| Bir âdet ve âdet kanı güzellemesi: Kotex
Sanırım üç dört yıl oluyor. Anadolu’da bebek bezi ve kadın bağı üretimine başlamak üzere olan bir firmayla görüşüyoruz. Aslında bebek bezi üretimine başlamışlar, pazarcılara satıyorlar, kadın bağı işi için hatların kurulması bekleniyor. Üretim hatları İtalya’dan geliyor, en iyisinden...Dedik ki “Biz reklamcıyız, size belli bir noktadan sonra yardımcı olabiliriz. Ancak sizinle iyi bir pazarlama danışmanı dostumuzu tanıştırabiliriz. Çalışmalarda da birlikte oluruz.” Kabul ettiler. Önerilerimizi sunduk: “Yatırım için doğru bir sektör seçip seçmediğinizi şu anda tartışmanın anlamı yok. Ancak, pazarda çok büyük şirketler ve bu şirketlerin büyük markaları var. Aynı segmentte onlarla rekabet edebilecek durumda değilsiniz. Buna ne kapasiteniz ne de gücünüz yeter. Önünüzde iki yol var. Bunlardan biri, şu anda bebek bezinde yaptığınız gibi ürettiklerinizi emtia (commodity) olarak pazarlara, taşra bakkallarına düşük kar, uzun vade yöntemiyle satmanız. Bu durumda bize de ihtiyacınız olmaz. Diğer yol ise, “büyük pazar” teamüllerine karşı farklılaşarak ürünü sıradan bir “kişisel bakım” ürünü olmaktan çıkarıp hafifçe “kozmetik” algısına doğru yaklaştırmak ve kadının, çantasında utanmadan, hatta gururla taşıyabileceği bir marka yaratmak... Kolay değil, ama bizim önerimiz bu.” Bu da heyecanla kabul edildi. Bir yandan marka adı, ambalaj dizaynı çalışmaları yapılırken diğer yandan bütçeler oluşturulmaya çalışıldı. Gerçekten de bu yaklaşıma uygun çok başarılı ambalaj dizaynları üretildi.
Sonucu tahmin ediyorsunuzdur. Çalışmalar sonucu oluşturulan bütçelerle ilgili yatırımcının daha önceden hiçbir fikri olmadığı, hatta hayal bile etmediği için proje yarıda bırakıldı. Çünkü yatırımcı, bu bütçelerle fabrikasına bir hat daha kurardı! Şu anda belki de kurmuştur ve pazarlara daha çok bebek bezi, kadın bağı satıyordur.
TV’de Kotex’in reklam filmini görünce aklıma bu öykü geldi. Önce markayı tanıyamadım. Yabancı gelmiyor, ama nerden hatırlıyorum, bir türlü çıkaramadım. Bir yandan da acaba bir Anadolulu yatırımcı böyle bir cesaret mi gösterdi diye düşünüyorum, ancak kendimi ikna edemiyorum. Google’da arıyorum, maalesef aklımda Cotex olarak kaldığı için bir türlü bulamıyorum. Sonunda üretici firmayı nasıl buldum biliyor musunuz? Musevi markalarını boykot eden muhalif bir kadın sitesinden!Evet, tabii ya! Markanın sahibi meşhur Kleenex’in üreticisi Kimberly-Clark… Fakat bu tanıdığımız Kotex değil. Markanın, dünyada da bir konumlandırma farklılığına yöneldiğinin farkında olmamıştım. Sonuçta Kotex de her şeyiyle diğer kadın bağlarından farksızdı.

