15 Ocak 2020 Çarşamba

| Ayşe Böhürler ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum yapımcı Ayşe Böhürler’di. “Duvarların Arkasında”, “Hayme Ana”, “Orhun Yazıtlarından Nobel’e Türk Edebiyatı”, “Kitaba Adanmış Bir Ömür” adlı belgesellerin yapımcısı, “Yazmasam Ölürdüm”, “Bi Ters Bi Düz” ve “Mülteci Parfümü” adlı kitapların yazarı Böhürler’le Türkiye’de ve İslam dünyasında kadının durumundan kadın haklarına, gelenekten moderne, ülkemizin soyut değerlerinden kültür diplomasisine varan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

13 Ocak 2020 Pazartesi

| Odun

Tapduk Emre, Yunus’u dergahın odunculuğuna tayin eder. Yunus kırk yıl boyunca bu hizmette bulunduğu halde bir kez olsun dergaha eğri ve yaş odun getirmez. Taptuk Emre bir gün Yunus’a: “Dağda hiç eğri odun kalmadı mı?” diye sorar. Yunus cevap verir: “Dağda eğri odun çok, ancak senin kapına odunun bile eğrisi yakışmaz.”


Yunus Emre, Tapduk’un dergahında erdemli bir insan olmanın, yani “iyilik”in yolunu ararken, aynı zamanda yaş olmayan odunla “akıl”a, eğri olmayan odunla “güzellik”e davet eder bizi. Çünkü tüm uygarlıklar bu üç değer üzerine kurulmuştur.

12 Ocak 2020 Pazar

| Suyu sırayla içmek acaba ne demek?

Semûd kavminin kendisinden mucize istemesi üzerine Sâlih Peygamber, mucize olarak onlara deveyi gösterdi. “Ey kavmim, işte size mucize olarak Allah’ın gönderdiği deve. Onu bırakın Allah’ın mülkünde otlasın. Ona kötülük etmeyin, sonra sizi yaklaşan bir azap yakalar.” (Hûd, 64) “Allah’ın (mûcize olarak) verdiği deveye ve onun su hakkına dokunmayın.” (Şems, 13) “Onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir. Sakın ona kötülük yapmayın, yoksa büyük bir günün azabı yakanıza yapışır.” (Şuarâ, 155-156) “Fakat onlar ona inanmayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler göndererek hepsini helâk etti.” (Şems, 14)

7 Ocak 2020 Salı

| “Deliliğin tarifi”nden “Deliliğin Tarihi”ne...

Michel Foucault’nun “Deliliğin Tarihi”nden yaklaşık yüz yıl önce “deliliğin tarifi”ni yazan Divan şairi Yenişehirli Avnî, dünyada delilikle ilgili ilk eserlerden biri olan Mir’ât-ı Cünûn adlı mesnevisinde tam yirmi yedi çeşit deliden söz eder.



Mesnevisini tamamlayamamıştır, eğer tamamlayabilseydi bu sayı kim bilir kaça çıkacaktı? Bu kadar deli tipi olduğuna göre içlerinden birine bizim de uymamız ihtimali yabana atılır gibi değildir.

Yenişehirli Avnî’den birkaç deli tarifi:

Nizâm-ı Âlem Delisi: Kendi zavallılığına bakmadan dünyaya nizam vermeye kalkanlar.

Neme Lâzım Delisi: Dünya yıkılsa umurlarında olmayanlar.

Nasîhat Delisi: İlmi ve dini konularda hiçbir şey bilmemesine rağmen insanlara akıl veren tipler.

Şecî: Kabadayı tipler.

Süvârî: Hayatlarını tek bir tutkuya bağlayanlar.

Zen-dost: Zampara, kadın düşkünü.

Havadis Delisi: Sağdan soldan öğrendiği siyasi haberleri başkalarına aktarmayı görev bilenler.

Kuruntulu: Kendi gölgelerinden bile korkan tipler. Kendilerini hiçbir zaman güvende hissetmeyen, cennete girseler bile gülmeyenler.

