Markethink ya da Farkethink!

Gözümüz rengi ve formu, kulağımız sesi, dilimiz tadı, burnumuz kokuyu ve parmaklarımız dokuyu algılamamızı sağlar. Bugünün uzaktan iletişim teknolojisi henüz gözümüzü ve kulağımızı besleyebilen yeteneklere sahip olmasına rağmen onun kitlesel yanı hepimizin işini kolaylaştırıyordu. Oysa üç duyunun devre dışı kaldığı, diğer ikisinin ise ancak aracı medyumlar yoluyla alıcı pozisyonuna geçtiği bir iletişim holistik bir algı yaratamazdı. Duyusal markalama, hem tüm duyuları aynı anda harekete geçiren hem de temasın sağladığı sıcaklığı keyifli bir deneyime dönüştüren imkânlarla konvansiyonel yaklaşımların eksikliğini ve yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uğur Batı, bir iletişim profesyoneli olarak elde ettiği birikimi bir akademisyen uzmanlığı ve duyarlılığıyla harmanlayarak bu alanda yepyeni ufuklar açıyor hepimize. (A. Selim Tuncer)

Bir Reklamcıdan Tüyolar...

Pazarlama sürecini satış süreci sanan, B2B terimini hâlâ İnternet üzerinden satış süreci olarak bilen, marka ve ürün arasındaki farkı anlamayan, markanın iletişiminin sadece reklam olduğunu iddia eden, sosyal medyayı kurtarıcı olarak gören, çalıştığı diğer firmaları kendisinin kölesi olarak algılayanlar, eğer iş hayatları ile ilgili yenilikleri ve doğruları öğrenmek istemiyorlarsa bu kitabı okumasınlar!

İsmin Marka Hali

Jack Trout'un dediği gibi, alabileceğiniz en önemli pazarlama kararı bir ürüne ne ad vereceğinizdir. Yanlış bir marka ismi, markanızın yaşam eğrisi boyunca onun yakasını bırakmaz, doğru bir marka ismi ise markanızın her adımda kaldıracı olur. Duygu Phillips’in Türkiye’de bir ilk olan çalışması, bir yandan doğru marka ismi yaratma konusunda rehberlik yaparken diğer yandan da konunun bir kitap boyutuna taşınacak kadar önemli olduğunun altını kalın çizgilerle işaretliyor. Bu kitap; iş dünyasının, marka yaratıcılarının, pazarlamacı ve reklamcıların ellerinden düşürmemeleri gereken bir rehber...

Pazarlama Bi’Tanedir!

"Pazarlama Bi'Tanedir!" alışılmışın dışında bir pazarlama kitabı. Pazarlamanın adını duyan, biraz tanıyan, onu daha derinden anlamak ve daha kapsamlı kavramak isteyenlere sesleniyor. Pazarlama, az ya da çok, bir şekilde, herkesi ilgilendiriyor. Mesleği, alanı, konusu, müşterisi kim olursa olsun, işini iyi yapmak ve işinde başarılı olmak isteyenler, pazarlamaya bakıyor, pazarlamaya sarılıyor, ondan destek bekliyorlar. Kitapta tanıtılan yüzlerce pazarlamadan bir bölümü, farklı alanlardaki uzmanlıkların pazarlamayla birlikteliğinden, bir bölümü de pazarlamayı daha farklı uygulamak arayışları sonunda ortaya çıktı, gelişti. Gelecekte yeni uzmanlıklarla buluşmalarından yeni yeni pazarlamalar doğacak.Bir işi ve bir uzmanlığı olan herkes, bu kitapta kendisini düşündüren, ilham veren, harekete çağıran bir şeyler bulabilecek. (Tanıtım Bülteninden)

