| “Şu anda Selva, pazarının fikir lideri olduğunu kanıtlamıştır”

Yaratıcı fikir nasıl ortaya çıktı?
Hepimiz biliyoruz ki yaratıcı strateji, pazarlama ve iletişim stratejisinin ayakları üzerine oturur. Selva’nın yeni marka konumlandırması, yaratıcı fikrin ortaya çıkmasında işimizi kolaylaştırdığı gibi elimizi de güçlendirdi. Klasik makarna kategorisinde yepyeni bir şey söyleyecektik. Geçmişi uzun yıllara ve kapsamlı araştırmalara dayanan bir proje vardı önümüzde... Prof. Dr. Arman Kırım’ın yönettiği “farklılaşmayı arama” konferanslarıyla başlatılan proje, Doç. Dr. Halil İbrahim Zeytin’in önderliğinde Akademetre’nin Türkiye’nin yirmi iki ayrı bölgesinde yaptığı geniş çaplı kantitatif araştırmalar, ürün testleri, yeni görsel kimlik ve tüketim önerimizle ilgili kalitatif araştırmalar ve pre-testlerle sürdürülerek bugüne geldi. Yani veriler noktasında hiçbir boşluk bırakılmamıştı. Türkiye’de makarna tüketimindeki dramatik düşüklüğün nedenleri çok iyi ortaya konmuştu ve tüketicinin karşısında güçlü bir tüketim önerisiyle çıkılıyordu. Bunun üstüne yaratıcı fikri inşa etmek zor olmadı.
Tüketicinin karşısına güçlü bir lansman kampanyasıyla çıktınız. Krizi fırsata dönüştürme amacının bir sonucu muydu bu?
Hayır, dediğim gibi Selva projesinin temeli uzun yıllara dayanıyor. Selva Yönetim Kurulu üyesi Osman Baydar, buna “aktif sabır” dönemi diyor. Yani çalışarak, araştırarak, analizler yaparak, düşünerek geçirilmiş bir dönem... Lansman için 2009 yılı kararlaştırılmıştı. Ortaya çıkan ekonomik kriz ise Selva'yı yolundan alıkoymadı. Bir engel olarak görülmedi yani... Bu anlamda isabetli bir karar verilmiş olduğu anlaşılıyor. Kriz gerçekten de fırsata dönüşmüş oldu.
Jack Trout’un, marka lansmanları için kullandığı “yörüngeye oturtmak” benzetmesini çok sever ve buna inanırım: “Bir şirketin ya da bir ürünün ayağını yerden kesmek, tıpkı bir uydu fırlatmaya benzer. Çoğu kez size gereken, sizi bir an önce yörüngeye oturtacak bir itkidir. Sonrasında işler değişir.” Hepimiz biliyoruz ki, belli bir pazar payına ulaşmadan önce zihinlerde pay kapmak zorunludur. Daha doğrusu, pazar payına ulaşmanın tek güvencesi budur. Ve yine hepimiz biliyoruz ki, bir topluiğne başı büyüklüğünde bile olmayan bir delikten zihinlere sızmak ve orada bir yer işgal etmek dünyanın en zor işlerinden biridir.
Bunu sağlayabilmek için öncelikle ani ve güçlü bir itkiye ihtiyaç vardır. Çok büyük bir tazyikle uyduyu yörünge menziline fırlatmak, aynı zamanda o küçük delikten zihinlere sızmak anlamına gelir. Yörüngeye oturmak ise artık zihinlerde bir yer işgal etmiş olduğumuzu gösterir. Henüz elimizde yeterli bilimsel veriler olmamasına karşın, lansman kampanyamızla bunu başarıyor olduğumuzu gözlemliyorum. Tabii, yörüngeye oturduktan sonra uzun süre orada kalmanın da belli koşulları vardır; gerekli bakım ve onarımlar, enerji dönüştüren güneş panelleri, bataryalar gibi... Şu anda Selva'nın önündeki gündem budur.
Neden Uğur Yücel?
Bildiğiniz gibi ‘celebrity’ kullanımı iletişimcilerin sık sık başvurdukları bir yöntemdir. Elbette kendi içinde riskler de taşır. Ama bizim, “yörüngeye oturmak” için konsept ve kreasyon başarısının üstüne güçlü bir itkiye ihtiyacımız vardı ve markanın temel değerleriyle uyumlu bir ünlü bu ihtiyaca cevap verebilirdi. Uygun olabilecek birçok ünlü değerlendirildi, analiz edildi, hatta isimler üzerinde araştırmalar yapıldı ve Uğur Yücel'in bu projeye gerekli desteği vereceği konusunda anlaşma sağlandı. Kendisi de projeye sıcak bakınca markayla Uğur Yücel arasında güzel bir uyum sağlandı. Hatta kendisi, Selva'nın tüketim önerisini yıllarca uyguladığını ifade etti. Aldığımız olumlu tepkilerden doğru bir karar vermiş oduğumuzu görüyorum.
Pazarı genişletmek hedefi bir lider tavrı değil midir?
Selva, sektörünün çok deneyimli aktörlerinden biri... Bu “aktif sabır” döneminde Türkiye’nin en büyük makarna ihracatçısı oldu. Çok fazla ülkeye, daha da önemlisi kalite standartları konusunda hassasiyetleri bilinen Japonlar’a makarna satıyor. Türkiye’de de tonaj bazında sessizce pazar üçüncüsü oldu. Lansmanda ortaya çıkan tüketim önerisinin bir lider tavrı olduğu doğrudur. Önümüzdeki günler pazar payları konusunda ne getirir göreceğiz, ama şu anda Selva, pazarının “fikir lideri” olduğunu kanıtlamıştır. Bu, en azından Selva’nın marka olarak farklılaşmasını sağlamıştır. Diğer getirilerini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Selva bu yatırımın karşılığını alacaktır. Nitekim ben, yatırımın getirisi hesaplamalarının marka lansmanları konusunda, standart iletişim harcamalarındakinden farklı bir gözle analiz edilmesi gerektiğine inanırım. Çünkü güçlü roketlere tam da bu aşamada ihtiyaç vardır.
Selva’yla nasıl tanıştınız?
Selva, on bir yıldır partnerlik ilişkisi içinde olduğumuz, gerçekten çok uyumlu çalıştığımız bir reklamveren... Yani projenin başından beri Selva’yla birlikteliğimiz var. Tüm steplerde yanlarında olduk. Bana göre Selva’yla ilişkimiz, mükemmel bir reklamveren-reklam ajansı birlikteliğinin örneğini oluşturuyor. Bunun, başarıda çok önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.































29 YORUM:
Selim Bey bu kadar iddalıysanız bu selva konusunda sizinle Selva yönetiminin huzurunda tartışmak gerekir konuyu diye düşünüyorum. Çünkü etrafdaki tüm profesyonelleri de aptal yerine koymaya kalkıyor bu savunma şekliniz. Açık şekilde samimi bir davetdir bu. Madem MArketing Türkiye üzeirndne kriz yönetimi yapıyorsunuz işin rasyonelini yapmak adına buyrun biz soralım siz cevaplayın hem de biz gençlere öğreteceklerinizi almak deneyimlerinizi paylaşmak da isteriz. Herkes ve Türk Reklamcılığı için iyi bir fırsat olur.
Sevgili Burak Biber,
1.
Öncelikle kimsin? Daha önceden tanışıyoruz da, ben mi hatırlayamadım? Yoka Selva'yla mı tanışıklığın var? Yani, Selva yönetimi önünde tartışma teklif edecek hukuku nereden buluyorsun? Böyle bir gerekliliği kendi kendine nereden icat ediyorsun?
2.
Yok eğer tanışmıyorsak, önce tanışalım. Kimsin, nesin, necisin? Deli misin, akıllı mısın? Dost musun, düşman mısın? Bu nedir şimdi, damdan düşer gibi?
3.
