| Bilumum kamu reklamı itina ile yapılır!

Yılmaz’ın sunumunda “Türk Lirası’na Geçiş Tanıtım Kampanyası” diye bir bölüm de yer alıyor ve bu bölümde tanıtım kampanyasının amaç ve temel stratejisi şöyle açıklanıyordu: “1 Ocak 2009 tarihinden itibaren yeni banknot ve madeni paraların tedavüle gireceği, paramızın adından ‘yeni’ kelimesinin çıkarılacağı, tekrar geleneksel adı olan ‘Türk Lirası’ adını alacağı, paralarımızın tasarımlarının tamamen değişeceği, geliştirilmiş güvenlik özelliklerine sahip olacağı konularında bilinirlik yaratmak, Türk Lirası’na geçişin gerekçelerini, önemini, anlamını ve faydalarını anlatarak toplumun bu değişimi sahiplenmesini sağlamak, böylece yurttaşların, yeni paraların fiziki ve güvenlik özelliklerini tanımalarını sağlayarak Türk Lirası’na geçişi sorunsuz ve başarılı bir şekilde gerçekleştirmek.”
Gördüğünüz gibi buraya kadar pek bir sorun yok. Konuyla ilgili yaptırılmış araştırmalar, gayet düzenli organize edilmiş bir basın toplantısı, özel web sitesi, net bir biçimde belirlenmiş amaç ve hedefler her şeyin yolunda olduğunu gösterirken... Fakat, o ne?
Sunumun “Türk Lirası’na Geçiş Tanıtım Kampanyası” bölümünün bir yerinde karşımıza öylesine tanıtım uygulamaları çıkıyor ki, kamuya ait birçok tanıtım kampanyalarında tanık olduğumuz, “bilumum kamu reklamı itina ile yapılır” cinsinden işler...
Kimse alınıp gücenmesin. Kimse derken, tabii ki bu işlerin sahibi olduğu basın toplantısında açıklanan Bersay’ı kastediyorum. Hele Ali Saydam hiç gücenmesin, çünkü kendisi de benim yerimde olsa lafını esirgemezdi. Eğer ortada mesleğim adına vahim bir tablo olmasaydı zaten ben de hiç kafayı takmazdım.
Kimi halkla ilişkiler şirketlerinde, etkinlik ve organizasyonların ‘branding’ uygulamalarını imal etmek için nasıl olsa lazım olur düşüncesiyle barındırılan “bir Mac - bir operatör” tezgahından çıktığı çok aşikar olan işlerle ilgili hiçbir kritik yapmak istemiyorum. Çünkü logonun logo, filmin film, afişin de afiş olmadığını meslek erbabı zaten tak diye anlayacak, “tipografik sefalet”i şak diye görecektir. Ama doğrusu, işleri psikanalitik yönden değerlendirebilme imkanım olsaydı, elektronları dönen atom çekirdeğiyle “guş ganadı galem”in nasıl filmde bir araya geldiğini çözümleyebilmeyi çok isterdim.
İmla hatalarını da bir yana koyalım. “Asli para birimimiz”e dönerken, paramızın nasıl yenilendiğini filozofik bir kreasyon olarak kabul edelim. Yetmiş milyon insanı tekilleştiren “Hayırlı olsun Türkiye!” nidasının da binlerce kez test edilip onaylandığı için benimsendiğini varsayalım. İçimize sular serpelim.
Neyse, dedim ya, buna benzer kamu reklamlarıyla zaten çok karşılaşıyoruz. Buradaki asıl mesele başka...
1.
Bersay, kendi tanımlamasıyla bir “iletişim danışmanlığı” şirketi... Danışmanlık dışında, operasyonel tarafını ise ağırlıklı PR hizmetleri oluşturuyor.
2.
Bir reklam ajansı olmadığı için, reklam ajansı hizmetlerinin kapsamı içinde yer alan işlerle ilgili kendisinden bir performans beklemek doğru olmaz.
3.
Büyük ihtimalle kendi hizmet kapsamı içinde başarılı bir şirket...
4.
Bersay’ın, “Türk Lirası’na Geçiş Tanıtım Kampanyası” işini ihale yöntemiyle en uygun teklifi vererek almış olması gerekiyor. Tabii ki alacak, bunda hiçbir sorun yok. Anasının ak sütü gibi helaldir.
5.
Sorun şu ki, bu kampanyanın bir de reklam ajansına ihtiyacı var(mış)! (Acaba işin içinde bir reklam ajansı var da, biz mi bilmiyoruz?)
