Pazartesi

| Prof. Dr. Ferruh Uztuğ ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferruh Uztuğ’la iletişim eğitiminden başlayarak orta öğretime kadar yaratıcı düşünce eğitiminin gerekliliği, tüm sektörler için yaratıcı düşüncenin önemi, Türkiye’nin yaratıcılık ve “soyut şeyler” üretebilme potansiyeliyle bu potansiyelin nasıl harekete geçirilebileceği gibi konular üzerinde konuştuk.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

18 Mart 2020 Çarşamba

| Dr. Ebru Nurluoğlu ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Acil İhtiyaç Projesi Vakfı (AİP) Başkanı Dr. Ebru Nurluoğlu. Verimlilik, sosyal barış, değişim yönetimi, liderlik ve itibar konularında eğitimler veren, başkanı olduğu vakfı ve iyiliksever dostları üzerinden Türkiye’nin ve dünyanın birçok bölgesindeki yetimlere şefkat ve iyilik taşıyan Nurluoğlu ile iyilikseverlik ve Türkiye’nin iyilik gücü üzerine sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

| “İstemeyen insanlar”, “istenmeyen insanlar” olmayı da tecrübe ediyorlar

Bir katil virüs ırk, din, sınıf, statü ayrımı yapmadan tüm insanlığı tehdit edebiliyor. Başka zamanlarda turist diye can atan tatil beldelerinin belediye başkanları virüslerinizle buralara gelmeyin diyorlar. AB’nin sınır muhafızı Yunanistan göçmen akınına direnişini sürdürürken diğer Avrupa ülkeleri İtalyanları “istenmeyen insanlar” ilan ediyor. Buna karşın virüs yayıldıkça kendileri de hızla “istenmeyen insanlar“a dönüşüyorlar. Yıllardır AB‘nin sıkı vize rejiminden sonra bu kez Türkiye neredeyse tüm Avrupa ülkelerine kapılarını kapatıyor. ABD, Avrupa vatandaşlarını ülkesine kabul etmiyor. Bir süre sonra biz de ABD vatandaşlarına kapıları kapatabiliriz. “İstemeyen insanlar”, “istenmeyen insanlar” olmayı da tecrübe ediyorlar.

Umalım ki bu salgın krizinden sonra insanlık daha iyi bir dünya için adım atabilsin.

9 Mart 2020 Pazartesi

| Ebru Baybara Demir ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum sosyal girişimci ve şef Ebru Baybara Demir’di. “Hayatları yoksullaştırmamak için hayalleri zenginleştirmek gerek.” diyerek Mardin’de bölge kadınları ve Suriyeli mülteci kadınlarla hayata geçirdiği projelerle dünyanın en itibarlı aşçılık ödülleri yarışması olan Basque Culinary World Prize’da iki yıl üst üste dünyanın en iyi on şefi arasına giren ilk ve tek Türk şefi Demir’le ilham verici hayat hikayesinden kendisine eşlik eden yirmi bir kadınla açtığı Mardin’in ilk turistik girişimi olan Cercis Murat Konağı’na, Anadolu’nun genetik mirası ve yerel tohumlarımız üzerine gerçekleştirdiği projelerden sosyal gastronomi ideallerine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

3 Mart 2020 Salı

| Biz hikayeleri sever, hikayelerden nefret eder, hikayelere saygı duyar, hatta hikayelerle sevişiriz

Bir kaza haberi: “Nijerya’da faaliyet gösteren Dana Havayolları’na ait bir yolcu uçağı, ülkenin en kalabalık şehri Lagos’ta bir gecekondu mahallesi üzerinde iken düştü. İki katlı bir binaya çakılan uçak anında alev aldı. Başkent Abuja’dan Lagos’a giden uçakta bulunan 153 kişi kazada feci şekilde can verdi. Yetkililer binada bulunanlardan da hayatını kaybedenlerin olabileceğini ve ölü sayısının artabileceğini kaydetti.”


