| Kapitalizmin, ataerkilliği ve Mustafalar’ı beslediğinin açık kanıtı: Ayşeler de tadabilir!

Hatırlarsınız, Rodeo’nun iki reklam filmi var. Lansman filminde Rodeo yiyen Mustafa, maruz kaldığı kuvvet macunu etkisi sayesinde annesinin salça kavanozunun kapağını acı kuvvetiyle bir çırpıda açıveriyordu. İkinci filmde ise Mustafa; Ahmetler, Aliler, Vedatlar şeklinde çoğalıvermişti. Ancak, nuga ve karamele batırılmış çıtır çıtır fıstıkların nefis Ülker çikolatasıyla eşsiz uyumu olan ve ağızlarda gerçek bir lezzet patlaması yaşatan enfes çikolatalı bar ve ‘kuvvet macunu’ Ülker Rodeo’yu yalnızca Mustafalar ve onun gibiler yiyebiliyor, Ayşeler ve onun gibiler ise isterlerse tadabiliyorlardı. İddiaya göre bu filmlerde açıkça cinsiyet ayrımı yapılıyordu.
Küçük bir araştırmayla, Ankaralı feministlerin “Kapitalizmin erkek egemen sistem aracılığıyla kadınları iki kez sömürdüğü, yabancılaştırdığı, ezdiği, tüketim nesnesi haline getirdiği dünya(mız)da sessiz kalmak, var olan düzenden memnun olmadığına dair bir düşünce geliştirilmediği anlamına gelir.” diye başlayan, belki de haklı bir itirazı dillendiren açıklamalarına şöyle bir paragrafı eklediklerini görünce, doğrusu, hani nasıl derler, koptum yani... “Mustafalar, Aliler, Ahmetler için çıkartılan çikolata reklamlarının Ayşeler de tadabilir sloganlarıyla bittiği bir ülkede, kapitalizmin ataerkilliği yoğun olarak beslediği saklanan bir durumdur diyemeyiz. Çünkü Mustafa gibi yetiştirilen ‘Rodeo erkek’leri, hayat bir çikolataysa eğer, bu çikolata Mustafalara ‘güç versin’, ‘keyfini yerine getirsin’ veya Mustafalar ‘kendini göstersin’ diye erkekleri cinsiyetçi bir bakış açısıyla sunulurken Ayşeler bu pastadan, pardon çikolatadan, sadece tadabilirler! Çünkü pastayı (yine pardon, çikolatayı) yemesi gereken Ayşeler değil Mustafalar’dır.”
Bence, ilk cümlenin tüm iddiasını ve ciddiyetini silip süpüren bir ironi bu... Buna rutubetten nem kapmak denmez de, ne denir?
Şu anda yaptığım, bir film eleştirisi ya da savunması değil. Filmi beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, stratejiyi doğru bulursunuz veya bulmazsınız, o başka... Ama böyle mizahi bir yaklaşımdan “kapitalizmin ataerkilliği yoğun olarak beslediği”nin kanıtlarını devşirmeye kalkarsanız ben de sizi insafa davet ederim.
Ülker, genç-erkek hedef kitleye yönelik bir ürün geliştirmeyi düşünerek böyle bir segmentasyona yönelmiş, o kadar! Yarın, genç-kız hedef kitleye yönelik olarak da Kalemiti markasıyla bir ürün geliştirebilir ve bunun için de “Mustafalar da tadabilir!” diyebilir. Ne var şimdi bunda? O zaman da “kapitalizmin anaerkilliği yoğun olarak beslediği”nden mi dem vuracağız?
Bir kadın giyim markasının “Erkekler için hiçbir şey yapmıyoruz!” dediği gibi, zaman zaman ‘erkekleri aşağılayan’ bu türden esprili mesajlarla karşılaşmıyor muyuz zaten!
“Ayşeler de tadabilir!” cümlesi, ya reklam ajansının filmin mizahi yapısına bir katkısı ya da segmentasyon konusunda içi bir türlü rahat edemeyen her üreticideki “Yahu, hedef kitleyi acaba fazla mı daralttık?” açgözlülüğünün ve Dimyat’a pirince gitme arzusunun bir yansımasından ibarettir, daha ötesi yok!

Ayrıca, eğer filmde cinsiyet ayrımcılığı yapılıyorsa, bunun, Mustafalar aleyhine yapıldığını pekala söyleyebiliriz. Eşşek kadar çocukların, hem de Rodeo yiyerek yaptıkları işlere bakın allahaşkına; kavanoz kapağı açmak ya da bir hanım şoförün yolunu kesen ineği karayolunun dışına çıkarmak... Hem de beş kişi birden! E, ben hiç Rodeo yemeden açarım hep kavanoz kapaklarını... İneğe de höst dersin, gider!
Bana göre kadınlar ve erkekler hayatı farklı paradigmalarla yaşarlar. Ve bu paradigmaları değiştirmek mümkün değildir; zaten gerekli de değildir. Evet, bu farklılıklardan ciddi çatışmalar da doğar, mizah da...