Allah hepimize akıl sağlığı versin.


| Osman Börütecene ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum felsefeci Osman Börütecene’ydi. Felsefe, mantık, lisan, ezoterik kültür, motivasyon, liderlik, inovasyon gibi alanlarda seminerler ve eğitimler veren Borutecene ile “İnsan biyolojik bir makina mıdır?”, “Ekonominin ne kadarı soyut şeylerden oluşur?”, “İnsan neyi nasıl algılar ve bu algılama üzerinden nasıl davranır?”, “İnsan mitolojiye ve hikayelere neden ilgi duyar?” gibi sorulara cevap aradık.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

5 Ocak 2020 Pazar

| ‘Turkey’ eğer ‘Türkiye’ olursa asıl o zaman tüm ‘Turkey’ler ‘hindi’ye dönüşür

Ülkelerin adları farklı dillerde farklı formlar alabilir. Mesela Türkiye’nin bazı dillerdeki adlarına bakalım:  Törökország (Macarca), an Tuirc (İrlandaca, İskoç), Turchia (İtalyanca, Romansh), Turcia (Latince, Rumence), Turcija (Latvian), Turcija - Turcja (Polonyaca), Turecko (Çekçe, Slovakça), Türgi (Estonyaca), Türkei (Almanca), Turkey (İngilizce), Turki (Bahasa Indonesia), Turkia (Baskça), Turkiet (İsveççe), Turkija (Litvanyaca, Maltaca), Turkije (Hollandaca), Turkki (Fince), Turkojska (Lower Sorbian), Turquia (Katalanca, Portekizce), Turquía (İspanyolca), Turquie (Fransızca), Turska (Sırpça), Twrci (Galler dili), Tyrkiet (Danimarkaca), Tyrkland (İzlandaca).




‘Türkiye’nin İngilizce karşılığı ‘Turkey’nin aynı zamanda bir cins ad olan ‘hindi’ anlamına gelmesi biraz canımızı sıkıyor ve zaman zaman “Biz Turkey değil, Türkiye’yiz.” diye feveran ediyoruz. Gerçi kendi aramızda bunu yapsak bile değişmesi için resmi bir girişimimizin olduğunu hiç duymadım.

Bugün İngilizce dünyanın ‘lingua franca‘sı olmuş durumda, o nedenle ‘Turkey’, aslında bütün dünyada ‘Türkiye’dir. Nitekim Türkiye’nin uluslararası paltformlarda resmi adı da ‘Republic of Turkey’dir. ‘Turkey’nin ‘hindi’ anlamı ise sadece İngilizce konuşan ülkelerde akla gelebilir, dünyanın geri kalanı için böyle bir sorun da yok.

Genelde bu adlandırmanın arkasında bir kasıt aranır, İngilizlerin bizi küçük düşürmek için Türkiye’yi Turkey diye adlandırdıkları düşünülür. Oysa önce ‘Turkey’ vardı, sonra ‘turkey’ oldu. Kelimenin kökeni ister ‘Turkey bird’ ister ‘Turkey cock’ olsun, yani ister ‘Türkiye kuşu’ndan ister ‘Türkiye horozu’ndan dönüşsün, dildeki en az çaba yasasının bir sonucu olarak ikinci kelimenin düşmesiyle geriye ‘turkey’nin kalmasıdır bütün olan biten. Nitekim biz de ‘hindi’yi bir başka ülkeyle, Hindistan’la ilişkilendirimişiz. Hindi ilginç bir hayvan, nedense adlandırırken Amerikalılar Türkiye’yle, Türkler Hindistan’la, Hintler Peru’yla, Araplar Yunanistan’la, Yunanlar Fransa’yla, Malaylar Almanya’yla ilişkilendirmişler.


Ad ve sıfat tamlamalarında bu türden sözcük düşmeleri gerçekleşebiliyor. Hatta bazı sıfat tamlamalarındaki tamamlanan adın düşerek sıfatın ada dönüştüğüne sık tanık oluruz: ‘Şişman adam’- ‘şişman‘, ‘sarı kız’-‘sarı’, ‘küçük çocuk’-‘küçük’ gibi... ‘Turkey bird’ün ‘Turkey’ye dönüşmesi ise ‘İskender’in kebabı’nın günümüzde ‘iskender’e dönüşmesine benzer.

İngilizcedeki ‘Turkey’yi değiştirme talebi aslında elalemin diline müdahale anlamına da gelir. Mesela İngilizler “Bize niye İngiltere diyorsunuz, bizim adımız England’dır.” demiyor. Veya Mısırlılılar da bize ‘mısır’ için sitem etmiyor.

Bir başka konu da hayvanların imajlarının kültürlere göre değişmesidir. Mesela ‘Turkey’ İngilizcede ‘arslan’, ‘kaplan’, ‘kurt’, ‘kartal’ gibi bir anlama gelseydi hiç sesimizi çıkarmaz, hatta bundan gurur bile duyabilirdik. Peki ‘hindi’nin farklı kültürlerde bizdeki kadar olumsuz bir imaj taşıyıp taşımadığını ne kadar biliyoruz? Benjamin Franklin’in ‘kartal’dan önce ‘hindi’yi Amerika’nın simgesi yapmak istediğini, Fransız’ın horozunu, Rus’un ayısını hatırlayalım.