Ortada benim görmediğim ne kriz var da Marketing Türkiye üzerinden kriz yönetimi yapıyorum? Hem dergiyi hem de beni şaibe altına sokmaya çalışan bu ithamının mesnedi var mıdır ve sebebi nedir?
4.
Ortada ne gibi bir iddia var ki, ben savunma yapayım?
5.
Şu kadar veya bu kadar, sonuçta iddia ortada! Ve bu iddianın seninle hiçbir ilgisi yok. Genelde yanlış bulduğun her iş için, işin ajansını müşteri önünde düelleyo mu davet edersin? Ne adına, neyi savunuyorsun? Sektörün Don Kişot'u musun, yoksa bir şövalye ruhuyla "marka kurtaran arslan" mısın?
6.
“Etraftaki tüm profesyonellerin” avukatı mısın? Aptal yerine konulan diğer profesyonellerin kendilerini savunacak halleri ve cesaretleri yok mu?
7.
Sonuç: Bu blogda, “aptal yerine koyma" gibi hakaretler ve mesnetsiz ithamlar olmadığı sürece hiçbir yorum silinmemiştir. Hakareti iade ediyor ve bu yorumu da silmiyorum. Düello teklifine gelince:))) Hem senin gibi bol vaktim yok hem de müsamere oynamayı ortaokul yıllarımda bıraktım. Şimdi, eğer samimiysen yapacağın şey, derdin neyse, tane tane, benim de Selva’nın da anlayabileceği cümlelerle, niyet okuma yapmadan ve sadece somut gerçekler üzerine inşa ederek burada ortaya sermektir. Tekraren ikaz edeyim; ifadelerin hakaret içermedikçe silinmeyecek, Selva da değerli fikirlerinden buradan istifade edecektir. Hatta ben de!
Eğer cevap vermeye değer bir şey görürsem, belki zaman darlığından dolayı hemen olmamakla birlikte, samimiyetle cevaplarım. Sen de istifade edersin.
Sevgiler...
Öncelikle soyismim biber değil "BİRER"! bunu daha önce de yapmıştınız hiç hoş değil!
Benzer bir yorumu geçenlerde Pepsi reklam filmi için de yapmıştım ancak sizden gelen bu tepkilerin hiç birisin görmedim, görmedik. Üstelik Pepsi reklamı için de binlerce kişi aynı olumsuz yorumu yaptı açıp okuyabilirsiniz. Alameti farika sizin gibi tepkiler vermeye kalkışmadı. Çünkü en azından yaratıcı stratejilerinde makul noktalar vardı.
Selva için yaptığınız lansmana gelince şu an bu kadar çok vaktim yok yarın akşam müsayit olduğumda hatalarınızı ve yapılmaması gereken neleri yaptığınız tek tek yazacağım. Yorumlarımı silmezseniz ve kendi kendinize hakaret içeridiği yargısına varmazasnız sevinirim. Yarın akşam görüşmek dileği ile. Şu ana kadar yazdığım hiç bi şeyde hakaret yoktur. Yarın akşam da olmayacaktır. Kendimi aptal yerine konulmuş hissettmek nasıl bir hakaret şekliyse. Her neyse konuyu bu tarafa hiç çekmeyin. Yarın akşam anlatacaklarım olacak. Umarım silmezsiniz onlarıda. Bir lansman hakkında ve onu yaratan ajans ve ajans başkanının işleri hakkında yorum yapmak için tanımam gerekmiyor. DOstunuz olmam gerekmediği gibi düşmanınız olmam da gerekmiyor. Fakat açıkca yaptıklarınızı eleştireceğim ve sizin algınıza göre saldırıda bulunmuş görüneceğim. Kendimce bi misyonum var demek ki :) BU düşmanca ya da dostça bir misyon değil. İnsanları böyle sıfatlandırmamanızı öneririm ya dostumsundur ya da düşmanımsındır gibi bir ikilem içinde durmazsanız yarın akşam yazacaklarım daha net anlaşılacaktır.
İyi Geceler.
Burak BİRER
Bak güzel kardeşim, her iş eleştiriye açıktır. Zaten iş, gizli saklı da değil, ortadadır. Hatta iş dışında bu blogda muhatap olduğun her görüş de eleştiriye açıktır. Gördüğün gibi yorum kapısı ardına kadar açıktır.
Ancaak, “kendini aptal yerine konulmuş hissetmek” ile “aptal yerine konmak” arasındaki farkı göremediğin sürece hakaretle eleştiri arasındaki farkı da göremeyeceğini, bu bakımdan da maalesef çok iyimser olamadığımı söylemek zorundayım.
Yanılmayı isterim.
Bu arada “Biber” için, içtenlikle özür dilerim, nedeni tamamen optik bir yanılsama... Hiçbir kasıt olmadığı gibi daha önce de hiç seninle muhatap olmadım.
Düşmanım olduğunu ima etmedim, sadece kendini tanıtmanı istedim. Bunu istemeye devam edeceğim, çünkü şu anda seni muhatap alıyorum. Bir hayaletle sohbet etmeyi sürdürmek istemem. Ama benimle muhatap olmadan eleştirilerini sürdürmek istersen, gidersin istediğin platformda, hatta imkan bulursan müşterinin karşısında sürdürürsün. Şu anda muhatabım olduğuna göre kim olduğunu hem benim hem de buranın okurlarının bilmeye hakkı var.
İyi geceler.
Öncelikle ateşli tutumumu merak ettiğinizi öngörmemek mümkün değil ve haklısınız ki oldukça ateşli bir şekilde bu tartışmanın başlamasını arzu ettim. Mümkün olabildiğince sükunetin dışında başlayan bilimsel ve duygusal tartışmalar, tartışma süresince tarafların motivasyonunu arttırmaktadır. Benzer durumlarda katılımcıların yeni yaklaşım geliştirebilme oranlarının arttığı görülmektedir. Diğer yandan sahiplenme duygusunun tetikleyebileceği obsesif ruh hali katılımcıların daha fazla hata yapmasına da neden olmaktadır. Bu tartışmaya bu üslupla başlamam her iki sebeptendir. Kişisel olarak da sakin tartışmaların gereksiz ve sahte nezaketinden uzak durmaya çalışırım. Ancak beklentiniz bu yöne olduğu için olabildiğince nazik bir dille aktarmayı deneyeceğim. Burada küçük bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. İyi işleri olabildiğince içten alkışlamak gerektiği gibi yanlışları alabildiğine sert şekilde ortaya koymak gereklidir. Burada tüm katılımcıların profesyonellerinin bu iş olduğunu varsayarsak, öğrencilere ve toylara gösterilen nazik tolerabilitenin gereksiz olduğunu düşünerek, umuyorum ki siz de nezaketsizliğimi makul karşılayacaksınız.
Genelde bir hata yapmak, bu hatayı göstermeye çalışmaktan daha az efor gerektirir ve hata yapmak, kullanılan “efor – süreç – deneyim ve bilgi” göz önüne alındığında daha efektifedir. Aynı şekilde hatayı savunmak, göstermeye çalışmaktan daha ekonomiktir. Bu nedenle becerebildiğim kadar nezaketimi koruyarak ve küstahlaşmayan ayrıntılar vermeye çalışarak hatalarınızın ve çalıştığınız markaya verdiğiniz zararların küçük ön raporunu sunmaya çalışmış olacağım. Tahminimce yazılarınızı genel olarak iletişim profesyonelleri ile pazarlama profesyonelleri ağırlıklı olarak okumaktadır. Dolayısı ile temel kavramları elimden geldiğince açıklamayarak küstahlık etmemeye çalışacağım. Tabii, bazı bölümlerde kuralları açıklamak gerekecektir. Bu kuralları yazıya dahil etmekteki maksadım okuyacak kişilere ders vermeye kalkmak değil, nedenleri göstermeye çalışmak olacaktır.
Başlamadan önce güncel haber olarak Marketing Türkiyede yer alan, Selim Tuncerin kampanyadaki hatalarını gizlemeye yönelik olarak, kriz yönetimi adına yaptığını idda ettiğim gelişmede yer alan birkaç söyleme ve eleştirilerime öncelikle yer vermek yerinde olabilir. Ardından lansman süreci gereklilikleri, lansman doğruları, satış için gereklilikler ve yapılan yanlışlardan söz edeceğimiz bölüme geçebiliriz.
