Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Fikirler aslında yeni kombinasyonlardır

James Webb Young, bu küçük kitabında reklamcılık konusunda yazılmış en bilindik ve detaylı metinlerden çok daha değerli bir şey sunuyor. Çünkü o, kitabında, iletişimin sadece et ve kemiğinden bahsetmiyor, aynı zamanda ruhundan bahsediyor. [BILL BERNBACH]

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Küresel Sınırları Zorlamak

Küreselleşme her gün onlarca kez duyduğumuz bir kavram. Kültürel, sosyal ve ekonomik anlamlar barındıran bu kavram genellikle zihinlere çok büyük dev uluslararası şirketleri getirmekte. Oysa bugün Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde küçük ve orta büyüklükte pek çok işletme ulusal sınırları aşıyor, küresel pazarlardan pay kapmaya çalışıyor. Şirketlerin uluslararasılaşma süreçleri, doğuştan küresel olan şirketler, uluslararası pazarlara giriş biçimleri ve bunun seçimi, Sevgi Ayşe Öztürk’ün yeni yayımlanan kitabı Küresel Sınırları Zorlamak’ta incelenen konular arasında. Kitapta ayrıca dış pazarlarda mücadele veren küçüklü büyüklü şirketlerin uluslararasılaşma öyküleri yer almakta. Böylece uluslararası pazarlara girmeyi isteyen, ancak “Nasıl yapabiliriz?” sorusunu henüz yanıtlamamış olan küçük ve orta boy işletmelere bir ışık tutulması amaçlanmaktadır.

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Pazarlama Mucize Değildir

Sayısal devrimin bizim haberimiz olmadan -haberimiz olup olmamasını da pek önemsemeden- gerçekleşmiş olduğunu kabul etmek zorundayız. Peki bu sayısal devrim, neleri değiştirecek? Bu devrimin binlerce sosyal ve ekonomik olguyu etkileyeceği ve birçoğunu da değiştireceği bir gerçek ama bu devrim ile en çok değişen şey kişiler, yani bizler.. Bizlerin değişmesi demek, tüketicilerin değişmesi demek, tüketicilerin değişmesi demek, tüketicileri etkilemek için çabalayan pazarlamanın değişmesi demek. İşte gerçekleşen sessiz sayısal devrim ile, pazarlamada da bir devrim yaşandı. Bu kitap, bu devrimin neleri değiştirdiğini, yeni ekonomiyi, yeni pazarlamayı anlamak ve anlatmak üzerine yazılmış makalelerin bir toplamıdır. (Tanıtım yazısından)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Sadakat Söylenceleri

Keiningham ve diğer yazarlar, iş dünyasında önemli olanın yalnızca müşteri sadakati olduğuna ilişkin 'yönetimsel açıdan doğru' ve kuşku götürmez sanılan bir düşünceyi tümüyle bir kenara itiyorlar. Aralarında First Chicago, Tansaş ve Ryanair'in de bulunduğu örnekler ve geniş kapsamlı araştırma ve incelemeler ile; önemli olanın müşterinin ne istediğini ve ne için para ödeyeceğini bilmek olduğunu ortaya koyuyorlar. Bu; rakiplerinizin kendilerini farklılaştırma konusundaki yetersizliklerinden yararlanmaya yönelik pazarlama harcamalarınızın etkililiğini tam anlamıyla inceleyebilmek açısından harika bir başlangıç noktası. [YORUM]

Yetinen toplumdan tüketen topluma...

“Tüketiyorum o halde varım!” diyen her bireyin haz arayıcılığı ve bireysel servet avcılığı kıskacında nasıl bir tüketim devi haline dönüştüğünü pazarlama biliminin yöntemleri ile açıklayan Odabaşı'nın kitabında yetinen toplumdan tüketen topluma gelişin macerasını bulacaksınız. (insankaynaklari.com)[YORUM]

Gerçekten, teknoloji kimin umurunda?