Bir ajans haberi olarak televizyonların, gazetelerin, radyoların ve internet sitelerinin ilgili servislerine düşen bu haber, bir anda dünyada milyonlarca kişinin gündemine girer. Uçak kazaları seyrek olduğu için genelde ilgi çekicidir, hemen ayrıntılarına kulak kabartılır. Kaç kişi ölmüş? Kazada ölen 153 kişi, aslında çoğu insan için istatistiki bir rakamdan ibarettir. Bu nedenle, ilgili haber çok kısa bir süre içinde hafızaların derinliklerinde kaybolur gider. Oysa o 153 kişinin yakınları, hatta uzaktan bile olsa tanıyanları, hikayelerini bilenleri arasında başka bir anlam ifade eder bu felaket haberi. Evet, tek tek onlar için de 152, uçak kazasında ölüm istatistiklerine giren bir rakamdır sadece, fakat tanıdıkları o 153’üncü kişi başka...

Elbette vicdan sahibi her insan başka insanların ölümüne üzülür. Ancak, tanıdık kişinin ölümü, onunla ilgili hikayelerin ve kavramlar dünyasının bağlandığı fiziksel varlığın yok olmasıdır. Bu bakımdan da ölüm istatistikleriyle mukayese bile edilemeyecek bambaşka bir boyuttur.

Hatırlayacaksınız, felaket filmlerinin giriş bölümleri, felakete uğrayacak insanların seyirciye tanıtılmasına ayrılmıştır. Eğer düşme riski olan ve zorunlu iniş yapacak bir uçaktaysak, öncelikle yolcular arasında geziniriz. İlişkilerinde sorunlar yaşayan genç bir çift, kızının yanına giden aksi bir ihtiyar, kısa bir tatili değerlendirmeye çalışan aile ve sevimli çocukları, yaşlı bir çift, sevecen hostesler, pilotlar... Film, karakterler yaratarak her bir bireyin fiziksel varlığını bir hale gibi saran hikayeler ve kavramlar inşa eder ve onları, ölmeleri durumunda istatistiki bir rakam olmaktan kurtarmaya girişir. Onların ölmeleri artık bizim için gerçek bir kayıp olacaktır; ölürlerse çok üzülecek, yaşarlarsa çok sevinecek bir zihinsel yapılanma sürecinden geçmişizdir artık.

Biz filmin içine girdikçe de insanlar güzelleşir. Nesnel gerçeklikleri açısından öncesiyle sonrası arasında hiçbir fark bulunmayan, biz tanımadan da aynı olan insanlar, biz tanıdıktan sonra zihnimizdeki gerçeklikleri bakımından bizim için önemli bir değişime uğramışlardır artık, istatistiki bir rakamdan ibaret olmaktan kurtulmuşlardır.

Toplumsal ilişkilerimizi belirleyen etmen de, çevremizdeki insanların biyolojik mevcudiyetleri değil, kavramsal varlıklarıdır. Biyolojik varlıklar, hikayelerin ve kavramların taşıyıcısı konumundadırlar. Biz hikayeleri sever, hikayelerden nefret eder, hikayelere saygı duyar, hatta hikayelerle sevişiriz.

| Niçin soyut şeyler?

Çünkü, biyolojik sınırlarını aşmaya çalışan insan; yine biyolojik sınırlarını aşabilmiş insanlara, fiziksel sınırlarını aşabilmiş ürünlere, maddi sınırlarını aşabilmiş hizmetlere, coğrafi sınırlarını aşabilmiş ülke ve şehirlere ihtiyaç duyar.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi saat 21:00’de Ekotürk TV’de.

2 Mart 2020 Pazartesi

| Prof. Dr. İzzet Bozkurt ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum İbn Haldun Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. İzzet Bozkurt’tu. Bozkurt’la pazarlama iletişimi yönetiminden bütünleşik pazarlama iletişimine, markadan nöro-pazarlamaya, iletişim sektöründen Türkiye’nin iletişim eğitimi sorunlarına varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

27 Şubat 2020 Perşembe

| “Bazı ilişkiler ayağınızı yerden kesebilir!“


Yıllar önce Sağlık Bakanlığı için yaptığımız bir çalışmayı “AIDS Education Posters” başlığı altında University of Rochester’in River Campus Kütüphanesi Nadir Kitaplar ve Özel Koleksiyonlar arşivinde buldum. (Yıl 1993, dönemin Sağlık Bakanı rahmetli Yıldırım Aktuna.)

