| “İnce düşünülmüş, şık bir küfür gibi...”

Tabii kampanyanın kitleleri ne ölçüde ve ne yönde etkilediği daha önemli, ama yine de bu eleştirilere karşı, mecal bulursam ileride bir şeyler söyleyeceğim. Savunma amacıyla değil, sadece (reklam sektörü dahil) memleket entelijansiyasının bir bölümünün zihninin nasıl çalıştığını, hangi paradigmalarla işlediğini göstermek için...
TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü İlkay Gürpınar’ın, MediaCat’in Şubat 2009 tarihli sayısında kampanyayla ilgili kısa bir değerlendirmesini okudum. Değerlendirmenin başlığı, aynı zamanda bu yazının da başlığı... “İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim.” diyen Gürpınar şunları yazmış:“Bir sabah, her sabah olduğu gibi işe gelirken, İstinye Park’ın önünde gözüme çarpan bir cümle nedeniyle fren yapmak zorunda kaldım. Durulmayacak bir yerde durup, bu billboard’ları büyük bir hayranlık ve mesleki kıskançlıkla hatırı sayılır bir süre boyunca izledim.
‘Sen!’ diye başlayan ve ‘Musa’nın çocuğu olamazsın!’ diye devam eden unutulmaz bir cümle. Anlatmak istediği her şey içinde. İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim. Konuşmak istediği kişiyi de can evinden vuran bir cümle. ‘Senin anladığın dilden konuşuyorum.’ der gibi. Bak, anlamadıysan, senin ‘kitabınla’ anlatayım der gibi. Yani aslında insana verdiği his: İnce düşünülmüş, şık bir küfür gibi.
O gün ajansa geldiğimde, tüm kreatif ekip bu işi konuşuyordu. İyi işin gücü işte, aurası hemen yayılıyor. Konu bu kadar derin olmasa, reklam bu kadar durdurucu olur muydu? Bence olurdu. Konuya yaklaşımı ve zekası onu durdurucu yapıyor çünkü. Yapanların zekasını da kalemini de tebrik ediyorum. Eminim kitleleri etkilemiştir. ‘Yaşasın yazarlık, yaşasın kelimelerin gücü’ diyorum.”
Bu değerlendirme için İlkay Gürpınar’a teşekkür ediyorum. Bugün okudum. Benim için bu, bir meslektaştan gelen güzel bir doğum günü (9 Şubat) hediyesi oldu. Ben bir şeyler söylemeye kalksaydım, bu kadar şık, zarif, güçlü, anlaşılır ve açıklayıcı cümlelerle ifade etmekte zorluk çekerdim.
Ben de “Yaşasın yazarlık, yaşasın kelimelerin gücü!” diyorum.































7 YORUM:
Doğumunuz kutlu olsun. :)
Öncelikle belki bir parça gecikmeli olsa da, doğum gününüzü kutluyorum! Tanrı sağlıklı ve huzurlu bir ömür versin! :o)
Ardından; görgüsüzlüğünden ve cahilliğinden ziyadesiyle sıkıldığım, mevzubahis adamın söyledikleri hakkındaki fikrimi beyân etmek istiyorum:
Zat-ı şâhâneleri, “Tevrat’ın 6. emri: öldürmeyeceksin!” diye buyurmuş. Çok afedersiniz ama, bu lafa ağzımı bırakıp başka bir organımla güldüm. Bunun için teoloji eğitimi almış olmaya gerek yok, bir gram aklı olanlar, Tevrat’ın 6. emri olmadığını bilirler. Ona “Musa’nın 10 Emri’nin 6.sı” denir; bu bir.
İkincisi ise, "Sen, Musa'nın çocuğu olamazsın!" ve "Bu senin kitabında da yok!" cümleleri o adamın söyleminden alınmış olduğundan, en az onun ağzından çıkmış kadar sığ görünüyor. Ben bunlarda ne bir zeka kırıntısı ne de bir zerafet göremedim, özür dilerim.
Kutlamalar için teşekkür ederim.