6.
Bu durumda Bersay’ın ilk işi, bir “iletişim danışmanı” olarak bu ihtiyacı karşı tarafa bildirmek olmalı değil miydi?
7.
Kamu ihalelerinde böyle abukluklar olabiliyor, diyelim ki müşteri tarafı bu ihtiyacı anlamasına rağmen, yasal birtakım engeller nedeniyle işi tek başına Bersay’a verdi. Bu durumda profesyonelliğinden hiç kuşku duymadığımız Bersay’ın, ihaleden sonra partner olarak yanına bir reklam ajansı alması gerekmez miydi? (Benim tahminlerimin dışında, bu işin bir reklam ajansına ait olduğunu söylerlerse hepten düşüp bayılırım.)
Dünya para piyasalarından ve borsalarından haberi olan, ama dünyadan haberi olmayan müşteriden iş alındıktan sonra şöyle bir karara varılmış olmalı: “Yahu, zaten iletişim stratejisini biz belirliyoruz. Metinleri Ahmet yazar, afişleri Mehmet çizer, filmi de ‘post’ta çözeriz, bi de ‘guş gondurduk mu’, olur biter. Şimdi peşimize kuyruk takmaya ne gerek var?”
Ali Bey eski kelimeleri sever; burada reklamcı uzmanlığına yönelik bir “istiskal” vardır. Benim canımı sıkan ve Bersay’a yakıştıramadığım da bu olmuştur.
Günaydın Türkiye! Yeni paran hayırlı olsun Türkiye! Teşekkürler Türkiye!































9 YORUM:
Ben afişdeki materyallerin ne için kullanıldığını ve neyi simgelediğini çözemedim.
Ay yıldız tamam anlıyorum, 0 ve 1 kodlaması güveniği simgeliyor olabilir. Hadi onuda anladım diyelim. Peki kırmızı gül, notalar, kuş kanadı kalem neyi anlatıyor çözemedim.
Selim Bey, eğer bu konuda bilginiz ya da tahmininiz varsa öğrenmek isterim.
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz'ın açıklamasına göre kağıt paraların üzerinde gül, kuş, mürekkep hokkası, tarihi köprü, kilim motifi, DNA şeması ve müzik notası gibi figürler yer alacakmış.
Bu figürlerin afişte yer almalarının esbab-ı mucibesi tabii ki budur.
Dileyelim ki bunlar afişte gördüğümüz halleriyle yer almasınlar.
Reklam sektörü ile ilgisi seyirden öteye geçmemiş biri olarak ben bile gördüğüm afiş ve vidyonun bir profesyonelin elinden çıkmadığını anladım. Umarım "paranın merkezi" bu işlere ederinden fazla vermemiştir.
Yazılan yazının temasına bakıldığında reklam - PR branşlarının bersay tarafından üstlenilmesinden bir rahatsızlık olduğu anlaşılıyor. Oysa ki, bersay entegre bir şirketler topluluğu. Bu toplulukta 2 adet PR şirketi, 1 adet de reklam ve tasarım şirketi bulunuyor.
Diğer bir konu ise yapılan işlerin mahiyeti ile ilgili. Reklamcılık doğası gereği elbette göreceli bir iştir. Yaratıcı için mükemmel olan bir iş müşteri tarafından muteber algılanmayabilir. Bu durumda alternatif tasarımlar hazırlar ve müşteriye sunarsınız, müşteri de bunların arasından dilediğini seçer.
İhale konusunda ise bersay'ın şeffaf bir (kapalı zarf) ihale sonucunda bu ihaleyi kazandığını TCMB'nin iletişim kanallarından öğrenebilirsiniz. Elbette bu sonuçta entegre bir şirket olmanın payı büyük. Bu durumda bersay'ın rakipleri entegre hizmet sunmadıkları için tercih edilmediler diyebiliriz.
Saygılarımla...
UPY
Sevgili Old Consultant, ifadelerinizden Bersay bünyesinde yer alan bir Uzman Proje Yönetmeni olduğunuzu anlıyorum. Sayın Ali Saydam’ın İnternet’le ilgili görüşlerinin tamamına katılmıyor olsam da, isim gizleme alışkanlığı yönündeki eleştirilerini çok doğru buluyorum. Bu nedenle, yorumunuzu keşke açık adınızla yapsaydınız diyorum.
