| Nasıl dağdaki çobanın oyu seninkiyle eşitse, senin oyun da benimkiyle eşit Sevgili Aysun! N’apalım, demokrasi böyle bi’şey...

Bu, daha çok kifayetsiz profesörlerin sığınağı olan bir görüş (Hani, dağdaki çobanla profesörün oyu meselesi...) olmasına rağmen, oyların katsayı sistemine bağlandığı, literatüre girmiş bir demokrasi anlayışına rastlamadım. Demek ki pek ciddiye alan olmamış. Ama bundan iki üç bin yıl önce Atina demokrasisinde site sakinlerinin sadece %10’unun oy kullanabildiğini biliyoruz. Bunu duymak hiç hoşuna gitmeyecek ama, oy kullanamayan gruplar arasında kadınlar da vardı. Bir zamanlar egemen erkek kültürü tarafından “ayak takımı” olarak görülen kadınların oy kullanma haklarını elde etmelerinin üzerinden en fazla yüz yıl geçtiğini de biliyoruz. Yani iş şirazesinden kayarsa kimi vuracağı belli olmaz! Mesela ortaya, cahillerin ve “ayak takımı”nın daha saf ve kirlenmemiş bir zihne sahip olduğunu, bu nedenle sadece onların oyunun demokrasi için daha sağlıklı sonuçlar doğuracağını iddia edenler bile çıkabilir.
Demokratik elitizm de sonuçta bir öneridir, ama ne yazık ki o elit/elitist oligarşi içine seni de, beni de almazlar, çırak çıkarız. Yine de en iyisi, her ileri demokraside olduğu gibi oyların eşitliğini kabul etmek...
Alfred E. Smith: “Demokrasinin bütün hastalıkları daha fazla demokrasi ile tedavi edilir.” der.































20 YORUM:
Düşüncelerimize tercüman olmuş bu yazı. Bunun için teşekkürlerimi sunuyorum Selim Bey.
Halen karışıklığımı giderebilmiş değilim üzgünüm.
Yazınız için teşekkürler...
Peki Selim bey,
demokrasilerde toplumlar en küçük bireylerinden başlayıp, en tepeye kadar seçme özgürlüğüne sahipse,
biz neden bize dayatılan adaylardan birini seçmeye zorlanıyoruz?
Bizmkisine demokrasi yerine "DAYATMALI DEMOKRASİ" yada "ZORAKİ DEMOKRASİ" demek daha doğru olmaz mı?
Eminim Platon zamanındaki demokrasi şimdikinden daha adilmiştir.
UMUT
Çok uzun zaman önce Aysun gibi düşündüğüm zamanlar olmuştu ama o zamanlar daha akil baliğ değildim diye şimdi kendimi avutuyorum :)
Aysun Kayacı gibi düşünen bir grubun olduğunu bilmek önemli.
Fikre ve mesaja tamamen katiliyorum..Ancak, bu kadar guzel ifade edilir...DAYATMALI DEMOKRASI ve ZORAKI DEMOKRASI ifadelerini Turkiye'de chok duydum, ama bir turlu olayi chozemedim..Bir de onu anlatan olsa...
Saygilarimla,
Şimdi burada, hem de bu laflar üzerine kapsamlı bir demokrasi tartışması yapmak doğru değil. Mümkün de değil.
Umut’un sorusuna, Alfred E. Smith “Demokrasinin bütün hastalıkları daha fazla demokrasi ile tedavi edilir.” şeklinde cevap veriyor zaten...
Aysun Kayacı gibi düşünen bir grubun olduğu elbette doğru Sevgili Ali Sağlam. Daha doğrusu Kayacı’nın, çevresinde sıklıkla dile getirilen bu görüşü, görüş sahiplerinden farklı olarak, biraz safça kaumoyu önünde dile getirmiş olduğunu söylemek gerekir. Bu nedenle, tabii ki eleştirmekle birlikte, bu genç hanımın üzerine çullanmayı son derece yakışıksız buluyorum.