Marketing Türkiye’ye verilen söylem;
“Şu anda Selva, pazarının fikir lideri olduğunu kanıtlamıştır”
Fikir lideri, ortaya fikir atan kişi, kurum, marka anlamına gelmeye başladıysa son hafta içinde cümle baştan sona doğru olmuş diyebiliriz. Ancak son kontrol ettiğimde Fikir Lideri, (Key Opinion Leader) anahtar düşünceyi ortaya koymuş ve ortaya koyduğu anahtar fikrin, başka kişiler, kurumlar veya markalar tarafından bir referans noktası, guideline kabul edilerek sonraki yapılanların bu guideline’dan yola çıkan fikirler olması durumunda anahtar fikre ve sahibine verilen tanımlama idi.
Selim Bey, Selva markası için ortaya koyduğunuz şey bir Key Opinion Leader değildir. Bu öngördüğünüz guideline ivedilikle diğer markalar ve kişiler tarafından uygulandıkça bu iddianız gerçekçi olabilecektir. Kaldı ki K.O.L’ler tek bir fikir ortaya atarak böyle bir iddiada bulunamaz. SELVA için ürettiğiniz stratejisiz fikrinizi doğrultusunda bu markanın pazarın fikir lideri olduğunun kanıtlanmış olacağını söyleyebilmemiz için, ikinci önemli kural ise ilk değil, ikinci kez pazarına kabullendirdiği fikir ve yol haritasının sahibi olmasıdır. Bu kuralları ben yazmıyorum, Key Opinion Leader kavramı ortaya atıldığı günden bu güne bu kural bilinmekte idi. Bu gün nasıl olduysa, Selim Tuncer tarafından bu kavramın tanımı bir anda yenilenmiş şekliyle karşımıza Marketing Türkiyede çıkıverdi. Daha ayrıntılı bir şekilde açıklamak gerekirse; Key Opinion Leader birden fazla kez pazara, sektöre, bilimdalına anahtar fikir teklifi yapar ve bir yol haritası ile birlikte bu teklifini sunar. (Bu guideline’ın da çok uzun gereklilikleri ve tanımı var, eminim hepimiz bir guideline nasıl hazırlanır biliyoruzdur.) Ardından muhtemel takipçiler bu guideline’ı kendi çıkarları doğrultusunda uygulanabilir bulur ve kısmen ya da tümüyle uygularlar. Takipçileri oluşan bu bilim adamı, kurum veya marka ikinci kez anahtar fikir teklifini guideline’ı ile birlikte yapar. Tekrar muhtemel takipçiler uygulamaya başladığında bu bilim adamına, kuruma veya şu anki örneğimizde olduğu gibi markaya, Fikir Lideri ünvanı verilir. Fikir liderliği kişilere parlak görünen fikirlerin üretilmesi durumuna verilen unvan değildir. Aksine ulaşılabilecek en üst mevkilerden birisini tanımlamaktadır. Bu nedenle haberin kaygılı olduğunu düşünüyorum. Kimseyi şaibe altında bırakmak gibi bir hedefim yok. Haberdir, dergide yayınlanmıştır. Yersiz bir iddia olarak karşılıyor ve nedenlerimi tarafınıza sunuyorum.
Şimdi bir türlü neresinden başlayacağımı bilemediğim hatalar zincirinizden sırasıyla bahsetmeye başlayabiliriz. Göstermeyi uygun gördüğüm hataları herhangi bir kurgu çerçevesinde değil, maddeler halinde sırasız şeklide bu önemsiz yazıma dahil ediyorum.
1. 10 YILLIK STRATEJİK ORTAKLIK İLE GEÇEN SÜREÇ
Selim Tuncer ve ekibi pek çok kez stratejik ortaklıktan bahsetmektedirler ve bunun, Selva adına 10 yıl süren bir süreç içerisinde işlediğini her fırsatta deklare etmektedirler. Pek çok ajansın sunması gereken stratejik ortaklık yaklaşımı Selva gibi önemli bir marka için Selim Bey’in de belirttiği gibi ek bir önem kazanmaktadır. Stratejik ortaklık, bir marka iletişim ajansının reklâm veren ile çalıştığı süre içerisinde
Firma Stratejisi > Pazarlama Stratejisi > İletişim Stratejisi > Reklam Stratejisi
(“>”işareti büyüktür anlamında kullanılmıştır, sıralamak için değil.)
gelişiminin stratejik hizalanması sürecinde firma ortağı olması anlamına gelmektedir.
Bir ajansın verebileceği en üst seviye hizmetlerden birisi olarak adlandırmak mümkündür. Tabi bu stratejileri hizalama sürecini (strategic alignment) başarıyla tamamlayabilmesi için ajans bünyesinde görsel çözümleme yapan personelin çok ötesinde pazarlama stratejistleri bulunması gerekmektedir. Gördüğüm kadarıyla pek çok ajans gibi Genna da bu noktada Stratejik Ortaklık hizmeti verebileceğini idda etmektedir ve hatta Selva için verdiğini söylemektedir. Kısaca diyelim ki Genna, Selva markası için Stratejik Ortaklık hizmeti teklif etmiştir ve Selva Yönetimi ihtiyaç duyduğu bu teklifi olumlu değerlendirip işi Selim Tuncer ve ekibine vermiştir. Buraya kadar hiçbir yanlış yok. Her şey çok güzel. Ajans reklam veren ile iletişime geçiyor ve taahhütlerini sunarak işi alıyor. Alınan, taahhüt edilen ve şimdi başarıyla tamamlandığı iddia edilen işin adı: “Stratejik Ortaklık ile SELVA Markalama Çalışması ve Lansmanı”. Buraya dikkat lütfen. Yapıldığı söylenen iş Ambalaj Yenileme çalışması değildir. Eğer Genna bunu söylemiş olsaydı zaten yorumum tek kelime ile kusursuz olduğu yönünde olacaktı ve en içten şekide şu an burada ambalajları ve görsel çözümlemeleri alkışlıyor olacaktım. Tertemiz kusursuz görsel çözümlemeler üretildiğini zaten hepimiz görüyoruz. Fırsat bulmuşken grafik ekibini de tebrik etmek isterim. Fakat iş, kendilerinin de söylediği üzere stratejik ortaklık ile marka iletişimi ve “LANSMAN YÖNETİMİ”! Lansman kelimesininin gerçek anlamını tekrar bir hatırlayalım. Ama ben anlatmayım lansmanın ne olduğunu ve tanımını ayıp etmiş olurum.
Stratejik ortaklığı gereği Genna bu 10 yıllık birikim üzerine kurduğu lansman süreci ve öncesinde Reklâm Stratejisini, İletişim Stratejisi ile hizalamış olmalıdır. Bu kurduğu iletişim stratejisi, SELVA’nın pazarlama stratejisi ile hizalı olmalı ve firma stratejisi ile desteklenen bu süreç ayakta kalabilmelidir. Ajansın bu noktada firma stratejisine kadar yönlendirme hakkı bulunmaktadır ve görevi gereği hataları ilk başından düzelterek yol alır. 10 yıl bu hedef için fazlaca yeterlidir.
Ne güzel yazdın, çizdin…Yanlış nerde buraya kadar anlattığın kısımda dediğinizi duyar gibi oluyorum.
“SELVA İLETİŞİM VE MARKALAMA İÇİN YAKLAŞIK 1,5 MİLYON DOLAR MECRA, PRODÜKSİYON VE AJANS BEDELİ ÖDEMİŞ BULUNMAKTA! BUNA KARŞILIK PAZARLAMA EKİBİ BÜYÜK ŞEHİRLERDEKİ MARKETLERİN YALNIZCA %10UNA PENETRASYON SAĞLAYABİLMİŞTİR”
Pazarlama profesyonelleri yukarıda yazdığım cümlenin ne kadar vahim bir tablo olduğunu hemen anlamışlardır. Ambalaj tasarımı yapan bir ajansın bu noktada en ufak bir endişesi olmasına gerek yoktur, zira ambalaj için aldığı makul ödeme ortadadır. Bir de stratejik pazarlama iletişimi kurmak gibi bir misyonu hiç yoktur. Tekrar hatırlatayım; Genna, SELVA’dan ambalaj tasarımı işi almamıştır. Tüm lansman sürecini yüklendiğini söylemektedir ve bunun için 10 yıl çalıştıklarını belirtmektedirler.