Asıl konuya geçmeden önce, bu pazardaki çok vahim bir konumlandırma yanlışına değinmeden edemeyeceğim. Aynı tesis ve benzer hatlarda üretiliyor diye bazı üreticiler bebek bezleriyle kadın bağlarında aynı marka adlarını kullanıyorlar. Bebeklerin çiş ve kakaları için kullanılan Evy Baby ve Molfix'in, Evy Lady ve Molped'le ne gibi bir ilgisi olabilir ki, aynı marka adı kullanılsın. Kadınların buna isyan etmesi lazım. İşin "tüketim ve tüketici" tarafını ciddiye almayıp konuya tamamen "üretim" noktasından bakmanın tuhaf ve anlaşılmaz bir sonucu... Yoksa annelere, çocuklarıyla aynı markayı kullanmanın kıvancını mı yaşatmak istiyorlar dersiniz!
Dünyada kağıt ve kişisel bakım ürünlerinin önde gelen şirketlerden Kimberly-Clark, Türkiye’de 2010 yılına kadar 120 milyon dolarlık yatırım yapacakmış. Türkiye Pazarlama Direktörü Teoman Kazan’ın dediğine göre Kimberly-Clark, Türkiye’de hijyenik ped, çocuk bezi, tek kullanımlık iç çamaşırı, tuvalet kağıdı, kağıt havlu ve kağıt mendil gibi ürün gruplarında Kotex, Kleenex, Huggies, Scottex, Andrex, Poiseve Pull-Ups gibi markalarıyla yer alacakmış.

Reklam filmine dönelim. Aslında reklam eleştirisi yapmanın bazı sakıncalı yönleri var. Şöyle ki, reklam, buzdağının görünen kısmını oluşturur. Oysa biz, buzdağının tamamı, yani strateji hakkında bir bilgiye sahip olmadığımız için bu tür eleştirilerde yanılma payı yüksektir.
Umarım yanılmıyorumdur. Markayla bir ilgim yok, işi yapan reklam ajansını da bilmiyorum. Ben reklamın kodlarını çözdüğümde aşağıda ayrıntılandıracağım bir konumlandırma fikrine ulaştım. Tabii, Kimberly-Clark herhangi bir Anadolu firması değil. Ancak, henüz gelişmekte olan bir pazar (emerging market) olmasına rağmen taşların yerine oturmaya başladığı zor bir platformda onun da yaratıcı bir konumlandırmaya ihtiyacı olduğu muhakkak.
Bembeyaz bir film... Hoş bir hanım sabahın ilk ışıklarında gözlerini açıyor. Üzerinde beyaz bir sabahlık, pencerenin beyaz perdelerini açıp dışarıya bakıyor. Dışarı çıkmak için tümüyle beyaz duvarları ve beyaz aksesuarları olan evinde son hazırlıklarını yapıyor. Dışarı çıktığımızda da beyaz devam ediyor, çünkü kar var. Ambalajın zemin rengini de geniş bir beyaz oluşturuyor... Beyaz; temizliğin, duruluğun, saflığın, arınmışlığın rengidir. Beyazı, ağırlıklı iç çamaşırı rengi olarak da değerlendirmeliyiz. Tabii pedlerin rengi de beyazdır.
Bu beyazlığın içine çeşitli objeler aracılığıyla kırmızı (kan kırmızısı) lekeler yerleştirilmiş; çizme, kazak, eldiven, çiçekler, kalp maskotu gibi… Ambalajın geniş beyaz zemini üzerinde de yine küçük kırmızı bir kalp maskotu... (Bu kalple daha sonra başka şekillerde de karşılaşacağız sanırım.) Bu lekeler beyazın üstüne düşen kan damlası çağrışımı yapmıyor mu? Bu kategorideki ürünlerin ambalajlarında, filmlerindeki demonstrasyon görüntülerinde özellikle kan algısından kaçmak için soğuk renkler kullanılırken bu, az bir cesaret değil bence. Fiziksel olarak "kirli" olan kan, simgesel anlamda arındırılıyor. Beyazın üzerinde bir âdet kanı güzellemesi... Film diyor ki, bu, doğal bir olay, kadınlığımızın simgesi... Niye bundan utanalım ki? Daha ileri gidersek, bu güzellikten mahrum olan erkekler hayıflansın! Ben kadınım ve kırmızı-beyazım. Bu arada markanın renk kodlaması (color-coding) hatırdan çıkmayacak kadar net. Bu önemli. (Ayrıca kırmızının "cinsellik" çağrışımıyla, acaba bir taşla iki kuş vurulmuş oluyor mu?)