Ayşeler, Laleler, Semalar, Gamzeler... Hayata gülümseyin biraz! Ne bileyim, erkeklerle kafa bulun, çekiştirin, itiraf.com’a falan şikayet edin... Siz de anaerkilliği besleyin yoğun olarak, ödeşelim!
Kadın hakları demek, farklılıklardan doğan tatlı çekişmeyi yok saymak demek değildir.

















16 YORUM:
Kolay yoldan meseleyi anlamak varken, niye zora sokuyoruz kendimizi ben bir turlu anlayamadim!
(Lazca oldu galiba:))
Galiba:)
Abi çok güldüm okurken sağol :).
Böyle düşünenler artar da sosyalizme kadınlar sahip çıkarsa belki, bir şansı olabilir Mustafa'ların da Türkiye'de (oran %51 malum) ;).
Sen sağol:)
Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı.
Sevgili Cansu,
Bu yazıdan kadın ayrımcılığı gibi bir sonuç çıkarılmasına üzülürüm. Tam tersine, doğal farklılıklardan doğan birtakım tezahürleri ayrımcılık gibi göstererek temel sorunlardan uzaklaşıldığını söyleyebilirim.
“Kadının sorunu yoktur, durduk yerde halt etmesinler!” şeklinde bir iddianın sahibi değilim. Bana göre, kaba güce dayalı erkek egemenliğinin ortaya çıkardığı sonuçla, yine kaba gücün diğer erkekler üzerindeki egemenliği arasında nitelik farkı yoktur. Temel insan hakları sorunu çözülmeden ve anlayış olarak yerleşmeden kadın hakları sorununun da çözülebilme ihtimali yoktur.
Feminist hareketlere gelince... Yelpazesi çok geniş. Bana makul gelenler olduğu gibi fazlaca “hınç” üzerine kurulu çığırtkan akımlar da yok değil. Bu hareketlere karşı bir düşmanlığım yok, ama pek yakınlık hissettiğimi de söyleyemem.
Yukarıdaki alıntının sahiplerine ben feminist demedim, onlar kendilerine Ankaralı feministler dedikleri için olduğu gibi aldım. Feminist ifadesini bir hakaret olarak da görmüyorum, ama herhalde bir tipolojiyi tanımlıyor, değil mi?
Feminizm konusuna takıntılı olmadığım konuyla ilgili hiç yazmadığımdan belli zaten... Hüzünlü bir vesileyle şu yazıda biraz dokunmuşum sadece.
Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı.
Kadınlara,""Kadınlık haklarımız erkekler tarafından bozuluyor" dediğinüz zaman, hangi hakların nasıl çiğnendiğinden bahsediyorsunuz?"diye sorsam ne cevap alırım acaba?
Ben de kadınların haklarının bozulduğunu düşünürüm bazen ve hatta etrafımdaki erkeklerden tepki bile alırım, ama kadınların "çikolatalara" bozulmasını kabul etmiyorum açıkçası...
Saygılarımla,
Ben sadece, abartamayalım ve kadın-erkek arasındaki doğal farklılıkları ortadan kaldırmak için boşa nefes tüketmeyelim diyorum Sevgili Cansu.
Rüstem’in dediği gibi çikolatalara bozulmayalım yani.
Haklardan ve hak taleplerinden yana bir sorunum yok. Kime karşı ve tür bir haksızlık varsa onun da karşısındayım.
Sevgiler.
Hayır, anlamadığım şu. Kariyer yapsa da evlenip çocuk yapmanın kadının asli bir görevi olduğunu alttan alta genç kızlarımıza aşılayan reklam filmlerine sesimiz çıkmazken (daha neler vardır aslında deşsek ama, şimdi aklıma gelmiyor), niye bu çikolataya bu kadar takıldık onu anlamıyorum. Madem kızacağız hepsine kızalım. Yahu reklamların hepsini feminist bir bakış açısıyla inceleyebiliriz ve buradan da sayfalar dolusu eleştiri çıkar (ki bunu yapan çok kişi zaten var). Ama farklı bir bakış açısıyla okursanız da farklı sonuçlar çıkar. Selim Abi'nin dediği gibi, farklı paradigmalar farklı sonuçlara varmamıza neden oluyor, hepsi bu.
Bu arada, yiyen var mı bu çikolatayı? Bunca konuştuğumuza değecek bir nane mi bari? :)
Hay sen çok yaşa Selim Abi,
Bir kere okurken çok eğlendim. Bir de bu reklam benim nazarımda Ülker'in yaratıcılığının tabana vurduğunun göstergesidir, ayrıca sadece bu değil, aynı dönemde yayınlanan pekçok Ülker reklamı başarılı olmaktan ve eski örneklerinden uzaktı. Bir de Zeynep Hocam zormuş söyleyeyim Snickers'ın kötü bir taklidi ama idare eder.