Selim Bey, keşke mecra, prodüksiyon ve lansman için bu yüklü meblağların talep edilirken, stratejik ortaklık sunan bir ajansa yakışır şekilde önce müşterinizin pazarlama stratejilerini ve firma stratejisini anlamış ve gerekliyse düzeltmiş olsaydınız.
14,000 kişi üzerinde 24 ülkede yapılmış global pazarlama çalışmaları göstermektedir ki, dünyanın üçde ikisi satın alma kararını market içerisinde ve reklam sonrası aklında kalanlarla vermektedir. Selim Bey, diyelim ki stratejik ortaklık söyleminize rağmen, personel yeterlizliği, ajans yetkinlik yetersizliği ya da hiç aklımıza gelmeyecek nedenlerden pazarlama iletişimine hiç elinizi sürmediniz. Lansman yapmak eminim siz de taktir edersiniz ki ambalaj, ürün kimliği yenileyip bunları prodüksiyon ile birleştirip satın alınan mecralarda gösterimini başlatmaktan çok daha fazlasını gerektiren bir süreç. Satın alma kararının verildiği noktada herkes var fakat SELVA’ya ait hiçbir penetrasyon hala yok. Sizin fikir liderliği ünvanı verdiğiniz fikriniz, markette yok! Yer almıyor! Her fırsatta, yapılan her şeyin altının dolu olduğunu söylüyorsunuz, ancak pazarlama stratejisi olmayan bir markaya siz nasıl olup da iletişim stratejisi hizaladınız bu işi yapan, bilen birisinin anlam verebilmesi mümkün değil. Şimdi sen nerden biliyorsun pazarlama stratejisinin olmadığını gibi bir üslup içerisine gireceğinizi öngörüyorum ve hemen şunu belirteyim, araştırmadan bilmeden yorumlamış değilim lansman sürecinizi… Her şey bir kenara pazarlama stratejisi için çalışmış olsaydınız 10 yıl boyunca ortaya çıkan şey bu olmazdı. Bunu iyi kötü bu işi yapan herkes algılayabiliyor. İçiniz rahat olsun. Kimse cahil değil düşündüğünüz kadar…
“Kriz SELVA’nın yolunu kesmedi, stratejimizi değiştirmedik zaten 10 yıllık bir süreçti” şeklindeki söyleminizin, işleri daha da akıl almaz duruma getirdiğini belitmek isterim. Formula 1 ekipleri bile hava durumu raporu isterler ve eger gelen raporun dışında anlık bir değişiklik olursa diye yedekte farklı tip onlarca lastik ve ekipman bulundururlar. Kriz yolunuzu niye değiştirmedi? Keşke değiştirseymiş, çünkü yukarıda bahsettiğim 14bin market müşterisi üzerinde yapılan çalışma raporları göstermektedir ki, kriz süresince insanlar alışverişe evet devam etmektedirler. Hatta büyük çoğunluğu gıda harcamalarında önemli bir kesinti yapmamaktadır. Lakin buna karşın, tüm kriz süresince tüketici bilmediği tüm fikirlere kapılarını kapatmaktadır. Algı kanallarının tamamını kapatarak yeni şeylerin bütçesini ve alışkanlıklarını tehdit ettiğini düşünmektedir. Sanırım size gelen raporlara bunları yazmayı unutmuşlar. Kısaca kriz sürecinde para son kullanıcı ayağında pek kısıntıya uğramadan harcanmaktadır. Ancak yaklaşım tamamen değişmektedir. Durumun psikolojik getirisi reel getirisinden fazladır. Keşke Marketing Türkiye’de belirttiğinizin aksine, reklam veren müşteriniz adına, bunları düşünüp krizi fırsata çevirseydiniz. Oysa siz 10 yıllık bir düşünceyi kendinize ve reklam verene dayatarak ya da her şekilde işe yarayacağına ikna ederek, güncel şartları görmezden gelmeyi tercih ettiniz. Lansman boyunca tüketiciye yaptığınız “offer” hali hazırda anlamsızken bir de bunu kabuğuna çekilmiş “krizdeyiz” psikolojisindeki kapalı algılara dayatabilmeniz ve işe yaramasını sağlamanız için, inanın şu ana kadar harcadığınız bütçenin 20 katına ihtiyaç duyacaksınız. SELVA da bu kadar yüklü bütçeleri desteklemeye devam edebilecekse, analizler bu yatırım şeklinin hatalı olduğunu gösterdiği halde devam edecekse hiç sorun yok. Devam... Aynen….
Yine aynı çalışma göstermekte ki, kriz süresince iletişim sahada önemle yürütülmelidir. Lansman stratejisi ile pazarlama stratejisinin hizalanması bu noktada iki kat daha fazla ehemmiyet kazanmaktadır. Kısaca bu maddede bahsettiklerim şu şekilde özetlenebilir.
“Genna tarafından Selva markasına vaad edilen stratejik ortaklık çeşitli sebeplerden dolayı yanlış stratejilerle ve hatalar ile gerçekleşmiştir. Stratejik yanaştırmalar yapılmaksın yola çıkılmış, parlak görünen fikirler iletişim yaratmak adı altında tüm süreci ve yapılanmayı yok sayarak tüketiciye dayatılmak istenmiş ancak satış penetrasyonu sağlanamamıştır. Özetle yaratıcı süreç, stratejik süreç gibi gösterilmek istenmektedir.”
EK Not: Amerika Pazarlama Birliği (American Marketing Association) 1508 üst düzey yönetici ile yaptığı görüşmeler ve Pazar analizleri ışığında yayınladığı, Pazarlama ve Satış Yönetimi isimli çalışmada, ajansların rolünü, pazarlama iletişiminde stratejik ortaklık kurduğunda neleri sunması gerektiğini ve hizalanmamış stratejilerin ne sonuçlar doğurduğunu yayınladı. Zayıf stratejik hizalama sonucunda;
Ürün Lansmanlarının Satışa Desteğinin % 20
Satış Kotalarının Tutulması Gücünün %30
İstikrarlı Marka desteğinin %36
Yüksek fiyattan satılabilme yeteneğinin %64
Markanın Farklılaşma yeteneğinin %72 oranında zarar gördüğü belirtilmiştir.
Umarım bir anlam ifade eder….
2. YARATICI STRATEJİ = SATIŞ MOTİVASYONU
Biz mi yanlış biliyoruz yoksa Genna bunu da mı göz ardı etti diye düşünmende edemiyorum… Umarım, yaratıcı stratejinin temel hedefinin satış motivasyonu sağlamak olduğunu ben uyduruyorumdur, aksi takdirde lansman daha da büyük hatalarla süslenmiş demektir.
“Yaratıcı Strateji = Satış” diyoruz. Şimdi biraz empati edebilmek amacı ile küçük bir analoji eklemek yerinde olacaktır.
Kapıyı çalıyoruz, çantamızda satmak istediğimiz bir sabun var. Müşterimizle iletişime geçmek için bir şeylerden bahsetmeye başlıyoruz, o da bizi önceleri nezaketen dinlemeye başlıyor. Daha sonra ürünümüzü satmamıza yol açacak sohbeti başlatıyoruz ve müşterimizin ilgisini çekmeye başladıysak şimdi söylediğimiz ilgi çekici cümlelerimizle müşterimiz bizi ilgiliyle dinlemeye başlıyor. Artık konu tamamen birazdan satışını yapacağımız ürünle ilgili… ancak tabii ki müşterimizin henüz ne satacağımızdan haberi yok ve biz satışı başlatıp bombayı patlatıyoruz.
