| Mehmet diye seslensem tam iki milyon üç yüz kırk altı bin dokuz yüz yirmi yedi kişi bana bakar!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığı dönemleri hatırlar mısınız? O dönemlerden beri Erdoğan, kauoyunda Tayyip adıyla şöhret buldu. Halkın belki Erdoğan’ı kendine yakın (Kaçak evde oturduğu tartışmalarını da hatırlayın!) bulmasından, muhaliflerinin de önadla hitap etmenin laubaliliğinden (Bugünlerde “Özlem siyasette yeni!” muhabbeti...) yararlanma heveslerinden kaynaklanan bu durum, belki o zamanlar Erdoğan’ı da rahatsız ediyordu. Nitekim AKP kurulduktan sonra “Niye bütün liderler soyadlarıyla anılıyor da, Erdoğan’a önadıyla hitap ediliyor?” diye partililerin bu “sululuğa” bozulduklarını, hatta tartışmanın basına da yansıdığını hatırlıyorum.
Doğru, kimse Demirel’e Süleyman, Erbakan’a Necmettin, İnönü’ye İsmet, Menderes’e Adnan, Türkeş’e Alparslan dememiştir. Tabii, herhalde eşleri hariç...
Erdoğan’ınki elbette kendisinin bilinçli bir tercihi değildi, hatta, dediğim gibi belki bu hitap şeklinden ilk dönemlerde kendisi de rahatsız olmuştu. Bu durum gerçekten Erdoğan’ın halka yakın durmasından mı, yoksa döneminde ondan daha fazla şöhret olan Yılmaz Erdoğan’la soyadı çakışmasından mı kaynaklandı bilemiyorum. Ama Tayyip adının yerleşmesine “hafife alma” duygusuyla hareket eden muhaliflerinin emeklerinin geçtiğini söyleyebiliriz. Şunu kabul edelim ki, bu hitap şekli, Erdoğan’ın zorunlu olarak halkla mesafesinin açıldığı, başbakanlığa terfi ettiği son birkaç yılda daha çok işine yarıyor olmalı...
Önadıyla hitaba muhatap olan iki isim daha hatırlıyorum; biri Mesut, biri de Tansu... Yılmaz’ınki, büyük ihtimalle soyadının fazla jenerik olmasından kaynaklıydı. Ancak yine de Mesut’ta “yaramaz oğlan”, Tansu’da ise “çıtır kız” çağrışımları muhalifler tarafından beslenmişti.

Tabii, bu sonuçların hepsi doğal gelişmelerdi. Mehmet’e gelince, Tayyip kompleksinden kaynaklı olarak yapay bir müdahaleyle oluşturulmak istendiği, Mehmet Ağar’ın Mehmet’inin [FİLM] [ŞARKI] kısa marka adı olarak önerildiği çok sırıtıyor. Tutar mı? Asla!
Öncelikle marka adı özgün ve az bulunur olmalıdır. Beğenin veya beğenmeyin, Tayyip böyle bir marka adıdır. Oysa Mehmet öyle değildir. Strateji-Mori’nin yaptığı araştırmaya göre Mehmet adı Türkiye’de kullanılan erkek adlarının oransal olarak başında yer alıyor. Hem de açık ara farkla... Sıralama şöyle: Mehmet (%6.4), Mustafa (%4), Ali (%3.8), Ahmet (3.2), Hasan (%2.7). Konumuz dışı, ama siz şimdi merak etmişsinizdir, kadın adlarındaki Türkiye geneli sıralaması da şöyle: Fatma (%4.5), Ayşe (%4.3), Emine (%3.0), Hatice (%2.8), Zeynep (%1.1). Yani Türkiye’de erkek nüfusunun 36.670.736 olduğundan hareketle bir hesaplama yaptığımızda tam 2.346.927 adet Mehmet’in aramızda dolaştığını anlamış oluruz.
Sakın ha, bu sayıyı küçümsemeyin. Marka adından söz ediyoruz. Mesela ortalıkta dolaşan kaç tane Philips markası olduğunu hesap etmeye kalkarsanız iki milyon küsur sayısının ne anlama geldiğini daha iyi kavrarsınız.
