Markethink ya da Farkethink!

Gözümüz rengi ve formu, kulağımız sesi, dilimiz tadı, burnumuz kokuyu ve parmaklarımız dokuyu algılamamızı sağlar. Bugünün uzaktan iletişim teknolojisi henüz gözümüzü ve kulağımızı besleyebilen yeteneklere sahip olmasına rağmen onun kitlesel yanı hepimizin işini kolaylaştırıyordu. Oysa üç duyunun devre dışı kaldığı, diğer ikisinin ise ancak aracı medyumlar yoluyla alıcı pozisyonuna geçtiği bir iletişim holistik bir algı yaratamazdı. Duyusal markalama, hem tüm duyuları aynı anda harekete geçiren hem de temasın sağladığı sıcaklığı keyifli bir deneyime dönüştüren imkânlarla konvansiyonel yaklaşımların eksikliğini ve yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uğur Batı, bir iletişim profesyoneli olarak elde ettiği birikimi bir akademisyen uzmanlığı ve duyarlılığıyla harmanlayarak bu alanda yepyeni ufuklar açıyor hepimize. (A. Selim Tuncer)

Bir Reklamcıdan Tüyolar...

Pazarlama sürecini satış süreci sanan, B2B terimini hâlâ İnternet üzerinden satış süreci olarak bilen, marka ve ürün arasındaki farkı anlamayan, markanın iletişiminin sadece reklam olduğunu iddia eden, sosyal medyayı kurtarıcı olarak gören, çalıştığı diğer firmaları kendisinin kölesi olarak algılayanlar, eğer iş hayatları ile ilgili yenilikleri ve doğruları öğrenmek istemiyorlarsa bu kitabı okumasınlar!

İsmin Marka Hali

Jack Trout'un dediği gibi, alabileceğiniz en önemli pazarlama kararı bir ürüne ne ad vereceğinizdir. Yanlış bir marka ismi, markanızın yaşam eğrisi boyunca onun yakasını bırakmaz, doğru bir marka ismi ise markanızın her adımda kaldıracı olur. Duygu Phillips’in Türkiye’de bir ilk olan çalışması, bir yandan doğru marka ismi yaratma konusunda rehberlik yaparken diğer yandan da konunun bir kitap boyutuna taşınacak kadar önemli olduğunun altını kalın çizgilerle işaretliyor. Bu kitap; iş dünyasının, marka yaratıcılarının, pazarlamacı ve reklamcıların ellerinden düşürmemeleri gereken bir rehber...

Pazarlama Bi’Tanedir!

"Pazarlama Bi'Tanedir!" alışılmışın dışında bir pazarlama kitabı. Pazarlamanın adını duyan, biraz tanıyan, onu daha derinden anlamak ve daha kapsamlı kavramak isteyenlere sesleniyor. Pazarlama, az ya da çok, bir şekilde, herkesi ilgilendiriyor. Mesleği, alanı, konusu, müşterisi kim olursa olsun, işini iyi yapmak ve işinde başarılı olmak isteyenler, pazarlamaya bakıyor, pazarlamaya sarılıyor, ondan destek bekliyorlar. Kitapta tanıtılan yüzlerce pazarlamadan bir bölümü, farklı alanlardaki uzmanlıkların pazarlamayla birlikteliğinden, bir bölümü de pazarlamayı daha farklı uygulamak arayışları sonunda ortaya çıktı, gelişti. Gelecekte yeni uzmanlıklarla buluşmalarından yeni yeni pazarlamalar doğacak.Bir işi ve bir uzmanlığı olan herkes, bu kitapta kendisini düşündüren, ilham veren, harekete çağıran bir şeyler bulabilecek. (Tanıtım Bülteninden)

Reklamın Dili

Uğur Batı’nın yeni çıkan kitabı Reklamın Dili, özgün ve geniş içeriği, aynı zamanda konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap temelde reklamda etkileme, okunabilme, tanınma, anımsanabilme ve iknanın gerçekleşmesine ilişkin tüm mekanizmaları ele alıyor. Yazar kitabında, reklamın öğeleri olan görsel ve sözel metinler, grafik ve tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyo-psikolojik boyutunu ifade eden mizah, star stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor. Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları, kısacası Türkçe reklam dilinin temel repertuvarı, orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısı da kitapta söz konusu ediliyor. Kitapla ilgili yazıma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Bilinçaltının şifreleri ve kültür kodu