Hele bazı Akparti yetkililerinin, adap sınırlarını aşarak ve hınçlarını boşaltırcasına Kayacı’ya yüklenmeleri daha da yakışıksızdır. Bu görüş şiddetle itirazı fazlasıyla hak etmektedir, bunun demokrasiyle falan ilgisi de yoktur. Ama bu görüşü, biraz da naif dürtülerle ifade eden birinin mini eteğini dile getirmenin de eleştiri adabıyla ilgisi yoktur. Latince “argumentum ad hominem” diye bir deyim vardır; tartışma adabına aykırı olarak belden aşağı vurmak anlamına gelir.
Bu nedenle, yorumlardaki düzey için herkese teşekkür ediyorum.
Bu, yeni bir görüş değildir, 1960’larda Türkiye’de de tartışılmış ve aşılmıştır. Sadece hala zihinlerde aşamayanlar mevcuttur.
“Halen karışıklığımı giderebilmiş değilim, üzgünüm.” diyebilmek bir erdem olduğu gibi, “Bunları söylediğine inanamıyorum Pınar!” diyen ve hayatın gerçeğiyle temas edebilmiş Müjde Ar gibi vicdanların varlığı da ümit verici...
Sevgili Rüstem,
Türkiye’deki demokrasinin önüne bir sürü sıfat getirilebilir.
Asıl sorun da bu... Yoksa, bir hanımın televizyonda dile getirdiği elitist ve anti-demokratik anlayışın, eğer bir erk kullanmadığı sürece demokrasiye zararı olmaz. Eleştiri sınırları içinde kalmak kaydıyla gereken cevabı da alır. Gerçek demokrasi kendisine karşı olan görüşlerin dillendirilmesini de güvence altına alır çünkü...
“Benim oyum niye başkalarınkiyle eşit olsun?” demek sadece elitist bir tutum değil, aynı zamanda etik bir sorundur da... Peki, hukuk erkini kullanarak yirmi milyona yakın oyun (AK-DTP) yok hükmünde sayılmaya çalışılmasını nereye koyacağız ve bu demokrasiye “ne” demokrasisi diyeceğiz?
Bu durum bizi meşruiyetin kaynağını aramaya yönlendirir. Halk iradesi yerine elitlerin iradesi söz konusu olacaksa, bu elitlerin meşruiyetlerini nerden elde ettiklerini de sorgulamamız gerekir. Meşruiyetini Tanrı’dan alan teokratik devletle meşruiyetini nerden aldığını bilemediğimiz elit oligarşisi arasında ne fark var?
Zaman zaman söylediğimi tekrarlayacağım: “Serbest pazar, sadece malların değil, duygu ve düşüncelerin de serbest dolaşımda olduğu pazardır.”
Gerçek bir demokrasiye sahip olmadığımız takdirde, tam anlamıyla serbest pazar da yok demektir. Tabii bu durumda pazarlama falan da hikayeden ibarettir Sevgili Rüstem.
benim oyum aysun hanım efendikininle eşit değil. ben biliyorum. saygılı ve hürmetli davranıyorum. bu ilgili kişi, bilgi üreten, bilimsel bilgi üreten, güzellik bilgisi üreten bir sürecin ürünü. onunda öğretmenleri, annesi, babası ve modelleri var. bizim yok... biz kimiz ki...
Bir yazı [Müfredat Aydını] ve bir video [İstikrar senin neyine Vesayet?]...
Sayın Selim bey,
Sayfanıza eklediğiniz yeni yorumunuz ışığında karışıklığımı gidermiş oldum.Öncelikle size teşekkür ediyorum. Eh benim de Aysun hanımdan daha genç bir birey olduğumu göz önünde bulundurursak. Karışık kavramları yerine koyarken biraz zamana ihtiyacım oluyor. Araştırma sırasında Vikisöz'den bulduğum ufak bir alıntı oy konusunda sizinle paylaşmak istedim.
* Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal İnönü'ye hitaben "Ölürüm yoluna" diye haykırır. Erdal İnönü cevap verir:
- Dur, ölme. Bir oy bir oydur.
Erdal İnönü
Saygılarımla....
Sevindim.
Bu arada, rahmetli Erdal İnönü’ye ait anekdot gerçekten güzelmiş. İnönü’nün hoşgörü ve nüktedanlığını anmış olduk.
Selim bey aydinlattiginiz ichin teshekkur ederim.