Mehmet Doğan’ın perspektifinden “Teknoloji Kimin Umurunda”, okuyucuyu, yeni bir “iş etiği” ve “estetiği” konusunda düşünmeye zorluyor ve “kullanıcı merkezli düşünce”nin ahlaki, stratejik ve teknik boyutları olduğunu; “müşteri” diye adlandırdırılan “zavallının” satın almak dışında, haklarının oluğunu; geliştirme süreçlerinde rol alan bizlerin, kullanıcı gibi düşünerek hem kullanılabilir, hem de estetik ürünler geliştirebileceğimizi ısrarla hatırlatıyor. [YORUM]

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄžLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Cuma, Temmuz 11, 2008

| Çok yaşlandım, çoook!

Hayretten küçük değil, büyük dilimi yutmama neden olan işlerin sayısında bu kadar artış olduğuna göre sorun bende diye düşünüyorum artık! Zihinsel melekelerimde gerileme, algı yeteneğimde düşme, bugüne kadar öğrendiğim prensiplerde sapma varsa kesinlikle yaşlandım demektir.


Tabii, zorla güzellik olmaz; Vakıfbank’ın 15 milyon dolar harcayarak değiştirdiği yeri kurum görsel kimliğini elbette içime sindirecek değilim, ama içime sindirememe gerekçesi olarak artık bu işlerden anla(ya)madığımı kendi kendime itiraf edeceğim. Ve bundan böyle grafik tasarımda hiyerarşi, espas, oran, denge, tipografi vesaire neymiş, umursamayacağım bile!

Önüme böyle bir amblem koyarlarsa yine bizim çocuklara hoşgörülü davranmayacağım, ama bunu bir uzmanlık meselesi haline getirmektense “Bu dinozoru idare edin!” psikolojisiyle hareket edeceğim.

Söz veriyorum; artık bankalara bulaşıp [1], [2], [3], [4], [5] canımı sıkmayacağım, Ali Saydam’la hiç olmazsa bu konuda tartışmayacağım, “At sahibine göre kişnemiş galiba!” deyip kendimi tüketmeyeceğim, sağ beyin-sol beyin geyiklerine itibar etmeyeceğim, hatta Ömer Hocam kızmasın ama, Grafik Tasarım dergisindeki yaz tatilimi de uzatacağım.

Yok yok, itiraf ediyorum ki, artık ben bu işlerden anlamıyorum. Eğer yaşlandığımı kabul edip edebimle köşeme çekilmezsem ya kendimin ya da başkalarının kafa sağlığından şüphe edeceğim, ki herhalde kafayı yemiş olmak yaşlanmış olmaktan daha kötüdür!

Fakat Türkiye’de de, dünyada da grafik eğitimi veren kurumlardan diploma alanlarla Topkapı’daki matbaacı Hamdullah Abi’nin yetiştirdiği çıraklar arasındaki farkı hep merak edip durmakla ömür tüketeceğim.

Birileri bana mukayyet olsun!

22 YORUM:

Anonymous Adsız yazdı:

Abi merhaba, bigumigu'da çok farklı görüşler de var. Sizden rica etsem düşüncelerinizi daha detaylı ve doyurucu halde yayımlar mısınız? Zira bir işletmeci olarak yazınızın detayı olmadan çok kavrayamadım nedenlerinizi :)

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Blogger Eren Kumcuoğlu yazdı:

Teaser'dan Vakıfbank olduğunu anlamıştım, dün ilk kez TV'de gördüm. Çevremde bulunan insanların yaklaşımı gayet olumluydu, ben (bütün itibariyle) birşey söylemek için erken olduğunu düşünüyorum, ama nedenlerinizi merak etmedim değil.
Selamlar,

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Blogger y = f (yuce) yazdı:

Selim Abi,
Bu konuların tartışmasız üstadı olarak konu ile ilgili bizi aydınlatmanı talep ediyoruz. Hangi filtrelerle, nasıl değerlendirmek gerekir? Bizleri bilgilendirirsen çok seviniriz.