24 Şubat 2020 Pazartesi

| H. Engin Tuncer ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde bu haftaki konuğum Eyüp Sabri Tuncer Kozmetik A.Ş. ve Yüzyıllık Markalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Engin Tuncer’di. Tuncer’le Eyüp Sabri Tuncer kolonyalarının tarihinden bugünkü marka genişlemesine, Türk kozmetik sektöründen ülkemizin ihracat potansiyeline, yüz yıllık marka değerlerimizden Yüzyıllık Markalar Derneği’nin faaliyetlerine, Sakız Koyunu’ndan çiftçilik girişimlerine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

17 Şubat 2020 Pazartesi

| Bulut Bağcı ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Global Tourism Forum Başkanı Bulut Bağcı’ydı. Bağcı’yla dünya turizminden Türkiye turizmine, Asya, Avrupa ve Afrika’da gerçekleştirdiği organizasyonlardan kimi ülkelere hükümet bazında yaptığı turizm danışmanlıklarına, ülkemizin turizm potansiyelinden nitelikli turizm stratejilerine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

10 Şubat 2020 Pazartesi

| Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum tarihçi Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan. Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdikten sonra aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde Prof. Halil İnalcık’ın danışmanlığında 16. yüzyılda Batı Akdeniz’de Osmanlı korsanları üzerine hazırladığı tezle yüksek lisans derecesini alan, doktora çalışmalarını Georgetown Üniversitesi’nde Prof. Gabor Agoston ile Osmanlı-Habsburg rekabeti çerçevesinde “16. Yüzyıl Akdeniz’inde İstihbarat” üzerine tamamlayan, Journal of Early Modern History, Turkish Historical Review, Acta Orientalia Scientiarum Hungaricum gibi uluslararası dergilerde yayınladığı makalelerin yanı sıra Annual Meeting of the American Historical Association, Sixteenth Century Society and Conference, International Conference of Mediterranean Worlds, Annual Mediterranean Studies Association International Congress gibi konferanslarda 16. Yüzyıl Osmanlı ve Akdeniz tarihi üzerine tebliğler veren, Sultanın Korsanları, Sultanın Casusları ve Bunu Herkes Bilir adlı kitapların yazarı Gürkan’la “Biz geri kalmadık, Avrupa ileriye gitti.” tezinin ayrıntıları üzerine konuştuk.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

3 Şubat 2020 Pazartesi

| Prof. Dr. Besim Dellaloğlu ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum sosyolog Prof. Dr. Besim F. Dellaloglu’ydu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdikten sonra yüksek lisans ve doktorasını Mimar Sinan Üniversitesi’nde sosyoloji alanında yapan, Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde dersler veren ve araştırmalar yapan, bu vesile ile dönem dönem Frankfurt, Paris, Lizbon, Strasbourg ve Mainz’da yaşayan Prof. Dellaloglu’yla Avrupa’da matbaanın icadından Sanayi Devrimi’ne, Rönesans’tan modernleşmeye, Türk modernleşmesinden muhfazakarlığa, toplumsal çatışmalardan kültürel sınıflara, marka yaratabilmenin kültürel dinamiklerinden ekonomik krizlere varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

28 Ocak 2020 Salı

| Asude Alkaylı ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum marka uzmanı ve araştırmacı Asude Alkaylı’ydı. Yüzyıllık Markalar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Marka Konseyi Kurucu Üyesi Alkaylı’yla marka tarihinden Osmanlı dönemi Alametifarika yıllıklarına, yüz yıllık markalarımızdan bugünün markalaşma çabalarına, dünya fuarlarından Seyr-i Türkiye Karadeniz Vapuru’na, Anadolu değerlerinden ülke ve şehir markalaşmasına varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

27 Ocak 2020 Pazartesi

| Kimlik kuzuları

“Modernliğin finansal, teknolojik bütün imkanlarından yararlanmaktan imtina etmiyor zihnimiz. Ama iş düşünmeye, fikre, sanata, estetiğe gelince aynı heyecanı hissetmiyoruz pek. Çünkü irfan dünyasında önce kendisi olabilmek gerekir. Kendisi olabilmek için ise kimlikten önce bir kişiliğe sahip olmak gerekir. Oysa bu ülkede kimlik her zaman kişiliğin önündedir. Kimlikler tarafından zaptedilmiş kişilik yaratamaz, inşa edemez. Sadece parayla, silahla, ekonomik ve politik güçle küresel aktör olunamaz. Önce küresel değerler, anlamlar, kültür ve sanat ürünleri üretebilmek gerekir.” (Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu, Zamanın İçinden Zamanın Dışından, S: 55, 2. Baskı, 2019)

Prof. Besim F. Dellaloğlu’nun bu ifadelerine küçük bir katkıda bulunmak isterim. Hepimiz ailelerimizi sever ve sayar, onlara değer veririz. Aramızdaki bağ sadece biyolojik değil, aynı zamanda kültüreldir de. Kimliğimizin oluşmasının ötesinde kişiliğimizin temelleri de o kültür havuzunda atılır. Fakat bir şey var ki, kişiliğimizin olgunlaşması da o havuzdan çıkmamıza bağlıdır. Nitekim bunu yapamayanlar “ana kuzusu” olarak kalır, bir türlü kendi ayakları üzerine basamayan ergenler olarak hayatlarını sürdürürler.

