22 Haziran 2013 Cumartesi

| Reklam tasarımı: Sıradan olmakla sınırları zorlamak arasında bir yerde...

Bu yazıma başlarken yaptığım ilk hareket ‘shift’le birlikte klavyemdeki ‘B’ tuşuna basmak oldu. Çünkü, bundan da önce, kafamda bir cümle tasarladım ve bu cümlenin “bu” sözcüğüyle başlamasını uygun gördüm. Bir cümleyi kurmak, bir yazıyı yazmak da zihinsel bir tasarım işidir. Malzemesi ise sözcükler ve cümlelerdir.

Geçenlerde vakıf üniversitelerimizden birinin mütevelli heyeti başkanı aradı. Üniversitenin yeni açacağı “Güzel Sanatlar Fatültesi” ile ilgili bir konuyu danışmak istiyordu. Bazı hocaların, kapsamını genişletmek için fakültenin “Güzel Sanatlar ve Tasarım Fatültesi” olarak açılmasını önerdiklerini, başka üniversitelerde bu ada sahip fakültelerin olduğunu, konuyla ilgili benim görüşümü merak ettiğini söylüyordu.

Kişisel olarak, birbiriyle ilişkili olsa da bu iki terimin, yani “güzel sanatlar” ve “tasarım”ın bu şekilde yan yana getirilmesini yanlış bulduğumu ifade ettim. Çünkü bana göre her “güzel sanat”, evet, esasen bir tasarım faaliyetinin sonucudur, fakat nihai olarak her ikisinin amacı birbirinden çok farklıdır. Nitekim, bütün sanatların temelinde tasarım olgusu yattığına göre “güzel sanatlar”ın yanında “tasarım”ı tekrarlamanın gereksiz olduğunu söyleyebilirdik, ama burada kastedilenin bir başka “tasarım” olduğunu anlayabiliyoruz.

Türkçede “tasarım”, kökeni Latince “designare” olan “design” sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmaktadır. “Tasarım”ın birçok tanımı yapıldığı için kavramla ilgili bir karmaşa söz konusu olmakla birlikte, son zamanlarda olguların kavrama biraz daha netlik kazandırdığını söyleyebiliriz. 

Türkçede “tasarım”, “tasarlamak” fiilinden türetilmiş bir isimdir. Fiilin anlamı ise “bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini düşünmek, zihinde hazırlamak” şeklindedir. Öyleyse tasarım, her şeyden önce zihinsel bir süreçtir, yani zihinde yapılır. Zihinsel tasarımın gerçekliğe dönüşmesi ve uygulanması da “tasarım” olarak adlandırıldığına göre, sözcüğün anlam genişlemesine uğradığını söyleyebiliriz. Tasarlıyoruz ve bu tasarım bir sanat eserine dönüşebiliyor, yine tasarlıyoruz, bu kez tasarım bir alet, bir iletişim enstrümanı veya bir mimari eser olarak varlık bulabiliyor. Yani “tasarım” da, sanat eseri gibi bir “tasarım”ın sonucudur ve bu sonuca ulaşmak için süreçte zanaat (craft) rol alır.

Oysa tasarımın, genel olarak görsel temelli ve uygulamalı işleri kapsamına aldığı kabul ediliyor. Üç boyutlu nesnelerin (makine, araç, mobilya, ambalaj) tasarımları endüstri tasarımı; bina, peyzaj ve iç mekan tasarımları çevre tasarımı; okunan ve izlenen görüntülerin çoğunlukla iki boyutlu yüzeyler üzerindeki tasarımları grafik tasarımı; giyim tasarımları ise moda tasarımı olarak adlandırılır. Bunun dışında kavramı, öğrenme tasarımı, oyun tasarımı, etkileşim tasarımı, aydınlatma tasırımı gibi farklı alanlara veya alt kırılımlara genişletmek mümkündür.

Ben ise, tasarımın tüm duyularımızla algılayabileceğimiz her şeyi kapsamına alabileceğini, alması gerektiğini düşünüyorum. Gördüğümüz, işittiğimiz, tattığımız, kokladığımız ve dokunduğumuz her şeyi... Nasıl “görsel tasarım” diyorsak, girişte sözünü ettiğim gibi “sözel tasarım” da diyebiliriz. Ezgi, bir ses tasarımıdır; parfüm, bir koku tasarımıdır; tat, bir lezzet tasarımıdır.

Tasarlamaktan amaç, tasarlanan her neyse, onun, muhatabında bir haz duygusu ve estetik keyfi yaratarak etkiyi arttırmaktır. Herhalde bu etkiye de en fazla iletişimcinin ihtiyacı vardır.

Bu arada, hiç kimse maruz kaldığı bir tasarımı durduk yerde kritik etmez. Tasarım hazzının ve estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki önsel (a priori) bilgiyle bağlantılıdır. Bu bilgiyi zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Mesela uzmanlığı grafik tasarım olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. İnsanın özünde renk, denge, oran, leke gibi bilgiler önsel olarak vardır. Altın oran dediğimiz şeyin ölçüsü de buradadır. Eğitim ve görgü gibi etmenler veya çeşitli deneyimlerle algı kapasitesi ve kalitesi gelişir. Ancak bu deneyimler ilk temel üzerine inşa edilir.

Buraya kadarki bilgilerden yola çıkarak reklam tasarımı için iki temel ilkeden söz edebiliriz. Birincisi, reklam başından sonuna kadar zihinsel bir tasarımlar silsilesidir; uygulamaya aktarılan her iletişim enstrümanı da bu zihinsel tasarımın ürünleridir. Sadece grafik tasarım ürünleri değil, filmler, müzikler, internet ögeleri, sözler, sesler, her şey... İkincisi, madem tasarım insanın hem doğuştan getirdiği önsel bilgi hem de sonradan edindiği bilgiler dikkate alınarak yapılmak zorundadır, öyleyse tasarımcının bu iki unsurla ilgili ciddi değerlendirmelere ve derin analizlere ihtiyacı vardır.

Sıradan bir tasarım, muhatabının haz, beğeni ve estetik duygularını harekete geçiremeyeceği, sınırları fazla zorlayan bir tasarım ise zihindeki temel bilgilerle zıtlaşacağı için yeterince etkili olamayacaktır. Sıradan olmakla sınırları zorlamak arasındaki doğru yerin neresi olacağı sorusunu ise, her ayrı vakada, hedef kitlesinin zihin haritasını çıkarabilen usta reklamcılar cevaplayacaktır.


MARKETING TÜRKİYE DERGİSİNİN TASARIM EKİNDE YAYIMLANMIŞTIR.