| Ladik’ten Kyoto’ya bir tren yolculuğu… Bir daha!
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın kimi tatlı, kimi hüzünlü anılarında derin izleri olan “kara tren”in bir gün gelip bana kapkara bir kahır yaşatacağını tahmin etmezdim. İtiraf ediyorum ki, kimsenin rencide olmaması için başlangıçta bu kahrı sineye çekmeyi göze almıştım.

Ancak, yıllar önce projenin üretiminde beyin hücrelerini tüketen, sabahlara kadar göz nuru ve alınteri döken değerli bir ekip derinden yaralanmış, gururu incinmiş ve istiskale uğramıştır. Onların sitemleri, hatta zaman zaman bazı yanlış anlamalar karşısında daha fazla sessiz kalmamın beni de şaibeli bir duruma sürüklediği / sürükleyeceği açıktır. Olay, benim dışımda bir şekilde ifşa edilmiş olmasına rağmen, yaklaşık on gündür taraflardan hiçbirinin bir özür dilemeye bile gerek duymamama umursamazlığı ise gerçekten manidardır. Bu ruh hali içinde, işin ne ahlaki ne de hukuki tarafları umurumda bile değildir.
Bugün itibariyle bazılarıyla halen birlikte olduğumuz, bazıları ise başka ajanslarda görevli olan ve projede fiilen yer alan arkadaşlarım Arzu Timur, Bahar Ösken, Burak Efe, İbrahim Akar, Kayhan Başpınar, Kenan Kaya, Meral Kaya, Murat Çakır, Şahin Tekgündüz, Şükran Gülen ve Zeynep Akbaş’tan, zaman zaman desteğini esirgemeyen Uğur Alparslan’dan, projenin, bir karesini yukarıda gördüğünüz ‘storyboard’larını çizen Necmi Yalçın’dan, prodüksiyon ön hazırlık çalışmaları yaparken epeyce canı yanan çözüm ortağımız yönetmen Koray Demir’den özür diliyor, kendilerine karşı mahçup olduğumu da buradan açıklamak istiyorum. Kendilerinden özür dilenmesi yerine inkar yoluna başvurulması halinde ise olayı ayrıntılandırarak haklarını savunmayı sürdüreceğimi ilan ediyorum.
Bunaldım. Kendi adıma, bu ekibin itibarının iadesi dışında hiçbir talebim yok. Zaten, anılarımı bile tatsızlaştıran bu durumun, kimsenin ödemeye gücünün yeteceği başka bir bedeli de yok.
Herkesi, vicdanlarının itirazını susturdukları mazeretleriyle başbaşa bırakıyorum.
















15 YORUM:
Yapılan iş her ne olursa olsun ahlaki değerlere dikkat elzemdir. Hele bu işte taraflardan biri, lokomotif diyeceğimiz kadar devasa ve güven uyandıran bir banka ise, bu durumu tez elden düzeltmelidir.
Emeğe saygı, ahlaki bir zorunluluktur.
Umarım bu konu Ziraat Bankası bizden çok ciddi tepkiler vermemizi gerektirmeden tatlıya bağlanır.
Hiç kimse ne reklam sektörünün ne de bir başka sektörün böylesi lekelerle anılmasını hazmetmemeli.
Geçmiş olsun Mass...
Ahilik gelenegine göre “ahlaki olmayanin ustaligi olmaz.”
Selim Tuncer bir dönem birlikte çalisma firsati yakaladigim, kendisinden hala ögrenmeye devam ettigim gerçek bir “usta”dir. Bugüne kadar kendisini, sektör geyiklerinin disinda tutmayi basarip sadece “is”ine odaklanan nadir insanlardan biridir.
Görünen o ki, Türk Dil Kurumu sözlügünde; isinin eri ve ehli olan kisi olarak tanimlanan ustalik bugün için “muteber” bir erdem degildir.
Ustaligin kreatif endüstri için pazarlanabilir, iletisimi yapilabilir bir vaad olmadigi açiktir. Biz reklamcilarin sahip çikamadigi, içine deger yüklemeyi beceremedigi için olsa gerek.
Bugün taniklik ettigimiz örneklerin çogunun söyledigi sey bu. Reklam sektöründe bu yaziyi okuyan herkesin en az bir elin parmaklari kadar kendi örnegi vardir sip diye sayabilecegi.
