| Usul esastan, üslup mesajdan önce gelir

Bunun gibi, eğer mesajımızın, kendi duygularımızı tatmin dışında bir değer taşımasını, hedefine ulaşmasını, muhatabımızın zihninde açılmasını arzu ediyorsak uygun üsluba riayet etmek durumundayız demektir.
Kimse “İletişmenin üslubu ne ola ki?” diye sormasın, hepimiz bunu şöyle ya da böyle biliriz, fakat çoğu zaman öfkenin tadına, tribünlerin aşkına, zevzekliğin zevkine teslim ederiz kendimizi... Böyle.































3 YORUM:
Yazılarınızı yeni takip etmeye başladım.Aslında Pazarlama tutkunu bir öğrenci olarak neden bu kadar geç buldum sizi bilmiyorum.Yazılarınızın devamını diliyorum.
Teşekkür ederim.
Başarılar...
Selim bey,
Normalde işleyen usuller bazen işlemiyorlar, çünkü karşınızdaki kişi veya grup ya kendi yaptığı usulsüzlük ile bunları iptal ediyor ya da söylenen şeyin korkunç içeriği usule de dokunup usulün görünürdeki düzgünlüğünü geçersiz kılıyor. Ve haklı misilleme kuralınca kendinizin veya başkalarının hukukunu kollamak ihtiyacı duyuyorsunuz... Bu yüzden, hiç kimseyi üzmek istemeyen ben, en başta kendimi üzerek, hatta kahrederek sert konuşuyorum, zira bunun bir ahlakî görev olduğunu biliyorum.
Yaşadığım tonlarca örnekten sadece birini zikredeyim. Bazı koskoca insanlar, Türkiye'deki yargının (onun bilhassa Anayasa Mahkemesi dediğimiz kolunun) seçilmiş dindar hükümeti dokunulmazlık olmadan dahi yalan yanlış davalar ve kararlarla felç ettiğini biliyorlar ama buna rağmen (ve belki de bu sebeple!) diyorlar ki dokunulmazlığı kaldırmayan anayasa iyi anayasa olmazmış. Seçtiğim hükümetin, anayasa mahkemesinin usulsüz kararlarıyla mahvedilişi ve yarı felç edilişi yetmezmiş gibi, bir de dokunulmazlığın kaldırılmasıyla yargıçlar devleti elinde çok daha büyük bir felce girmesi isteniyor. Bu istek ya art niyetlidir ya da düşüncesizcedir. Her iki hâlukârda, üslubu düzgün görünse bile, korkunç ve basbariz derecede yanlış ve anlamsız olan içeriği, usulünü de bozmuştur. Bu tür bir argümana nazik cevap vermek de samimiyetsizlik ve acziyet, eziklik olur. Dokunulmazlığı kaldıracak bir dindar hükümet nasıl ki kendi kendisine ve temsil ettiği kitlesine zulmederse, tam da bu zulmü istemiş ve böylece kendisi zulmetmiş olan biri ya duyarsız ya da art niyetlidir. Bu yüzden, 'beyaz Türkler ile yargıçlar devleti' elitlerinden olmayan şahsıma karşı ya büyük bir kastî hakarettir ya da fütursuzluk yoluyla dolaylı hakaret. Muhatabımın yaşı ve mansıbı ne olursa olsun, zira benim gibi gencimsi yetişkinler de insandırlar ve onurludurlar --velev ki etnik Türk kökenli bir banliyö, köy ve dinibütün kesim insanı olsunlar yani Kemalistlerden gayrı yeni yükselen Batıcı liberal yahut sosyalist elitlerin de en çok hakir gördüğü kesimden olsunlar. Onurlarını korumakiçin, siyasette temsil edilmeleri aleyhindeki bu ağır argümanlara aynı ağırlıkla cevap vermeklikleri bir görev olur.
'Görev' diyorum çünkü ben hiç kimseye karşı ters konuşmak istemiyorum. İnsanlara kendimi sevdirmek istiyorum, ama içim hakikaten üzülerek, bir sorumluluk duygusuyla dobra dobra konuşuyorum, çünkü bunu ahlakî bir vazife olarak görüyorum. Neden bir ahlakî vazife olduğunu izah da etmiş bulunuyorum.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home