“BU SABUNLAR NE İĞRENÇ ŞEYLER, YA ERİYOR YA DA BAKTERİ BARINDIRIYOR”
Evet, çok doğru bir şey söyledik. Sabunların genel sorununun bu olduğunu ve bu yüzden sıvı sabun kullandığını ve sabunu pek tüketmediklerini söyledi müşterimiz.
Şimdi biz ikinci bombayı patlatıyoruz.
“BİZ SABUNUN TARİFİNİ DEĞİŞTİRDİK”
Müşteri şaşkın şekilde yıllardır bildiği sabunun tarifinin nasıl olup da değişebileceğini meraklı gözlerle anlamaya çalışıyor. Acaba satıcı birazdan kendisinin anlayamayacağı teknik kimyasal şeylerden mi bahsedecek. Bu çok sıkıcı olur düşüncesiyle eliyle kapısını tutuyor, kapatmaya hazır şekilde. Satıcı (yaratıcı fikir) satış cümlesi sanılan cümlemizi burada dile getiriyor. Hem de çok büyük bir şey başarmışçasına yüksek motivasyonlu bir ses tonuyla….
“Sabunlar iğrençti! ya eriyordular ya da bakteri yuvası oluyordular. Biz tarifini değiştirdik. Sabunlarımızın üzerlerine, bu sabunu aldıktan sonra gül yapraklarıyla süs yapabilirsiniz. Nasıl yapacağınız kutunun üstünde yazıyor bakın 48 çeşit sabun süsleme tarifi var!”
Müşteri şaşkınlık içinde bazen nezaketen fiyatını sorar (yaratıcı fikre cevabı: markete gider ve bir bakar) Satış kapanmıştır. Kapı kapanmıştır. ATVde milyonlar ödenen primetimedaki 30 saniyemiz artık bitmiştir. Ve neler söyledik bir bakalım.
Makarna yavan bir şeydir.
Yavan olmayan makarnalar yabancı firmaların makarnalarıdır.
Biz Türkler Anadolu buğdayı severiz.
Kendimize has bir damak tadımız var.
Biz makarnanın tarifini değiştirdik.
Çok kolay üstelik.
Aynen.
Gülümseyerek okudunuz biliyorum. Bir kısmınız ne alakası var yahu bile demiş olabilir. Selva tam da bu iletişimi kurdu aslında ve yukarıdaki satış temsilcisi örneğimizden farklı olarak, sadece 30 saniyesi vardı! Satıcımız ise (yaratıcı strateji) ise Gennadaki yaratıcı ekibin üstün Fikir Lideri olan yaratıcı stratejisi nedeniyle bunları söylemeyi tercih etti.
Şimdi bir bakalım. Müşterinin alması için fayda nerede vurgulandı? Hem Selva örneğinde, hem de yukarıdaki satış görüşmesi örneğinde…? Peki, biz kapıya bu sabunların satışı için Uğur Yüceli gönderdiğimizde aynı cümleleri kurduğunda müşteri tekrar almak için bir neden bulur mu sizce? Kriz sürecinde insanların algılarının neye dönüştüğünden daha önce bahsetmiştik. Sizce, bu büyük iddiayı sunan (makarnayı değiştirdik) satış elemanının (stratejik iletişim) ardından müşterinin bu vaadi alma şansı nedir?
Parlak fikirler herkesin aklına gelebilir. Bulduğunuz parlak fikir ve ilginç reklam sloganınız hatta bodycopyler çok eğlenceli olabilir. Çok yaratıcı bile görünebilir. Ancak, Selim Bey, anlatabildiğimi düşündüğüm bu durumda yaratıcı strateji diye sunduğunuz şey amatör bir satış görüşmesi olmaktan fazlasını sunamaz. Yukarıdaki örnekteki satış personeli günde 100 değil 5000 müşteriyle de görüşse, hepsiyle çok eğlenceli iletişimler kursa, çok samimi ortamlar yaratsa, hatta kendisi çok yakışıklı ya da güzel olsa bile bu satış görüşmesinden satış çıkmaz. Satış cümlesinin sonunda kendisinin aslında bir celebrity olduğunu söylese ya da kapıyı ilk çaldığında, müşteri kapısında çok sevdiği bir ünlü olduğunu görse bile bu satış bir defadan fazla sonuçlanmaz.
Satış modellerinde her zaman dikkat çekilen, genelde unutulan ve sizin de unuttuğunuz en önemli şeylerden bir diğeri şudur;
“Müşterinize bir neden sunun ve tek bir neden sunun, bu neden ürününüzün vaadini içermek zorundadır. Sizin kişisel yetkinliklerinizin ya da sosyal statünüzün satın alma motivasyonunda hiçbir yeri yoktur. Vaadiniz kısa, net ve anlaşılır olmalıdır. Tekrar hatırlatıyorum; tek bir neden olmalıdır! Birden fazla neden sunmak için başka bir satış görüşmesine , reklam filmine, kampanyaya ihtiyaç duyulur.”
Genna SELVA adına konuşacaktı. 10 yıl düşündü taşındı. Stratejik hamlelerin hepsini yanlış yaptıktan sonra, kriz ortasında pazarı tekrar değerlendirme zahmetine bile girmeden, stratejiyi krize uygun yenilemeden! (bunu kendisi söylüyor zaten stratejileri belliymiş 10 yıldır… aynen uygulamışlar) … ve Genna SELVA adına konuştu. Genna’nın SELVA adına konuşması yaklaşık 1,5 milyon dolara mal oldu. Ve Genna tüketiciye yukarı anlattığım örnektekileri çekinmeden söyledi.
Amaç farkındalık ve bilinirlik yaratmaksa sadece, zaten bu bahsettiğiniz stratejik ortaklık, lansman süreci gibi çalışmalarınızın hepsi yersiz oluyor. Sadece bilinirlik iletişimi için bu kadar lafa ve bütçeye gerek olmadığını hepimiz biliyoruz.
3. ROI ve YARATICI STRATEJİ
Bir kampanya değerlendirmesi, yaratıcı stratejisinin ne kadar yaratıcı olduğu, kaç kişinin sevdiğiyle, ne kadar ilgi çektiği, içerdiği fikrin ne kadar parlak olduğu, ne kadar zekice olduğu ile mi ilgilidir?
Tabiî ki “HAYIR”. Bir yaratıcı stratejinin zekiliğinden, dikkat çekiciliğinden, eğlenceli oluşundan daha önemli bir bölüm var ki, Selim Tuncer ve ekibi maalesef burayı da pek önemsememiş. Pazarlama Stratejinize bağlı İletişim Stratejinize yanaşık Yaratıcı Stratejiniz (ki bu hiç yapılmamış açıkça görünüyor, hala her şeyin altı çok dolu diyip durmanın alemi yok, satış modellerinden haberi olmayan bir yaratıcı ekibin ürettiği bir iş olduğunu sanırım herkes anlamıştır) ne söyledi ve ne getirmesini bekliyordunuz? Return On Investment analizinde öngörülen ve ajans olarak vaad ettiğiniz yatırımsal dönüş neydi? Reklamın amacı basitçe 1 birim yatırım ile 4 birim geri dönüş sağlamak değil midir? Eger bir ürünün pazarlanması getirisinden pahalıya mal oluyorsa buna makul yatırım denilebilir mi? Üstelik 5 ay sonra geride hiçbir izi kalmayacak bir yatırımın negatif geri dönüşümünün olması kabul edilebilir mi? Buna lansman denilebilirmi? Reklam denilebilir mi? Kampanya denilebilir mi? Bu paraya kurulacak bir saha ekibi bile, hiç reklam olmadan sadece saha aktivasyonları ile daha fazla satardı, sanırım bunun hepimiz farkındayız. Reklamın amacı satış ekiplerinin yapamayacağı kadar kitlesel iletişime geçmek ve kitlesel satış motivasyonu sağlamak değil midir? Yaratıcı stratejinin asıl not alacağı yer burası değil midir? NE söyledi SELVA adına milyon dolarlık reklâmları?...