Bugün haksiz rekabet, marka dalkavuklugu, reklamveren dalkavuklugu ve belden asagi yöntemler pazarlama iletisimi bilminin, aklinin ve ahlakinin önüne geçmistir.
Ziraat Bankasi’nin bugünlerde yayinlanmakta olan projesi Ahmet Selim Tuncer’den asirilmistir. Her platformda bunun tanikligina ve ispatina hazirim.
Devlet bunu yapamaz.
Devletin bir kurumunu yöneten yöneticilerin de devlet adina vatandasindan asirma hakki yoktur.
Kimse, itibari olmayan yöntemlerle markalarina itibar yükleyemezler.
Degerleri olan bir ajans da baskasindan asirilip önüne getirilen bir ise imza atamaz.
Çünkü bu daha da büyük bir etik sorunudur.
Bunu yapanlar, bilin ki birileri yarin sizin de en kiymetli seyinizi (o her neyse) çalar.
Ugur Alparslan
Filadam Reklam Ajansi
Baskan
Ortak Defter’de, Ezgi Yener tarafından konuyla ilgili bir yorum yapıldığını gördüm. Yener, haklı olarak Mediathink sitesindeki yazıda yer alan iddialarla ilgili kuşkusunu dile getirmiş, “danışıklı döğüş” veya “eski bir husumetin kırıntıları” olabileceğini yazmış. “Danışıklı döğüş” iddasından hiçbir şey anlamadım. “Eski bir husumet”e gelince... Bu denli dağınık bir profil sergileyen bir ekibin tümünün birden koca bir kurumla ya da bir ajansla ne gibi bir husumet mevzuu olabilir ki? Daha da önemlisi, Mediathink yazarının süreç içinde yer alan biri olduğu iddiası var ki, bu bir kuşku olarak değil, “Belli ki...” denilerek iddia şeklinde ifade edilmiş. Müstear adla yazan ve “belli ki” sektör dedikodularıyla ilgilenen Mediathink’in bu kadrolu yazarının süreç içinde yer alan biri olmadığını ben rahatlıkla söyleyebilirim, ama töhmet altında kaldığı için bunu yalanlamak Mediathink’e düşer.
Bu arada sürecin Mediathink’e kimin tarafından aktarıldığını bilmiyorum. Benim, şimdi yaptığım gibi, burada yazdığım ve yeterli sayıda okura da sahip olduğum için buna ihtiyaç duymam söz konusu değil. Ayrıca, bu projenin yukarıda adlarını saydığım üreticileri dışında daha fazla tanığı da vardır; hatta filmi ekranda gören bazı tanıkların hayret içeren mail ve cep mesajı yağmuruna tutulduğumu da belirtmek isterim. Sızdırmanın kurum içindeki bir “husumet” sonucu olmadığını nerden bilebiliriz ki? %1 konularını falan ise ben bilmiyorum. Daha doğrusu işin parasal boyutlarıyla ilgili hiçbir bilgim yok. İlgilenmiyorum da...
Ortada husumet falan yok. Benim ekip adına istediğim şey, ilgili kurumdan bir “teşekkür”, ilgili ajanstan ise “özür”... O kadar!
Teşekkür ederim Zeynep Hocam.
Sevgili Uğur, hak etmediğim övgülerin ve samimi desteğin için teşekkür ederim.
Sağolasın Arzukız...
Selim abi,
Hukuğu, anayasa mahkemelerini ve AIHM'i işine geldiğinde beğenen işine gelmediğinde beğenmeyen bir ülke zihniyetinden daha ne beklenirki?
Hukuk ve adaleti malesefki kendi isteklerimiz, kendi çıkarlarımız mevzu olduğu zaman hatırlar, uygular hale gelmişiz.
Sizin payınıza da bu tip bir olay düşmüş.
Ben bu reklamı bir daha izlediğimde bileceğimki bu reklam MASS'ındır.
Sevgiler,
RAYLARA BAĞLANAN AHLAK VE LOKOMOTİFİN KAZANI ALEV ALEV
Ortada ciddi bir tartışma var, konuya taraf veya şahit değilim. Ancak Selim Tuncer’i yazılarından tanıdığım kadarıyla, kendisine saygım ve sözüne güvenim sonsuzdur. Bu nedenle de yazıda geçen üstü örtülü sitem ve açık özür beklentisi, konuyu anlamamış olsam da dikkatimi çekti. Akabinde Zeynep Özata’nın konuyu sayfasına taşıması ve açıklaması ile tam olarak ne olduğunu anladım. Artık konuyu anladığıma göre taraf olabilirim. Taraftarlığım iş ahlakı ve emeğe saygı yönündedir.
