| Huma kuşu yükseklerden seslenir

Algı ise, belli bir zaman diliminde çevremizde bulunan nesnenin (ya da olayların) duyumlar yoluyla zihnimize yansımasıdır. Oysa imaj, nesnenin o an ve orada olmasını beklemez. İmaj, hiçbir zaman var olmamış ve var olmayacak bir nesnenin de bilincimizdeki tasarımı olabilir.
İmaj zaman içinde oluşan tasarımsal bir birikimdir, algı ise anlıktır. Aslında algı sistemimiz içinde yer alan gözümüze gelen görüntü yalnızca yükseklik ve genişlik ölçülerine sahiptir, yani iki boyutludur. Oysa biz nesneleri iki boyutlu görürüz, ama üç boyutlu algılarız. Mesela üç boyuta sahip kübik bir nesneyi üç boyutlu algılamamızı sağlayan şey, bu nesneyi daha önce başka açılardan, başka ışık altında ve başka mesafelerden görmemiz sonucu oluşan deneyimsel birikimdir. Yani parça parça algıları biriktirip birleştirir, sonra onu bütünsel bir “kübik” imaja dönüştürürüz.
Tabii, eğer “imaj, hiçbir zaman var olmamış ve var olmayacak bir nesnenin de bilincimizdeki tasarımı olabilir” diyorsak bu tasarımın da aslında nesnel gerçekliklerle ilgili algılarımızın birikmesiyle oluştuğunu kabul etmemiz gerekir.
Mesela Kaf Dağı’nın sakini, sürekli kendi küllerinden yeniden doğan Anka Kuşu (Phoenix, Huma kuşu, Zümrüdüanka, Simurg, Toğrul) öyle bir imajdır ki, hiçbir zaman var olmamış ve hiçbir zaman da var olmayacaktır. Ancak, onu zihnimizde var eden; güvercinler, martılar, kartallar, tavus kuşları, arslanlar, köpekler ve daha birçok şeyle ilgili algılarımızın yepyeni bir kombinasyonla yepyeni bir zihinsel tasarıma, yepyeni bir imaja dönüştürülmesinden başka bir şey değildir.
Huma kuşunun yükseklerden seslendiği Kaf Dağı ve yuvasını yaptığı Bilgi Ağacı, aslında bizim bilincimizdir.

















6 YORUM:
Imaj ve algı üzerine yazdığınız yazıları tam anlamaya çalşıyorum, ama olmadı daha galiba:)Öğrenemedik daha:)
Imaj o zaman bir algı toplusudur. Zaman içerisinde algıların toplamı bizde her hangi bir nesne hakkında imajın oluşmasını sağlar. Peki, sterotipler nedir? Bu da imaj içerisinde kendisine özgü yanı, az bilgi sahibi olma durumunda var olan bir iamj mı, yoksa bu nesne hakkında imaj oluşumunda iştirak eden algı mı?
Ellerinize sağlık, yazının zamanlaması o kadar iyi oldu ki benim için!!!
Daha çok sanat yapıtı açısından baktığım imge - algı konusunu, yıllar önce yazdığım notlardan derleyerek bir yaklaşım sunmuştum, ÜGG'de bahsettiğim gibi...
http://varilci.blogspot.com/2007/12/imge.html
Adresinden ulaşılabilir. Ekleyeceğim husus,Leyla vü Mecnun Mesnevisi'ne aittir. Tıpkı Batı'da Romeo ve Juliet gibi, gerçekten yaşadıklarına dair en ufak bir emare olmamasına karşın, yaşadıkları aşk, gerçektir. Bildik bir şeydir. Hatta biz aşk denen gerçekliği bu kaynaktan algılamaktayız. Kendi yaşadıklarını referans olarak sunan varsa onu tenzih ediyorum. Ama şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum:
Daha önce var olan aşk imgesi olmasaydı, yaşadıklarını nasıl nitelendireceklerdi? Kendine Fuzuli diyen adam(lar) olmasaydı, Leyla ve Mecnun(lar) olur muydu?
Aşk olur muydu?
Evet Rüstem, stereotipler de bireyler ve topluluklarla ilgili imajlardır. Sanırım bu, terimi ilk kez kullanan Lippmann tarafından da kabul edilen bir şey...
Şu yanıltıcı olmasın: İmajlar, nesnel gerçekliklerle birebir uyumlu olmak zorunda değildir. Hatta stereotipte genellemeler ve dolaylı algılamalar söz konusudur.
Stereotipler, çok geniş kitleler tarafından benimsenen imajlar olduğu için, aynı zamanda bir sosyal kanıt desteği barındırırlar. Bu nedenle bireysel algı sistemindeki filtrelerden de kolay sızarlar diye düşünüyorum.
Abi,
Tespitin kime ait olduğunu bilmiyorum, ama yıllardır beynime kazınmış olan bu bilgiyi paylaşmak isterim: En güzel kahramanlık şiirlerini yazanlar korkaklar, en güzel aşk şiirlerini yazanlar ise hayatlarında hiç aşık olmamış olanlar(mış).
Bu bir şey söylüyor mu?
Algı ve İmaj kavramlarını ilk kez bu kadar iyi anladım diyebilirim. Öyle anlaşılıyor ki algı da imaj da zihnimizde kurgusal bir gerçeklik tesisi. Yani gerçekten bağımsız olrak içsel süreçlerimizin bir sonucu olarak şekillenebiliyor. Bir olguyla temasımızı sağlayan ve algılama pratiği sonucu elde ettiğimiz verinin (yani algının) bir şekilde gerçeği temsil ettiği söylenebilse bile bu eksik bir temsildir. Devamla bu eksik temsil sonucu zihnimizde tasarladığımız gerçeklik ise imaj olmaktadır ve bu da kurgusal bir nitelik arzetmektedir. Huma kuşuyla verilen örnekte görülebileceği üzere gerçeklikten tamamen bağımsız bir kurgu olabiliyor. Ancak burada hayal ve imaj biraz iç içe girmiyor mu? Yani anlamak için soruyorum. Açıklama için teşekkürler.
Teşekkür ederim.
Bilişsel bilimlerden felsefeye, hatta dinlere kadar geniş bir yelpazede incelenen bu konuları burada çok ayrıntılı bir biçimde inceleme imkanımız maalesef yok.
Kısaca hayal ve imaj farkını, benim anladığım şekilde aktarmaya çalışayım. Sözlüklerde “imaj”ın karşılıklarından biri de “hayal”dir. Yani hayal, duyu organlarımızla algıladığımız nesnel gerçekliğin, bu gerçeklik karşımızda değilken de zihnimizde canlanmasıdır. Bu yönüyle imaj/imge ile eşanlamlıdır.
Ama “hayal”in bundan önceki anlamı “zihinde tasarlanıp canlandırılan ve gelecekte gerçekleşmesi arzu edilen şey”dir.
Yani, “Huma kuşu”, gerçekleşmesi beklenmeyen ve ümit edilmeyen bir imajken, mesela “zengin olmak” gelecekle ve beklentilerle ilişkilidir. Yani bir “zengin olmak” hayalinden söz edebiliriz.
Hayal ve imajın zeminini oluşturan algılar ise ortaktır.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home