Daha önce “Toplumun kültür kodlarını bilmeden pazarlamaya mı soyunuyoruz?”, “Kültür kodlarını bir kez öğrendiğinizde artık baktığınız şeyin aynı şey olmadığını göreceksiniz” ve “Kültür kodu, şifreli bir kilit gibidir...” başlıklarıyla, hakkında, bazı bölümlerden kısa çeviriler de içeren üç yazı yazdığım ve bu sütunda tanıttığım Dr. Clotaire Rapaille'in The Culture Code adlı kitabı FGP Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırıldı. Kitap yayınevi tarafından şöyle tanıtılıyor: Niçin dünya üzerindeki insanların kişilikleri birbirinden farklıdır? Kişilerin yaşamı, neyi satın alacakları, hatta kime aşık olacakları nasıl belirlenir? Bütün bunların cevapları kültür kodlarında gizlidir. Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan "Kültür Kodu”, kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir. Pazarlama ve reklamcılıkla ilgilenenlerin ötesinde, kendi kişiliğini, çevresini, ülkesini ve dünyayı anlamak isteyenler için de bulunmaz bir kaynak oluşturmaktadır. Dr. Rapaille, kariyerine akademisyen / araştırmacı olarak başlamış bir psikolog; ardından da, çalışmalarını, Fortune 100 şirketlerinin 52 tanesinde (Procter & Gamble, IBM, Chrysler, Ford, Boing, AT&T, Unilever, Disney, Pepsi, Philip Morris, Dior, Nestle, Visa vs.) uygulamaya koyarak danışmanlık alanında ün kazanmış bir pazarlama uzmanıdır. Daha önce akademik dünyada üzerinde çalışmakta olduğu ‘archetype'ler kavramını, üç aşamalı beyin fikri ile birleştirerek pazarlama dünyasına yeni bir kavram sunmuştur. Bu senteze göre, her ulus, kültürü içinde yer alan belli kavramlara çok değişik çağrışımlar (kodlar) yüklemektedirler. “Bilinçaltının şifre kırıcısı” olarak da anılan Clotaire Rapaille, ürünlerin ve müşteri davranışlarının bilinçaltı şifrelerini çözen bir otorite. 25 yıldan beri insan beyninin nasıl çalıştığını araştırmaktadır.

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

Ebru Uzunoğlu, Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç, Sinem Yevgel Çakır’ın ortak kitabı... Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. (Tanıtım Yazısından)

Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄzLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Pazartesi, Ağustos 21, 2006

| 5. Pazarlama Blogları Karnavalı’na hoşgeldiniz!


Ben pazarlamacıyım demekten çekinirim. Değilim çünkü... Pazarlama iletişimi sektörünün bir ferdi olarak, pazarlamaya hizmet edenler arasında yer alıyorum. Her ne kadar, kendimize pazarlama blogları diyorsak da, bu zengin çeşitlilik içinde benim gibi pazarlamacı olmayan başka arkadaşlar da mutlaka vardır. Ancak ortak noktamız şu ki, kimsenin çıkın gidin diyemeyeceği bir “bağ” ile pazarlama dairesi içinde yer alıyoruz.

Evet, gerçekten ‘pazarlamacı’ olan arkadaşları ayrı tutacak olursak, başta ben olmak üzere hepimiz zaman zaman pratik deneyimlerimizi aktarırken zaman zaman ukalalıklar da yapmıyor değiliz. Belki, başka hiçbir sektörde bu ölçüde “destursuz bağa girme” cüreti yoktur. Bu “bağ”ın güzelliği de buradadır işte... Bu hafta, bu “bağ”a gönül vermiş, eli kalem tutan, söyleyecek sözü olan birçok blog sahibine ev sahipliği yapıyorum. Böyle bir zenginliği, başka hiçbir sektörde bulamazsınız. Okuduklarınızla iki şeye tanık olacaksınız, biri konu zenginliği ve çeşitliliği, ikincisi ise burada yer alan hiçbir yazarın hiçbir biçimde birbirlerinin yerine ikame edilemeyeceği gerçeğidir. Bu nedenle de hepimiz birbirimizden bir şeyler öğrenirken yine hepimiz binlerce insana bir şeyler öğretiyoruz.