Selamlar
Yuce Zerey

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Blogger Salih yazdı:

Keyifle okudum :) Logo taslağını banka okeyleyince finalize edilmeden teslim edilmiş izlenimi uyandırdı bende. Amblemde ve logotype'da ciddi sıkıntlar var. Grafik tasarımcının - ajansın bunları düzeltmeden teslim etmemesi gerekir. Temiz bir retouching yapıldığındaysa vasat bir logodur bence. Grafik tasarım kökenli biri olarak nacizane görüşlerim bunlar.

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Anonymous Caner yazdı:

Hep çizen kişi eleştiriliyor. Bence yöneten kendi zevkini arıyor. Bu konuda bir yazı okmuştum tavsiye ederim.

http://www.bydesigner.net/guzel-tasarim-mi-uygun-tasarim-mi.html

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Blogger Murat Çakır yazdı:

Selim Abi, yorumlara bakılırsa, sanırım yaşlandığını kabul edip köşene çekilme zamanı gelmiş :)

Cuma, 11 Temmuz, 2008  
Anonymous Uğur Özmen yazdı:

Bu logo bende "VAPURCULAR BİRLİĞİ"ne yakışır etkisi yapıyor.

Cumartesi, 12 Temmuz, 2008  
Blogger Reklam designer yazdı:

Logoyu beğenmedim, ayrıca tipografisinde sorun var gibi geldi bana...

Pazar, 13 Temmuz, 2008  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

E, kendi kendime söz verdim arkadaşlar, daha yazının harareti soğumadan yemin mi bozduracaksınız bana?

Sevgili Yüce Zerey, Eren Kumcuoğlu ve isimsiz (Gerçekten yok mu bir ismin?) arkadaşım! Belki Boğaz’da bir deniz levreğinin ağzı, gözü, kuyruğu ve kanatları üzerinde uygulamalı analizler yapmamız mümkün olabilir:)

Hem gelip geçen vapurları da seyrederdik!

Aslında Salih iyi başlamış, keşke devam etseydi de, böyle zahmetli maceralara girişmek zorunda olmasaydık.

Pazar, 13 Temmuz, 2008  
Anonymous Adem yazdı:

Uzun bir aradan sonra imzanıza rastlamak güzel oldu. Tam da benim bu "Vakıfbank" işinin arkasında kim var acaba? Bu kadar zevksiz ve orantısız bir çalışmayı hangi "yandaş ajansa" yaptırmışlar diye düşünürken sizin bu konuyla ilgili yazınız çıkageldi. Yapı Kredi logosuyla yazmış olduğunuz yazılara çok fazla katılamamıştım ama şunu söyleyebilirim ki bu çalışma için daha çok şey söylenmesi gerektiği "reklamcılık mesleği" açısından elzem gibi duruyor.

Selamlar

Adem YILMAZ

Salı, 15 Temmuz, 2008  
Blogger Rüstəm Məmmədov yazdı:

Grafık tasarım konularında bir fikir söyleyemem. Ama, Vakıfbankın logosunu görünce aklıma bir şey daha geldi.

Bizim burda çok yakından tanıdığım bir şirket rebranding kararı almış ve Türkiye'de bir şirketle anlaşmış. Adını söylemem uygun olmaz. Neyse. Beni de yakın bildikleri için aradılar, fikrimi sordular. Logolar göndermişler. Bir tane bile o şirkete özel bir şey yok. Adamlar kalkmış Reebok'un logosunun aynısının değiştirip yollamişlar. Düşünün artık.
Bu şirket de pek tanınmaz bilinmezlerden değil.

Kafamı salladım gitti...Şimdi bu yazıyı okuyunca da, "tamam ben de hiç yaratıcılık yok, estetik zevk de yok, grafik tasarımcı da değilim, ama bu kadar da olmaz ki" dedim...