Evet, her ne kadar anlamı bağlam belirlese de, imla farkıyla ‘Turkey’ Türkiye, ‘turkey’ hindi anlamına gelse de bu eşseslilik durumu ABD ve İngiltere’de bazı espri ve karikatürlere konu olabilmektedir. Bence bu durumu avantaja dönüştürmenin yollarını arayalım. Ararsak buluruz.

Değiştirme yanlıları Habeşistan’ı (Abyssinia) örnek gösterirler. Evet, Etiyopya Habeşistan adını silmek için Habeşistan adresli mektupları ve aramaları kabul etmeyerek yeni adını dünyaya kabul ettirdi ama bu çok farklı bir durum, onlar ‘Köleler Ülkesi’ anlamına gelen adlarını tümüyle değiştirdiler.

‘Turkey’yi değiştirmeye çalışmak kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan farksızdır. Nitekim eğer bunu başarabilirsek dünyada tarih boyunca İngiliz dilindeki sayısız kitap, makale, resmi yazışma, akademik araştırma, haber, ders kitabı, internet platformundaki tüm bilgi, harita ve belgede, yani koca bir külliyatta yer alan sayısız ‘Turkey’ adı, asıl o zaman ‘turkey’ye, yani ‘hindi’ye dönüşüverir.

Belki tüm dünyaya yapacağımız ‘ü’ ihracatından kazanırız. 😉

31 Aralık 2019 Salı

| Yeni yıla iyi girelim


Yeni yıla iyi girelim. Gregoryen’den iyi giremezsek iki hafta sonra Jülyen’den deneyelim. Şubatta Çin’in Domuz Yılı başlıyor ama o bizi bozar. Olmadı Nevruz da yakın zaten. O da olmazsa sonbaharda Hicri Yıl ya da Roş Aşana var.

İyi yıllar. 🙂

| Bir bilimkurgu kahramanı olarak Hezârfen Ahmed Çelebi

Hezârfen Ahmed Çelebi adında biri gerçekten yaşadı mı? Eğer yaşadıysa kanat takıp Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçtu mu?


Bu konuda eldeki tek kanıt Evliya Çelebi‘nin Seyahatname‘de yazdıklarından ibarettir. Nüktedan kişiliğiyle, abartılı ve mizahi yönüyle tandığımız Çelebi’nin anlattıklarının gerçekliğine inanıp inanmamak ise size kalmış.

Kimileri Hezârfen Ahmed Çelebi diye birinin yaşadığını, kanat takarak uçma konusundaki bilimsel ve teknik bilgileri Leonardo da Vinci ve 10. yüzyıl Türk bilgini İsmail Cevherî’den aldığını iddia ederken kimileri de böyle bir uçuşun teknik olarak mümkün olamayacağını söylüyorlar.

Bana kalsa Da Vinci ve Cevherî’nin çalışmalarını bilen ve bunlardan etkilenen bizzat Evliya Çelebi’nin kendisi olmalı. Bu bilgiler üzerine böyle bir kişiliği yaratıp hayalinde böyle bir uçuşu canlandıran da.

17. yüzyılda, Jules Verne’den iki yüz yıl önce, Aya Seyahat kadar uzun menzilli olmasa da kıtalar arası bir uçuş hayal edip gelecek kuşaklara vizyon aktaran Evliya Çelebi, aynı zamanda bir bilimkurgu örneği sergilemiştir.

Evliya Çelebi, Hezârfen Ahmed Çelebi’nin adını bile bir bilimkurgu kahramanına yakışacak şekilde tasarlamıştır. Hezârfen, “bin bilim” demektir. Fen kelimesi sadece bilim değil, aynı zamanda sanat ve teknoloji anlamlarını da barındırır. Ahmed, Müslüman-Türk dünyasında çok kullanılan, temsil yeteceği olan kişi adlarından biridir. Çelebi ise efendi, kibar, şehir terbiyesi almış, kültürlü, asil anlamlarına gelir ve Evliya Çelebi’nin de ünvanıdır.

Hezârfen’in yaşamış olması ve uçması kadar önemlidir, hayalen yaşatılmış olması ve uçurulması...