Sanıyorum 7-8 ay öncesinin en önemli gündem maddelerinden biri kadın hakları, kadının siyesete katılımı vs. idi. O tartışmalardan birinde katılımcı aynen katıldığım şu yorumu yapmıştı:
"Kazanılmış haklar verilmiş haklardan daha değelidir. Türkiye Atatürk sayesinde kadınlara pekçok hakkı Avrupa ülkelerinden çok daha önce ve çok daha geniş kapsamlı verilmişti. Türk kadınları o hakları kazanmak için mücadele etmemiş, etmeye de gerek duymamıştır. Avrupalı kadınlar ise bu hakları mücadeleyle kazanmış ve bu mücadeleyi sürdürerek kazandıkları hakları arttırmıştır. Aynı süreçte Türk kadınları ise kendilerine verilen bu hakları bırakın arttırmaya, kullanmaya veya korumaya bile çaba göstermemiştir ve bu günkü duruma gelinmiştir."
Şimdi tutup da erkekleri suçlamanın anlamı ne ki; erkekler de sütten çıkmış ak kaşık değil ama bu kadar da olmaz canım; bir titreyin, bir kendinize gelin, bir durup kendinizi tartın. Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz lafına da diyeceğim tek şey şudur ki: Benim bildiğim dünyada bazı kabileler hariç anaerkil bir topluluk yoktur zaten, bu durumu kendinize has bir bahtsızlık olarak almayın.
Kendilerine karşı ayrımcılık yapıldığını vurgulayan (ve bu vurgularında haklı olan) kadınlarımız ve örgütler, bu ayrımcılığa karşı "pozitif ayrımcılık" taleplerini dillendirmek suretiyle zaten ne kadar anlamsız bir tavır ve saçma bir yol izlediklerini, ayrıca da kendileriyle çeliştiklerini bir düşünsünler bence.
Kadın haklarının daha çok olmasını, kadınların eğitim seviyesinin artmasını, iş imkanlarının çoğalmasını ve kadın vekil sayısının yükselmesini yürekten istesem de verilen mücadelenin garabetinin alınan sonuçların bir ispatı olduğunu düşünüyorum.
Ben de pozitif ayrımcılık istiyorum, örgütlenin erkekler, neyimiz eksik?
Saygılar...
Hoşgeldiniz arkadaşlar.
Bu feminizm konusunu çok fazla irdeleyemiyorum artık, karım kızıyor:)
Ulker Rodeo reklamını uygulama açısından çok başarılı bulmakla birlikte tepki almış olmasını da nedense yadırgamadım. Belkide reklamlarda "gender role" dediğimiz cinsiyetlerin kullanımının gelişimi ve psikolojisi ile ilgili birçok yazı okumuş olmamdandır...
Konuyu biraz daha farklı bir açıdan değerlendirebilmek amacıyla aşağıda vereceğim linklerin ilgi çekebileceğini düşündüm.
http://www.genderads.com/
http://findarticles.com/p/articles/mi_m2294/is_2003_Jan/ai_99326301
http://www.aber.ac.uk/media/Students/hzi9402.html
http://www.mediafamily.org/facts/facts_childgen.shtml
http://en.wikipedia.org/wiki/Gender_role#Gender_roles_and_feminism
http://www.spring.org.uk/2007/06/sex-doesnt-sell-neither-does-violence.php
Evet Fatma Hanım, burası doğru bir tartışma noktası... Bizim mesleğin temel meselelerinden biri olan segmentasyonun toplumsal rol kuramından bağımsız olarak ele alınması zaten mümkün değildir. Cinsiyet rolü de toplumsal roller arasında en temel farklılaşma noktalarından biridir ve toplumları şak diye ortadan ikiye böler.
Temel soruyu şöyle sorabiliriz: Bir iletişim çabası olgulardan mı hareket eder, yoksa rolleri değiştirmek için mi uğraşır?
Bence, ağırlığı olgular oluştursa bile zaman zaman her ikisi de...
Bunu çok iyi bilirsiniz; toplumsal rol kuramı, aslında az olan farklılıkların, toplumsal yapıda algılanan biyolojik, kültürel ve politik etkenlerin baskısıyla zıtlaşmaya yöneldiğini ifade ediyor. Bu algıyı değiştirmek için çaba göstermek gerektiğini inkar etmiyorum, ancak bazan farklılıkların tamamını ortadan kaldırmaya yönelik bir eğilim görüyorum ve buna itiraz ediyorum. Bu, zaten ne mümkün ne de gereklidir.
Biraz vulgarize edecek olursak, kadınların kuaför dedikodularını, erkeklerin futbol muhabbetlerini niye ellerinden alalım ki?
Ve bu farklılıklardan ortadaya çıkan mizahı, niye çatışmaya dönüştürelim ki?
Doğal olalım, abartmayalım diyorum. Maksadını aşan her aksiyon, muhalifine hizmet eder çünkü!
Not: Yukarıdaki Cansu imzalı yorumlar, benim tarafımdan değil, yorumların yazarı tarafından silinmiştir. Yanlış anlamalara meydan vermemek için açıklama gereği doğdu.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home