| “Suyu yakuta döndüren muazzam zülal geliyor düşüncelere...”
Bilge mimar olarak anılan Cansever, aramızdan ayrıldı. Mekanı cennet, vefatı bizler için bir hatırlatma, bir ikaz olsun temennisiyle bir söyleşisinden birkaç paragrafı paylaşmak istiyorum:
“Bir an için düşünürseniz, cetvel konularak çizilmiş bir yol üzerinde birbirine yaslanarak inşa edilmiş binalarda yaşayan insanların karşılarındaki binaları seyretmek ve başkalarının bahçelerine bakmaktan başka alternatifi olmazsa dünyaya bir şekilde bakan ve dünyayı bir şekilde idrak eden, dünya hakkında bir tasavvur sahibi olan insan tipini ortaya çıkarır. Karşıdaki sokak iki sokaksa yani bir üç yol ağzındaysanız, onun bir yerinde bir cumbadan bakıyorsanız, yolun birine yahut diğerine, yolun arka tarafına bakmak imkanınız varsa, yahut o cumbadan sofa içerisine oturup sofadan da arkadaki bahçeye hatta o bahçeden de bahçenin arkasındaki ağaçlara bakmak imkanınız varsa, bu imkanlara sahip insan tipinin, çeşitli açılardan bakma alışkanlığına sahip insan tipinin, dünyaya tek istikametten bakan insan tipinden farklı bir dünyayı anlama yeteneğine ve zenginliğine sahip olacağı çok açık.Mimar olarak, şehir plancısı olarak ben vazifemizin çeşitli şekilde dünyaya bakma imkanını sunmak olduğuna inanıyorum. Tanzimat’la beraber insanlara büyük bulvarlar yapıp o bulvarlara gösterdiği şekilde bakmaya insanları mecbur eden tavrın bugün, kültürel geri kalmışlığımıza neden olduğunu düşünüyorum.
Önümüzde çok büyük bir mesele var. Önümüzdeki 50 sene içerisinde takriben 70-75 milyon insana ev inşa etmek mecburiyetindeyiz. Rakamları kısaca söyleyim: Takriben 35 milyon kadar nüfus artacak, kırsal alandan şehirlere 25 milyon kadar insan göç edecek, eskiyen binaların yenilenmesini düşünürseniz... 70- 75 milyon insan, bu rakamları siz de hesaplayabilirsiniz. Şimdi bu rakam, çocuklarımıza yeniden biçimlenecek bir dünya bıraktığımızı açıkça gösteriyor. Bunu çocuklarımıza biçimlenecek yeni dünyanın nasıl biçimlenmesi gerektiğini düşünerek yapmamız gerekiyor.
Bu topraklar üzerinde asırlarca dünyanın en büyük medeniyetlerini kurmuş nesiller olarak bugün birinci vazifemizin, bundan sonra da dar kalıplar içerisinde ve yeni şeyler düşünemeyen nesillerin içerisinde yetişmeye mecbur kalarak ve tek istikametli çözümlemeleri üretmek değil, çok boyutlu çözümlemeleri nasıl geliştireceğimizi düşünmektir diye düşünüyorum.”
Merak ediyorum, acaba TOKİ bir kez olsun görüşmüş müdür, “Ev medeniyettir.” diyen Cansever’le? Ya da, hangi kurumlarımız bir medeniyet tasavvuru perspektifine sahiptir?































6 YORUM:
Görüşmemiştir bence. Görüşseydi bile kaale almazdı bu sözlerini Cansever'in.
Sanki tartışmanın devamı gibi olmuş. http://friendfeed.com/e/a8e26694-f265-4aea-b56f-68ef22138f24/B-y-y-nce-koltuklu-olaca-m/
Ben de buraya bakılmasını önerdim.
Bende izninizle "Kubbeyi yere koymamak" adlı eserinden şu pasajları:
Kültürümüzde mimarînin yeri nedir, nasıl olmalıdır?
