| “İhmal edilmiş şıklık” ve kot taşla(t)ma vicdansızlığı...

Beyazla(tıl)mamış blucin asla makbul değildi. “Solcu” parkaların altında bile beyazlamış “Amerikan” kotları olmalıydı, Amerikan pazarından yeni alınmış ya da Avrupa’daki akrabalarımız tarafından hediye olarak getirilmiş “taze” blucinleri giymek hiç hoş değildi.
Şimdi hazır beyazlatılmış ve yırtık pırtık eskitilmiş olarak satılıyor blucinler... Rekabetin acımasız vahşiliğine vicdanlarını teslim eden bazı üreticiler ise insan canı pahasına ilkel yöntemlerle yapıyor bu işlemi...
Kot beyazlatmada amaç, bir yaşanmışlık ve eskimişlik duygusu yaratmaktır. İki dirhem bir çekirdek giyinmek, ortalıkta jilet gibi dolaşmak doğru değildir çünkü... Buna “ihmal edilmiş şıklık” diyenler var. Bakımlı olmakla birlikte saçınızın bir iki perçem dağılması, kıravatınızın hafifçe bir yana kayması, pantolonun diz arkası ve kasıklara gelen bölgelerinin ütüsünün bozulması, ayakkabının oynak bölgelerinde izler oluşması gibi kusurlar sizi vitrin mankeninden ayıran, yaşadığınızı ve nefes alıp verdiğinizi gösteren unsurlardır aslında...
Dikkat edin, yukarıda sözünü ettiğim vicdansızlar, kot beyazlatmanın ne anlama geldiğini bile bilmedikleri ve sadece piyasayı taklit ettikleri için kataloglarında ütüsüz blucin görmeye tahammül edemezler. Pantolonlarını giydirdikleri fotomodeller jilet gibi olmak zorundadırlar illaki!
Vicdan olmadığı gibi akıl da yok bunlarda!































1 YORUM:
Hocam, ticarî alanda yeteneği olan Müslümanlar için, sermayedar anlamında kapitalist olsunlar, diyoruz, ama gelin görün ki sermayedar olurken aynı zamanda ahlâklı olmak gerekir hükmünden bîhaberler. Yazınızda bahsettiğiniz çeşit vicdansızların tamamımın Müslüman olduklarını yahut "dinci", "mürteci" diye hakaret edilen "yüksek dinî hassasiyetli" insanlardan olduklarını da iddia etmiyorum. Bahsettiğim şey, yüksek dinî hassasiyetli sayılan insanlar arasında da bunların fazla fazla var oldukları gerçeğidir ve ben o insanlara çatıyorum, çünkü kendimi öncelikle onlardan biri olarak görüyorum. Emr bil maruf ve nehy anil münker (doğruyu yaptırıp yanlıştan vazgeçirmek) öncelikle kendi yakın çevremizde olur.
Bunlardan bazılarının bir burs muhtacı olan bana ve onlarca mümin kardeşime ettiklerini daha önce sizin de bulunduğunuz ortamlarda anlatmıştım, hatırladığınızı sanıyorum. Tekrar anlatmaya bu yüzden ne gerek var, ne de dikkatim var. (OKB'den Dikkat Bozukluğu Sendromu'na yöneldim veya ona benzer bir şey oldu galiba anksiyete hastalığım hususunda. Zaten öteden beri dikkatini fazla yoğunlaştıran biri değildim. Allah'tan, akademik zekâ biraz fazla geldi de bu kadar idare edebildim, "hiperaktiflikten dolayı mektepte okuyamayan çocuk" olmadım, çok şükür).
Bu vicdansızlar, ahlâk bilen âlimlerden ahlâk da öğrenemezler. Oturup da Ömer Nasuhi Efendinin (Ö. N. Bilmen) Büyük İslam İlmihali'ndeki "Ahlâk Kitabı" isimli dokuzuncu bölümü okumazlar. Okurlarsa orucun ıcığına cıcığına dair yerleri çocuklarına okuturlar. Tabii onu da okuturlarsa. Genellikle, en az bilgili mahalle imamı hangisiyse ona sormayı tercih ederler. Para kazanmanın yoluna dair bir metin olsa seve seve okurlardı, ama ahlâkın en temel kurallarını kim umursar? Hele bu ileri ve çağdaş çağda?
Oy hocam, oy... Ecelimiz gelmeden bu zalûm ve cehûl insanoğlunun (çok adaletsiz ve cehalet içindeki insanoğlu anlamında Kur'an'dan bir ibaredir) bulunduğu bu diyardan gidemiyoruz. Hele hele, türlü duygusal ve sosyal işlevliliğe dair zorluklar içinde toplumda var olmaya çalışan benim gibi insanlar var ya, biz isterdik ki astronot olalım ve bir daha uzaydan geri gelmeyelim... Tabii ki bu, astronotlar için bile imkânsız.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home