Teşekkürler...

Perşembe, 17 Temmuz, 2008  
Blogger Packaging Design yazdı:

Üstadım... Grafik Tasarım dergisindeki yazılarınızın devamını bekliyoruz ;) benden öyle kolay kolay kurtulamazınız...

Logo bir yana, Vakıfbank'ın reklamlarından ve reklamlardaki sesten hiç haz etmediğimi söylemeliyim: Filmdeki mesaja kulak verirsek Vakıfbank'ın öncesinde hiçbir şeyi düzgün yapamadığını şimdiyse talep dolayısıyla kendini düzelttiği anlamı çıkıyor. Bu kadar köklü bir değişim ve bankanın öncesi ve sonrası arasında bu kadar fark varsa adını da değiştirselerdi. Zira reklam mesajına bakılırsa bankanın geçmişi üzerine taş konulacak cinsten değil. Eski bir Vakıfbank müşterisi olarak tecrübeyle sabit bu bankadan hizmetlerinin kalitesizliği nedeniyle nefret etmiş ve hesabımı iptal ettirmiştim. Açıkçası bu reklam kampanyası ve yeni logo bile fikrimi değiştirmez, o derece inancım yok Vakıfbank adına. Diğer yandan ING bankın ahçılı reklamını sevsem de yurtdışı merkezli bankalardan haz etmiyorum. Dolayısıyla reklam filmi yine işe yaramıyor, benim gibi düşünenler için. Tüm bunlar tasarımcı vb olarak yaklaşmadan vatandaş olarak kişisel değerlendirmelerim. Tasarımcı olarak Selim Beyin işaret etmek istediklerini görüyor ve kendisine katılıyorum. Şunu söyleyebilirim bu logonun iyi olup olmadığını tartışırken eskisiyle kıyaslamamak gerek; zira eskisi o kadar kötü ki ne yapılsa ondan iyi olurdu... Yeni logoyu kendi içinde değerlendirmek gerek.

Cuma, 18 Temmuz, 2008  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Teşekkür ederim Ademciğim.

İşi yapan, Londra’dan Fortune Street isimli bir ajans. Yandaş mıdır, bilemem:)

Bu arada, Yapı Kredi tartışmasıyla bu konunun birbiriyle ilintisi olmadığını söyleyeyim de yanlış anlamalar olmasın. Oradaki kritik grafik tasarım odaklı değildi.

Sevgiler..

Cuma, 18 Temmuz, 2008  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sevgili Rüstem, taklit de ayrı bir sorun tabii! Vakıfbank işinde herhalde böyle bir sorun yok:)

Teşekkürler.

Cuma, 18 Temmuz, 2008  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sevgili Hocam, değerli katkıların için teşekkür ederim.

Reklam konusuna hiç girmek istemedim, çünkü o ajans ne de olsa yerlidir, zülf-ü yâre dokunur:)

Tabii ki, sonuna kadar haklısın. Sarı-siyah dışında tam bir redd-i miras söz konusu. İnsan geçmişinden bu kadar mı nefret eder?

Selamlar...

Cuma, 18 Temmuz, 2008  
Blogger Arzu yazdı:

Vakıfbank deyince aklıma gelenler;

- Sabahları emekli maaşını alabilemk için erken saatlerde kuyruk oluşturmuş güzelim yaşlılar.
- Akşam haberlerinde maaşını alır almaz çaldırmış olan emeklilerin hazin durumu.
- Yüzü tebessümü unutmuş çalışanlar
- İnanılmaz ve delirten bir yavaşlık.

Reklamı izleyince anladığım;

- Artık yukarıdakilerin hepsini sil zihninden. Çünkü biz logomuzu, masalarımızı, bilgisayarlarımızı değiştirdik. Bir de müşterileri değştirdik mi iş tamamdır. Eee ne dersin, burası senin de yerin olsun mu?