Okuma Parçası: İptida, Okmeydan’ın minberi üzere, rüzgâr şiddetinden kartal kanatları ile sekiz dokuz kere havada pervaz ederek talim etmiştir. Badehu Sultan Murad Han Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’nden temaşa ederken, Galata Kulesi’nin taa zirve-i belâsından lodos rüzgârı ile uçarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na inmiştir. Sonra Murad Han, kendisine bir kese altın ihsan ederek “Bu adem pek havf edilecek (korkulacak) bir ademdir. Her ne murad ederse elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değildir” diye Gâzir’e (Cezayir) nefyeylemiştir (sürmüştür). Orada merhum oldu. –Evliya Çelebi, Seyahatname

30 Aralık 2019 Pazartesi

| Fatoş Karahasan ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum yazar ve yönetim danışmanı Dr. Fatoş Karahasan’dı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Pazarlama İletişimi, Reklam ve Dijital Pazarlama dersleri veren, on dört yıl uluslararası reklam ajanslarında üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra şimdilerde yönetim danışmanı olarak yerli ve yabancı kuruluşların reklam ajansı konkurları, ürün lansmanları, ürün stratejileri ve araştırma projelerinde yer alan, pazarlama, iletişim ve yönetim konularında konuşmalar yapan ve eğitimler düzenleyen, önemli konferanslarda, moderatörlük ve konferans başkanlıkları üstlenen Karahasan’la konvansiyonelden dijitale, teknolojiden markaya, gençlikten eğitime, reklamdan yaratıcılığa uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

24 Aralık 2019 Salı

| Serap Öcal ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum sağlık iletişimi danışmanı Serap Öcal’dı. Öcal’la sağlık iletişiminden sağlıkta markalaşmaya, hekim ve hasta ilişkilerinden sağlık çalışanlarına yönelik şiddete, Türkiye’nin sağlık turizmi potansiyelinden bu alandaki fırsat ve tehditlere uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

23 Aralık 2019 Pazartesi

| Hayata sucuk olarak mı veda etsinler?

Dünyanın birçok merkezinde fayton var. Mesela bunlar da at, bunlar da araba...


Büyükada’da on yıllardır süren sorunun kendi kendine çözüleceğini mi düşündük? Sahiplerinin keyfine bırakıp muşamba tenteli çirkin arabalar, iyi bakılmadığı belli atlarla ilgili bir standardizasyona, at sahiplerini cebren merhamete, iyi besleme ve iyi bakıma zorlamaya engel olan şeyin vurdumduymazlıktan başka bir şey olduğunu sanmıyorum.

Şimdi ne yapıyoruz? Hem bir güzelliği, bir nostajiyi, bir turistik değeri imha ediyor hem de bu atların insanla karşılıklı işbirliğine engel olup son nesillerinin hayata sucuk olarak veda etmelerine yol açıyoruz.

Bu kadar acizlik, vallahi bizim için bile fazla.

Video: “Büyükada’daki atları kaldırıp elektrikli arabalar koymak yerine insanlara seyisliği ve merhameti öğretelim. O atların yaşaması da o hizmeti vermeleriyle mümkün.”

16 Aralık 2019 Pazartesi

| Çin kedisinin rengi değişti mi?

Çin‘in reformist devlet başkanı Deng Xiaoping’in rejime işaret ederek “Önemli olan kedinin rengi değil, kaç fare yakaladığıdır.“ şeklinde bir sözünün olduğu söylenir.


Gerçekten de Çin, o günlerden bu yana çok fare yakaladı, şu anda da dünyanın en büyük üretim ekonomisi... Fakat yine de ABD hala dünyanın en büyük ekonomisi olma ünvanını bırakmıyor. Çünkü o, kedinin fare yakalama yeteneği kadar rengiyle de ilgilendi hep. Soğuk savaş döneminde Rusya da kedinin rengiyle pek ilgilenmemişti.

Brand Value, 2018-2008, Brand Finance




Ancak son on yıllık marka değerleri ve “soyut şeyler” yaratma konusundaki performansına bakılırsa Çin’de kedinin rengi değişiyor. ABD’yi asıl ürküten de bu olsa gerek. Çünkü Çin tek başına bir üretim gücü olarak bir tehdit oluşturmuyor, hatta kapitalist dünyaya bu fonksiyonuyla hizmet ediyordu.