Reklamın Dili

Uğur Batı’nın yeni çıkan kitabı Reklamın Dili, özgün ve geniş içeriği, aynı zamanda konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap temelde reklamda etkileme, okunabilme, tanınma, anımsanabilme ve iknanın gerçekleşmesine ilişkin tüm mekanizmaları ele alıyor. Yazar kitabında, reklamın öğeleri olan görsel ve sözel metinler, grafik ve tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyo-psikolojik boyutunu ifade eden mizah, star stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor. Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları, kısacası Türkçe reklam dilinin temel repertuvarı, orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısı da kitapta söz konusu ediliyor. Kitapla ilgili yazıma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Bilinçaltının şifreleri ve kültür kodu

Daha önce “Toplumun kültür kodlarını bilmeden pazarlamaya mı soyunuyoruz?”, “Kültür kodlarını bir kez öğrendiğinizde artık baktığınız şeyin aynı şey olmadığını göreceksiniz” ve “Kültür kodu, şifreli bir kilit gibidir...” başlıklarıyla, hakkında, bazı bölümlerden kısa çeviriler de içeren üç yazı yazdığım ve bu sütunda tanıttığım Dr. Clotaire Rapaille'in The Culture Code adlı kitabı FGP Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırıldı. Kitap yayınevi tarafından şöyle tanıtılıyor: Niçin dünya üzerindeki insanların kişilikleri birbirinden farklıdır? Kişilerin yaşamı, neyi satın alacakları, hatta kime aşık olacakları nasıl belirlenir? Bütün bunların cevapları kültür kodlarında gizlidir. Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan "Kültür Kodu”, kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir. Pazarlama ve reklamcılıkla ilgilenenlerin ötesinde, kendi kişiliğini, çevresini, ülkesini ve dünyayı anlamak isteyenler için de bulunmaz bir kaynak oluşturmaktadır. Dr. Rapaille, kariyerine akademisyen / araştırmacı olarak başlamış bir psikolog; ardından da, çalışmalarını, Fortune 100 şirketlerinin 52 tanesinde (Procter & Gamble, IBM, Chrysler, Ford, Boing, AT&T, Unilever, Disney, Pepsi, Philip Morris, Dior, Nestle, Visa vs.) uygulamaya koyarak danışmanlık alanında ün kazanmış bir pazarlama uzmanıdır. Daha önce akademik dünyada üzerinde çalışmakta olduğu ‘archetype'ler kavramını, üç aşamalı beyin fikri ile birleştirerek pazarlama dünyasına yeni bir kavram sunmuştur. Bu senteze göre, her ulus, kültürü içinde yer alan belli kavramlara çok değişik çağrışımlar (kodlar) yüklemektedirler. “Bilinçaltının şifre kırıcısı” olarak da anılan Clotaire Rapaille, ürünlerin ve müşteri davranışlarının bilinçaltı şifrelerini çözen bir otorite. 25 yıldan beri insan beyninin nasıl çalıştığını araştırmaktadır.

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

Ebru Uzunoğlu, Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç, Sinem Yevgel Çakır’ın ortak kitabı... Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. (Tanıtım Yazısından)

Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄzLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Cumartesi, Eylül 15, 2007

| Bu ağır haksızlığa karşı bu sessizlik neden? İnternet diye mi?

Bir süredir yazamıyorum. Wordpress.com’un mahkeme kararıyla engellenmesi kararı da bu döneme denk geldiği için değinemedim. Nasıl olsa gerekli tepkiler verileceği, binlerce blog sahibini ve milyonlarca blog okurunu ilgilendiren bu engelleme kararı kamuoyunda tartışılacağı için, varsın, benim yazım da eksik kalsındı zaten! [FOTOĞRAF: IVAN MAKHARADZE]