Ayrica yorumunuzdan bu parchayi chok kabul ettim ve iliklerime kadar hiss ettim. Gerchek demokrasiye sahip olunmadikcha pazarlamaninin hikaye olmasini da burada o kadar iyi anliyorum ki.
""Zaman zaman söylediğimi tekrarlayacağım: “Serbest pazar, sadece malların değil, duygu ve düşüncelerin de serbest dolaşımda olduğu pazardır.”
Gerçek bir demokrasiye sahip olmadığımız takdirde, tam anlamıyla serbest pazar da yok demektir. Tabii bu durumda pazarlama falan da hikayeden ibarettir Sevgili Rüstem.""
Saygilarimla,
Neden şirketler yöneticilerini veya ordu komutanını seçimle seçmiyor acaba?
Doğruları söylemek yerine pembe dünyalar çizen, sevimli olup, çıkar gruplarına şirin gözükenlerin kazandığı sistemden hiç memnun değilim. Nasıl olmalı konusunda önerim de yok maalesef elimizdeki en iyisi bu. İnşallah tez zamanda insanlık daha iyisini bulur.
Tabii ki “sen, ben, bizim oğlan” şeklinde olmayan gerçek şirketler de yöneticilerini “seçimle” seçerler. Başka türlüsü mümkün değildir.
Sistemden memnun olmamak hakkımız, onu iyileştirecek çabalar ise görevimiz.
Sistemi daha da kötüleştiren/kötüleştirecek girişimleri eleştiriyoruz zaten.
Sevgili Selim Abi,
Gerçi bu konularda daha önceden uzun uzun tartışmıştık ama, ben buraya da yazmadan edemeyeceğim.
"Sevgili Rüstem" diye başladığın yorumuna istinaden:
1) 20 milyon oy yok sayılıyor demişsin. Bence burada çok temel bir problem var: AKP'ye oy verenler AKP iddianameye konu olan eylemlerini yapsın, DTP'ye oy verenler de bunlar PKK sözcülüğü yapsın diye oy vermiştir demek, her açıdan fazla zorlayıcı ve kanımca yanlış bir değerlendirmedir.
2) Maalesef demokrasiyi sürekli olarak hükümet bağlamında değerlendirmek ve kapsamını bununla sınırlandırmak gibi bir eğilim genel için söz konusun. Ancak demokrasi bu kadar dar anlamlı değildir. Demokrasi tüm kurumları da kapsar. Dolayısıyla hukuk da demokratik bir kurumdur. İddianame veya Anayasa Mahkemesi de meşruiyetini adını bilmediğimiz bir muçhulden değil, Anayasadan alır. Dolayısıyla burada bir tartışma alanı olmamalıdır. Kimse hukuki olarak üzerine vazife olmayan bir işe girişmemiştir. Doğruluğu yanlışlığı ise ayrı tartışma konusudur. Mevcut Anayasa'nın beğenilmemesi, köhne veya yanlış bulunması bir şey, bu Anayasa'nın verdiği sorumlulukların bu sebeple yerine getirilmemesi veya bunun talep edilmesi ayrı bir şeydir.
3) AKP'nin kapatılma davası bizi daha demokratik veya daha az demokratik yapmaz. Zira biz demokratik bir ülke değiliz. Eskiden de değildik, şimdi de değiliz. Dolayısıyla davanın bu çerçecvede ele alınmasını anlamlı bulamıyorum.
Aysun Kayacı olayına gelince, söylenmemesi gereken bir söz olduğuna ve bunun her açıdan ayıp karşılanması gerektiğine inanıyor, ancak bazı AKP'lilerin de olaya fazlaca anlam yükleyip, kendilerine haybeye muşguliyet yarattıklarını düşünüyorum.
Saygılar...
Sevgili Bülent,
Geçenlerde tarihçi bir arkadaş “Bu adamlar, AKP’yi eleştirme hakkımızı da elimizden aldılar.” diyordu. Ben de diyorum ki, halkın “kapatma” hakkı da elinden alınmaktadır.
Demokrasiden önce demokrat lazım galiba...
Sözü fazla uzatmayacağım ve bir link vereceğim. Hem de davayı açan Yargıtay Başsavcısı’nın resmi sitesinden... Evet, Yargıtay’ın sitesinden bir link. O demokrat anlayış hakim olsa böyle davalar da açılamazdı. Evet evet, demokrasiden önce (hükümet de dahil) demokrat lazım memlekete...