Türkiye de artık kedinin fare yakalama yeteneği kadar rengiyle de, hatta daha çok rengiyle ilgilense iyi olacak.

| Yalın Alpay ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum ekonomist, siyaset bilimci, sanat yönetmeni ve yazar Yalın Alpay. Lisansını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden alan, yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde tamamlayan, doktora çalışmasına İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi’nde devam eden, kaleme aldığı tarih, siyaset, sanat ve ekonomi konularında birçok makale ve kitapların yanında çeşitli belgesel çalışmalarına danışmanlık yapan, TİM’de ekonomist ve Afrika koordinatörü olarak görev alan, çeşitli TV programlarına imza atan, halen İstanbul Art Show Sanat Fuarı Sanat Direktörü ve Ekotürk TV’nin Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı olan Alpay’la sosyo-ekonomik ve sosyo-psikolojik bağlantılarıyla “soyut şeyler”in ve markaların ekonomideki yeri üzerine sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

| Denizli horozundan Kırkağaç kavununa “orta gelir tuzağı”...

Karaca Kız’dan Devrek bastonuna, Atatürk’e benzeyen adamlardan Susurluk ayranına, Denizli horozundan Kırkağaç kavununa, kelaynaktan kekliğe, arıdan kelebeğe, taş taşıyıp laf taşımayan adamdan kulağa “ürkünç” şehir heykelleri... Eğer biz şu soyutlama yeteneğimizi geliştiremezsek orta gelir tuzağı devam eder, asgari ücret de yerinde sayar. Bilmenizi istedim.


Bu arada, Endonezya’daki bir mağarada 44 bin yıllık duvar resmi bulundu. Picasso Fransa’da bir mağarada bulunan 17 bin yıllık duvar resimlerini gördüğünde “17 bin yıldır hiçbir ilerleme kaydetmemişiz.” demişti.

İyi ki bizdeki 44 bin yıllık gerilemeyi görmedi.

9 Aralık 2019 Pazartesi

| Ömer Şengüler ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde bu haftaki konuğum marka mimarı, girişimci ve Global Magic Brands Başkanı Ömer Şengüler’di. Kahire’de doğan, Riyad Üniversitesi’nde sosyal bilimler, İstanbul Üniversitesi’nde işletme, Marmara Üniversitesi’nde sosyoloji, Bilgi Üniversitesi’nde hukuk, Harvard ve MIT'de pazarlama eğitimleri alan, Türkiye’de reklamcılık ve mecra geliştirmeleri konusunda özgün girişimlerde bulunan, ülkemizden global markalar çıkması gerektiğine inanan ve bu alandaki çalışmalara yoğunlaşan Senguler’le renkli hayat hikayesinden mesleki deneyimlerine, reklam sektörüne yaptığı katkılardan marka yaratma ve geliştirme çalışmalarına, Prof. Philip Kotler’la ilişkilerinden yeni çıkan kitabı “Marka Ol E mi?”ye uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

8 Aralık 2019 Pazar

| Gülşah Çeliker ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum belgesel film yönetmeni, yapımcı ve araştırmacı Gülşah Çeliker’di. Sabiha Gökçen’in hayatını konu alan belgeseli çeşitli uluslararası özel gösterimlerde yer alan, ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile Piri Reis Dünya Haritacısı Drama Belgeseli için çalışmalara başlayan, Hollanda’da arşiv araştırmaları ve röportajlar yapan, bu çalışmalar için 2010-2015 yılları arasında, İtalya-Türkiye arasında yaşayan, Roma, Vatikan, Venedik devlet arşivlerinde ve Bologna Üniversitesi’nde araştırma ve çekimlerine devam eden, Akdeniz tarihi ve Piri Reis ile ilgili yazıları çeşitli dergilerde yayımlanan, on yıldan fazladır bu belgesel film için çalışan, geçtiğimiz günlerde Piri Reis ve Kristof Kolomb‘un karşılaşmalarını konu edinen Haritacı ve Kaşif adlı romanı yayımlanan Gülşah Çeliker’le Piri Reis’in hayatından Piri Reis haritasına, 15. ve 16. yüzyıl Akdeniz dünyasından korsan savaşlarına, Osmanlının Akdeniz hakimiyetinden Batı‘nın yeni keşiflerine, Piri Reis drama belgeselinden uluslararası sinema filmi hedefine uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

2 Aralık 2019 Pazartesi

| Ender Merter ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum reklamcı, yazar, TV programcısı ve İlancılık Reklam Ajansı Eşbaşkanı Ender Merter’di. Güzel Sanatlar ve İşletme eğitimi alan, profesyonel yaşamına ilk olarak 1979’da okul yıllarında Cağaloğlu’nda başlayan, sonrasında TRT’de dublaj, reklam ve yayıncılık alanlarında çalışan ve iletişim sektöründe derin bir deneyime sahip olan Merter’le Türk grafik tasarım tarihinden Cumhuriyet döneminde grafik tasarımın öncüsü İhap Hulusi Görey’e, Görey’in grafik arşivinden Marmara Üniversitesi’nde eserlerinin sergilendiği Cumhuriyet Müzesi’ne, harf devriminden tipografiye, Türk reklamcılığından sektörün sorunlarına kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