Karşı görüşlerinizi paragraf paragraf cevaplayayım:
“Yazılan yazının temasına bakıldığında reklam - PR branşlarının bersay tarafından üstlenilmesinden bir rahatsızlık olduğu anlaşılıyor.”
Doğru, ama duyduğum rahatsızlık “üstlenme”yle değil, üstlendikten sonraki “iş yapış yöntemi”yle ilgili... Başka türlü bir rahatsızlığım olamaz, zaten uzak-yakın, hiçbir şekilde ihalenin tarafı da değilim.
“Oysa ki, bersay entegre bir şirketler topluluğu. Bu toplulukta 2 adet PR şirketi, 1 adet de reklam ve tasarım şirketi bulunuyor.”
Evet, Bersay bünyesinde, Kesişim Yayıncılık ve Tasarım Hizmetleri adlı bir şirket var. Siz bu yapıya “reklam ajansı” diyorsanız, yukarıdaki eleştirilerim için ciddi bir karine oluşturuyorsunuz demektir. Ben de bu yapıyı “reklam ajansı” olarak görseydim, sanırım etik olarak böyle bir eleştiri yazısı kaleme alamazdım. Bloğumu yakından takip edenler, çok canımı yakan ve temel ilkeleri sabote eden uygulamar dışında reklam ve reklam ajansı eleştirisi yapmadığımı bilirler.
“Diğer bir konu ise yapılan işlerin mahiyeti ile ilgili. Reklamcılık doğası gereği elbette göreceli bir iştir. Yaratıcı için mükemmel olan bir iş müşteri tarafından muteber algılanmayabilir.”
Dikkat edin; eğer “reklamcılık doğası gereği elbette göreceli bir iş” derseniz, “kendi ayağınıza da kurşun sıkmış” olursunuz. Görecelik, temel ilke ve kuralların gereği yerine getirildikten sonra devreye girebilir belki... Görece ilkeler ve görece kurallardan söz edebilir miyiz? Mesela Ali Saydam, reklam eleştirilerini “görece” kriterler üzerinden mi yapıyor acaba?
“Bu durumda alternatif tasarımlar hazırlar ve müşteriye sunarsınız, müşteri de bunların arasından dilediğini seçer.”
Bu cümleyi şöyle tercüme ediyorum: Biz daha doğru alternatifler sunmamıza rağmen, müşteri gitti bunu tercih etti.
“İhale konusunda ise bersay'ın şeffaf bir (kapalı zarf) ihale sonucunda bu ihaleyi kazandığını TCMB'nin iletişim kanallarından öğrenebilirsiniz. Elbette bu sonuçta entegre bir şirket olmanın payı büyük. Bu durumda bersay'ın rakipleri entegre hizmet sunmadıkları için tercih edilmediler diyebiliriz.”
Konunun bu tarafıyla hiç ilgilenmiyorum. Elbette öyledir; yani şeffaf bir ihale yapılmıştır. Yalnız, entegre iletişimin “her şeyi ben bilirim, ben yaparım” şeklinde yorumlanmasını doğru bulmadığımı, entegre olması gereken farklı uzmanlık branşları bulunduğunu, mevcut entegrasyondaki uzmanlık birimlerinden birinin zayıf kaldığını ifade etmeye çalışıyorum.
Hatta şunu da söylemiş olayım: Bu tutum, herkesten ve her şeyden önce Bersay’a zarar verir.
Saygılar...
Sayın Tuncer,
Öncelikle isim gizleme konusunun bir tercih meselesi olduğunu öyle değil ise sitenizin "yorum bırakın" modülündeki "İsimsiz" seçeneğinizin kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Buna binaen yorumculara hem seçenek sunup hem de bunu seçtiler diye eleştirmek biraz garip bulunabilir. Takma adımdan da anlaşılacağı üzere şu anda bersay bünyesinde herhangi bir görevim yok. Bir zamanlar görev almış ve bünyesini yakından tanıma fırsatı bulmuş biri olarak yazıyorum görüşlerimi.