5. Pazarlama Blogları Karnavalı’nın ilk yazısı Gaye’den olacak, çünkü yukarıdaki parağrafta yer alan görüşlere destek veren bir yazısıyla katılıyor.

Gaye dışındaki diğer konuklarımı ise şöyle bir yöntem ve hiyerarşiyle ağırlıyorum:

1.
Beni yeni yazılarından haberdar edenleri, gönderdikleri mail tarih ve saatine göre bir düzenlemeyle sizlere sunuyorum.
2.
Haberdar etmeyenlerin, tatilde olanların veya bu hafta yeni yazısı olmayanların bloglarından seçmeleri ben yaptım. Bu nedenle birkaç tarihi eski, ama kendisi eskimemiş yazıyla karşılaşacaksanız.
3.
Aralara, resmen Pazarlama Blogları Grubu’nda henüz yer almamış bazı isimleri de ekledim. Bu “bağ”da böyle bir ayrıma zaten yer olmadığını düşünüyorum.

Lafı fazla uzatmadan, çeşit çeşit ve rengarenk meyvelerin yetiştiği “bağ”ımıza buyurun, efendim. Dalından!

| …akademiksel monologlar ve gerçek hayatta böyle olmuyor…
[ EYLÜLCE ]
Dediğim gibi Eylülce’den Gaye Ör, içten bir dille teori ve pratiği açısından pazarlamayı irdelemiş. Yazısında, bu “bağ”ın çekililiğine de vurgu yapıyor. Bu arada, Gaye’nin bulup çıkardığı pazarlama konularını kendisine perilerin ilettiğine dair bir his var içimde, nedense!

| Beni kategorize etme
[ MARKETING POST ]
Bizi ağırlıklı olarak dünyadan pazarlama iletişimi uygulamalarıyla tanıştıran Marketing Post’tan Cengiz, zaman zaman da çarpıcı yazılarıyla karşımıza çıkıyor, İşte bu yazı da onlardan biri...

| Paket sipariş
[ HOKUS FOKUS, VOLKAN VARDARELİ ]
Paket sipariş üzerine şirin bir uygulamadan haberdar ediyor bizi Volkan. Henüz bloğu yeni... Ama en kısa zamanda yoğun bir içerikle başbaşa kalacağız gibi. Öyle görünüyor.

| Oku beni, bırak beni!
[ MELTEM GÜNYÜZLÜ, SO-BE ]
Projelerden duyduğu heyecanı gözünden rahatlıkla okuyabileceğiniz bir arkadaşımız Meltem. Gizleyemiyor yani. “Oku beni, bırak beni!” başlıklı yazısında Radikal gazetesinin ilginç, ilginnç olduğu kadar da yararlı bir uygulamasını inceliyor, benzer örnekleriyle birlikte...

| Bir ‘guerilla marketing’ fikri
[ ALPER AKCAN, MARKETINGMA ]
İşte size gerçek bir pazarlama aşığı: Alper Akcan. Gerilla falan derken, aslında kendisinin pazarlamada “sinekten yağ çıkarma” üstadı olduğunu anlayacaksınız. Bu yazısı, daha doğrusu önerisi de gerçek bir yağ çıkarma operasyonu... Başka ne diyeyim?

| Yaratıcılık...
[ ÖZEN DEMİRCAN, PAZARLAMA KARMASI ]
Kendisi, pazarlamanın 4 P’sine tutkun olduğunu söylese de, yazıları ve yaklaşımlarıyla daha ne P’ler icat edeceği meçhul... Bu yazısında işaret ettiklerini bence hafızanızın bir yerine kaydedin. Lazım olur.

| Okuyucuları aldattık. Pişman değiliz!
[ MURAT BUYURGAN, İNTERAKTİF YAKLAŞIM ]
İnternet ve pazarlama... Sakin ve soğukkanlı yazılarını ağırlıklı olarak bu perspektiften kaleme alıyor Murat. Burgaz Rakı’nın interneti alet ederek yaptığı bir göz boyamayı, bir hinliği deşifre ediyor yazısında. Vallahi o yazıyı ben yazsam, o kadar terbiyeli ve sakin yazamazdım.

| Kahvaltıda caz
[ E-DÜNYA ]
İnternet, e-ticaret, mobilite, m-marketing, bilişim ve teknolojiyi e-Dünya’dan izleyebilirsiniz. Kahvaltıda Caz, iyi niyetli bir etkinliğin nasıl amacının dışına taşan sorunlara yol açtığını gözler önüne seriyor.