Sevgili Goddess Artemis, politik bir tartışmayı bu konu üzerinden yürütmek istemem. Zaten benim açımdan tartışılacak pek bir şey de yok. Bir iletişimci olarak meseleye buradan bakmam da mümkün değil. Benim için siyaset, siyaset dışı bir konudur.
Görüşlerine ise saygı duyarım.
Eleştirinde haklısın. “Tevrat’ın altıncı maddesi” diye bir şey yok. (Nitekim Davos’taki ifade tam olarak böyleydi.) Posterlerde yer alan ayetlerin altında bölüm adları ve ayet numaraları yer almaktadır.
Zeka kırıntısı ve zerafet yokluğu noktasındaki eleştiriye “Hayır, var!” şeklinde bir cevap vermek yakışıksız olur, ama bir düzeltme yapmam gerekecek. Bu sözler ”o adam”ın söyleminden alınmış değildir. Tam tersine “o adam” buradan almıştır.
Sevgiler...
Friendfeeds:
- sunipeyk - Paylaşım için teşekkür eder, doğum gününüzü de kutlar , nice nice mutlu, sağlıklı yıllar dilerim. :)
- uyuyang - Bu konu hakkında yazılabilecek çok şey varken tek bir cümleyle anlatılmış olması hakikaten İlkay Gürpınar'ın dediği gibi kanı donduracak kadar etkili bir cümle.. Doğum gününüz Kutlu olsun bu arada Selim Bey!
- A. Selim Tuncer - Teşekkürler.
- Ugur Sahin - http://www.kaynamanoktasi.com/musevi-cemaati-baskani-hosgoru-500-yil-onceydi/
- Ugur Sahin - "- En çok nelerden rahatsız oldunuz mesela? Mesela “Bu senin kitabında yok”, “Sen Musa’nın çocuğu olamazsın” yazılı bilboardlar din eksenli olduğu için bizi incitiyor. Üstelik bu ilanlar önce bilboardlardaydı, şimdi binaların üzerine giydirilmeye başlandı. Düşünün, 11 Eylül’de ikiz kuleler havaya uçtuktan sonra Times meydanına Kuran’dan bir ayet konsa, altına da “Sen ne biçim Müslümansın” diye yazılsa, önünden her geçişinizde siz rahatsız olmaz mıydınız?" hiç de haksız değil bence adam.
- A. Selim Tuncer - Bence şu arkadaş daha haklı: “Bir Fransızca İsrail sitesinde ise bir dindar Yahudi, Tevrat’tan yaptığı ‘öldürmeyeceksin’ alıntısı için Erdoğan’a teşekkür ediyor. Bu alıntıyla Erdoğan’ın, Judaism’le, yani hakiki Yahudilik’le, Siyonizm arasındaki farkı bütün dünyaya gösterdiğini söylüyordu.” http://www.taraf.com.tr/makale/3810.htm
- Ugur Sahin - Yalnız orda bir fark var. Uluslararası bir ortamda Israil'i bu sözlerle eleştirmekle; Istanbul'da billboardları bu afişlerle doldurmak arasında; sizin de tahmin edebileceğiniz gibi fark var. İstanbul'daki Yahudi azınlığın rahatsızlığını, o azınlığa dahil olmadan hissedebiliyorum ben. 2003'teki Istanbul'daki bombalamalarından sonra Istanbul'da; ne bileyim "Allah zulmedenleri sevmez (Al Imran, 140)" yazsa şehirdeki billboard'larda, normal karşılar mıydınız? - Ugur Sahin
Bu arada "Ben Yahudi azınlığın rahatsızlığını hissedebiliyorum, siz hissetmiyorsunuz" falan demek istemiyorum; yanlış anlaşılmasın istedim.
- A. Selim Tuncer - Dediğim gibi, bu konuda ileride daha etraflıca yazmayı düşünüyorum. Ama kısaca şunu söyleyeyim: Kendi dindaşlarının dinlerine verdikleri zarar ortadayken, bundan rencide olmayıp, dinlerini bir şekilde aklayan mesajlardan rencide olmayı yeterince samimi bulamıyorum maalesef. Ayrıca, mesajların "dini" olduğu da doğru değil.