Reklam üstüne basa basa ifade ediyorum; göreceli bir disiplindir. Bugün kaçımız ödül almış reklam uygulamalarını dahiyane ya da mükemmel buluyoruz. Uluslararası muteber reklam ajanslarının uygulamalarını bile çoğu kez çözümlemekte zorlanabiliyoruz. Entegrasyon ve Kesişim ile ilgili görüşlerinizi ise kabul etmemekle birlikte saygı ile karşılıyorum. Ancak bir kurumu eleştirmek, zayıf bulmak ya da yaptığı işleri bu tarzda yorumlayabilmek için yakından tanımak gerekir diye düşünmekteyim. Ali Bey ya da Arın Hanım size bu konuda memnuniyetle bir ziyaret organize edeceklerdir diye düşünüyorum. Zira Kesişim portföyünde bulundurduğu onlarca ulusal ve uluslarası şirkete başarıyla hizmet vermektedir. Bünyesinde bulundurduğu başarılı ve itibarlı çalışanları ile hem yayıncılık hem de reklam sektöründe önemli işlere imza atmaktadır.
Entegrasyon hususunda ise; Ali Saydam'ı yakından tanıyanlar; “her şeyi ben bilirim, ben yaparım” tabiatında bir patron olmadığını bilirler. Kendisi her söze "siz daha iyi bilirsiniz" diye başlar. Zaten belirttiğiniz mahiyette olan bir kişinin iletişim enstitüsü açarak sektörüne yeni bir açılım getirmesi beklenemezdi.
Ülkemiz elbette bir çok sektörde batılı rakiplerinin gerisinde, ancak elbette Bersay gibi yüzde yüz yerli sermaye ile kurulmuş olmasına rağmen sektöründe lider konumda bulunan şirketler ve onların sunduğu hizmetler ile bu açığı kapatacak ve hatta öne geçecektir.
Veciz bir atasözünün de belirttiği gibi; "zırva tevil götürmez"
XUPY
İnsanlar çeşitli nedenlerle isimlerini gizleyebilirler, hatta haklı gerekçeleri de olabilir. Ben, genel anlamda İnternet’te isim gizleme konusunda Ali Saydam’ın eleştirilerine katıldığımı söyledim ve özellikle sizin özelinizde “keşke” hayıflanmasında bulundum. Belki sizin de haklı bir gerekçeniz vardır. Çünkü bunu “tercih” yerine haklı bir “gerekçe”ye bağlamayı daha doğru buluyorum. Yüz yüze gelsek gözlerinizi siyah bantla kapatmazsınız herhalde, değil mi?
Bu yorumunuzu maalesef öyle bir sözle bitirmişsiniz ki, Ali Bey’in rahle-i tedrisinden geçmiş birine hiç yakıştıramadım. Ayrıca, madem “zırva” gibi bir yakıştırmayı yapma nezaketsizliğini göze alacaktınız, niye bunu en başta yapıp kurtulmadınız da, “zırva”lara uzun uzun cevap yetiştirme zahmetine giriştiniz. Zırva tevil götürmediği gibi, tenkide de değmez çünkü!
Bu “veciz” atasözünden sonra yorumunuzu cevaplamak gereksiz hale gelmiş gibi görünse de, söz sahibinden çıkıp ortalığa yayıldığı için bir şekilde bağlanması zarureti vardır.
1.
Reklamın bir bütün olarak görece olduğunu kabul etmem mümkün değilse de, bunun böyle olduğunu varsayarsak, hem mevcut reklamın kendisi hem benim iddialarım hem de sizin savunmalarınız aynı anda “görece” anlamına gelecektir. Savunmalarınızdan anlaşılan, reklamın değerini reklamın kendisine değil, yaratıcısına bakarak yorumlayabileceğiz. Peki, reklamın kendisi “görece” olabildiğine göre, neden yaratıcısı “görece” olmasın? Ama hiç olmazsa şunu yapmayalım; “göreceli” ve “disiplin” sözcükleri arasında sıfat-isim ilişkisi kurmayalım!
2.
Öncelikle kurumu değil, işi ve iş tutuş biçimini eleştirmiştim. Ancak siz, kendisine kendisinin bile “reklam ajansı” demediği bir kurumu bu evsafla önüme sürünce, kurumu eleştirmiş gibi oldum. Bu kurumun odaklandığı işler ve faaliyetleriyle ilgili hiçbir eleştiride bulunmadım. Ayrıca, mevcut işlerin arkasında Türkiye’nin en itibarlı reklam ajansı bile çıkmış olsaydı, bu işler yine de eleştiriden muaf tutulamazdı. Ben, nesnel olarak işleri eleştirdim, eleştirmeye de devam ederim. Kesişim’le ilgili başka bir şey söylemem hem yakışıksız hem gereksiz hem adaba aykırı olur.
3.