ADLİ YIL AÇIŞ KONUŞMASI (2000-2001)
Sevgili Selim Abi,
Tam olarak bu konuyu olmasa da, demokrasi bağlamında seninle daha önce tartışmıştık. Karşılıklı görüşlerimiz belli olduğu için ben de o konuyu burada derinleştirmeyi çok anlamlı bulmuyorum.
Ancak yukarıdaki yorumda yaptığım değerlendirmeyi bu sefer soru olarak yöneltmek isterim:
Eğer ortada bir kanun varsa ve eğer bu kanun mevcut hükümet tarafından hükümet ettiği yıllar boyunca değiştirilmeye gerek görülmemişse ve eğer savcı da kanunla kendisine emredilen görevi, yine kanuni çerçeve içerisinde yerine getirmişse ve ortaya koyduğu iddianamede AKP'nin Anayasal bir suç işlediğini ifade etmişse burada sorun nedir, demokratik olmayan nedir? Kabahat kimdedir?
Şimdi ben birisini vursam, avukatım da hakime şöyle dese: "Hakim bey ben meftayı tanırdım, şerefsizin önde gidenidir, o sebeple müvekkilim hayırlı bir iş yapmıştır, tahliyesini talep ederiz." Olur mu abi?
Suç suçtur Selim Abi, birey de işlese, kurum da işlese, hükümet de işlese suç suçtur. Suç varsa ceza çekilir. Eğer bir eylemin suç olduğu kanunda belirtilmişse (ki belirtilmemişse suç değildir) onu yapan herkes suçludur. Benim açımdan da konu böyle bakınca son derece berraktır.
Mahkeme AKP suçsuzdur der o ayrı tabii. Onu da günü gelince konuşuruz.
"Demokrasiden önce demokrat lazım galiba..." demişsin, kesin haklısın, ama önce ve en çok demokrasiden dem vurdukça demokrat olduğuna kendisini de inandırmayı başarmış hükümete lazım.
Saygılar...
Sevgili Bülent,
Hükümetin demokrasiye yönelik arızalı bakışını tartışmaya bile gerek yok. Zaten, Siyasi Partiler Yasası’nın bugüne kadar değişmemesinin nedenlerinden biri de bu...
Ancak, demokrat olmak, karşındakinin pozisyonuna göre değişkenlik gösteren bir tutum değildir.
Suç-ceza ilişkisi noktasında verdiğin örnek ne yazık ki uygun değil. Bunlar karakteri itibarıyla farklı davalardır. Bu tür davalarda, kararların oy birliğiyle alınmamasının sebebi de budur. Çünkü her hakim kendi ideolojik penceresinden farklı değerlendirmelerde bulunabiliyor.
Hakim ve savcılar arasında yapılan “Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları” anketine göre hakim ve savcıların yüzde 53’ü karar verirken, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmaları dikkate almıyor, büyük çoğunluğu da AİHM kararlarını takip etmiyor. Hakim ve savcıların yüzde 63'ü adaletin gerekleri ile devletin çıkarlarının karşı karşıya gelebileceğini belirtirken, mülakat sırasında, “Devleti korumaya çalışırken adil olamayabilirsin, adaletten sapabilirsin.”, “Önce devlet gelir.” ya da “Ben rejimin savcısıyım.” gibi ifadeler kullandıkları da belirtiliyor.
İşte 141-142 kaldırılmasına rağmen hemen bunlar yerine Terörle Mücadele Kanunu’nu, 163 kaldırılmasına rağmen yine hemen bunun yerine aşırı zorlamalarla ve yasa yapıcının meramı hilafına 312. maddeyi ikame eden anlayış da budur.
Kendimizi kandırmayalım Bülentçiğim, bu tür davalarda Türk hukuk sistemi, devlet ideolojisinden yanadır. Ve gelişmiş hiçbir demokraside buna hukuk denmez.
Sevgiler...
Ellerine sağlık Selim abi.
Hazırladığınız bu güzel site için sizlere sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz ve başarılarınızın devamını diliyoruz.
Kolay gelsin.
Saygılar ..
" www.internetten-para-kazan.xm.com Ekibi "
www.internetten-para-kazan.xm.com
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home