Özgüven sahibi olduğu her halinden belli olan hoş bir hanım... Utanmak yok. Ama bir ara Molped’in reklam filmlerinde olduğu gibi liseli kızların erkek arkadaşlarına yaptığı sulu şakalar tarzında bir edepsizlik şeklinde değil. Düzeyli… Ben kadınım ve kadın budur diyor. İkna ediciliği zayıf, uçan kaçan kadınların yer aldığı diğer ped reklamlarının yanında kadını bambaşka bir yerden yakalayor.

Filmin bir de sonuç (pay-off) cümlesi var ki, tam da konumlandırmanın hakkını veriyor: "Kadın olduğunu hissetmek güzeldir."
Başka şeyler de söylenebilir, ancak bu kadarı yeterli... Bu arada ben olsam, demonstrasyon görüntüsünde mavi su yerine kırmızı mürekkep kullanma cesaretini gösterebilir miydim, bilmiyorum; ama en azından hiç demonstrasyon görüntüsüne yer vermeyip genel algıyı bozmazdım. Bu filmin, öyle bir ikna yöntemine de ihtiyacı yok zaten.
Evet hanımlar, âdet kanı güzeldir; bu sizin kadınlığınızın, doğurganlığınızın, üretkenliğinizin, kısacası kişiliğinizin bir simgesidir. Tamam, yırtıklığın âlemi yok, ama çekinilecek bir şey de yok. Kotex olmak kaydıyla kafede çantanızdan cep telefonunuzu çıkartırken görünmesinden korkmayın, pedinizle gurur duyun.
Edit [ 30 OCAK 2006 ]
Bu arada, gözleyebildiğim kadarıyla Evy Lady, bir karşı hareket olarak İlhan Mansız'ın karizmayı çizdirdiği eski uçan kaçan filmini tedavüle yeniden soktu. Orkid'de ise sanki derin bir fırtına öncesi sessizliği hakim. Bakalım.































16 YORUM:
Güzel bir tema ve güzel bir yazım örneği. Tebrik ediyorum. Ancak yorum yapmayacağım:)
Teşekkür ederim. Oysa asıl hanımların yorumları önemli. Ben belki de yanılıyorum.
Turkiye'de "hasta olmak" terimi kullanildigi surece bu tip urunler hep "kirli, hastalikli, gizli-sakli" olmaya devam edecektir sanirim. Marka ve reklam acisindan gercekten guzel bir yazi. Artik radikal degisikliklerin olmasi lazim bu sektorde fark yaratabilmek icin. Dove sabunlari ornegi gibi.
Aslında bu, reklamın olumsuz değer yargılarını nasıl değiştirebildiğini/değiştirebileceğini gösteren bir örnek. Her toplumda akla pek sığmayan gereksiz yargılar, anlamsız görenekler vardır; bu bakımdan toplumu suçlayamıyorum. Buradan yola çıkarsak, tabii ki reklam olumlu değer yargılarını da değiştirebilir. Bu da onun etik sorumluluğunu hatırlatıyor.
Pazarlar o kadar doldu ki, artık kantitatif araştırmalar ve tüketici şunu "talep" ediyor gibi yaklaşımlarla iş yapmak zorlaştı. Bunu hala "kaba" güçle yapanlar var. Pazarı monopollere bırakmamak içinse en güçlü silah yaratıcılıktır. Zekice bir konumlandırmayla geliştirilebilen "arz"ların "taleb"i de etkileyebileceğini, dönüştürebileceğini, hatta "deger yargıları"nı bile değiştirebileceğini söyleyebiliriz. Pazarda sahiplenilecek bir boş tarla kalmadıysa, gidip elalemin tarlasına oturmaya çalışmak boşa bir çabadır. Hele tarla sahibinin sizi kovabilecek gücü varsa... Öyleyse "tarla"yı da yaratacak olan da "arz"dır.
