3 Mayıs 2009 Pazar

| Lafın gittiği yer...

Düz bir okumayla “lafın gittiği yer”i iletişim modelindeki “alıcı” olarak düşünebiliriz. Yani Amerikalı siyasetbilimci Lasswell’in, bir iletişim eylemini tanımlarken cevap aranması gereken “Kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle söyler?” sorusundaki “Kime?” parçasının cevabı... Lafın gittiği adres...


“Lafın gittiği yer belli” derken “lafın gittiği adres” kastedilir. “Bu lafı üstüme almam!” ya da “Lafın gittiği yer hiç hoş değil!” derken lafın niteliğiyle ilgili bir itiraz söz konusu demektir. İfadelerden, birinci cümlenin “küfür”, ikinci cümlenin ise “imalı küfür” içerdiği belli... Bu nedenle her ikisi de “alıcı” tarafından reddediliyor.

Peki, ya “Lafın nereye gittiğinin farkında mısın?” sorusu bize ne söyler? Şunu: Laf aslında gittiği yere, yani adrese gitmiştir. Gitmiştir ama, ne olduysa adreste bir şeyler olmuş, yani belli ki yamulmuştur. “Kaynak”tan çıkan laf, ya doğru kodlanamadığı ya da “alıcı” tarafından kod doğru açılamadığı için gittiği yer şaşmıştır. Yani laf, gittiği yerde çıktığı yerdeki laf olmaktan çıkmış, alıcının zihninde farklı açılmıştır.

Aslında günlük konuşmalardan yüksek bütçeli iletişim kampanyalarına kadar sıkça yaşadığımız bir durumdur bu...

Benim laflar doğru yere gitti mi acaba?