Ergenlik, özerkliğin kazanılması yönünde bir mücadele dönemidir; aileyle ilişkilerin sürdüğü, ancak aynı zamanda da kişinin kendi kararlarını aldığı, kendi kendini güdüleyebildiği ve yönetebildiği davranışsal, ruhsal, duygusal ve bilişsel bir gelişim süreci olarak tanımlanır.

Kimlik ve kişilik ilişkisine dönersek, kimliklere bu denli bağlılık bir türlü özerkliğini elde edememe, davranışsal, ruhsal, duygusal ve bilişsel gelişim sürecini tamamlayamama, yani kişiliğini inşa edememe halidir.

Kimliğimizi ontolojik bir unsur olarak görebilir ve bundan kopamayabiliriz. Fakat özerk kişiliğimizi inşa edemezsek sadece “kimlik kuzuları” olarak kalır, hayatlarımızı bir türlü kendi ayaklarımız üzerine basamayan ergenler olarak sürdürürüz. Bugün ülkemizde çokça örneklerini gördüğümüz gibi…

21 Ocak 2020 Salı

| Yunus Baran ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer


Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum marka danışmanı ve stratejist Yunus Baran’dı. Markalara, girişimcilere ve kurumlara içgörü araştırmaları, konumlandırma stratejileri ve iletişim yönetimi konularında danışmanlık hizmetleri sunan Baran’la Türkiye’nin markalaşmasından kamu diplomasisine, STK’lardan sosyal fayda projelerine, uluslararası iyilik hareketlerinden iyiliğin gücüne, kültür ve marka entegrasyonundan kültür diplomasisine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

20 Ocak 2020 Pazartesi

| “Anlam birçok şeyi -belki de her şeyi- sürekli kılar”


 “Kutsal aslında varlık ve varoluşta bir anlam ve amaç aramanın diğer adıdır. Anlamsızlık hayatın görkemini tüketir ve engeller, dolayısıyla hastalıkla eşdeğer bir duruma karşılık gelir. Anlam birçok şeyi -belki de her şeyi- sürekli kılar. Bundan dolayı herhangi bir bilim veya disiplin mitosun yerini alamaz, mitos da herhangi bir bilimden inşa edilmiş olamaz. Çünkü Tanrı bir mitos değildir ama mitos tanrısal bir hayatın insandaki tezahürüdür.” Carl Gustav Jung, “Late Thoughts,” in Carl Gustav Jung: Selected Writings (New York: Book-of-the-Month Club, Inc., 1997), 542-553. Ayrıca bkz: Carl Jung, “Modern Man in Search of a Soul,” The World Treasury of Modern Religious Thought, ed. by Jaroslav Pelikan, foreword by C. Fadiman (Boston-Toronto-London: Little, Brown and Company, 1990).

15 Ocak 2020 Çarşamba

| Ayşe Böhürler ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum yapımcı Ayşe Böhürler’di. “Duvarların Arkasında”, “Hayme Ana”, “Orhun Yazıtlarından Nobel’e Türk Edebiyatı”, “Kitaba Adanmış Bir Ömür” adlı belgesellerin yapımcısı, “Yazmasam Ölürdüm”, “Bi Ters Bi Düz” ve “Mülteci Parfümü” adlı kitapların yazarı Böhürler’le Türkiye’de ve İslam dünyasında kadının durumundan kadın haklarına, gelenekten moderne, ülkemizin soyut değerlerinden kültür diplomasisine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

13 Ocak 2020 Pazartesi

| Odun

Tapduk Emre, Yunus’u dergahın odunculuğuna tayin eder. Yunus kırk yıl boyunca bu hizmette bulunduğu halde bir kez olsun dergaha eğri ve yaş odun getirmez. Taptuk Emre bir gün Yunus’a: “Dağda hiç eğri odun kalmadı mı?” diye sorar. Yunus cevap verir: “Dağda eğri odun çok, ancak senin kapına odunun bile eğrisi yakışmaz.”