Oysa Mehmet Ağar’ın Ağar’ı daha az bulunur ve daha özgün bir marka adıdır. Zaten siz de Ağar’a Ağar demiyor musunuz?
Artık geçmiş olsun demekten başka yapacak bir şey yok, ama bu işlerde suyu çatlağından akıtmak, çatlağı önden kestirmek çok önemlidir, inada gelmez.
BU YAZIYLA BİRAZ İLGİSİ OLAN BİR YAZI:
| Markalar ve isimler...































6 YORUM:
Sevgili Selim Abi,
Mevzuyu açmışsın, ben de başka bir kanaldan gireyim, bakalım destek mi çıkacağım, karşı mı duracağım, yoksa alakasız mı kaçacak; hayırlısı artık.
Amerika ve Avrupa kültürümde isim soyaddan önce gelir, kişiyi tanımlamak için esas araçtır. Mesela İngiltere'de sör ünvanı alan kişiler bu ünvanı aile adlarına değil kendi adlarına alırlar. Yine sör ünvanı alan, ancak benim adını hatırlayamadığım bir kişi şöyle demiştir: "Ailemin ismiyle doğdum, ama artık ben ona kendi adımı ekledim" Mesela Avrupa'da maç anlatan spikerler futbolcuyu soyadıyla değil, adıyla seslendirir.
Biz de ise soyadı isimden önce gelir. Bunun nedenini belki soyadı kanunundan önce kişilerin kendilerini baba-ana ve memleketi şeklinde kodlayarak tanıtmalarından doğan alışkanlıktır, belki de kültürümüzün bireyselleşmeyi değil de aileyi veya daha eski kodlarımıza göre cemaatleşmeyi kutsamasındandır.
Bu bağlamda isimle markalanmak kültürümüzün genel kabulüne terstir denilebilir. Sanıyorum ki "Tayyip" şeklindeki hitapların altında yatan alaycı ve/veya küçümseyici bakışın sebebi de soyadına verdiğimiz önemdir.
Mehmet Ağar, Mehmet!i değil de Ağar'ı tercih etmelidir. Gerçi bence Mehmet Ağar hepsinden iyi marka ismi olurdu.
Saygılar...
Güzel de, benim biraz kafam karıştı.
Bizde de futbolcular adlarıyla anılırlar. Hatta aynı ada sahip iki futbolcu aynı takımda top koşturuyorsa birine “büyük”, diğerine “küçük” sıfatları eklenir. Bir üçüncüsü olursa “ortanca” demek tuhaf kaçacağı için soyadı da devreye girer.
Sosyal ortamlardaki hitap şekillerine gelince Batılılar soyadını önde tutmazlar mı? Mesela onlar bana Mr. Tuncer derler, burada ise Selim Bey şeklinde hitap edilir. Hele Selim Abi oralarda hiç yoktur:)
Siyasetçilerine de adlarıyla hitap ettiklerini hiç hatırlamıyorum. Bir de ortaokul yıllarımdan tanıdığım Mr. Brown ve Mrs. Brown vardı ki, adlarını bilmiyorum bile!
Bizde, sonuna “bey” ya da “hanım” ekleyerek adla hitap etmek daha yaygındır. Hem de kahir ekseriyetle!
Gözlemlerin seni biraz yanılttı galiba bu sefer Bülent.
Bir dakika Selim Abi benim de kafam karıştı:)
Şimdi doğru diyorsun, bizde de spikerler yerli futbolculara adıyla hitap eder, ama yabancı futbolculara soyadıyla. Ben Avrupa ile ilgil yazdığım için yerli futbolcu kısmını tamamen atlamışım. Sinek küçüktür ama mide bulandırır işte. Galiba bu ayrımımızın da kültürümle bir ilgisi yok, Halit Kıvanç'tan alışkanlık olsa gerek.