| Rüzgarla dostluk
[ PAZAROLA, PROF. DR. İSMAİL KAYA ]
Prof. Dr. İsmail Kaya... Özellikle benim ukalalıklarıma karşı gösterdiği sabra hayran olduğum hoca. Pazarola adlı bloğunda haftada bir ya da iki yazı yazıyor, ama yazınca oturtuyor tabii... Keyifli ve öğretici bir tatil dönüşü yazısı okuyacaksınız kendisinden.

| Taraftar müşteri yaratmak: Hillside Beach Club
[ FİKİR ATÖLYESİ, TUNÇ KILINÇ ]
Birkaç haftadır kapalı kepenkler ardından gelen örs ve çekiç seslerine bir anlam verememiştik. Meğer Atölye yenileniyormuş. Bu hummalı çalışma sırasında kendisinden özel imalat isteyecek değildim tabii, eski ama iyilerden birine talip oldum. Bir “farklılaşma” avcısından gözlemlerini okuyun.

| Touch
[ MURAT KAYA ]
Genç ve sakin güçlerden biridir Murat. Reklam yazarı, ama aynı zamanda müzik özel ilgi alanı. Belki de sadece teoride değil, bilmiyorum. İşte size renkli bir kişilik daha. Eğer biraz ilginiz örtüşüyorsa, bence sadece bu yazısıyla yetinmeyin..

| Özlediğiniz o paha biçilmez “lezzet” ve iştah kabartan “rayiha” Duru Bulgur’la yeniden sofralarınızda…
[ ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN ]
Alper Akcan, kendisini Türkiye’de geleceğin Mrs. Drucker’ı ilan ettikten sonra daha ben ne diyeyim? Bir akademisyen özeniyle dolu dolu yazıyor, biz de kendisine öğrencilik yapıyoruz. Bu haftaki yazısı bir “vaka analizi”... İçinde benim de adım geçtiği için elbette bu yazısını aldım buraya.

| Reklam blogları üzerine
[ SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR ]
Aramızdaki ördek yavrusu dediğim halde bana kızmıyor. (İçinden de kızmıyorsun değil mi adaşım!) Formasyonu fizik mühendisliği, ama pazarlamaya galiba daha fazla ilgi duyuyor. Hem içeride hem dışarıda olduğu için de, rahat rahat yazabiliyor. Reklam bloglarını eleştirmiş bu yazısında.

| Kuralları kendiniz koyun...
[ ŞAHİN TEKGÜNDÜZ, MAH-ZEN ]
Eskimeyen reklamcılardan... Mah-Zen adlı bloğunda, mahzeninden gün ışığına çıkardığı anılarını paylaşıyor bizimle. Mesai arkadaşım. Sık kavga ederiz, ama kalbi temiz bir aksi ihtiyardır o. Bu yazısında, yıllar öncesinden Töbank konkurunu anlatıyor. Hey gidi günler. Yok yok, ben yetişmedim o günlere!

| Tehlikenin farkında mısınız?
[ ALTI ÜSTÜ TASARIM, MEHMET DOĞAN ]
Mehmet Doğan, Kanada’dan sesini ulaştırıyor buralara... Kendini sırça köşke kapatmayan bir akademisyen. Bizi anlıyor, biz de onu anlıyoruz. Kullanıcı deneyiminin önemine vurgu yapıyor. Bu yazısında web ve pazarlama ilişkisini irdeliyor.

| Dünyadan Web 2.0 örnekleri
[ ARDA KUTSAL ]
Web 2.0’ı aştıysanız, dünyadan örneklerini de izleyin Arda Kutsal’dan...

| Coca-Cola - the Coke Show
[ ALEMŞAH ÖZTÜRK, ANTIFIT ]
Alemşah, Coca Cola’nın ilginç bir şovundan baberdar ediyor bizi. Gelecek hafta, ev sahibimiz Alemşah.

| Bir bıçak satın alma girişimi
[ O. ATİLLA İLHAN, AYKIRI NOTLAR ]
Genç bir iletişimci Atilla İlhan. Hoş bir tatil anısını paylaşıyor.

| BSH’in ultra pazarlama ve iletişim kazasının yer aldığı basın bülteninden inciler…
[ EMRE AKARCA, BİR KÖŞE ]
Emre Akarca’nın gözünden kaçmamış. Yazının başlığından anlaşılmıyor mu?