- A. Selim Tuncer - Her ne kadar mesaj bazı dini referanslara gönderme yapıyor olsa da, çalışmanın bizzat kendisinin referansını dinden aldığı söylenemez. Sadece inançla eylem arasındaki karşıtlığa vurgu yapılarak “Karolsun İsrail!" demek dışında farklı bir tepki metodu geliştirilmiş, daha doğrusu tepkinin paradigması değiştirilmiştir.
- A. Selim Tuncer - “Sen ne biçim Müslümansın?" sözü, Müslüman bir toplumun üyesi olduğum için, evet, beni incitirdi. Ama herhalde bu sözü söyleyenlere değil, söylenmesine sebep olanlara kızardım. Ayrıca, dikkat edin, 11 Eylül'de kimse bu nezakette bir şey söylemedi, saldırılar doğrudan İslam’a yapıldı. Bu arada, yeni bir yöntem değil bu, daha önce müslümanlara da söylenmişti: http://selimtuncer.blogspot.com/2006/07/el-male-rahamim.html
- Ugur Sahin - Selim Bey, anlatmaya çalıştığım şey şu. Bu afişler Tel Aviv'e, Haifa'ya asılmıyor. İstanbul'da billboard'dan Israil'deki Yahudilere seslenmek çok doğru gelmiyor bana. Afişlerin sonucu olarak Istanbul'daki Yahudiler sıkıntı çekiyordur; o kısmı beni rahatsız ediyor. "Onlar Israil'dekilere sinirlensin" diyorsunuz ama yukarda verdiğim linkte cemaat başkanı da söylüyor: "İkinci sebep de bir İsrailliyle bir başka ülkenin vatandaşı olan Yahudi’nin çoğu zaman ayırt edilememesi."
- Ugur Sahin - Yarın öbürgün Türkiye Irak'a girip taş üstünde taş koymasa, Berlin'de billboardlara "Türk böyle yapmaz." vs. gibi laflarla billboardlar dolsa, sizce ordaki Türkler, daha doğrusu Türk asıllı Alman vatandaşları sıkıntı çekmez mi? "Onlar önce Türkiye'ye kızsınlar" pek yapıcı bir yaklaşım gibi gelmiyor bana.
- A. Selim Tuncer - "Kahrolsun İsrail" posterleri de Tel Aviv ya da Haifa'nın billboard'larına asılmıyor. Yine insanlar, İsrail'i Tel Aviv'de veya Kudüs'te değil, İstanbul'da, Londra'da, New York'ta veya Lizbon'da protesto ediyorlar. Bu bir protesto dilidir. Bu mesajlar elbette İsrail'e kadar ulaştı, ama İsrail saldırılarını bu nedenle durdurmadı. Bu mesajların muhatabı "Kahrolsun İsrail"in muhatabı kimlerse onlardır. İçeride de, dışarıda da... Bu afişlerle Türk Musevilerinin hedef alındığını söylemek akla mantığa aykırıdır.
Çünkü hiçbir Türk Musevisi çocuk katliamı yapmadı. Bir mesaj, bağlamından bağımsız nasıl düşünülebilir?
selim bey, doğum gününüzü kutlarım.
sitenizde ilk yorumum, merhabalar.
afişleri bağlarbaşı'nda gördüğüm gün, ben de durup uzun uzun bakmış ve hatta cep telefonumla fotoğrafını bile çekmiştim.
keskin bir zeka ürünü, hayranlık uyandırıcı bir çalışma; böyle bir günde bile -belki de tam bugünde olması gerektiği şekliyle- musevi inancına sahip olanlara karşı müthiş bir empati gösterisi.
Yorumlara karşın kelamımız yok değil ama siz söylenecekleri demişsiniz zaten. tekrara gerek yok.
tebrik ederim. zihninize, yüreğinize sağlık.
Teşekkür ederim Ömer.
"Empati" doğru bir ifade olmuş.
Birçok şeyi kelimelerle ifade etmenin gücünün yerini hiçbir şey tutmuyor, gücünü burada da görüyouz.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home