Yunus Emre, Tapduk’un dergahında erdemli bir insan olmanın, yani “iyilik”in yolunu ararken, aynı zamanda yaş olmayan odunla “akıl”a, eğri olmayan odunla “güzellik”e davet eder bizi. Çünkü tüm uygarlıklar bu üç değer üzerine kurulmuştur.

12 Ocak 2020 Pazar

| Suyu sırayla içmek acaba ne demek?

Semûd kavminin kendisinden mucize istemesi üzerine Sâlih Peygamber, mucize olarak onlara deveyi gösterdi. “Ey kavmim, işte size mucize olarak Allah’ın gönderdiği deve. Onu bırakın Allah’ın mülkünde otlasın. Ona kötülük etmeyin, sonra sizi yaklaşan bir azap yakalar.” (Hûd, 64) “Allah’ın (mûcize olarak) verdiği deveye ve onun su hakkına dokunmayın.” (Şems, 13) “Onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir. Sakın ona kötülük yapmayın, yoksa büyük bir günün azabı yakanıza yapışır.” (Şuarâ, 155-156) “Fakat onlar ona inanmayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler göndererek hepsini helâk etti.” (Şems, 14)

7 Ocak 2020 Salı

| “Deliliğin tarifi”nden “Deliliğin Tarihi”ne...

Michel Foucault’nun “Deliliğin Tarihi”nden yaklaşık yüz yıl önce “deliliğin tarifi”ni yazan Divan şairi Yenişehirli Avnî, dünyada delilikle ilgili ilk eserlerden biri olan Mir’ât-ı Cünûn adlı mesnevisinde tam yirmi yedi çeşit deliden söz eder.



Mesnevisini tamamlayamamıştır, eğer tamamlayabilseydi bu sayı kim bilir kaça çıkacaktı? Bu kadar deli tipi olduğuna göre içlerinden birine bizim de uymamız ihtimali yabana atılır gibi değildir.

Yenişehirli Avnî’den birkaç deli tarifi:

Nizâm-ı Âlem Delisi: Kendi zavallılığına bakmadan dünyaya nizam vermeye kalkanlar.

Neme Lâzım Delisi: Dünya yıkılsa umurlarında olmayanlar.

Nasîhat Delisi: İlmi ve dini konularda hiçbir şey bilmemesine rağmen insanlara akıl veren tipler.

Şecî: Kabadayı tipler.

Süvârî: Hayatlarını tek bir tutkuya bağlayanlar.

Zen-dost: Zampara, kadın düşkünü.

Havadis Delisi: Sağdan soldan öğrendiği siyasi haberleri başkalarına aktarmayı görev bilenler.

Kuruntulu: Kendi gölgelerinden bile korkan tipler. Kendilerini hiçbir zaman güvende hissetmeyen, cennete girseler bile gülmeyenler.

Allah hepimize akıl sağlığı versin.


| Osman Börütecene ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum felsefeci Osman Börütecene’ydi. Felsefe, mantık, lisan, ezoterik kültür, motivasyon, liderlik, inovasyon gibi alanlarda seminerler ve eğitimler veren Borutecene ile “İnsan biyolojik bir makina mıdır?”, “Ekonominin ne kadarı soyut şeylerden oluşur?”, “İnsan neyi nasıl algılar ve bu algılama üzerinden nasıl davranır?”, “İnsan mitolojiye ve hikayelere neden ilgi duyar?” gibi sorulara cevap aradık.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

5 Ocak 2020 Pazar

| ‘Turkey’ eğer ‘Türkiye’ olursa asıl o zaman tüm ‘Turkey’ler ‘hindi’ye dönüşür

Ülkelerin adları farklı dillerde farklı formlar alabilir. Mesela Türkiye’nin bazı dillerdeki adlarına bakalım:  Törökország (Macarca), an Tuirc (İrlandaca, İskoç), Turchia (İtalyanca, Romansh), Turcia (Latince, Rumence), Turcija (Latvian), Turcija - Turcja (Polonyaca), Turecko (Çekçe, Slovakça), Türgi (Estonyaca), Türkei (Almanca), Turkey (İngilizce), Turki (Bahasa Indonesia), Turkia (Baskça), Turkiet (İsveççe), Turkija (Litvanyaca, Maltaca), Turkije (Hollandaca), Turkki (Fince), Turkojska (Lower Sorbian), Turquia (Katalanca, Portekizce), Turquía (İspanyolca), Turquie (Fransızca), Turska (Sırpça), Twrci (Galler dili), Tyrkiet (Danimarkaca), Tyrkland (İzlandaca).