Ancak, ne kamuoyundan yeterli bir tepki geldiğini ne de sağlıklı bir tartışma platformu oluştuğunu gözlemleyebildim. Birçok blogda yer alan tepkinin daha çok kapattıran tarafa küfürler şeklinde oluşması ise hepten “dam üstünde kazma” mantığını öne çıkarıyordu.
1.
T.C. Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin engelleme kararının kamuoyunda Adnan Hoca olarak tanınan Adnan Oktar’ın avukatlarının müracaatıyla ve kişilik haklarına saldırı gerekçesiyle alındığını öğrenmekle birlikte, suçu oluşturan hakaret ifadelerini görmüş değilim. Ancak burada, ne kişilik haklarına saldırıyı meşru görebiliriz ne de “Efendim, asıl onlar her zaman kişilik haklarını ihlal ediyorlar.” şeklinde bir mazeretin arkasına sığınabiliriz. Katil öldürmek, öldüreni katil olmaktan kurtarmaz.
2.
Eğer ortada bir suç varsa, bunu savunmak mümkün değildir. Ancak, bu engelleme kararındaki en vahim durum, “suçun ve cezanın şahsiliği” ilkesinin çeşitli nedenlerle ayaklar altına alınmış olması ve suçla uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce bloğun da bu engelleme kararının fiilen kapsamı içine girmesidir.
3.
Ortada teknik bir sorunun olduğu çok açık. Mahkemenin, Türk Telekom’a suç unsurunun yer aldığı sitenin engellenmesi, yani kararın infazı için başvurması sonucu aynı anda binlerce bloğa kilit vurulmuştur. Belli ki Wordpress.com’un tek bir site olarak görülmesi bu sonucu doğurmuştur. Teknik ayrıntılarını bilmiyorum, belki suçlu birkaç blogla suçsuz binlerce bloğu birbirinden ayırma noktasında Türk Telekom’un yapacağı pek bir şey yoktur. O durumda da bunun teknik ve hukuki önlemlerini almak Wordpress’e düşer. “Ben zaten ücretsiz hizmet veriyorum, mırın kırın etmeye hakkınız yok!” diyemez. Çünkü binlerce insan kendilerine güvenerek, ücretsiz de olsa tahsis edilen sayfalara yıllarca alınteri dökmüşlerdir. Ayrıca Wordpress, bu hizmeti babasının hayrına verdiğini de herhalde iddia edecek değildir.
4.
Konunun, engelleme dışında akla gelen bir başka yönü de, ücretsiz de olsa üyelere tahsis edilen alanların mülkiyeti ve buralarda oluşan telif haklarının hukuki durumudur. Yani bir üye, kendi işlemediği bir suçtan dolayı ceza alıyor, ilgili mahkeme veya infaz kurumu suçsuzu ayıracak bir yöntem bulamıyor ve Wordpress buna karşı bir önlem geliştiremiyorsa, teknik olarak tek bir site olan ve mülkiyeti tanımadığımız insanların elinde bulunan bu platforma sağlanan içeriğin telif hakları konusu, miras hukukunu bile ilgilendiren karmaşık bir sorun yumağı haline gelebilir mi? Tabii aynı durum Blogger ve benzer yapılar için de geçerlidir. Hukukçu arkadaşlar, şu üyelik sözleşmelerini ayrıntılı biçimde bir inceleseler ne iyi olur.
5.
Gelelim işin bir başka vahim tarafına... Bu engelleme kararıyla binlerce blog sahibi Wordpress üyesi hem cezalandırılmış hem de töhmet altında bırakılmıştır ve iki kişinin kişilik haklarını koruyalım derken binlerce kişinin kişilik hakları bir mahkeme kararıyla fiilen ihlal edilmiştir. Binlerce suçsuz blog yazarı kamuoyu önünde suçlu pozisyonuna düşürülmüştür. Mesela, bir sabah arkadaşım Zeynep Özata’nın bloğuna girdiğimde iri puntolarla yazılmış kırmızı bir yazıyla karşılaşıyorum: “T.C. Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 nolu kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.” Allah allah, Zeynep’i iyi tanıdığımı sanırdım, ama acaba yanıldım mı? Acaba hangi terör örgütünü öven bir yazı yazdı? Yoksa müstehcen resimler mi yayınladı bloğunda? Peki, binlerce blog üzerinde oluşan bu lekeyi hangi mahkeme kararıyla temizleyeceksiniz?
6.
“Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2007/195 of T.C. Fatih 2. Civil Court of First Instance.” diyerek tüm dünya kamuoyu nezdinde de töhmet altında bırakılan binlerce suçsuz blog sahibinin haklarını talep edecekleri bir merci mutlaka olmalı... Bu merci, Adalet Bakanlığı mıdır, Türk Telekom mudur, yoksa Wordpress midir, bilemem. Ben hukukçu değilim, ama binlerce blog sahibinin maddi (reklam yayınlayan bloglar da var) ve manevi tazminat davaları açmaları mümkün olabilir diye düşünüyorum. Böylece de, bu abuk durumun sorumlusu kimse, hiç olmazsa bundan sonra ayağını denk alır.