22 Kasım 2019 Cuma

| Ürün üründen ibaret değildir, daha önemlisi o bir kavramdır

“Hamile mi kaldım?” endişesi ile “Hamile kaldım mı?” ümidi birbirine tamamen zıt duygular olmasına rağmen durumu teşhis edecek ürün ve/veya işlemler fiziken aynıdır. Ancak ürün iki farklı kadının gözünde aynı kavramsal içeriğe sahip olamaz.


Bu nedenle Quidel’in üzerinde gülümseyen bebek fotoğrafı bulunan gebelik testi ürünü 9.99, aynı ürünün sade bir ambalaj tasarımına sahip olanı ise 6.99 dolara, hem de prezervatiflerin bulunduğu rafta satışa sunulur. İki aynı nitelikteki ürünün ilki bebek sahip olmak isteyen, ikincisi istemeyenler içindir.



Firmanın böyle bir ayrıma gitmeden önce yaptığı araştırmanın, satın alanların yarısının bu ürünü hamile kalmadıklarından emin olmak için kullandıklarını gösterdiğini de belirtmiş olayım.

Yukarıdaki bebek fotoğrafı, bebek isteyen bir kadın için tatlı bir özlemin, “Acaba hamile mi kaldım?” tedirginliği yaşayan bir kadın için ise iç karartan bir kaygının göstergesi olmaz mı? O bebek gülümsemesi onun gözünde sinir bozucu ve pis bir sırıtmaya dönüşmez mi? Öyleyse Quidel‘e kadar gitmemize gerek yok, demek ki aynı göstegeler bile apayrı kavramları açabiliyor zihinlerde.

Elinizde böyle ilginç bir vaka olmasa da, ürün üründen ibaret değildir, daha önemlisi o bir kavramdır.

Bazı detaylar için Fatih Bektaş’a teşekkürler.

21 Kasım 2019 Perşembe

| Jan Deui Kim ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Güney Koreli YouTuber ve iktisatçı Jan Deui Kim’di. Güney Kore Kookmin Üniversitesi’nden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olduktan sonra iktisat yüksek lisansını Türkiye’de yapan Jan Deui Kim’le Türk kültüründen Türkiye deneyimlerine, Koreli Gözüyle adlı blog ve YouTube kanalında Türkiye’yi tanıtan yazı ve videolarından Türkiye ve Güney Kore arasındaki kültürel benzerlik ve farklılıklara, Güney Korelilerin Türkiye izlenimlerinden beklentilerine, ülkemizin turizm potansiyelinden Güney Kore Dalgası Hallyu’ya kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

11 Kasım 2019 Pazartesi

| Günseli Kato ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum dünyaca ünlü ressam ve performans sanatçısı Gunseli Kato’ydu. Resim sanatına ilgisi Prof. Süheyl Ünver’in verdiği minyatür derslerine katılmasıyla başlayan, Tokyo Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Geleneksel Japon Resmi Bölümü’nde Prof. Hirayama Ikuo ile çalışarak eğitimini tamamlayan, Tokyo’da okuduğu okulda 1983 yılından beri Türk minyatür sanatı üzerine dersler veren, on iki yıl boyunca bir İslam seramik sanatı uzmanı olan Takuo Kato’nun atölyesinde çalışan, Türk ve Japon kültürlerini harmanlayarak minyatür sanatı öğelerini performans, heykel ve otonom hale sokarak gelenekseli çağdaş sanat anlayışıyla buluşturan, kültürel öğelerle hem geçmişi vurgulayıp hem de kültürler üstü bir alan oluşturan Gunseli Kato’yla İstanbul’dan Tokyo’ya, minyatürlerinden sahne performanslarına, sergilerinden Türk ve Japon kültürlerine ait izleri yansıtan çalışmalarına, iki ülkenin tarihinde ortak bir nokta olan İpek Yolu’ndan ipeğe uzanan birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

