| Yakılan her sigaranın önünde ateş, arkasında ölüm vardır!

Neredeyse her işte olduğu gibi, yine sipariş tarihiyle teslim tarihi arasındaki mesafe saniyelerle ölçülebilecek cinsten! (Müşteriler bu süreyi saliseler mesabesine indirmek için hâlâ uğraşır dururlar.) O nedenle çalışma saatleri gecelere taşmış durumda... Bunda anormal bir durum yok. Asıl çelişki ise millete sigarayı bıraktıracak fikri bulmak için tüm ekibin fosur fosur içtiği sigaralarla dumanaltı olmuş toplantı salonumuzun Boğaz’a bakan pencerelerinin birer bacaya dönüşmüş olması... “Yahu, siz millete sigarayı nasıl bıraktıracaksınız böyle?” şeklindeki takılmalara verilen cevap ise şu: “E, kampanyayı yapalım, biz de gerekli mesajı alıp bırakırız!”
O ekipten sigarayı bırakanlar oldu mu, bilmiyorum. Ben bırak(a)madım.
Ortaya çıkan fikir, müşteri beklentisine de uygun olarak korkutma üzerine kurgulanmıştı. ‘Marlboro-man’ kılıklı bir adamın eline tutuştutulmuş iki ucu da yanan bir sigara... (Şahin Karakoç’un illüstrasyonu...) İlan başlığını bu yazının başlığı olarak tekrarladım: “Yakılan her sigaranın önünde ateş, arkasında ölüm vardır!” Hatta ilanın metin bölümünde “Bir ucu sizi, diğer ucu çevrenizdekileri yakar!” diye devam ediyordu korkutma... Korktunuz mu?
Şimdi bu sigara konusu nerden aklına geldi derseniz, bugünlerde on üç yaşındaki oğlum Sina, soğuk esprilere fena halde takılmış durumda... İnternetten ve çeşitli kitaplardan öğrendiği soğuk esprileri her önüne gelene satıp kakara kikiri edip duruyor.
Sina: Havva niye Adem’den sonra yaratılmış baba?
Ben: Ne bileyim oğlum ben.
Sina: Adem biraz kafayı dinlesin diye... Ha ha ha!
Anne: Hayır, o sorunun doğru cevabı şöyle: Orijinal eskizden sonra yapılır, onun için! (Soğuk espri dedik ya işte!)
Sina: Peki baba, “Sigara yavaş yavaş öldürür!” lafına tiryaki ne demiş?
Ben: “Artık bu sigarayı bırakma zamanı geldi.” demiştir herhalde...
Sina: Hayır, “E, bizim de acelemiz yok zaten!” demiş.
Bir sigara tiryakisi olarak söylüyorum ki, sigara içmek gerçekten abuk bir eylemdir. Sigaranın, insanlığın icat ettiği en deli saçması şeylerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Dördüncü milenyumun tarihçileri sanırım bu alışkanlığımızı anlatmak için şuna benzer cümleler kullanacaklardır: “Bir zamanlar insanlar tütün isimli bir otu ince ince doğrayıp 100 mm. uzunluğunda bir kağıda sararlar, elde ettikleri 4 mm. çapındaki şeyi düdük gibi iki dudakları arasında alıp ucundan yakarlar, ottan çıkan dumanı ve bu dumanın içindeki dört bin çeşit zehiri içlerine çekerek bundan keyif alırlardı. Bu da her yıl beş altı milyon insanın ölümüne yol açardı. Ne komik di’mi? Pardon, trajik!”
Normal bir insan için sigaranın yemek gibi, su gibi bir ihtiyaç olmadığını söylememe bile gerek yok elbette... Ama normal bir insan için! Tiryaki için durum farklıdır, çünkü o normal bir insan değildir, bir hastadır. Ve her tiryakinin de hastalık dereceleri farklıdır; mahrumiyet durumuna her bünyenin verdiği tepki de... Bu nedenle hep şunu söylerim: “Sigaraya başlamamış olmak, yani sigara tiryakiliği hastası olmamak çok büyük bir şanstır, başlamak ise aptallık.” Gerçekten, hiçbir mahrumiyet duygusu yaşamaksızın insanın ağzına sigara sürmesi hiç de akıl kârı değildir. (Tiryakinin içmesi akıl kârıdır diyormuşum gibi bir risk mi oluştu ne?)
Bizim gençliğimizde sigaranın zararları bu kadar yaygın biçimde bilinmediği gibi, içmeyenler de adamdan sayılmazdı. Bugün için en azından gençleri böylesine psikolojik baskı altında tutan sosyal etmenlerin azalmış olduğunu düşünüyorum.