| Bu mayınları kim yapıyor?
[ ONUR YÜKSEL, BRAND BOX ]
Onur da şu anda kaçaklar listesinde. Ama o da benden kaçamadı. Zaman zaman bir pazarlamacı duyarlılığının gerektirdiği konuları işliyor bloğunda. Bu da onlardan biri.

| Sanat mühendislikle tanışınca...
[ FIRAT YILDIZ, ELMAALTSHIFT ]
Elmaaltshift ilgiyle okunan bloglardan... Dünyadan ve Türkiye’den aktardığı pazarlama iletişimi uygulamalarını paylaşıyor bizimle Fırat Yıldız. Ama yalnızca taşımıyor, yorumluyor. Bu yazısında ilginç bir sanatçıyla tanıştırıyor bizi.

| Reklam yapmak
[ FARKETİNG ]
Kısa yazmak gerçekten bir maharettir, gıpta ediyorum. Farketing’de her yazı neredeyse bir aforizma tadında...

| Yeşilin yükselişi
[ BARIŞ ERKOL, ISBN9780806 ]
Yanlış anlamayın, bu gerçek yeşil. Barış Erkol, bloğunun yalın tasarımı, yalın ve temiz diliyle istikrarlı biçimde izlettiriyor kendisini...

| En ucuz ülke olmak
[ INOVASYON ]
Adı üstünde, inovasyon. Eğer bu konuya ilginiz varsa sürekli takip etmeniz gereken bir blog.

| Tek taş mı, Tria mı?
[ ÖNDER KİREMİTÇİ, MARKA GÜNDEMİ ]
Ağırlıklı olarak Forum Diplomatik’te yazarken bloglar âlemine katıldı. İyi de yaptı. Kendisinden çok istifade edeceğiz. Bu yazısından başlayabilirsiniz.

| Ekşisözlük + alışveris
[ ÖZGÜR ALAZ, MARKETALLICA ]
Pazarlama Blogları Karnavalı’nın banisi... Biraz yaz rehaveti, biraz da ajansının yeni açılan bloğu derken bizimle irtibatı azıcık zayıfladı, ama bizden kurtuluş yok.

| Trust Condom : Gökten prezervatif yağdı
[ BURAK KAYNAK, (AD)KRİTİK ]
Reklam kritikleri bloğu... Burak Kaynak, Türkiye’den ilginç bir etkinliği aktarıyor bizlere.

| Teknolojik gelişim daha çok neyi tehdit ediyor... Ses mi, servis mi?
[ REFİK ÇAĞLAYAN, MOBİLASYON ]
Refik, 2. Geleneksel Pazarlama Blogları Karnavalı’nın ev sahibi. Karnavalı yaptı, kaçtı. Ama gördüğünüz gibi peşini bırakmıyorum. İlgi duyacağınız bir yazıyla karşınızda.

| Topu elle oynamak üçkağıtçılık mı, kurnazlık mı?
[ ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA ]
Durup durup çarpıcı yazılarını birden boca etmesiyle meşhurdur kendileri... Ya da bende böyle bir izlenim oluştu. Arzu, ilginç özellikleriyle Maradona’yı taşımış gündemimize...

| İnsan en büyük başarısızlıklarıyla çok güçlü olduğunu zannettiği zamanlarda karşılaşır.
[ MUSTAFA ZEYREK, PAZARLAMA KÖŞESİ ]
İşte size yine bir aforizma yazarı... Ankaralı bir akademisyen Mustafa Zeyrek. Kısa bir yazı, ama öyle yazdıktan sonra uzatmaya ne gerek var ki? Bence başka yazılarına da göz atın.

| Chin Ning Chu: Başarı, huzur ve dengede...
[ R. MURAT YILMAZ, PAZARLAMA YÖNETİMİ ]
Bir profesyonel... Ders notları gibi, ama hayatın içinden...

| Ürününe sahip çıkmak
[ SERDAR ÖNER ]
Yine bir profesyonel... Bloğundan hissettiğime göre Serdar bugünlerde başını kaşıyacak durumda değil, ama yine de boş bırakmıyor bizleri...

| WOMM üzerine...
[ SEHER YAŞAR, TURUNCU FİKİRLER ]
Denizli’den genç bir pazarlama heveslisi... Ben, onlardan çok şey öğreniyorum.