5 Kasım 2019 Salı

| Seda Özen Bilgili ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Restoratör-Mimar Seda Özen Bilgili’ydi. Tarihi yarımadanın koruma amaçlı imar planında çalışan, Yeni Cami, Sultanahmet Camii, Sinan Paşa Sebili, Ayasofya Türbeleri gibi tarihi eserlerin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlayan, eski eserlerin hikayelerini araştırmaya, restorasyonlarını yapmaya devam ederken mimari, restorasyon, şehir planlaması, mimarinin sosyal hayatla bağı, tarihi yapıların korunması ve ihyası gibi konularda sosyal mecra paylaşımlarıyla dikkat çeken Bilgili’yle sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

1 Kasım 2019 Cuma

| Balık ekmekçiler İstanbul kültürünün bir parçasıdır

İstanbul kökenli olmadığım için Eminönü’ndeki balık ekmeklerden ilk kez 70’lerde İstanbul’a geldiğimde yemiştim. Güzeldi. O zamanlarda balıkları üstü açık basit teknelerde geniş bir tavada pişirip servis ediyorlardı.


80’lerde İstanbul’a yerleştiğimde bir iki kez daha yedim. Daha öncekilerden bir farkları yoktu.

Bugünlerde gündeme gelen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin balık ekmekçileri kaldırmaya yönelik kararıyla birlikte yeni hallerini fark etmiş oldum. 1800’lerden bu yana bölgede hizmet verdikleri söylenen balık ekmekçilerin tekne tasarımları on beş yıldır böyleymiş, görmemişim.


Haberle karşılaştığımda ilk tepkim şöyle oldu:“Çıkan haberlere göre Eminönü’ndeki balık ekmekçiler görüntü kirliliği yarattıkları için kaldırılıyormuş. Görüntü kirliliği konusunda hangi kriterler kullanılıyor, bilmiyorum. Evet, Gökçek’in Ankara kapıları gibi bu saltanat kayığı çakması kiç kayıkların görüntü kirliliği yarattıkları doğrudur fakat bizzat balık ekmek servisinin modernlik uğruna kirlilik yarattığı düşünülüyorsa bu yanlış. Balık ekmekçiler elleri yüzleri düzeltilerek yaşatılmalıdır.”

Güya saltanat kayığına benzetilmekle birlikte adına kalyata denmiş teknelerin ne saltanat kayığı ne de kalyatayla bir benzerliği var oysa. Mimaride de yaşadığımız bu çuvallamaların buralara kadar sirayet etmesi gerçekten üzücüdür. Bu girişimlerin çoğunlukla iyi niyetle, biraz da ticari hesaplarla yapıldığını görüyoruz. Hatta öyle ki birileri “sultan kayıkları” adını vererek balık ekmekçilerinki gibi tamamen uyduruk kubbeli tasarımları satışa bile sunmuş. Halbuki “köşklü” dedikleri saltanat kayıklarında bile kubbe yoktur, en fazla kameriyeye benzeyen, tezyin edilmiş küçük kapalı bir alan vardır. Ver gerçekten de her biri birer zarafet timsalidir.

Günümüzün uyduruk bir saltanat kayığı tasarımı

Orijinal saltanat kayıklarından biri


İyi niyetle olsa bile bu gibi geleneksel değerlerin bu şekilde karikatürize edilmeleri, ucuz malzeme ve ucuz işçilikle kiçleştirilmeleri en fazla muhafazakarları rencide etmesi gerekir. İşin uzmanlarıyla birlikte hareket etmezseniz iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama aslında kendi değerlerinizi kendi ellerinizle süflileştiriyor, hatta memleketi dost düşman gözünde gülünç duruma düşürüyorsunuzdur. Hiç bir şey yapamıyorsanız yukarıdaki siyah-beyaz eski fotoğrafta görüldüğü gibi otantik hallerini korumak en güzeli olacaktır. Varsın üç tekne olacağına küçük on üç tekne olsun.

Bayat balık, kalitesiz yağ, mafyoz ilişkiler, kavgalar ve cinayetler işin başka bir yönüdür. Bu sorunların çözülememesi asayiş ve belediye hizmetleriyle ilgilidir. Bunları ıslah etmek yerine şehrin sembollerinden biri haline gelmiş bir hizmeti tümden ortadan kaldırmak hem İstanbul halkı hem de turizm açısından son derece yanlış olacaktır. Nitekim benzer şeyler dünyanın birçok başka medeni şehrinde de vardır.

Gelinen noktada balık ekmekçilerin yapacakları şey, öncelikle “ben yaptım, oldu” havasından çıkıp iyi bir tasarımcıyla anlaşmaları ve elbette geleneği de dikkate alan özgün ve düzeyli tasarım alternatifleri üzerinde çalışmaları, ürün ve hizmet kalitesi, fiyat, hijyen ve asayiş konularında -yaptırımlarıyla birlikte- kendilerini bağlayacak kriterleri kendileri belirleyip bu hizmeti sağlam bir projeye çevirmeleri ve ilgililere sunup benimsetmeye çabalamaları olacaktır.