Konunun özünü yukarıda yer alan iki yazıdan öğrenebilirsiniz. Öyleyse biz burada olayı değil de değerleri ele alalım.
Öncelikle emeğe saygısızlık sanıyorum ki yalnızca ticari ahlaka değil, insani ahlaka dahi aykırı, büyük bir ayıptır. Belli koşullar gerçekleştiği taktirde suçtur üstelik. Bu suçu işleyenler, kendilerine yapılacak benzer bir eylem karşısında hangi hak ve hangi yüzle hakkaniyet talep edecektir? Asgari ahlaktan nasibini almış hiçbir kişi veya kurumun bırakın yapmayı, yapmayı bile düşünemeyeceği bu haksızlığı kınamaktan ve yapanları ayıplamaktan başka bir şey şu aşamada benim elimden gelmez. Konunun içinde olmasam da bu iddialara konu olan ajanstan bir açıklama, bir özür ve hak teslim etmeyi talep ediyor, bir pazarlamacı olarak da bunu kendimde hak görüyorum.
Pazarlama iletişimi alanında en gelişmiş ve hala rakipsiz olan reklamcılık sektörünün bu tip tartışmalara yol açacak gayriahlaki uygulamalardan kazanacağı hiçbir şey yoktur. Mass Ajans tarafından geliştirilen bu çalışmanın altına Art Grup imzasını atmanın, Art Grup’a kazandıracağı bir şey de yoktur. Ciddi ve kurumsal firmaların bu tip manevralara da ihtiyacı yoktur. Art Grup bu tavrıyla Mass Ajans’a değil, pazardaki kendi yerine zarar vermiştir. Küçük para hesaplarının itibardan önce tutulmasının da firmalara değer katması söz konusu olamaz. O halde yapılacak şey ortadadır; hak, hak sahibine teslim edilmeli, özür borcu yerine getirilmelidir.
Not: Sayfamda yayınladığım değerlendirme yazımdır.
Saygılar…
Desteğimi Azerbaycan'dan veriyorum...
Yazılabilecek her şeyi yazmış değerli arkadaşlar. Hepsine katılıyorum.
Etik kurallara koca bir bankanın uymaması ayıptır!
Merhaba,
Filmdeki lokomotif proje baslangicinda calisarak yola cikarken %1, tohmet, husumet, haksizlik gibi duygulari tasiyacagini ve konunun buraya gelecegini hayal bile etmiyordur. Filmi ilk seyrettigimde, ki o projeyi olusturan, olgunlastiran harika ekiple calisma firsati bulmus birisi olarak “lokomotif nihayet varacagi yere ulasmis” diye sevinmistim. Ancak gorunen o ki, degil varacagi yere ulasmak ilginc yorumlar sayesinde farkli yerlere bile sapmaya basladi. Ozellikle icinde bulundugun emege karsilik haksizlik varsa karsi taraf adina empati kurmak biraz zor.
Sebepleri ne olursa olsun sonucu degistirir mi?
Bir sirketin para kazanmasi veya itibar parlatmasi için adinin “bu sektorde boyle” gibi kotu davranis orneklemesine karismayi istedigini sanmiyorum.
Hic unutmayacagim onca emege karsilik gelinen sonucta beklentinin sadece bir tesekkur ile sinirlandirilmasinda bile disaridan art niyet sorgulamasi gerekliligi hangi adalet anlayisina teslim olabilir? Durumu daha da bulandiracak ve hedef sasirtacak olan “husumet kirintisi” teorisi, gelinen sonucu ortbas edebilir mi? (Ki bir kisinin konunun icinde olmadan boyle bir yorumda bulunmasi, beni ve projede emegi gecmis tum arkadaslarimi soru isaretinin altina koymasi tuhaf bir durum!) insanin yanlis olan bir sey hakkinda dusuncelerini dile getirmesi icin ille tam ortasinda olmasi ve direkt etkilenmesi mi gerekiyor? (Yorum yapan diger arkadas icin “belli ki...” tanimlamasini kastediyorum.) O zaman bana dokunmayan yilan bin yasasin mi? Ozel iliskilerimizde bile kizgin oldugumuz kisinin nelerine el veya dil uzatilmasi mubahtir biliriz. Burada dile getirilen yanlislik uzerine konusmak dedikodu veya caliskan birini lekeleme kampanyasi oldugunu sanmiyorum. (Selim Bey'in boyle bir seyin icinde olma ihtimali bile yok. Kaldi ki uslupteki nazik yaklasimdan da bu belli oluyor.) Farkindaysaniz, uretilmis bir projenin hangi sebeple olursa olsun haksiz yere kullanilmasina karsilik emegi geçmis ekibe bir tesekkur veya ozur beklentisi herhangi bir rakamla olculemeyecek cinsten bir taleptir.