"İnsanın bilinçlenerek ve sorumluluk yüklenerek dünyanın oluşmasına, gelişme ve güzelleşmesine katılmasını sağlayacak bir çevre, yüzyıllardır despot Avrupa krallarının, aristokratlarının, sömürgeci bezirganların kültürünün ve bunların âleti ilan teknolojinin, insanları şaşırtan, uyuşturan, kabaca eğlendiren gösterişçi, temaşan kültür türlerinin hâkimiyeti altına düşmüştür. Bu ortamda mimarlık çeşitli spekülasyonların, sorumsuz faydacılığın âleti olarak kullanılmış ve mimarîye kültür hayatında ve başka herhangi bir alanda ve şekilde var olma imkanı bırakılmamıştır.
Türk şehirlerinin sefaleti, konut sorunu ve mimarî seviyesizlik karşısındaki kayıtsızlık ve duyarsızlık, gerçek çözümleme ve gerçek bilginin yol göstericiliği yerine şekilciliklerin egemenliğinin tercih edilmesi bütün Türk halkını kaba, sahte, seviyesiz ve çirkin bir biçim dünyasında yaşamaya mahkûm ederken; çok küçük azınlıkların yabancı, taklitçi, pahalı ve gösterişçi, sözde sanat ve kültür faaliyetlerinin desteklenmesi, hakim kılınmaya çalışılması kabul edilemez bir yanılgıdır.
Mimarî kültür mirasının tahribine artık son verilmelidir. Bütün şehirleşme, konut ve yapı faaliyetine seviye kazandıracak bir mimarî politikasının oluşabilmesi için yeni bir kültür destekleme politikasının geliştirilmesi zorunludur.
İnsan-varlık ilişkisinin bilincini geliştirmeyi öngörmeyen yaklaşımların kültür değil, propaganda ve spekülasyon faaliyetleri olduğu aşikârdır."
...
Ve yakın zamanda gerçekleştirilen söyleşisinin linkini ekliyorum:
http://www.akradyo.net/sesli.asp?tip=108&d=2007.01.05_Doc.Dr.Turgut%20Cansever_Istanbulun%20mimari%20yapisi%20ve%20deprem.wma
Sanırım bu kamuoyuyla son buluşmasıydı. "Kubbede" hoş sadâsını bırakıp gitti, Allah rahmet eylesin.
İbrahim Ergüden
İstanbul'da bu ara ev geziyorum bol bol. Önce bir heves alabilir miyiz diye bakarken şimdilerde malum krizle daha ucuz bir eve kiraya geçebilir miyiz diye bakmaya başladık. Merkezi denilen yerlerde hele Avrupa yakasında "ev" demeye dilimin varmadığı yerlere baktık önce. İçimize sinmeyince daha uzaklarda sitelere.. Ben hep şehir çocuğu oldum. Çok çok küçükken anneannemin bahçeli evi varmış hatırlamıyorum bile, hep mahallelerde, apartmanlar arasında büyüdüm. Belki o zaman ben küçük olduğum için sokaklar kocaman evler ferah geliyordu. Belki de gerçekten sokaklar daraldı, evler küçüldü, biçimsizleşti.. "Oh eve geldim" hissini yaşatan, camdan bakınca içinizin açıldığı, kendinizi iyi hissettiğiniz bir evde yaşamayı diliyorum herkes için.
Istanbul'un yasadigi " laz mutayit " kiyimindan sonra TOKI bana estetik ve planli bir sehirlesme icin buyuk bir sans olarak gozukmustu. Hala da boyle bir kurumun basarili projelere imza atabilecegine inaniyorum. Kurum olustu, geldik yine insanda tikandik. Vizyon sahibi , dunyadan haberdar yoneticilerle neler yapilmaz ki...
Bir o insanlari degerlendirmeyi ogrensek.
Şehirlerimizin mimarisini kadınlara, estetiginide çocuklara bıraksalar, inanıyorum ki daha kaliteli, içinde yaşamaktan keyif alınacak bir memleketimiz olurdu
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home