“Makarna kötüdür, selva iyidir” - işte bunu söyledi özünde…
Bunu kime sorarsanız sorun böyle bir reklam metni, böyle bir taşıyıcı slogan olamaz!!!!! Daha hala da bu reklâmın prim yapmasını bekliyor GENNA! İşin daha da acısı müşterisi adına değil kendi adına pozitif feedback yaratmasını bekliyor oluşudur kanımca. Alkış bekliyor bu kampanya hala… ALKIŞ YOK!
Bu noktadan sonra teknik analizler yapmak kısmı geliyor. Bu da buradan yapılacak bir şey değil. Ancak kısaca şunu belirteyim ki mesleki tatminim için yaklaşık 150 kişilik bir micro-focus test ile lansmandan geriye ne kaldığını görmeyi hedeflediğim basit, bilimsel olmayan, istatistikî değeri olmayan ve P değeri anlamlı olmayan bir çalışma yaptım. Çünkü çok iddialısınız bu lansman hakkında, sanki reklam sektörünün mil taşını koymuşçasına sevinç ve gurur içerisinde olduğunuzu görüyorum ve alkış için dayatılmasından bilhassa rahatsız oldum.
Lansmandan geriye kalanlar kısaca şöyle; ( Bu analiz, eleştiri ve yol gösterme için ücret filan almış değilim kimseden, daha fazla vaktim yok… yeterince vakit ayırdım…)
- Selva makarnanın yanında konserve hazır yiyecekler veriyor, iyi fikir.
- Selva tamamı Türk makarnası
- Hızlı pişen makarna çıkmış
Bunlar söyletmeyi istemiş iseniz söylettiniz tüketicinize, tebrik ediyorum ve alkışlıyorum. Satış amaçladıysanız satış deneyimi olmayan bir yaratıcı ekibin satış odaklı lansman yaratmasını beklemek ne kadar makul olur kendinize sorunuz. Daha yazılacak gerçekten çok fazla şey var şöyle bir not defterime bahsedilmesi gereken diğer başlıkları not aldım bu yazdığımdan 4 kat fazla husus daha var hatalar ile süslenmiş, bu lansmana ait konuşacak ve eleştirecek.
SELVA adına konuştunuz, size göre iyi, bana göre tamamı hatalı… ve SELVA’nın önündeki minimum 5 yılı bloke eden bir stratejisiz stratejiye bağımlı lansman ürettiniz. Tüm bütçe kullanıldı filan falan. Yapılan yapıldı, yapılmayan yapılmadı, doğru yanlış her neyse… Bunu kusursuzmuş gibi göstermek için 10 Yıllık bir süreç bilmem ne her şeyin altı dolu gibi şeyler ile daha fazla üstümüze gelmeyin
Bizim gördüğümüz yerden görmenizi bekliyor değilim aslında. Ortaya çıkan, güzel görsel çözümlemeli şeylerin etkisiyle gözleriniz kapalı anlaşılan. Tüm algı kanallarınızı açmış olsaydınız bile yine beklemiyordum bu noktadan bakıyor olmanızı. Ancak yorum yapmadan önce ve cevap vermeden önce ikinci bölümde dile getirdiğim satış analojisini tekrar okuyun. Eminim birkaç kez okursanız anlaşılacaktır SELVA’nın başına ne getirildiği…
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Kimseyi karalamak, şaibe altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Kimseye dost ya da düşman değilim. Çok isteyenlerin düşmanıymışım gibi görünmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Okuyup hak veren vermeyen, mantıklı bulan ya da bulmayan tüm kişiler ile dostluk kurmak mümkündür. Zaten bu işin dostlukla ya da düşmanlıkla alakası yok… Çok hızla yazmaya çalıştım, sürç-i lisan ettiysem affola…
Burak BİRER
Burak Bey, İşin stratejisi, teorisi, pazarlama kavramları vs vs beni çok ilgilendirmiyor. Müktesabatım işin bu kısımlarını sizinle tartışmaya yetmez. Fakat yazdıklarınızdaki en büyük eksiğin, "Selva gibi önemli bir marka" dediğiniz şeyin nasıl oluştuğu sürecini atlamanız olduğunu söyleyebilirim.
Selva diye önemli bir marka var mı? Var olduğunu siz de teyit ediyorsunuz.
Yazdıklarınızı okuyunca, başkalarının emeği ile oluşmuş Selva diye önemli bir markanın hazır olarak Selim Tuncer'in tezgahına geldiği, Selim Tuncer'in de altın yumurtlayan tavuğu kestiği sonucuna ulaşıyoruz.
Bize Anadolu'da son 15 yıllık süreç içinde gördüğümüz binlerce yatırım içinde "Selva gibi önemli bir marka" olabilmiş kaç tane örnek sayabilirsiniz.
Araştırma kabiliyetinizi biraz da "Selva Makarna" markasının akibetini, "Kevser Yağları" markasından farklılaştıran sürecin kimlerin eseri olduğunu öğrenmek için kullansanız, çok daha objektif sonuçlara ulaşabilirsiniz.
Selva markasını müşteri portföyünüze katmak istemiş olabilirsiniz, bunun olmayışını size yapılan bir haksızlık olarak da düşünüyor olabilirsiniz. Son kampanyayı yerden yere vurmak da hakkınız. Bunların hiçbirine sözüm olmaz.
Ama lütfen yiğidi öldürüp hakkını da yemeyelim.
Sn. Murat Çakır
Öncelikle tamamını okuduğunuz için teşekkür ederim. Yazının uzunluğundan olsa gerek hem ben bazı noktaları daha ayrıtılı açıklamayı atlamışım gördüğüm kadarıyla hem de siz bi kaç noktayı atladınız okurken sanırım.
Yiğidi öldür hakkını ver çok güzel bir yakıştırma olmuş özünde. Çünkü ben de sanırım yeterince ayrıntılı anlatamadım bu yüzden hissettiremedim ancak tam da bunu hissettirmek isterdim. Görsel çözümlemeleri gerçekten çok beğendim. Kesinlikle çok tatmin edici, çok tatlı işlenmiş. Sanat yönetimi ekibini yazımda da tebrik etmiştim.
Selvaya verdiğim değer İttifak Holdingden kaynaklıdır. Önemli bir marka olarak görmemin ayrıntılı sebebi ise şu şekildedir.
Biliyorsunuz Türkiyede pek çok holding kuruldu ve neredeyse tamamı yanlış stratejiler dolayısıyla ya da kasıtlı olarak battı. O kısmını bilemeyiz. Bunların arasından İttifak Holding Anadolunun tam ortasında dimdik ayakata kaldı. Her zaman dürüst ve vatanperver bir çizgide durdular. İster istemez bu topraklarda doğmuş büyümüş kişiler olarak bizlerin de gönüllerinde yer ettiler. Bu sektörde görev almazdan evvel de hep hayalimiz bu holdinglerin eserlerinin ulusal sonlanımları olan büyük projeler ile süslenmesi idi. Sonra yıllarda iletişim kurmadıkları için içten içe kızdık. Sadece reklam ya da pazarlama profesyonelleri değil halk olarak kırıldık.
Şimdi artık bu eserlerin aralarında ayakata kalmayı başaran markaların iletişime geçtiğini gördükçe, öncelikle gururlanıp ardından yapılanları gördükçe sinirleniyoruz. Eger sadece gönülden destekleyen bir kişi gibi bakarsam olaya bu haliyle bile bu iletişim bizlerin gururunu okşamaya yetecektir. Çünkü daha önce hiç yapılmadı. Şimid ise ulusal mecralarda bu eserleri görüyoruz.
Diğer yandan gönüllerimizde taht kurarken Anadoludan çıkan bu eserler, ister istemez sahipleniyoruz da... Sanki bizim paramız gibi görüyoruz. İster inanın ister inanmayın ama SELVA'nın ya da İttifağın işlerini almayı hiç denemedim.Yani hakkımın yendiği bir durum yok. BUnu tüm samimiyetim ile söylüyorum.
Kimseye herhangi bir kızgınlığım da yok lütfen buna da emin olun.