Kotex için böylesine bir iddiada bulunmak doğru mudur, yoksa benim yakıştırmamdan ibaret midir, bilemiyorum. Ama ben, böyle bir çabanın ilk ışıklarını gördüğümü düşünüyorum. Tabii bunu yerli ve orta ölçekli bir firma yapsaydı daha heyecan verici olurdu.
Karlı reklamla 2-3 ay gidilir. Kan kırmızıda ilk olduğu için hatırda kalmasına kalır ama diğer 10 ay boyunca bu görünrütüyi insanların belleğinden silemezsiniz. Yazın, baharın bu reklam oynamasa bile (zaten gösterilemez heralde) insanlar reklamın çağrışımlarını unutmak isteyecektir.
Özgüven ?
Belki birkaç defalığına. 18-30 yaş arasında meydan okuma demindekilere. Ama sonrası yok! Olay doğaldır ama böyle bir ürünün reklamında kanın yeri yoktur. Kar bittikten sonra görmek bile istenmeyecektir ürün. Yani kanın üzerindeki imgeler, damarlarda kan aktıkça değişmez kolay kolay.
Radikal değişimlere gelince... Selanik Yoğurtçusu Karasular (Danone) Balkan Savaşlarından beri hep bağırsaklara çalışmıyor mu? Neredeyse eczanede satacaklar yoğurdu. ki bir dönem satmışlıklarıda vardır. Neyse yine tatsız konulara girmeyeyim. Yani bir asırdır işenen tema aynı!
Yahu kaptırdım yine, bir de AA1 onca laf ederdim. :))
Kar yalnızca bir imkan. Mevsimine denk gelmesi de ayrı bir avantaj tabii... Yazın beyaz anbiansını sürdürememe gibi bir sorun söz konusu değil ki. Diğer on ay boyunca bu görüntüyü insanların belleğinden silmek değil, elbette belleğinde tutmak arzu edilir. Ancak insanlar unutmak isteyecekler midir, onu tartışıyoruz.
18-30 gibi çok önemli bir yaş segmentinden söz etmişsiniz, yetmez mi?
Kanın üzerindeki imgelere gelince... Bu imgelerin çok ve farklı farklı olduğunu biliyoruz. Mesela maktülün kanı, şehidin kanı, bayrağın kanı, kan kırmızısındaki kan, sivilce kanı, hastane atıkları arasındaki kan, kan kardeşi kanı, gazinin kanı, tetkik için verilen kan gibi... Ya buradakinin imgesini değiştirme başarısı gösterilirse.
Selanik Yoğurtçusu'nun yaptığı da bundan farklı değil. O da iki şey yapmıştır; biri yoğurt nedir bilmeylenlere yoğurt satmıştır, ikincisi ise tenceredeki yoğurdu eczanelere bile sokma başarısı göstermiştir. Ama o, artık tenceredeki yoğurt değildir.
Yalnız, bu işte bir tuhaflık var; konuyu biz burada erkek erkeğe tartışıyoruz. Bir de markanın muhataplarının görüşlerini bilmek gerekir.
Teşekkürler.