Ali Bey ya da Arın Hanım’ın ziyaretlerinden memnuniyet ve onur duyarım. Ancak, yapılan işlerin gizli saklı ya da izaha muhtaç bir yanı olmadığı için görüşlerimin değişmeyeceğinden eminim. Değerlendirmede kullandığım kriterler, görece değil, nesneldir ve hangi reklamcıya sorsanız benzer cevaplar alacağınızdan kuşku duymam. Bunu yapmanızı da özellikle tavsiye ederim. Tekrar ziyaret konusuna dönecek olursak, herhalde sohbet edecek başka konular da buluruz.
4.
“Her şeyi ben bilirim, ben yaparım” eleştirisi “Her Şeyi Bilen Adam”dan tedai değildir. Ali Saydam’ın bizzat kendisiyle ilgisi yoktur. Bunu, kurumsal bir yaklaşım tarzı olarak eleştirdim. Bu nedenle “belirttiğim mahiyette” bir yanlış adres algılaması söz konusudur. Öyleymiş gibi yansıtmışsınız, ama Ali Bey’le kişisel hiçbir sorunum yoktur. Zaman zaman kimi görüşlerine katılmadığım ve eleştirdiğim doğrudur. Ama bloğumda küçük bir araştırma yaptığınızda katıldığım görüşlerinin eleştirdiklerimden belki de daha fazla yer aldığını görürsünüz. Hatta bazı ağır eleştirilerime rağmen vakarını kaybetmeden şahsımdan sitayişle söz etmesi karşısında kendisine duyduğum hayranlığı ve mahcubiyeti ifade etmekten de imtina etmem. Ama, gerektiğinde eleştirmekten geri de durmam. Bu, kişisel bir mesele değil, mesleki bir kaygının sonucudur çünkü...
5.
Bersay İletişim Enstitüsü (BİE) ise her türlü tartışmanın üstünde, takdire şayan ve Ali Saydam’a yakışan bir girişim olmuştur. Yine çenemi tutamayacağım ama, bazı espas sorunları dışında grup içinde en iyi logoya da BİE sahiptir.
Tartışmayı biraz merakla biraz da ibretle izliyorum. Durduk yerde araya girip de, benim de edilecek sözüm var dememek için yazılanları okumakla yetindim. Ama tartışma öyle bir noktaya geldi ki, üzerinde durulan ve yargılanan 'iş'in niteliği ortadan siliniverdi.
Ben, yazıda söz konusu edilen görseli önce, Laleli-Aksaray çizgisindeki tabelacı reklamcıların ya da matbaa esnafının hazırladığı bir iş olarak algıladım. Bersay'a ait olduğunu öğrenince de, doğrusu pek şaşırdım ve 'reklam'dan ne anladığını bir türlü anlayamadığım Kesişim'in daha önceki işleri geliverdi gözümün önüne.
Bir grup, tamamen 'ticari' amaçlarla bünyesinde birden fazla halkla ilişkiler şirketi bulundurabilir; iletişim enstitüsü ve hatta üniversitesi de açabilir, ancak 'ne iş olsa yaparız abi' anlalıyışıyla davranamaya kalkışırsa, TL kampanyası gibi bir garabeti 'reklam' sanır ve bunu da, 'dolaylı' yollardan savunmaya kalkışır.
Keşke herkes kendi işini iyi yapmakla yetinse de, 'reklam rölatiftir' diyerek 'reklamın iyisi kötüsü olmaz' diyenlerle aynı düzeye inmese.
Doğrusu tartışmanın bir ticari şirket üzerine odaklanması benim de hiç arzulamadığım ve beklemediğim bir gelişme oldu. Zaten ben, grubun içinde böyle bir şirket olduğunu yorum sahibi arkadaş dile getirince hatırlayıverdim. Tahminim, işlerin gerçekten de “bir Mac - bir operatör” tezgahından çıkmış olabileceğiydi.
İş, eğer eleştirilecek bir düzeye sahip olsaydı, zaten bu yazı yazılmazdı. Bilirsin, reklam eleştirisi yapmamaya özen gösteririm. Oysa “göreceli” de olsa “görecesiz” de olsa, senin de ifade ettiğin gibi ortada reklam yok. (Reklam eleştirilerini emekli olunca yapacağım:) Ayrıca bu “acı” gerçeği kendilerine benim dışımda söyleyecek birçok reklamcı dostları vardır, eğer “göreceli” avuntusuna takılmazlarsa kolaylıkla test edebilirler.
Uzatmayayım; ben de veciz bir atasözüyle bitireyim: “Dost acı böyler.”
Benim yaptığım da bundan ibaret...
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home