Şimdi, bu küçük bilgiler doğrultusunda sigarayla ilgili sosyal kampanyaların hedef kitlesinin kabaca iki ana gövdeye ayrıldığını söylemek doğru değil mi? Bu iki segment; kaşarlanmış sigara tiryakileri ve sigaraya başlama potansiyeli taşıyan kitlelerdir.
Bir defa, bu segmentasyonu yapmadan hiçbir sosyal kampanyanın tam olarak hedefine ulaşması mümkün değildir. Evet, bugün sigaraya olumsuz bir imajın yüklenmesinde önemli bir başarı elde edilmiş olduğunu kabul edelim, ama bu iki hedef kitle segmentini aynı torbaya doldurarak onlara bir şeyler anlatmaya çalışmak deveyi engelli yüz metre koşturmak gibi bir şey olsa gerek.
Üzerinde iri ve siyah karakterlerle “Sigara öldürür!” mesajı taşıyan bir sigara paketi, üzerinde hiç öyle bir yazı yokmuş gibi masaların üzerinde dolaşıyor ve bu mesaj hiçbir tiryakinin umurunda bile olmuyorsa bu işte bir yanlış yapılıyor demektir. Sigara öldürür, daha ne deseydik yani? Lafın, laf olarak ağırlığı kalmamış ki.
Sanıyorum fakültelerde doktor adaylarına hasta iletişimi dersi veriliyor, ama bu dersin içeriğinde kitlesel hasta iletişimi diye bir bahis var mı, bilmiyorum. Ha, bu tiryaki milleti iletişilerek hizaya gelir mi, onu da bilmiyorum. Bilen varsa söylesin.
Benim bildiğim şu ki, böyle höt höt mesajlarla en azında birinci hedef kitle temelinde pek bir sonuç alınmaz/alınmıyor.
Son söz: Kimseye sigarayı bırakın diyecek yüzüm yok, ama başlamayın diyecek deneyim ve birikime sahip olduğumu düşünüyorum. Başlamayın.

















14 YORUM:
Selim Bey bu yazıyı bir-iki hafta önceokusaydım sanırım sigaraya başlardım yine ve sorumlusu da siz olurdunuz. Çünkü çok gergin bir dönemdeydim, tiryaki olduğum günlerde bu tür durumlarda sigara üstüne sigara yakardım, yani sigara içme isteği bende tavan yapmıştı ama böyle destekleyici bir yazı lazımdı, iyi ki okumamışım :)
Şaka bir yana, yakın zaman önce sağlık sorunları nedeniyle sigarayı bırakmış biri olarak (bin musibet ve bir nasihat ilişkisi) ve bu (afedersiniz) zıkkımı yedi sene içmiş biri olarak düşüncelerinizi gayet iyi anlıyorum.
Öyle paket üzerine "öldürür, olmadı süründürür" yazmakla bu iş olmaz. Belki yeteri kadar yetişkin olmayanlar için çözüm olabilir ancak bu defa da daha korkutucu olan "yeteri kadar yetişkin olmayanları zaten neden sigara içtikleri" sorunuyla karşılaşıyoruz.
Hiç başlatmamak, başlanmasına engel olmak çözüm olabilir ve kötü bir çözüm (önerisi) olacak sanırım ama, içenlerden geçip, hiç başlamamış olanların bu illete bulaşmamasını sağlamak, bunun için uğraşmak daha akıl kârı olacak gibi :)
Selamlar, sigarasız günler :)
Sevgili Selim Abi,
Sol elimde sigara, boğazımda bütün günün biriktirdiği ince hırıltı, bir yandan acı kahve ve yazıyı okudum.
Bu kompozisyondaki vehamet ne denli trajikomik geldi ise bana, şu yazıyı yazarkenki halimde o denli yakışıksızdı:
http://bulentakgul.wordpress.com/2007/05/25/hezeyan/
Saygılar...
Merhaba Selim Bey,
Epeydir uğrayamıyordum buralara, sonunda bir tura çıkma fırsatım oldu :-)
Tiryakilerin sigarayı bırakamamasının sebebi, tehlikenin bir istatistiğe bağlı olması ve uzakta görülmesinden kaynaklanmakta bence. Şöyle düşünün, eğer sigara, başladığınız günden itibaren 5. yıl sonunda sizi kesinlikle öldürür gibi bir gerçek olsaydı eğer, sigara tiryakilerinin ne kadarı sigara içmeye devam ederdi? Ama maalesef durum böyle değil, sigara sinsice öldürüyor ve bazen de öldürmüyor, tehlike istatistiğini bilsek bile, başımıza gelinceye kadar, kendimizi hep bu istatistiğin dışında hissediyoruz.