Buz dağının görünen tarafı tabi ki ilk etapta tartışılan; zaten strateji tarafını bir bakışta reklamlardan çözmek zor. Reklam ile ilgili tek bir görüşüm var; hijyenip pad reklamlarında teması, normal bir genç bayanın yapma ihtimali olmayan abuk-sabuk esneme hareketleri, koşuşturmalar, futbol! oynamalar, 3 metreden smaç vurmalar olmayan bir reklam izlemek bile hatırlanma oranını zirveye çıkarır bu filmin. Sanki kadınlar özel dönemlerinde sadece pad'lerinden dolayı rahatsızlar. Söylesenize bayanlar, ne kadar ağrı kesici içiyorsunuz bu dönemde? (Yoga yapanlar hariç :))
Marka ile ilgili olarak; sadece reklam bütçeleri ile değil, dağıtım kanalları ile de zaten pazara isim yazdıracaklar, şüphe yok. Her ne yaparlarsa yapsınlar, büyük yapacakları da belli idi. Yeni pazarlama akımlarını, "emerging" bir pazarda uygulamayı tercih etmeyecek kadar zengin olduklarını düşünüyorum.
Çok haklısın; film zaten kategorinin filmleri arasında "doğallaşma" yolunda hemen birkaç adım öne çıkıyor. Önemli. Ama, Evy Lady'nin lansmanıydı galiba, Cem Özer'in oynadığı ve regl durumunu iğrenç, düşmanca, şeytani olarak yorumlayan, kadının bununla savaşını konu alan filmlerden sonra, durumun bu filmde barışık, doğal, kadınlığın güzelliği olarak sunulması, hatta neredeyse yüceltilmesi yalnızca "doğallık"la açıklanabilir mi?
Evet, zenginler... Ama burada "cesurca" ve "risk alan" bir tavır yok mu?
Sonra, pazar her ne kadar "emerging" olsa da, pazarın "emerge" olan tarafının yeni aktörün lehine işleyeceğinin güvencesi yok ki! Pazarın önünün açık olduğunu bilmekle birlikte "zor" bir pazar olduğunu da kabul etmeliyiz. Eğer "akıllı" olmazsa, zenginin epeyce bir parasını "iç" edecek kadar!
Sevgiler.
Herkese merhabalar:)
Oncelikle tamamen uzak oldunuz bir deneyim uzerine, bu kadar kelam edilmesine baya sasirdimi soylemem lazım.Tabi reklami sektoru acisindan tartismak istenirse,mumkun olan bir durumdur bu.Ama o kadar.Oncelikle tartisma goturmez bicimde kotex reklami ,regl doneminde akan sivinin;mavi ,ne oldugu belirsiz bir sey degil de,dupeduz kan olduguna dair 1000 adim yaklasmistir.Ve biz kadinlara,"yasasin...demek ki anormal degilim...cunku bu zamana kadar mavi kanamiyordum?" deme alani
yaratmistir:)Hijyenik ped reklamlarinin,kadin bedeninin temsili,nasil ideal regl olmus kadin olunur martavallari okudugu su gunlerde,bu konunun hic ama hic tartisilmamasi da ayri bir sorun olarak durmaktadir.Butun dunyadaki kadinlarin,belki de "tek" ortak deneyime olan regl olmanin,hala "gizli,mahrem" kelimeleri ile tartisilmasi ile komiktir.Bu mahrem degildir, her ay yasanilan bir dongu ne zamandan beri ozeldir?Ozeldir cunku benim deneyimimdir,degildir cunku ortada saklanmasi ya da gizlenmesi gereken bir surec yoktur.Ped reklamlarinde ,"ozel gunler" tabirinin kullanilmasi,hala bu destekleyen dunya gorusunun sonucudur.Cogu kadin,bakkaldan veya eczaneden utanmadan ped almayı bir devrim gibi yasamaya devam ederken,pedleri cantadan cikarana kadar ,utanctan soguk terler dokmekte,cebe ne kadar atik koyarim da,kimse gormez planlari yapmaktadir.Ama neden? Bu konu, oncelikle kadinlarin tartismaya acmasi gereken, onemli bir alandir.Cunku yasamimizin her aninda gizli veya apacik gıstergelerle onumuze cikmaktadir.Bebek bezi reklamlarinin uzantisi gibi duran ped reklamlarinda,bir gun kadın poposunu,ped'in uzerine oturturken gormemizi dileyerek,herkese iyi gunler diliyorum:)
Ps;O gunlerde her kadin agri kesici kullanmaz. Agrisiz bicimde gecirenlerin de sayisi bir hayli fazladir.Ayrica regl oncesi sendromu hakkinda, kulaktan dolma bilgilerle yasayan "bizler",her ay yasadigimiz bir donguyu,ne kadar az merak ettigimiz uzerine de kafa yormamiz gerekmektedir?Bence!