Internet hukuku yeni yeni oluşuyor, tamam... Ama ortada bariz bir hukuk dışılık ve haksızlık varsa bunun hafifletici gerekçesi bu olamaz. Belediye bir fuar düzenlese ve esnafa kira almadan satış yapacakları küçük dükkanlar tahsis etse, yüzlerce dükkan arasından birisinin pornografik CD sattığı tespit edilse, herhangi bir mahkeme belediyenin porno CD sattığı şeklinde bir hükümle dükkanların tümünün kapatılmasına neden olacak bir karar alabilir mi? Alırsa dünya ayağa kalkmaz mı?

Öyleyse bu ağır haksızlığa karşı bu sessizlik neden? İnternet diye mi?

13 YORUM:

Blogger Bülent Akgül yazdı:

Sevgili Selim Abi,

Eline, kıvrak ve geniş düşünceli zihnine sağlık. Okuduğum ilk ciddi değerlendirmeyi yazmışsın kutlarım. Açıkçası sinirimi bozan bu konuda bir kaç yere yorum yazdım, ama dediğin gibi ses eden yok.

Ayrıca hiç aklıma gelmeyen nokta da telif haklarıydı. Orada da doğrusun.

Wordpress'in terör propagandası yapan blogları engellemek amacıyla kapatıldığını zannediyordum. Demek Adnan Hoca imiş konu. Ben şimdi Adnan Hoca hakkında bir döşenirim buraya, ama durduk yere senin sayfanı da (daha doğrusu komple Blogger'ı) yakmayayım, Allah korusun.

Saygılar...

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Anonymous fatmanur erdogan yazdı:

malesef biz wordpress.com kullanıcıları bu konuda fazla birşey yapamadık. Sadece online olarak kaldı düşüncelerimiz.

ama ben wordpress.com ve türk telekom"un bu konuyla hiç ilgilenmemiş olmasını da biraz garip buluyorum. Sonuçta TT kar amacı güden bir şirket ve blog yazarları da TT'nin en önemli müşterileri arasında. Verdikleri mağduriyetin farkında olmamaları imkansız, konuyla ilgili hiç bir bilgilendirme, açıklama yada aksiyon almıyor olmaları ise düşündürücü...

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sevgili Bülent, benim buradan senin bloğuna belki onlarca bağlantı verilmiştir. Bu bağlantılara tıklandığında da o malum uyarı çıkıyor. Aslında böylece ben de töhmet altında kalıyorum; adam terörist ya da porno sitelere bağlantı vermiş diye, değil mi?

Olayın çok fazla mağduru oluşuyor, oysa kimseden çıt yok. İlla Anayasa’nın değişmesini mi beklemek zorundayız, mevcut Anayasa da bu haklarımızı koruyor olmalı:)

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sevgili Fatmanur Hanım, burada Türk Telekom’un konumu infaz memurluğundan öteye gitmiyor. Kararı görmedim, ama ortada ciddi bir skandal olduğu çok açık. Kararda sadece suçu işleyen Wordpress üyelerinin engellenmesi istenmiş olabilir. Bu teknik olarak mümkün olmadığı için de tüm Wordpress engellenmiş olmalı. Oysa mahkeme, pekala Wordpress’ten suç işleyen üyelerinin üyeliklerini dondurmalarını isteyebilirdi.