Bence sigarayı bırakma psikolojisine girmede önemli bir etken, insanın bu istatistiğin kendi başına geleceğini öngörmesinden geçmekte. Tehlikenin uzakta bir yerde olduğu varsayımı ile sigara içmeye devam edenler için sigara paketleri üzerinde yazan "ÖLDÜRÜR" ifadelerinin bence önemi yok.
Tehlikenin içindesiniz ve ölüm yarın sizin için de gerçeğe dönüşebilir! Bunu ifade edebilmek ve en önemlisi aktarabilmek lazım. Sigara tiryakilerinin çoğu, zaten bu konudaki iletişime kendilerini kapatmış durumdalar, bu sebeple "aktarabilmenin" bir yolunun bulunabilmesi önemli.
Ben de senelerce tütün kullandım. Özellikle pipo ve püro ama yanında her zaman sigara da vardır. Sporu yaşamımın gündelik bir parçası haline getirdikten sonra, bir gün, tütün kullanmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim. Çünkü her gün sağlıklı bir yaşam için spor yaparken, aynı zamanda pipo içmeye de devam ediyordum. İşte o gün tütünü hayatımdan tamamen çıkartmaya karar verdim. Bu kararımı vermemin üzerinden sanırım 4-5 sene geçti ve o günden beri hiç tütün kullanmadım. Ancak, sanmayın ki bu tütünü sevmediğim anlamına geliyor, eğer sağlığa zararı olmasaydı, şu anda da zevkle bir pipo ve püro tüttürmeyi tercih ederdim. Ama bunu yapmamayı tercih ediyorum. Sevmeme rağmen yapmıyorum yani. Üstelik, bunun sağlığıma faydasını gördükçe, ne kadar doğru olduğunu da anlıyorum.
Kısacası, içmemeyi tercih etmek ve tercih ettirtebilmek gerekmekte :-)
Sağlıklı bir yaşam için adım atmak isteyenler, benim bu konudaki yazı dizimin ilk yazısına bu link ile ulaşabilirler.
Selamlar.
Sevgili Selim,
Her şeyden önce, yazının girişinde yaptığın yanlışları düzelterek söze başlamak istiyorum. Bir defa ben "sene" sözcüğü yerine "yıl"ı kullanırım; bir de öyle 1994'ler falan değil, kafadan 1944'lerle söze başlarım; anlaştık mı?..
Bu yazın beni ne kadar ümitlendirdi ve mutlu etti bilemezsin. Zaten bir süredir sigara sorununa farklı yaklaşmaya başladığını, çözüm arama çabasında olduğunu, ancak bu konuda yeterince cesur olamadığın için de bahanelere sığınmaya devam ettiğini çok iyi biliyorum. Boş ver şimdi, sigaraya başlama durumunda olanları uyarmayı. Onlar için hala vakit ve ümit var... Önemli olan senin ve senin gibi olanların kurtulması.
Hani Hoca "bana damdan düşen birini getirin" demiş ya... Ben işte o damdan düşenim. Biliyorsun 40 yılı aşkın süre içtikten sonra, bir anlık bir kararla sigarayı nasıl bıraktığımı defalarca anlatmışımdır. Can alıcı noktalarını bir kez daha yineliyorum:
1. Her şeyden önce sigarayı küçümsemek, onunla alay etmek ve "sen kim oluyorsun da, şunca yıldır bana hükmediyorsun" diyebilmek.
2. "Tiryaki" sözcüğünün masumiyetine sığınmayıp, "bağımlı"yı kullanmak ve bağımlılığın kişiliğimize hakaret olduğunu kabullenmek.
3. Sorunun çözümü için kendimizi başkalarından, tıbbi tedavilerden, ve birtakım ilaç ve araç gereçten medet umacak kadar zavallı hissetmemek.
4. Sigarayı bıraktığımızı, anında çevremize duyurmak ve kendimizi onlar karşısında zayıf, iradesiz ve kararsız duruma düşürecek bir duruma sokmaya meydan vermemek.
5. "Bu benimki tiryakilik ve bağımlılık değil, bir çeşit hastalık, bırakmak istiyorum ama, bu hastalık duru engel oluyor" mazeretine sığınmamak.
Daha sayacak çok şey var, ama bu kadarını bile insan olmamızın ölçütleri olarak görüyorum. Benim bu konuda böylesine cesur davranmamın nedenini çok iyi biliyorsun; beş yıl önce bu iradeyi göstermesem şimdi bu ahkamı kesemiyor olacaktım.
Sana ve tüm sigara içenlere karşı inancım giderek güçleniyor.
Selim Abi, yukarıda becerip de veremediğim bağlantıyı tekrar verme gayretiyle küçük bir kalabalık yaratmış oluyorum, kusuruma bakma. Bu sefer olacak, sanıyorum.