Sektorde alisildik yanlis davranislara karsilik duzelecegiyle ilgili “umut ediyoruz” denilirken “ortada hatali bir davranis varsa bir sebebi de vardir” dusuncesi size neyin duzelecegini umut ettiginizi bile unuturur.
Yorum yapan arkadasin varsayimlarini tamamen iyi niyetle dile getirdigini umut ediyorum:) Ki benim nacizane yorumumun temeli iyi niyet ve bir proje olusturma surecinin ne kadar sancili, yorucu ve onemli oldugunu bilmemdeki gercektir. Bu da hak edilen sonucu (hic olmazsa tesekkur veya ozur) beklememdeki nedenlerin temelidir.
Diyeceksiniz ki niye takildin buna, cevabim cok basit ben o aldi, bu teklif etti, digeri ses cikartamadi gibi net bilgim olmayan seyler uzerine bisey soylemiyorum. O projede bilgimi, emegimi ve heyacanimi paylastigim arkadaslarima karsi olan gonul borcumla birlikte “projenin hafizamdaki yeri bu mu olmaliydi” diyorum ve olumsuz orneklerin artmamasi dilegiyle dusuncelerimi paylasiyorum.
...kendi sahip oldugum terazi adina :)
Saygilar, selamlar...
Arzu Timur
Hooops, makinist nereye?
-------------------------
Ziraat Bankasinin kurumsal reklam filmi, tam anlamiyla filim gibi bir film olmus...
Icinde her turlu entirika var.
Banka soygunu, tren soygunu...
Ama, benim bildigim hep banka ve tren soyulur. Bu kez, isin icine kismi bir yaraticilik katilmis: Soyguncu banka yoneticileri ve tren makinisti! Devlet bankasi oldugu icin, isin derinlerinde o da var!
Isın tek yaratici tarafi burasi...
Cunku, senaryonun geri kalan kismi, ayak butun bas butun, ver hocaya busbutun tabirinden, tumuyle bizzat yazdigim senaryo.
Neresi esinlenme bunun? Yahu hani gorunse, makinistin saati bile ayni cikacak. Resmen kare kare yazdigim senaryoyu calmislar.
Banka, bu hirsizlama olayla, kurumsal degerlerini ayaklar altina almistir. Keza, Art Grup da, bu sahtecilige ortak olarak, meslek etigini yerle yeksan eylemistir.
Ben Art Grupta hic calismadim. Oyleyse bu senaryoyu, benim disimda hangi meslekdasim, boylesine bire bir yazmis, bilmek isterim?
Bu ayipli durum, bir an once cozume kavusturulmalidir.
Aksi durumda, konuyu internet ortamindaki butun yazisma gruplarina tasiyacagimdan kimsenin kuskusu olmasin.
Reklam Yaraticilari Derneginin baskanligini yapmis, Ulusal Sanat Kurulunda fikir ve sanat eserlerinin korunmasina yonelik kanun hazirlik komisyonlarinda calismis biri olarak, bu ayibi es gececegim dusunulmesin.
Banka ve makinist, filmdeki rolunu dogru duzgun oynamalidir! Ulkeyi gelecege tasiyan bankanin kurumsal degerleri arasinda hirsizligin yer almasi, -hic ama hic- hos bir durum degildir.