Diğer yandan zaten kırgın olduğumuz bu 15 yıldan bahsedişiniz şimdi bile bir şekilde keyfimi kaçırıyor. ÇÜnkü biliyorum ki Türkiyenin en büyük markaları bi kaç aylık çalışmalarla yaratıldı. Ve şunu soruyorum ister istemez; 15 yılda anca bu mu yapıldı? Bu sorum da kötü niyetli değil emin olun. Analizime katılın ya da katılmayın duruma kişisel bakıyor olsaydım görsel çalışmalara da negatif yorum yapma çabası içerisinde olurdum ama ilk günnen itibaren görselleri ve prodüksiyonun kalitesini çok beğendiğimi her fırsatta dile getiriyorum.
Selva çok daha önemli bir marka haline gelicek bundan hiç şüpheniz olmasın. Çok büyüyecek. Ama bugün yapılan bu büyümesini yavaşlattı ve geçici bir süre engelledi. Bu hatalar silkelendikten sonra SELVA doğru iletişime sahip olduğunda çok daha güzel şeyler olacak diye düşünüyorum. Bakın az önce de Gennayı bıraksın, Selim TUncer ile çalışmasın filan demedim. Aksine yine sadece iletişimindeki ve stratejisindeki ve satışa yönelik aksiyonlarındaki hatalarından söz ettim engel olarak. Eminim ki Genna da SELVA ve İTTİFAK HOLDİNG için çok daha doğru stratejiler üretecektir. Tekrar söylüyorum ister samimi bulun ister bulmayın, bulursanız sevinirim. Gennaya ya da Selim Tuncere düşman değilim. Onlar yapmasın gibi bir düşüncem yok. Yine onlar yapsın ama çok daha efektif yapsınlar istiyoruz.
GÜzelce açıklamaya çalıştım eksiklerini. Ha dinlerler dinlemezler bilemem. USlubum biraz garip gelmiş olabilir ama kötüye nazik hiç olmadım, olamam da, olmak gibi bir niyetim de olmayacak. İyiyi de hep ellerim acıyana, sesim kısılana kadar alkışlamaya devam edeceğim. Bu tukuyla ilgili. Tutkuyla beğenip tutkuyla eleştiriyorum. Gerçekten iyi bir nednele gelmediği sürece ben de sanat yönetimine eleştri getirecek kişileri sorgularım sanki Gennanın savunucusu gibi emin olun. Ama yukarıda yazdıklarım elle tutulur gözle görülür analizlerdir. Her birisi düşünülerek yazılmıştır. Kızgınlık ile değil. Tekrar bir okursanız eminim siz de yapılan büyük hatanın farkına varırsınız. Kİmsenin hakkını yemek istemem.
İyi Çalışmalar.
Burak Birer
Selim Bey,
Hocam diye hitap edebileceğim bi konumdasınız, öğrenciniz değilim ancak eminim sizden de öğreneceğim çok şeyler de vardır. Herşeyi bilmek gibi bir iddiam olmadı olamaz. Eleştiri yaparken ilişki kurmayacak şekilde soğuk yüzlü yazdığımın farkındayım. Böyle olması gerekiyor benim görüşümce. ÇÜnkü profesyonellikte nezaket yanlış algılara sebep oluyor kanımca. Doğru her şekilde doğrudur inancı içerisindeyim. Şimdi size samimi bir şekilde soruyorum Selim Hocam,
- Yukarıda yazdıklarımı okuduktan sonra hakkaten anlamsız mı gördünüz? Özellikle herkesin anlayabileceği dilde yaratıcı stratejinizdeki satış dilinin çevirisini yaptım. İnanıyorum ki analitik satış dili çevirisinin ardından siz de kampanyanın dilinin ne anlama gelemediğini gördünüz. BU kampanya bir satış ya da marka iletişimi kurmuyor. Muhakkak ki yüksek sesle konuşuyor. Tabi ki awareness yaratacak. Burada benim bahsettiğim eksik ve hatalar zinciri olarak açıklamaya çalıştığım bölümü umuyorum ki anlatabilmişimdir, umuyorum ki objektif bir bakış ile anlamışınızdır.
Sevgili Birer,
Öncelikle özel bir nezaket beklemedim, sadece nezaketsizliğe tahammülümün olmayacağını söyledim.
Yine de, ilk mesajına göre iyi kötü bir üslup tutturabilme başarısı gösterdiğini memnuniyetle gözlemliyorum. Beklemiyordum, yanıldım. Teşekkür ederim.
Hoca demeyelim de, eğer yaşça ağabeyin olarak görürsen, bir tavsiyede bulunmak isterim. Seçtiğini sandığım (Tanıyamadık seni, iletişim “Who?” sorusu cevaplanmadan tamamlanmaz!) uzmanlık alanının, iletişim disipliniyle organik bir ilişkisi var. Sen nerenle konuşursan muhatabın da seni orasıyla duyar; ağzınla konuşursan ağzıyla, kalbinle konuşursan kalbiyle... Nerenden konuştuğunun anlaşılmasını muhatabının ferasetine bırakamazsın, bu nedenle üslup, iletişimin bir ayrıntısı değil, bizzat kendisidir.
Buna karşın, aynı üslubu hiçbir zaman benimsememiş olsam da, hayatın belli bir çağında yaşanan duygusal çalkantıların ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Bu nedenle, motive edici yan faktörleri bir tarafa koyacak olursak, fırsat verseler düzeltebileceğine inandığın (kendince) yanlışları gördükçe dayanılmaz bir feveran duygusu yaşamanı anlayabiliyorum. Bu bakımdan, çabanın arkasında başka bir saik varsa bile, bunu aramadığımı ve öncelikle böyle gördüğümü bilmeni isterim.
Tashihler yapmazsam bazı yazdıkların doğru sanılabilir. İfadelere tekrar göz atacak olursan, Selva’yla ilişkimizin on bir yılı bulduğunu, bu proje üzerinde ise birkaç yıldır çalışıldığı söylediğimi anlamış olursun. Ayrıca hiçbir zaman, iş stratejisinin, pazarlama stratejisinin, konumlandırma stratejisinin, iletişim stratejisinin tümüyle mimarı olduğumu söylemedim, bunu nereden çıkardın bilmiyorum. Bu inanılacak bir şey midir? Şu anda senin de yaptığın gibi, hepimizin komşu uzmanlıklarla ilgili söyleyecek sözlerimiz ve tavsiyelerimiz olsa bile, ben, meslek hayatım boyunca her işi uzmanlarına bırakma ilkemi hiçbir zaman çiğnemedim. Bu projenin içinde yer alan isimleri ise, kendilerinin rızası olmadan saymak istemiyorum. Projenin sahibiymiş gibi konuşma hakkına da sahip değilim.
Bir kez daha geri bakma fırsatı bulursan, hiçbir zaman “lansman ayranı” kapartma eğilimi içinde olmadığımı anlayabilirsin. Bloğumda bir iki duyuru amaçlı yazı (hatta yazı bile denemez) dışında hiçbir şey bulamazsın. MT ise benim dergim değil, haber yaptılar, sorularını cevapladım. Ortada bir kriz görmediğim için “kriz yönetimi”, ortada bir saldırı olmadığı için “savunma” yaptığım iddiaları ise senin baktığın yerden görünen bir manzara olsa gerek, ne diyebilirim?
En büyük yanılgın birçok bilimadamı, teorisyen ve pratisyenin birçok gerçeği es geçip, bunları sadece ve sadece senin gördüğüne inanmış olmandır. Şu kadarını söyleyeyim; yukarıda işaret ettiğin veya etmediğin birçok husus, müzakere ve analizlerin temel konuları olarak masaya yatırılmıştır.
Bunu bilmen lazım; strateji bir aysberg gibidir. Stratejinin içinde yer almadığımız zaman bu aysbergin sadece üstünü görür, okyanusun dibinde kalan kısmını ise bazı tahminlerle yorumlamaya çalışırız. Bunu herkes gibi elbette ben de yaparım. Ama bu denli ihtiyatsız yapmak doğru değildir. Çünkü isabetsiz bir tahmin, belki de stratejinin en önemli parçası olabilir.