Evet, Avrupa'da da insanlar birbirlerine soyadı ile hitap eder, ancak saygıdan çok mesfafeden veya resmiyettendir. En saygın kişilerin isimleri soyadlarından önce gelir ve kişi ismiyle anılır, hitap edilmez, edilirse ayıp olur.
Kabul edemeyeceğim; biz de her siyasetçi bir diğer diğer siyasetçiye sayın diye hitap eder, ekseri, hatta hiç saygı duymadıkları her hallerinden belli olsa dahi.
Yanılma konusunda biraz kabul edilir bir ölçü:)
Saygılar...
Bu arada hitapla anmayı birbirinden ayırmak gerekir tabii... Hiçbir siyasetçi veya gazeteci, Tayyip Erdoğan’a Tayyip, Mehmet Ağar’a Mehmet diye hitap etmez/edemez. Hitap şekli Sayın Erdoğan ve Sayın Ağar şeklindedir. Ama arkasından konuşurken Tayyip diyebilir. Vatandaş da öyle... Siyasetçiler arasında “sayın” yerine “bey” kullanmak daha nadirdir ve aradaki mesafeyi biraz daha kapatmaya hizmet eder.
Ben Ali Taran'ın tam da yaklaşık 2.5 milyon Mehmet isimli vatandaş olduğu için MEHMET'i öne çıkardığını ve bunu yapmakla bir dönem derin devletle özdeşleşmiş bir insanı halk adamı olarak relanse etmeye çalıştığını düşünüyorum.
Askerlerimize de Mehmet-Mehmetçik diyoruz. Aynı zamanda isim, Muhammed'in Türkçesi. Verilen alt mesajlara dikkat.
Ha, iyi bir marka ismi mi? Hayır. Ama Türkiye'nin yeni lideri olarak sunulan zatın ismi bu.
Benim esas itirazım "Türkiye'nin yeni lideri" tanımına. Çünkü liderlik doğal bir şeydir ve kişi kendisine ben liderim demekle lider olmaz.
Başka bir konuya atlayacağım.
Pazar günü gazetelerde CHP'nin "Tayyip'in 4.5 yıllık karnesi", "Tayyip'in terör karşısında duruşu" başlıklı ilanları vardı. İkincisinde Tayyip Erdoğan'ın iki elini havaya kaldırdığı bir resmi kullanmışlar. Buna ne diyeceksiniz? Ben şahsen Türkiye'de hiçbir markanın rakibine bu şekilde açık açık saldırdığını görmemiştim ve bunun rekabet yasasınca yasak olduğunu sanıyordum. Yani biz Türkiye'de Coca Cola reklamı yaparken Pepsi'yi gösterip nasıl ona saldıramıyorsak, parti reklamlarında neden böyle bir anlayış geçerli değil, anlayamadım.
Sevgili Emrah,
Tabii ki arkaplanda sözünü ettiğin niyetleri görüyorum. Buna rağmen yargımda ısrarlıyım. Kimse bunu yemez! (Yedi mi?)
Terörü odağa alarak yapılan her türlü propagandayı buradan lanetliyorum. İşin içinde kan ve can var; bu, ucuz siyaset malzemesi yapılamaz. Hem de başka bir amaçla havaya kalkan elleri kullanarak! CHP aynı şeyi Tayyip’in Karnesi’nde de yapmış ve envantere bilmem kaç şehit ibaresi koymuş. İnsaf diyorum ve ayıplıyorum.
Ha Bahçeli’nin ipi, ha bu!
Dört yıllık icraati boyunca bu kadar hata yapmış bir partinin başka eleştirilecek bir şeyi mi bulunamadı yani?
Benzer ucuzlukları AKP’liler de yaptı, ama bunlar en azından Genel Merkez onayından geçmemiş zıpçıktı tavırlardı.
Rekabet konusundaki yasal durumu bilmiyorum, ama ben rakip üzerinden kendini tarif etme stratejisini işe yarar bulmuyorum. Bizim kültürel kodlarımıza uygun değil. Sadece taraftarların yüreğini soğutur.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home