Yormunuza bir eleştiri cümlesiyle başlamış olsanız bile, aslında yazıdaki görüşlere destek vermişsiniz. Tabii ki bizim erkek erkeğe tartıştığımız konu, bir kadının regl deneyimleriyle değil, markanın konumlandırmasıyla ilgili. Bu yazıya kadın yorumunun gelmemesi ise size destek veriyor; ayıp!
Ancak şunu söylemek istiyorum, marka, başlangıçtaki farklılaşma performansını kaybetmiş görünüyor.
Merhabalar:)
Markanin ayni hizda ve kararlilikta yoluna devam etmedigine bende katiliyorum.Fakat bu gunlerde konusmaya deger baska bir reklam gozume carpiyor.Rozi reklamindaki insaat muhendisi kadinin,kafasinda kaski,kameraya bakarak "ozel gunlerinde plajda top oynamak ya da ille beyaz pantolon giymek zorunda degilsin" demesi bana gercekten yenilikci geldi.Rozi'nin dogrudan calisan kadini hedef kitlesi olarak belirlemesi belki biraz sorunlu gibi gozukse de,regl zamaninda deli gibi futbol oynayip,ordan voleybola gecen,yetmeZse de bir tenis maci yapan bir kadinlik durumunun, gercegi yansitmadigini acikca soyleyebilmesi bence arti.Sizce?
Katılıyorum.
Merhabalar,
Ben de Rozi markasının konumlandırmasını doğru bulmakla beraber, bunu iletme aracı olarak seçilen bayanın 24 yaşında, inşaat şefi konumuna ulaşmış bir bayan olmasının markanın inandırıcılığını kaybetmesine neden olduğunu düşünüyorum.İnşaat sektöründe çalışan çok fazla yakınım olması, hatta bir aralar bu sektörle alakalı bir işte çalışmam nedeniyle biliyorum ki; ne o yaşta inşaat şefi olunur ne de bayan olarak sizi o kadar erkeğin arasına kolay kolay bırakırlar. Çünkü bilirler ki, o erkekler sizi ciddiye almazlar. Gözlerimle gördüğüm için biliyorum, çok başarılı mimar bayanların arkasından bile nasıl konuşulduğuna... O yüzden, sakın zorla araştırılıp bulunmuş numunelik insanları örnek olarak göstermesinler. Hele de markalarını yeniden konumlandırmaya ve inandırıcı olmaya çalışıyorlarsa...
Diğer taraftan Selim Bey'e aynen katılıyorum, Kotex'in iletişim yaklaşımı çok iddialı ve başarılı. Bir bayan olarak sonuna kadar destekliyorum ve devamını bekliyorum.
kotex gerçektn çok güsle bir ürün fakat tek bir sorun olduuna inanıyorum ben kötü kokular buna bir çözüm gerek bnce lütfen....
Kotex kullanıyorum ve yıllardır bu kadar rahat etmemiştim. Yazınızı çok sevdim, keşke bir de "âdet" yerine "periyot" kelimesini kullansaydınız.
Teşekkür ederim.
Yazıda “regl” ve “âdet” sözcüklerini kullandım, ama bu konuda terminolojik zaaf gösterebilirim:)
Ayrıca, mesela “periyot kanı” demek, kulağıma pek bi yabancı geliyor doğrusu...
Sevgiler...
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home