<a href="http://bulentakgul.wordpress.com/2007/05/25/hezeyan" rel="nofollow">Hezeyan</a>
Yine olmadı Bülent. Dur ben sana yardımcı olayım: “Hezeyan”
Sevgili Ali Usta, ben aylarca, yıllarca bırakmayı başarıp da yeniden başlayanları hiç anlamıyorum. Aman!
Yazın daha önce gözümden kaçmış Bülentçiğim, aynı şeylerden söz etmişiz.
Sevgili Serdar, biz sana uğruyoruz, ama pek evde bulunmuyorsun:)
Katkın için teşekkür ederim. Evet, gazetelerin üçüncü sayfalarını işgal eden haberlerin öznesi olmayı kimse kendisine kondurmaz ve bunları vah vahlarla geçiştirir gideriz. Oysa o haberlerin özneleri de bir zamanlar aynen bizim yaptığımızı yaparlardı.
Ölümün zamanının belirsizliği nasıl bu acı gerçeği hafifletiyorsa, felaketin belirsizliği de öyle...
Şahin Abi, sana Sina’nın soğuk esprilerine benzer bir şey söyleyeyim: “Benim 40 yılı doldurmama daha var!”
Onun için yazı 1944 diye başlayamıyor:)
Evet Selim Abi,
Bir kere daha mesleki mevzularda keskin mutabakat sağlamışız.
Beyhude gayretimi dikkate alarak bağlantıyı düzelttiğin için teşekkür ederim.
Saygılar...
Vallahi en hassas noktamdan vurdunuz şimdi beni :) On seneyi aştı benim tiryakiliğim. Bu süre içinde defalarca sigarayı bırakmayı denedim. Bir seferinde tam bir yıl içmedim. Sonrakinde altı yedi ay dayandım. İki sene önce yaklaşık 4 ay içmedim (farkındsaysanız süre hep kısalmış). Mayıs ayında yine bıraktım sigarayı. Tabii böyle bir geçmişiniz olunca, "bakalım bu sefer ne kadar sürecek?" diyor insan haliyle.:)
Genellikle her seferinde aynı kararlılıkla bırakıyorum sigarayı. İlk zamanlar çok iyi gidiyor ve aramıyorum. Ama zaman geçtikçe sigarasızlık giderek zorlaşıyor. Tabii zaman geçtikçe insanın kendine güveni de artıyor ve bir taneden birşey olmaz demeye başlıyor. İşte o bir tanenin ise ne yazık ki gerisi geliyor.
Paketlerin üzerindeki yazılar konusunda sizlere katılıyorum. Sigarayı bırakmak istemeyen bir tiryaki için hiç anlamı yok bunların. İnsan bir süre sonra görmez oluyor zaten. Ama, ne zaman ki ölüm yakınlarınıza geliyor ve sigara yüzünden tanıdığınız birileri ölmeye başlıyor, işte o zaman korku da artıyor. Bu benim de başıma gelebilir diyorsunuz. İşte o zaman içtiğiniz her bir sigara pişmanlık yüklü olmaya başlıyor ve ne yazık ki paketler üzerindeki sözler de sizi ürkütmeye başlıyor. En azından benim için böyle oldu.:)
Yani aslında bu mesajlar tek başına bir anlam taşımıyor. Onların işe yaraması için önce tiryakinin gerçek anlamda ölüm korkusuyla sarmalanması gerekiyor. Uzun lafın kısakı, bu tiryaki milleti iletişilerek hizaya gelmez diyorum ben. :)
Not: Bu sefer nikotin bandıyla bıraktım sigarayı. Öncekilere göre daha kolay oldu. Bantları kullanmayı bırakalı 2 hafta falan oldu. Bu arada şu elektronik sigaranın da işe yaradığını duydum. Selim Abi, gel al şu elektronik sigaradan ve bir dene yahu. Ne kaybedersin? Olmazsa debedim dersin en azından. :)
Sevgili Zeynep, sonunda “Yine bırakamadım!” gibi bir cümleye rastlayacağım kaygısıyla korka korka okudum yormunu... Seni yürekten kutluyor, gösterdiğin bu irade sağlamlığı karşısında da kendimden utanıyorum.
Elektronik sigaraya gelince, işin içine pil gibi zehirli kimyasallar taşıyan bir şey girdiği için çok itimat edemedim. Tütünü aratmasın sonra!
İnternette kullanıcı deneyimine de rastlamadım.
Geçenlerde Asaf Savaş Akad anlattı. Profesörün biri çok sigara içiyormuş, yakınları demiş ki; hocam bırak, bırakırsın sen, çok da zor değil. Hoca demiş ki:"bırakmak çok kolay, ben defalarca bıraktım."
Ya da böyle birşey işte, mesaj belli.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home