‘Türkiye’nin İngilizce karşılığı ‘Turkey’nin aynı zamanda bir cins ad olan ‘hindi’ anlamına gelmesi biraz canımızı sıkıyor ve zaman zaman “Biz Turkey değil, Türkiye’yiz.” diye feveran ediyoruz. Gerçi kendi aramızda bunu yapsak bile değişmesi için resmi bir girişimimizin olduğunu hiç duymadım.

Bugün İngilizce dünyanın ‘lingua franca‘sı olmuş durumda, o nedenle ‘Turkey’, aslında bütün dünyada ‘Türkiye’dir. Nitekim Türkiye’nin uluslararası paltformlarda resmi adı da ‘Republic of Turkey’dir. ‘Turkey’nin ‘hindi’ anlamı ise sadece İngilizce konuşan ülkelerde akla gelebilir, dünyanın geri kalanı için böyle bir sorun da yok.

Genelde bu adlandırmanın arkasında bir kasıt aranır, İngilizlerin bizi küçük düşürmek için Türkiye’yi Turkey diye adlandırdıkları düşünülür. Oysa önce ‘Turkey’ vardı, sonra ‘turkey’ oldu. Kelimenin kökeni ister ‘Turkey bird’ ister ‘Turkey cock’ olsun, yani ister ‘Türkiye kuşu’ndan ister ‘Türkiye horozu’ndan dönüşsün, dildeki en az çaba yasasının bir sonucu olarak ikinci kelimenin düşmesiyle geriye ‘turkey’nin kalmasıdır bütün olan biten. Nitekim biz de ‘hindi’yi bir başka ülkeyle, Hindistan’la ilişkilendirimişiz. Hindi ilginç bir hayvan, nedense adlandırırken Amerikalılar Türkiye’yle, Türkler Hindistan’la, Hintler Peru’yla, Araplar Yunanistan’la, Yunanlar Fransa’yla, Malaylar Almanya’yla ilişkilendirmişler.


Ad ve sıfat tamlamalarında bu türden sözcük düşmeleri gerçekleşebiliyor. Hatta bazı sıfat tamlamalarındaki tamamlanan adın düşerek sıfatın ada dönüştüğüne sık tanık oluruz: ‘Şişman adam’- ‘şişman‘, ‘sarı kız’-‘sarı’, ‘küçük çocuk’-‘küçük’ gibi... ‘Turkey bird’ün ‘Turkey’ye dönüşmesi ise ‘İskender’in kebabı’nın günümüzde ‘iskender’e dönüşmesine benzer.

İngilizcedeki ‘Turkey’yi değiştirme talebi aslında elalemin diline müdahale anlamına da gelir. Mesela İngilizler “Bize niye İngiltere diyorsunuz, bizim adımız England’dır.” demiyor. Veya Mısırlılılar da bize ‘mısır’ için sitem etmiyor.

Bir başka konu da hayvanların imajlarının kültürlere göre değişmesidir. Mesela ‘Turkey’ İngilizcede ‘arslan’, ‘kaplan’, ‘kurt’, ‘kartal’ gibi bir anlama gelseydi hiç sesimizi çıkarmaz, hatta bundan gurur bile duyabilirdik. Peki ‘hindi’nin farklı kültürlerde bizdeki kadar olumsuz bir imaj taşıyıp taşımadığını ne kadar biliyoruz? Benjamin Franklin’in ‘kartal’dan önce ‘hindi’yi Amerika’nın simgesi yapmak istediğini, Fransız’ın horozunu, Rus’un ayısını hatırlayalım.

Evet, her ne kadar anlamı bağlam belirlese de, imla farkıyla ‘Turkey’ Türkiye, ‘turkey’ hindi anlamına gelse de bu eşseslilik durumu ABD ve İngiltere’de bazı espri ve karikatürlere konu olabilmektedir. Bence bu durumu avantaja dönüştürmenin yollarını arayalım. Ararsak buluruz.