| Mid City Gym
[ VIRUTICA ]
Gerçekten başarılı bir ilan çalışması aktarıyor Virutica...

| Vikipedi’ye destek olalım!
[ TEKNO SEYİR ]
Dolu dolu bir blog Tekno Seyir. Geçenlerde başlattığı Vikipedi’ye destek kampanyasını tekrar hatırlatmak istedim.

| “Bu reklamın yu-es-piii’si ne oluyor şimdi arkadaşlar?”
[ A. SELİM TUNCER, DİYALOG ]
Bu yazı da benden... Ev sahibiyim diye pişirdiğim kekten yemeyeyim mi? Kendimi de araya sokuverdim işte!

Teşekkür ederim. Haftaya Alemşah Öztürk’ün Antifit’inde buluşmak üzere iyi bir hafta diliyorum.

10 YORUM:

Blogger destan yazdı:

Ne üzel ağırlamışsınız bizleri. Şımarır ve tekrar size konuk isteriz efem:)

Pazartesi, 21 Ağustos, 2006  
Anonymous Tunç Kılınç yazdı:

Sevgili Selim Ağbimiz Pazarlama blogları arasında her geçen gün güçlenen bağı çok güzel özetlemiş:

"Böyle bir zenginliği, başka hiçbir sektörde bulamazsınız. Okuduklarınızla iki şeye tanık olacaksınız, biri konu zenginliği ve çeşitliliği, ikincisi ise burada yer alan hiçbir yazarın hiçbir biçimde birbirlerinin yerine ikame edilemeyeceği gerçeğidir."

Bu güzel ev sahipliği için de ayrıca teşekkürler.

Pazartesi, 21 Ağustos, 2006  
Anonymous Murat Buyurgan yazdı:

Selim abiye teşekkürler..

Tatilde bazı konuları atladım. Yanılmıyorsam Karnaval için bu güzel görselide de Selim abi hazırladı. Yanılmıyorsam Selim abiye, yanılıyorsam hazırlayan kişiye teşekkürler.

Pazartesi, 21 Ağustos, 2006  
Blogger Şahin Tekgündüz yazdı:

Sevgili blogcular, (ve de Sevgili Selim Tuncer...)

Beni de pazarlamacıların arasına aldığınız için teşekkür ederim. Ama bir sorum ve bir itirazım var...

1. Doğruları söyleyene ne zamandan beri aksi deniliyor?

2. Kendi blogumda yazdıklarımı okuduğunuzu sanıyorum. Okumadıysanız da lütfen bir göz atın... Benim eskiden ne kadar aksi birisi olup olmadığıma siz karar verin. Tabii son yıllarda beni aksi birisi yapanın kim olduğuna da siz verin.

Diyeceğim bu kadar ama, gene de Selim Tuncer'i ev sahipliğinde gösterdiği büyük başarıdan dolayı kutlamadan edemiyeceğim.

Pazartesi, 21 Ağustos, 2006  
Anonymous Zeynep Özata yazdı:

Sevgili Selim Tuncer'e ev sahipliği için ben de teşekkür ediyorum.

Salı, 22 Ağustos, 2006  
Anonymous Cengiz - Marketing Post yazdı:

Oldukça güzel bir karnaval. Evsahibinin emeğine ve yüreğine sağlık.

Salı, 22 Ağustos, 2006  
Blogger Murat Kaya yazdı:

Çıta yükseliyor.

Ev sahipliği için teşekkürler Selim Abi.

Salı, 22 Ağustos, 2006  
Anonymous volkan yazdı:

tamam, daha fazla yükselmesin o zaman o çıta. son hafta çıtanın altında kalacağım ben :)

Ev sahipliği için teşekkürler, son yorumcu (şimdilik) olunca, kendimi gitmek istemeyen misafir gibi hisettim.

Çarşamba, 23 Ağustos, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Duygu ve düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Hepiniz çok naziksiniz.

Çarşamba, 23 Ağustos, 2006  
Blogger xprodoksit yazdı:

Blogunuzu bir süredir takip etmekteyim ama 2 gün önce Anti-Selim Tuncer isminde [ismi bu olmaya bilir ama konusu böyleydi] bir blogla karşılaşınca çok şaşırdım

Perşembe, 24 Ağustos, 2006  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home