Aysbergin üstü herkesin gözü önündedir, altı ise her yönüyle tartışılamaz. Ama müsterih olmanı öneririm; penetrasyon hedefleri aşılmıştır, takıldığın noktalar tek tek çek edilmiştir, yanlış zamanda bilimsel olmayan araştırmalar yapmana gerek yoktur, bilinirlik ve reklam etkinliği araştırmaları zamanı geldiğinde yapılacaktır.
Bütün bunlara rağmen, sen haklı olabilirsin, elbette her projede olduğu gibi göğüslenebilir riskler alınmıştır, beklemiyorum ama, bunlar belki de seni haklı çıkarır. Eleştirilerin silinmeyecektir, yukarıda duruyor. İstifade edilecek bir şey varsa (ki yok demiyorum) ben de istifade ederim, Genna ve Selva da bunlardan istifade eder.
Son olarak; eleştiriye tahammül gösteremeyecek bir adamla karşı karşıya değilsin. Genna’nın terbiyesi de bu yöndedir. Ama üslup arızalarına ve nezaketsizliklere her zaman bu kadar ‘tolerabilite’m olmaz. Çizgi budur.
Sevgiler...
Bu arada, eğer arzu edersen yıl sonu için şimdiden asistanımdan randevu alabilirsin. Konuşuruz, falan! :)
Samimi cevabınız için teşekkür ederim.
Açıkcası yaratıcı strateji ile ilgili değerlendirmelerinize dair daha fazla ayrıntı duymak isterdim diğer yandan sıcak ve samimi cevabınızı duymak da oldukça hoş.
Umuyorum ki sizin de belirttiğiniz gibi aysbergin saece bir kısmını görebilmişimdir. Durum böyleyse yaratıcı strateji ile ilgili hiç bir sorun olmadığını düşünebiliriz ve içimiz rahat edebilir sanırım.
Elime fırsat geçse neleri düzeltebilirim feveranı içinde olduğumu düşünmenize biraz içerledim. Şu anki durumum nedeniyle hangi markalara ne gibi hizmetler verdiğimi söylemek gibi bir seçeneğimin olmayışı sanırım sizi böyle düşünmeye sevk etti. Kendimi ismimi vererek tanıtabilirim bunu dışında daha önceki başarılarımı ve başarısızlıklarımı burada anlatamam. Ama kısaca şunu söylemekde fayda var böyle algılanması hoş değil çünkü. Elime fırsat geçse tüm bu yanlışları düzeltirim gibi bir feveran içerisinde olamam, lakin düzelttiğim yeterince hatalı iletişim oldu bu güne kadar. Şu konuda haklısınız; hala bu işime fazlasıyla tutku ile yaklaşıyorum, belki bu fırsat arayışı içinde olan fevri bir genç gibi görünmeme neden olmuştur. O kadar genç değilim malesef, ama tekrar o kadar genç olmayı da isterdim tabiki herkes gibi :)
Özetle şimdi burada daha önce şu şu markaların danışmanlığını yaptım gibi bir uslup içine giremem, kaldı ki durumum da buna izin vermiyor. Ancak fırsat arayan ve fırsat yaratmaya çalışan toylardan olmadığımı aslında görüğünüzü düşünüyorum. İsmim Burak Birer. bu yeterli...
Sizinle yüzyüze tanışmaktan sohbet etmekten de keyif alacağıma eminim fakat davetiniz davet olmaktan öte asistanımdır muhattap olacağın kişi tadında olmuş. Buna da ayrıca üzüldüm. Şimdi ben de size tutup asistanınıza söyleyin asistanımı arasın mı diyeyim? Hiç olmadı böyle. Üzücü bir teklif olarak karşılamak zorunda kaldım.
Eger yaratıcı strateji ile ilgili bir cevabınız var ise zevkle dinlemek isterim, belki buzdağının göremediğim parçalarından bir şeyler öğrenme fırsatı elde etmiş olurum. Deneyimlerim bu yaratıcı stratejinin yanlış olduğunu kulağıma fısıldamaya devam ederken, bir yandan böyle bir yaratıcı stratejinin açıklaması olamaz diye bağırmaya devam ediyor. Satış iletişimi için kullandığınız metodolojinin hatalı, işe yaramaz ve ilkel olduğunu söylemekte idim hatırlarsanız. Bu satış modelini özel yapan ve işe yaramasını sağlayacak gizli tılsım nedir halen heyecanla öğrenmek isterim.
İyi Geceler.
Bu tartışmamız süresince blogunuzu da inceleme fırsatım oldu, gerçekten çok güzel bir blog olmuş, fazlasıyla içi dolu faydalanılabilecek bir kaynak olarak gördüm. Böyle bir paylaşım yarattığınız için ayrıca teşekkür ederim. Pek çok kişinin fazlaca takip etmesini önereceğim güzel bir kaynak olarak nitelendirmek doğru olur.
Sen nasıl tanımlarsan onu kabul ederim; sonuçta ben de bir tahminde bulundum, yanılmışım. Bunun adı “feveran” değil, “tutku” olsun. Eğer bu “tutku”, her yanlış gördüğün işte aynı motivasyonu sağlıyorsa, vallahi kıskanırım. Ya da bu memlekette çok az yanlış iş yapılıyor da piyango bedavadan Genna’ya vurdu, sen de “tutku”yla onu yerden yere vurdun! :)
E, aşkolsun yani! Burada uzuun uzuun karşılıklı muhabbet etmek birbirimizi karşılıklı olarak muhatap kabul etmek olmuyor mu ki, seni asistanıma yönlendirmiş olayım. Asistan-randevu ilişkisi teknik bir konudur, bu bir, benim sana veya asistanına ulaşma imkanım yok, iki! Davet samimidir, yıl sonu konusu ise, o dönemlerde gizli tılsımın sonuçlarının baş gösterme ihtimaliyle ilgilidir. :) Daha öncesine de bir itiraz söz konusu değildir.
Bu arada, aksini söyleyemeye çalışırken, aysbergin dibiyle ilgili bazı tahminlerde isabet ettiğini, ama bunların neler olduğunu şimdilik açıklayamayacağımı ifade etmek isterim. Tebrikler.
Blogla ilgili övgülerin için teşekkür ederim. Her zaman beklerim, ama bu kadar uzun yorumları benim yüreğim kaldırmaz. Kendimi pek yaşlı hissetmesem de artık damakta buruk bir tat bırakacak “şarap” kıvamına geldiğimi de inkar etmem. :)))
Benden bu kadar! Sevgiler...
2009 sonuna doğru bir kahvenizi içmek dileği ile o halde :)
İyi çalışmalar.
会員制の逆援交際倶楽部では男性は無料、一日最低額10万円保障での交際をお求めできます。ご登録された女性様達はセレブであるがための悩みをそれぞれの方が持ち、皆様、男性との営みを求め、ご登録されております。彼女たちとの初々しい一時をお楽しみ、謝礼をいただいてくださいませ。会員制ですので人数に限りがあるため、打ち切りの場合はご了承ください
tartışma Çine kadar uzandı anlaşılan :D
spam galiba :)
Predilection casinos? wager onto and beyond this advanced [url=http://www.realcazinoz.com]casino[/url] advisor and aside online casino games like slots, blackjack, roulette, baccarat and more at www.realcazinoz.com .
you can also save up our untrained [url=http://freecasinogames2010.webs.com]casino[/url] alongside at http://freecasinogames2010.webs.com and overwhelmed be realized to previously genially away !
another in the groove [url=http://www.ttittancasino.com]casino spiele[/url] acreage is www.ttittancasino.com , in lieu of of german gamblers, scan magnanimous online casino bonus.
It isn't hard at all to start making money online in the hush-hush world of [URL=http://www.www.blackhatmoneymaker.com]blackhat world[/URL], Don’t feel silly if you have no clue about blackhat marketing. Blackhat marketing uses alternative or not-so-known avenues to produce an income online.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home