Wordpress’in sessizliğine gelince, bu da çok ilginç. Mesela Wordpress’in avukatları kararın iptali için bir üst mahkemeye başvurmuşlar mıdır, böyle bir bilgi hiç kulağımıza gelmedi.

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Anonymous Murat Buyurgan yazdı:

Selim abi,
Ben bu kapatma olayını kendimce bayağı inceledim. Internet yasasına göz attım. Eğer karar internet yasasına* dayanıyorsa ortada yanlış bir uygulama var. Zira yasada kapatma ile ilgili maddelerin 04.11.2007 tarihinden sonra uygulanabileceği belirtilmiş.

Şu soruları sordum kendime; Wordpress.com neden sitesine sahip çıkmıyor, medya neden ilgi göstermiyor, internet kullanıcıları ve wordpress'de blog sahibi olanlar neden birlikte birşeyler yapmıyor?

Vardığım sonuç şu oldu;
Deveye sormuşlar neren eğri, oda cevap vermiş nerem doğru ki..

Açıkçası internet bizim bu günkü ülkemize çok lüks galiba Selim abi.

Keşke 40 sene önce falan olsaymış. Belki bu durumlara düşmezdik.

Yazınıza çok teşekkürler.

*Konu ile iigli yazıma http://www.muratbuyurgan.com/2007/09/09/internet-yasasi/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Muratçığım, sonuçta bazı ayrıntıları elbette hukukçular daha iyi irdeleyebilirler. Ancak, bu olaydaki hukuksuzluğu ve hukuku korumak adına alınan bir mahkeme kararının sebep olduğu hak ihlallerini görmek için hukukçu olmaya gerek yok.

Ortada yargısız değil, yargılı ve haksız bir infaz, cezalandırılan ve töhmet alıtnda bırakılan binlerce blog var.

Haklısın, bu kararın tashihi için öncelikle Wordpress’in harekete geçmesi gerektiği çok açık.

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Anonymous Özgür Emre Öztürk yazdı:

Tüm wordpress blogları gibi benimde blogum kapatıldı. Ben de blogumun mahkeme kararı ile kapatıldığını görünce “Aman Allahım, ben ne yazdım da böyle oldu dedim?” :) Ama daha sonra wordpress üzerinden yayın yapan diğer blogları da açmaya çalışırken aynı sayfayla karşılaşınca 2007′ deki Ortaçağ mantığıyla yüzyüze kaldım! Sansür!

Ben bu kelimeyi yazarken utanıyorum, onlar uygularken utanmıyor!!!
Sonuç: Blogumu taşıdım. Hoşuma gitti mi? HAYIR!

Cumartesi, 15 Eylül, 2007  
Blogger devrim gür yazdı:

"yasadışı yayın yapan" siteler başka platformlardan elbette yararlanacaklardır. kendinden şüphelenip "yaw ben ne halt yedim ki?" diyenler de...
ya da bir süre sonra karar değişir?
hayat:)

neden siteleri engelleyecek kadar, yazarları-çizerleri mahkeme salonlarında süründürecek kadar "hassas", "alıngan","ezik" imajlar veriyoruz acaba?

sahiplendiğimiz kavramlar pamuk ipliğine mi bağlı? ya da balon mu?

keşke yazılan-çizilen şeylerin değil onları algılayanların eylemlerinin sonuçlarına bakabilecek kadar soğukkanlı ve sakin olabilseler. eh biz de olabilsek.

bununla beraber bu sessizliğe şaşırmayı da şaşkınlıkla karşılıyorum aslında, zaten oldukça sessiz değil miyiz?
zamanla düzelir(!)
bi' yolu bulunur (!)

yoksa internet diye mi?
:)

Pazar, 16 Eylül, 2007  
Anonymous Zeynep Özata yazdı:

Tabii, düşene bir tekme de sen at, değil mi? Yahu benim ne işim olur terör örgütüyle, müstehcen fotoğrafla. Sen beni başka hocalarla karıştırdın galiba :)

Yahu ben alışmaya başladım artık galiba bu işlere. Bak sesim çıktı mı hiç? Paşa paşa kabullendim bu kapamayı. Sinirlenmiyorum bile artık.