Değiştirme yanlıları Habeşistan’ı (Abyssinia) örnek gösterirler. Evet, Etiyopya Habeşistan adını silmek için Habeşistan adresli mektupları ve aramaları kabul etmeyerek yeni adını dünyaya kabul ettirdi ama bu çok farklı bir durum, onlar ‘Köleler Ülkesi’ anlamına gelen adlarını tümüyle değiştirdiler.

‘Turkey’yi değiştirmeye çalışmak kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan farksızdır. Nitekim eğer bunu başarabilirsek dünyada tarih boyunca İngiliz dilindeki sayısız kitap, makale, resmi yazışma, akademik araştırma, haber, ders kitabı, internet platformundaki tüm bilgi, harita ve belgede, yani koca bir külliyatta yer alan sayısız ‘Turkey’ adı, asıl o zaman ‘turkey’ye, yani ‘hindi’ye dönüşüverir.

Belki tüm dünyaya yapacağımız ‘ü’ ihracatından kazanırız. 😉

31 Aralık 2019 Salı

| Yeni yıla iyi girelim


Yeni yıla iyi girelim. Gregoryen’den iyi giremezsek iki hafta sonra Jülyen’den deneyelim. Şubatta Çin’in Domuz Yılı başlıyor ama o bizi bozar. Olmadı Nevruz da yakın zaten. O da olmazsa sonbaharda Hicri Yıl ya da Roş Aşana var.

İyi yıllar. 🙂

| Bir bilimkurgu kahramanı olarak Hezârfen Ahmed Çelebi

Hezârfen Ahmed Çelebi adında biri gerçekten yaşadı mı? Eğer yaşadıysa kanat takıp Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçtu mu?


Bu konuda eldeki tek kanıt Evliya Çelebi‘nin Seyahatname‘de yazdıklarından ibarettir. Nüktedan kişiliğiyle, abartılı ve mizahi yönüyle tandığımız Çelebi’nin anlattıklarının gerçekliğine inanıp inanmamak ise size kalmış.

Kimileri Hezârfen Ahmed Çelebi diye birinin yaşadığını, kanat takarak uçma konusundaki bilimsel ve teknik bilgileri Leonardo da Vinci ve 10. yüzyıl Türk bilgini İsmail Cevherî’den aldığını iddia ederken kimileri de böyle bir uçuşun teknik olarak mümkün olamayacağını söylüyorlar.

Bana kalsa Da Vinci ve Cevherî’nin çalışmalarını bilen ve bunlardan etkilenen bizzat Evliya Çelebi’nin kendisi olmalı. Bu bilgiler üzerine böyle bir kişiliği yaratıp hayalinde böyle bir uçuşu canlandıran da.

17. yüzyılda, Jules Verne’den iki yüz yıl önce, Aya Seyahat kadar uzun menzilli olmasa da kıtalar arası bir uçuş hayal edip gelecek kuşaklara vizyon aktaran Evliya Çelebi, aynı zamanda bir bilimkurgu örneği sergilemiştir.

Evliya Çelebi, Hezârfen Ahmed Çelebi’nin adını bile bir bilimkurgu kahramanına yakışacak şekilde tasarlamıştır. Hezârfen, “bin bilim” demektir. Fen kelimesi sadece bilim değil, aynı zamanda sanat ve teknoloji anlamlarını da barındırır. Ahmed, Müslüman-Türk dünyasında çok kullanılan, temsil yeteceği olan kişi adlarından biridir. Çelebi ise efendi, kibar, şehir terbiyesi almış, kültürlü, asil anlamlarına gelir ve Evliya Çelebi’nin de ünvanıdır.

Hezârfen’in yaşamış olması ve uçması kadar önemlidir, hayalen yaşatılmış olması ve uçurulması...

Okuma Parçası: İptida, Okmeydan’ın minberi üzere, rüzgâr şiddetinden kartal kanatları ile sekiz dokuz kere havada pervaz ederek talim etmiştir. Badehu Sultan Murad Han Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’nden temaşa ederken, Galata Kulesi’nin taa zirve-i belâsından lodos rüzgârı ile uçarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na inmiştir. Sonra Murad Han, kendisine bir kese altın ihsan ederek “Bu adem pek havf edilecek (korkulacak) bir ademdir. Her ne murad ederse elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değildir” diye Gâzir’e (Cezayir) nefyeylemiştir (sürmüştür). Orada merhum oldu. –Evliya Çelebi, Seyahatname