19 Ekim 2008 Pazar

| Çin’den dünyaya bol vitaminli yepyeni bir yemiş: Weizhenguo!

Bugün okuduğum iki ayrı haberi birbiriyle birleştirince zihnimde beliren fotoğrafın fındık üreticilerini üzeceğini sanıyorum. Bu haberlerden biri AKP Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün’ün Akçakoca’da yaptığı fındıkla ilgili konuşma... Diğeri de Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin öncülük ettiği ve geçmişte sigaranın nasıl pazarlandığını anlatan bir sergi haberi...


Stanford Ünivresitesi, geçmişte sigaranın doktorları, din adamlarını, hemşireleri, hatta çocukları kullanarak etik dışı mesajlarla nasıl pazarlandığını ortaya koyan bir sergi düzenlemiş. Ayrıca bu sergiyi İnternet ortamına da taşımış. Eleştirilen bu pazarlama yöntemi, zaman içinde anlayışların nasıl değiştiğini de gösteriyor. Bu, ayrıca tartışılabilir, ama benim bu sergide daha çok ilgilendiğim şey, Türk tütünüyle üretilmiş Omar, Fatima, Murad markalı sigaraların reklamları oldu. Daha doğrusu bu reklamlar, Türk tütününün bir zamanlar ne kadar şöhretli olduğunu hatırlattı bana...


Tütün ekimi Anadolu’ya Yunanistan ve Makedonya’dan taşınmış. Galiba Osmanlı döneminde, patlıcangillerden olan bu bitkinin iyileştirilmesi yönünde bazı çalışmalar yapılması ve bitkinin bu toprakları severek yeni bir lezzete kavuşması gibi etmenler Türk tütünün şöhretini arttırmış. Reklamlardan da gördüğümüz gibi Türk tütünü en önemli satış vaadi olarak yansımış sigara paketlerine... Günümüzde sadece Camel bu mesajı “Turkish&American Blend” olarak kullanmaya devam ediyor. Mesajın ne kadar satış vaadi içerdiği de kuşkulu... Nitekim, Camel’i Japonlar’ın almasından sonrda Amerika’daki üretiminde Türk tütünü kullanılmasından vazgeçilmiş.


Bugün hâlâ birçok sigarada harman olarak Türk tütünü kullanılıyor olabilir. Ama ne yazık ki olumlu imajı ve itibarı göçmüş durumda! İstediğiniz kadar uluslararası sigara tekellerinin oyunlarından falan söz edip topu taca atabilirsiniz, ama bence bu durumun en önemli nedeni, bizim, tüketiciyle tütünün buluştuğu noktayı hiç dikkate almamamız, birçok alanda olduğu gibi, tütünü yalnızca tarımsal bir emtia olarak görmemiz olmuştur.


Diğer habere geçelim. Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün, fındık üreticilerine Çin uyarısı yapmış. Fındıktaki fiyat tartışmalarına değinen Ergün, “Bakın, Çinliler fındık ekmeye başladı. Eğer Çinliler’in fındığı dünya piyasalarında yer almaya başlarsa, vay halimize! Bizim 5 liraya beğenmediğimiz fiyatı, bunlar 50 kuruşa dünyaya fındık satarlar. Çin piyasaya fındık sürmeye başlarsa asıl o zaman bu fiyatları çok ararız.” demiş.

E, şimdi ne yapalım yani? Tamam, abanın altındaki sopayı gördük, verilen fiyata sesimizi çıkarmayalım ama, sorunun çözümü için Akçakoca’dan, Ünye’den veya Giresun’dan Çin’e savaş mı açalım? Böyle bir tehlike varsa, bunun bertaraf edilmesine yönelik stratejileri geliştirecek olan hükümetimiz değil mi? Sayın milletvekilinin bize tehlikeyi değil, çözümü göstermesi gerekmez mi?

Haber doğru mu, yoksa kuru sıkı bir tehditten mi ibaret, bilemiyorum. Ama pek mümkün! Demek ki Fındık Tanıtım Grubu’nun fındığı hiç tanımayan, hatta dillerinde fındık sözcüğü bulunmayan Çin’de fındığı tanıtma çabaları kendi ayağımıza sıktığımız bir kurşun olarak geri dönüyor. Adamlara fındığı o kadar çok sevdirmiş olmalıyız ki, artık dayanamayıp yetiştirmeye karar vermişler.


Hatta öyle ki, FTG, Çince’de “fındık” kavramını karşılayan bir sözcük olmadığı için, fındığa Çince isim bulmak için yarışma bile açtı oralarda... Yarışma sonucu, Çince’de “bol vitaminli yemiş”anlamına gelen “weizhenguo” ismi, fındık kavramının karşılığı olarak benimsendi. Her gün yeni teknolojilerin isimlerinin Çince’ye girdiği bir ortamda, fındığa Çince isim verdirmeyi de başarmış olduk. Fındığa “fındık” dedirtseydik olmaz mıydı? Çinliler artık dünyaya “fındık” değil, bol vitaminli yemiş, yani “weizhenguo” satacaklar demektir.

Şimdi, iki ayrı haberi birbiriyle birleştirince zihnimde beliren fotoğrafı ve bu fotoğrafın fındık üreticilerini neden üzeceğini anlamışsınızdır. Aynen Türk tütünü gibi, Türk fındığı da elden gidiyor.

“Türk fındığı nasıl kurtulur?” başlıklı yazımı kaleme alalı tam iki yıl olmuş. Orada da ayrıntılı bir biçimde çözümle ilgili görüşlerimi aktarmıştım. Merak eden o yazımı okuyabilir, ama burada da birkaç cümleyle dile getireyim. Sorunu, yalnızca taban fiyat, üretici-ihracatçı çekişmeleri, Fiskobirlik mi Tarım Mahsülleri Ofisi mi gibi noktalardan tartışmaya devam edersek odağı asla yakalayamayacağımız kesindir. Çözüm öncelikle Türk fındığının tarımsal bir emtia olmaktan çıkartılıp hem içeride hem de dışarıda markalaşması, daima fındıkla tüketicinin bulaşacağı noktayı hesaba katan politika ve inovasyonlar geliştirilmesidir.

Fındık, çikolatanın katkı malzemesi olarak kaldığı sürece ha “fındık” ha “weizhenguo”, ne fark eder, değil mi?

Eğer Çinliler 50 kuruşa fındık satarlarsa bunun bize bir yararı olur ki, o da, kendi ürettiğimiz fındığı çikolata içinde fahiş fiyata satın almaktan kurtulur, Çinli’nin “weizhenguo”sunu daha ucuz fiyata edinmiş oluruz.

Tabii bu, ayda birkaç kilo çikolata tüketiyorsanız anlamlı olacaktır!