İşin kötü yanı ne biliyor musun? Benim içimden yazmak gelmiyor artık. Bloglarımın çökmesi de değil tek sorun. Bu bakış açısı, bu mantık ve bunlarla uğraşmak yordu beni. Hatırlıyor musun, manyağın teki beni şikayet etmekle tehdit etmişti. Tadımı böyle şeyler kaçırdı. Yazmanın da okumanın da keyfini bırakmadılar.

İsyan etmenin de, böyle bireysel girişimlerin de işe yaramayacağını düşünüyorum artık. Bloglara olan inancımı da kaybediyorum. Hani nerede binlerce bloğun sesi? Wordpress gibi bir site kapatılıyor ve Internet camiası sesini medyaya duyuramıyor. Duyursa da medya umursamıyor. Bir yanlış var ama kimde bilemedim. :)

Salı, 18 Eylül, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Başka hoca? Haa, hatırladım; ders arası arka sayfa güzeli sandviç yapan hoca!

Sevgili Hocam, bir örnek vereyim dedim, senin başına patladı:) Yoksa ben inanır mıyım senin terör örgütleriyle, müstehcen fotoğraflarla işin olduğuna?

Ayrıca, bir sabah kendi bloğunu mahkeme kararıyla kapatılmış bulan bir sürü insan kendi kendinden bile şüphelenmişti, ben ne halt karıştırdım acaba diye... Benimkisi de bir şey mi? :)

Yazmamak için bahane üretme. Wordpress madem kendini savunmakta aciz kalıyor, bir de Blogger'ı dene bakalım. Belki daha sağlam çıkar. Tabii güvence veremem!

Çarşamba, 19 Eylül, 2007  
Anonymous Zeynep Özata yazdı:

Valla bence güvence verme zira çökmez dediğim Wordpress bile kapandı ya ben artık ne olsa şaşırmam. :)
Şimdi sayfa düzenlemeye başladım. Pek alışamadım bu Blogger'a ama sanırım yapacak başka birşey yok. Yalnız, Blogger da çökerse sorumluluk kabul etmem şimdiden peşin peşin söyleyeyim.

Çarşamba, 19 Eylül, 2007  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Aah kardeşim, nelere alışmıyoruz ki?

Blogger’a da alışırsın.

Çarşamba, 19 Eylül, 2007  
Anonymous Münteha MANGAN yazdı:

Mağdurlardan biri olarak ilk gördüğümde şok olmuştum; blog'umda bazı firmalara yaptığım eleştirilerden mi oldu acaba(?)diye kendimde kusur ararken "iyi de bana hiç bir tebligat vs gelmeden olmaz ki böyle bişey" diyip uyanmıştım :)

Daha önce de bir kez wordpress'te ulaşım sorunu olmuştu ve Zeynep hn'a başvurmuştum; yine kendisinin bloguna baktığımda bendeki aynı sayfayla karşılaşınca durumu çözdüm.

Yalnız Selim bey'in de belirttiği gibi bu uygulama bizleri ciddi anlamda mağdur edip adeta damgalıyor. Düşünsenize benim blog adresimi irtibatlı olduğum birçok firmadan üst düzey yetkililer bilir ve zaman zaman ziyaret eder; eğer wordpress'ten kaynaklandığını bilmiyorsa ilk anda "Münteha kanuna aykırı birşey yazmış demek ki" diye düşünebilir. :(

Umarım bu sorun biran önce düzelir; zira blog'umu başka bir servise taşıyacak zaman bulamıyorum mlsf; okuldu, kulüptü, işti vs derken yazılarımın bile periyodunu uzatmak zorunda kalmıştım.

Bu arada : Selim bey Cmrts Marketingist'teki seminerinize katılmak için günler öncesinden programlama yapmış olmama rağmen yine son dakika golü yiyerek aynı güne bir şirketten randevu geldi :( Umarım yetişebilirim...

Perşembe, 20 Eylül, 2007  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home