| Bulmaca gibi tanıtım...

Konusu ağırlıklı olarak ihale ve ortaya çıkan çalışmalar değildi, ama yazı şöyle bitiyordu:
İhaleyi kazanan son çalışmalara gelince... Ne diyeyim?Sanırım çalışmalar yabancı medyada yayımlanmaya başladı. Akşam gazetesi bugün konuyu manşetine taşımış ve konuyla ilgili olarak “Bulmaca gibi tanıtım” başlığını atmış.
Üzerinde atraksiyon yapılan harf Maximum Kart’taki gibi sözcüğün ortasında yer almadığı için toplam algının tamamlanması biraz zaman alıyor; yukarıdaki örnekte olduğu gibi ilk bakışta “ürkie” diye okunabiliyor.
Bu kampanyadan bir hayır beklemek mümkün değil de, dua edelim; örökország, uirc, urchia, urcija, urcja, urecko, ürgi, urkiet, urkki, urkojska, urska, wrci, yrkiet, yrkland gibi T’si sökülmüş Türkiye’lerin o dillerde ayıp ya da çirkin anlamları olmasın!

Süleyman Arıoğlu’nun haberinde Ali Saydam’ın görüşlerine de yer verilmiş. Şöyle diyor Saydam:
İletişimin temel öğelerinden biri yalınlıktır. Karşıdakinin ne demek istediğinizi hemen anlamasını sağlamız lazım. Hele billboard'ta 3-4 saniyeniz var. İnsanlar ancak o kadar süre bakıyorlar billboardlara. Turizm Bakanlığı'nın yeni kampanyası bu konuda sınıfta kalmış. Zaten Turkey logo olarak sanki kimse okumasın diye iyice eğilip bükülmüştü. Bir de T harfi yerine kollarını açmış birini koymamışlar mı... Hedef kitleye bulmaca çözdürmek kadar yanlış bir şey yoktur reklamda...Hep tartışacak değiliz ya, bakın Ali Saydam’la birebir mutabık olduğumuz mevzular da var.
Kampanyanın kilit mesajı, yani Türkiye'nin marka vaadi olarak konulan şey ne? Deniz ve ören yerleri... Bu marka vaadinin pazardaki diğer rakiplerinden farkı ne? Yok.. O halde bu reklamın çalışmama şansı, turizm sektörünü yine sadece fiyat rekabeti yapmaya zorlaması, markayı ayrıştırarak avantaj sağlama şansını kaçırma olasılığı çok yüksek...
Reklamda tek sempatik, sıcak öğe kollarını açan tiplemeler. ”Seni kucaklamaya hazırız.” diyorlar. Hoş bir şey, ama genel olumsuzluk içinde heba oluyorlar sanki. Geriye yine iman gücü ve ucuz ülke algısı kalacak gibi...
Bu arada Haberpark sitesi, sorunun çözümü için ilginç bir öneri de getirmiş: “Tüm reklâmlarda ‘urkey’ yazısı her ne renk ise T’yi oluşturan bayan veya erkek de tamamen o renkte elbise giymeli.”
İLGİLİ YAZILAR:
| Pazarlama ve markalaşma stratejisi olmayan ülkenin “pazarlamacısı” olmak mümkün mü?
| Marka adı Törökország!
| “Bu sutyen ve külotlar İtalya’nın bayraklarıdır!”

















3 YORUM:
Selim Bey,
Bu rezalet karşısında söylenebilecek söz sanırım şudur:
Çelebi bizde böyle olur reklam dediğin!
Hangi alanda ve hangi boyutta olursa olsun, reklamda sıradanlık olarak gördüğüm kimi yaklaşımlar var:
1. Henüz belli bir kimliğe ve kişiliğe bürünmemiş ve bilinirlik düzeyi aşağılarda seyreden bir marka adına sığınmak ve onu öne çıkarmakla yetinmek, (Dünyada hâlâ bir Türkiye ülke imajı ve bilinirliği yokken, adeta “teaser” yaparcasına sadece marka adıyla yetinmek)
2. Bu yetmezmiş gibi o marka adıyla oynamak, belli bir harfini/harflerini bir şeylere benzetmek ya da orasına burasına bir şeyler takıp takıştırarak, ona, taşıyamayacağı yükleri yüklemek,
3. Herhangi bir tüketici vaadinde bulunamamak, sadece görselliğe sığınmak ve onda da yaratıcılığa ulaşamamak...
Bunları çoğaltmak ve daha da ayrıntılandırmak mümkün.
Türkiye turizmini tanıtmak bu kadar kolay, bu kadar ucuz mu? Sayın Ali Saydam o kadar haklı ki, Türkiye, başka ülkelerde de benzerleri bol bol bulunan deniz, güneş, kum ve ören yerleriyle tanıtılacak kadar turizm zavallısı bir ülke mi? Canım Türkiye’min canım Turizm Bakanlığı ve onun canım bakanı... Bu gelişme de sayenizde hayırlara vesile olur inşallaaaah!
Bu arada Sayın Ali Saydam’ın yazısındaki bir cümleyi buraya aktarmadan edemiyeceğim:
“O halde bu reklamın çalışmama şansı, turizm sektörünü yine sadece fiyat rekabeti yapmaya zorlaması, markayı ayrıştırarak avantaj sağlama şansını kaçırma olasılığı çok yüksek...”
“Bu reklamın çalışmama şansı”nı bir temenni olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa “kanser olma şansı...”ndaki bağışlanamaz yanlışın bir benzeri olarak mı?..
Hedef kitlesini dikkatli analiz etmediklerini dusunuyorum zira avrupalilarin sarilma, kucak acma gibi gibi dogulu sicak temaslara ilgi gostermek yerine tam tersine itici bulma ihtimalleri daha fazla. Kucak acmis birinin herhangi bir almana hosgeldiniz, ne kadar misafirperveriz degil mi? den farkli etki uyandiracagi kesin:)
e ne yapalim elestirmek en sevdigimiz eylem oldugu icin elestirileri dikkate almamak gibi bir huyumuz var.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home