Belki bu yöntemle bir sonuç alınır ve hem kendileri ticaretlerini sürdürürler hem de İstanbul’un sembollerinden biri ortadan kalkmamış olur.

Piyerloti’de çay kahve, Beykoz’da kelle paça, Sütlüce’de uykuluk, Kanlıca’da yoğurt, Eminönü’nde balık ekmek bu şehrin kültürel unsurlarıdır. O nedenle hepsiyle birlikte balık ekmekçileri de belli standartlara uymalarını sağlayarak yaşatmak İBB’nin görevleri arasındadır. Bu anlamda balık ekmekçilerin omuzlarında da böyle bir sorumluluk vardır ve bunun bilincinde olmak durumundadırlar.

28 Ekim 2019 Pazartesi

| Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Medipol Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı’ydı. Aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisi Hizmet İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sağlık Komitesi Başkanı olan Prof. Yiğitbaşı’yla dünyada hızla büyüyen hizmet ihracatından hizmet ihracatı sektörlerine, Türkiye’nin hizmet ihracatı potansiyelinden gelişen sağlık turizmine kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

25 Ekim 2019 Cuma

| Mercan Dede ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde bu haftaki konuğum dünyaca ünlü Türk neyzen, besteci, DJ ve ressam Mercan Dede’ydi. Yüksek öğrenimini görsel sanatlar alanında yapmış olmasına rağmen müziğe de yönelen, ney, bendir, panflüt, davul ve vokal sanatçısı olma yolunda müzik eğitimini tasavvuf müzik ustalarından alan, bir yandan ebru üzerinde çalışan, ebru sanatını eğitmen olarak Concordia Üniversitesi’nin Studio Arts programında devam ettiren, güzel sanatlar üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimini Kanada’da tamamlayan, Sufi müziğini çağdaş müziğin tınılarıyla harmanlayan, Sufi inancına yürekten bağlılığıyla tanınan ve dünyanın birçok merkezinde dünyaca ünlü müzisyenlerle gerçekleştirdiği birçok performans ve aldığı ödüllerle tekno-müziğe yeni açılımlar getiren Mercan Dede’yle müziğe başlama serüveninden tasavvuf deneyimine, yaşadığı Montreal’den İstanbul’a, müzikten resme, içinde ressam olarak yer aldığı 500’ncü ölüm yıldönömünde Da Vinci projesinden yeni sanatsal yönelişlerine kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.

14 Ekim 2019 Pazartesi

| Mesut Uğur ile Soyut Şeyler Ekonomisi, A. Selim Tuncer



Soyut Şeyler Ekonomisi’nde konuğum Mikroteknoloji Mühendisi ve Yazılım Yüksek Mühendisi Mesut Uğur’du. Lisans eğitimine İsviçre’de Mikroteknoloji Mühendisliği’yle başlayan ve mikroelektronik opsiyonuyla mühendis olan, İsviçre’de elektronik ve kontrol mühendisi olarak çalışma hayatına atılan, sonrasında AR-GE mühendisi olarak çalışırken yazılım mühendisliği master programını tamamlayan, dijital teknik, mikroişlemciler tekniği ve programlama tekniği dersleri veren, bugün dijitalleşme ve endüstri 4.0 dediğimiz uygulamaları bundan otuz yıl önce hayata geçiren, 1995 yılında Türkiye’ye dönerek su ve atıksu, kimya, demir-çelik, cam, MDF, tekstil, su-elektrik-doğalgaz dağıtım şebekeleri, kağıt, gübre gibi alanlarda makine imalatı ve proses endüstrisine proses kontrol sistemleri ve fabrika otomasyonları yapan, sağlık sektöründe yanık, kronik yaralar, hasta vücut ısı manipülasyonu, mikro sirkülasyon, solunum ve dolaşım fizyolojisini özel ihtisas alanı olarak seçen, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı’na danışmanlıklar veren Uğur’la ekonomik sıkıntılarımızdan çalışma hayatına, sanayi üretim verimliliğinden meslek gruplarına, refah toplumu idealinden meslek eğitimine, eğitim sistemimizin sorunlarından insan kaynakları planlamasına kadar birçok konuda sohbet ettik.

Soyut Şeyler Ekonomisi her cumartesi 21:00’de Ekotürk TV’de.