Makinist, caldigi filmi ve haklarini sahiplerine teslim etmelidir...
ibrahim akar
Projede yer alan isimlerden sadece Sayın Selim Tuncer ve Sayın Şahin Tekgündüz’ü tanıyorum. Üstatlarımı tanımaktan, onların değerli fikirlerini dinlemekten ötürü kendimi şanslı olarak adlandırıyorum ve kendilerini tanıdığım için büyük onur duyuyorum. Tanıdığım bu iki muhteşem isim, sektöre yıllarını vermiş ve doğrulukları ile duruşlarını hiç bir zaman zedelememiş isimlerdir. Selim Bey, inanıyorum ki siz ve emek veren ekibinizin her bireyi hak ettiğiniz özrü ve teşekkürü en kısa zamanda hem söz konusu banka yetkililerinden hem de ajans yetkililerinden alacaksınızdır. Bütün iyi dileklerim sizlerle...
Olayı şimdi okudum ve şaşırdım. Bence böyle bir davranışı sergilemek cesaret işi hakikaten. Bunun açığa çıkacağını veya olayla bağlantılı bir kısım çevreyi rahatsız edeceğini nasıl düşünemezler anlayamadım. Geçmiş olsun abicim. Ayrıca da uğraşmak ve hakkının peşinde koşmak lazım diye düşünüyorum.
Yaklaşık üç buçuk yıldır Selim Bey’in ekibinde yer alıyorum ve yıllar önce Ziraat Bankası’na yapılan çalışmada da bu ekipte yer aldığım icin birkaç şey söylemek ihtiyacı duyuyorum.
Adını hatırlamadığım (yazar, filozof vb) birinin şöyle bir sözü vardır. “ Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkasınında aklını kullanır”.
Etik olarak düşünüldüğünde yoruma çok açık bir söz olduğu gerçek. Kimisi bunu faydacı bir yöntem olarak, kimisi de kendini mağdur duruma düşüren bir yöntem olarak yorumlayabilir. Ben ise tamamen bunun bir ekip çalışması gibi yani bir çokluk durumu yaratttığını düşünmüşümdür. Yorumların farklı olması yöntemin değil tamamen insanın niyetinin ürünüdür. Ziraat Bankası ve kampanyayı uygulayan ajansın niyetlerinin ne oldugunu söylemeye gerek yok sanırım.
Ziraat Bankası’nın ve bu reklam kampanyasını uygulayan ajansın temel etik sorunları olduğu kesin ama ben bunun sadece etik bir sorun olduğunu düsünmüyorum. Neticede Mass Ajans bir işletmedir ve dolaylı ya da dolaysız kar amacı gütmektedir. Sektörde pazarlama iletişimi adına yaptıkları ve yapacakları için de buna ihtiyaç duymaktadır. Uykusuz günleri, masa başında doğru iş çıkması için saatlerce yapılan tartışmaları, bilgisayar başından kalkamayan arkadaşları ve tüm emekleri gördüğünüzde bunu fazlasıyla hak ettiğini de görürsünüz.
Mediathink’te konuyla ilgili çıkan yazıda, reklam kampanyasını uygulayan ajansın %1 komisyonla çalıştığını okuduğunuzda bu davranışın nedenini daha iyi anlamış olursunuz. Sonuçta, maliyet başkasında, kar sende olduktan sonra daha düşük bir oranla da çalışsan ne kaybedersin? Ayrıca %1 komisyonla çalışıyorum diyen ajansa inanan müşteri için ne söylenir, onu da bilmiyorum.
Gerçi konumuz komisyon oranı değil ama laf oraya geldi. Asıl önemlisi gerçekten para pul değil. Selim Bey’in de öyle düşündüğü belli zaten. Asıl sorun bir ekibin heyecanlarının çalınmasıdır. Reklam ajansı konkuru sadece üç aşağı, beş yukarı fiyatlar teklif edilen kamu ihalelerine benzemez. Şikeli bir durumda çalınan değerlerin bedeli yoktur. Bu nedenle ben sadece kendimiz için değil, inanç ve samimiyetle bu konkura katılan diğer ajansların ekipleri için de üzülüyorum. (Patronları için değil, çünkü onların kasasından çıkan 5-10 milyarlık konkur hazırlık maliyetlerinin önemi yoktur bence.)
Benim de, diğer ajanslardaki arkadaşların da inanç ve heyecanlarını çaldılar. Ödeyebilirler mi sizce?
olaylar gercekten üzücü,etik kurallarının, ahlak kurallarının,dürüstlük ve şerefin yok olmaya yüz tuttuğu bir toplumdan daha fazlası beklenemezdi,selim abi geçmiş olsun...
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bir Bağlantı Yarat
<< Home