Cuma, 18 Temmuz, 2008  
Anonymous arzu pınar yazdı:

İyi olsun, ya da olmasın reklam kampanyasıyla ilgi çektiler.Ancak ne zaman stratejileri ve müşteriyi azarlamaya alışmış onca personelin eğitimi, anlayışı nasıl değiştirmeyi düşündükleri hakkında bilgi verecekler?
Kurumsal kimlik çalışmaları maalesef logo, tabela, mobilya ve neşeli reklamlardan ibaret sayılıyor.

Logo konusunda size katılıyorum, sadece sarı rengini sevdim. Bankaların dış yüzleri de güzel.Bu projeyi yöneten ve ajansın ismini biliyor musunuz, merak ettim de.

Cumartesi, 19 Temmuz, 2008  
Anonymous Tuncay Tuncer yazdı:

Merhaba,

Logonun, kurumun imajını yansıttığını düşünürüm. Yani hedef kitlesine firmanın nasıl bir ruh haline sahip olduğunu yansıtsın isterim. Vakıfbank'ın zaten çok da iyi olmayan imajını değiştirmek ve yeni bir sayfa açmak için giriştiği bu işte, bana verdiği yeni izlenim, malesef yine durgun, solgun, dinamiklikten uzak bir banka duruşu.. yani olmamış diyorum...

Pazartesi, 21 Temmuz, 2008  
Anonymous metin yazdı:

Selim Bey'e katılıyorum. Tek (üç) kelimeyle berbat, çiğ, yanlış bir iş. "Böyle sanatın içine" tüküren malum zatın elinden keşke sanatı alıp yerine bu ilet[emey]işim zımbırtısını versek...

Pazartesi, 21 Temmuz, 2008  
Blogger Kerem KOKER yazdı:

Selim Agabey, sizin blogunuzda yeniyim, ama her ne kadar tasarimci olmasamda, Vakifbank'in yeni kurumsali ile ilgili hislerinize katiliyorum. Ancak merak ettigim birsey var, bu isi cikartan Fortune Street daha once de Akbank ve Finansbank'in rebranding islerini yapmis. Benim fikrim diger ikisinin iyi oldugu (tabi grafik tasarimin teknik detaylarindan bagimsiz konusuyorum) eger cevaplayabilirseniz uc sorum olacak, sizce neden Turk Bankalari bu ajansi seciyorlar,ikincisi neden Vakifbanka farkli bir muamele yapilmis gibi duruyor ve son olarak sizce Vakifbank'in bu isi yaptirirkenki harcamasini bu kadar dillendirmesinin sebebi nedir? Tesekkurler,

Salı, 22 Temmuz, 2008  
Anonymous orhan ardahanlı yazdı:

bu çalışmada renkler tek başına değer taşımasada evet iyi bir izlenim bırakmakta. Fakat biçim olarakta, denge olarakta oratısızlığını kabul etmek gerekiyor. Zevk meselesi olarak bakmamak lazım. Bu firma topluma kendini göstermiş içinde yaşayan bir yapısı ile toplum karşısına böyle bir duruş yada kıyafetle çıkışını ben doğru bulmuyorum...

Cumartesi, 16 Ağustos, 2008  
Anonymous Adsız yazdı:

Ben bir sokakta değişikliği farkeden bir vatandaş olarak logo tasarımı kısmından herhangi rahatsızlık duymadım ama upuzun boydan boya beyaz bir zemin üzerine köşede duran vakıfbank logosounu pek bir yadırgadım...

Yani beyaz yada krem renkli zemin çok berbat duruyor.Önce gözünüz soladan sağa doğru beyaz bir zemin üzerinden kayıyor ve en sağda küçük bir vakıfbank yazısı gözümüze ilişiyor. Sokakta bakınca ilgili binanın vakıfbank olduğu anlaşılmıyor.Halbuki eski panolar algılama açısından gayet başarılıydı.
erol

Cumartesi, 23 Ağustos, 2008  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home