| Avrupa’dan Asya’ya yürüyerek geçmek veya birkaç dirhem baharat, birkaç arşın ibrişim...

E, tabii ki kavşak da yapılacak, yol da yapılacak, altyapı yatırımları da aksatılmayacak. Belediyenin temel fonksiyonları arasında yer alıyor bunlar... Ancak, başkanın yeni açıkladığı hayalinin İstanbul’un markalaşmasına hizmet edebilecek parıltıda olduğunu düşünüyorum.
Boğaziçi Köprüsü’nden yaya geçişlerine izin verip Asya’dan Avrupa’ya geçenleri sertifikayla ödüllendirmeyi düşündüklerini söyleyen Topbaş “Bayındırlık Bakanlığı’ndan bunu talep ettik, bize izin verdiklerinde çalışmalara başlayacağız. Bu projenin turizm açısından dünyayı önemli şekilde etkileyeceğini düşünüyoruz.” demiş. Vallahi haklı... Gerçi neden Asya’dan Avrupa’ya geçenler sertifikayla ödüllendiriliyor da, Avrupa’dan Asya’ya geçenler ödüllendirilmiyor, anlayamadım. Oysa anlamlı olan bu... Belki de sürç-i lisandır.
Tabii fikre itiraz edenler de yok değil. Başlangıçta yaya trafiğine açık olan köprünün intiharlar nedeniyle kapatılmasını hatırlatanlar, gereksiz bir şey olduğunu söyleyenler var. Bildiğiniz kabızlıklar... Yayalardan çok mu istek gelmiş de, yok efendim neden böyle bir şeye gerek duyuluyormuş da, lüks bir kararmış da, falan filan...
İnanmayacaksınız, yıllardır, çevremdeki arkadaşlarıma bu fikri söyler dururum; “şıracı” Şahin Tekgündüz şahidimdir. Gerçi benim fantezim biraz daha mübalağalı görülebilir; çünkü ben, statik hesaplara, güvenlik konularına falan hiç takılmadan (Ne anlarım ki?) köprünün iki yandan bir miktar genişletilmesini, buralara balıkçıların, midye tavacıların, hediyelik eşyacıların, kafelerin ve konsepte uygun sair dükkanların yerleştirilmesini ve her iki tarafın şenlik yerine dönüştürülmesini hayal ederim. Yenisinin yapılmasıyla şimdi biraz havası kaçtı, ama Galata Köprüsü’nden bir nebze tecrübemiz yok mu zaten?
Yazıyı uzatmamak ve sizin fantezilerinize de yer bırakmak için ayrıntılandırmıyorum. Zaten, burada asıl amaç, köprünün dünyadaki tek olan özelliğini kullanmaktır; kıtadan kıtaya yürüyerek geçmek... Başkanın, konunun bu yönünün farkında olduğu, yani boşa atmadığı sertifikadan falan bahsetmesinden belli.
Hangi eğitim, hangi yaş düzeyinde olursa olsun, insanlar böyle hoşluklardan hazzederler. Bir Fransız’ın Paris’e döndüğünde arkadaşlarına “Avrupa’dan Asya’ya Boğaz’ın üzerinden yürüyerek geçtim; aha da le certificat de passage!” demesi az bir hava atma vesilesi değildir yani... Hocalar ve güvenlikçiler fikre burun kıvırdığı halde turizmcilerin üstüne atlaması boşuna mı?
Buradan kıtalar arası geçiş yapan Batılılar’ın, Doğu’nun baharat, ipek ve diğer zenginliklerine sahip olacakları efsanesi bile yaratabilir, hatta dönüşte kendilerine birkaç dirhem baharat, birkaç arşın ibrişim hediye edebiliriz.
İyi fikir, iyi...
Güncelleme [ 1 TEMMUZ 2007 ]
Star Pazar’dan İnci Döndaş, Karayolları 17. Bölge Müdürü Yakup Dost ile Bogaziçi Köprüsü’nü yaya olarak geçmiş ve bugün konuyla ilgili bir haber yapmış. Haberden anlaşıldığına göre iş ciddi... Fanteziyi aşmış yani!
Bu haberden şunları öğreniyoruz:
1.
Köprüye girişi Ortaköy ayağından asansörlerle yapıyacak.
2.
Yalnızca Marmara’ya bakan tarafında yürünebilecek.
3.
Giriş bölümü olan Ortaköy ayağında hediyelik eşya dükkanları falan yer alacak.
4.
Trafik etkilenebileceği için, fotoğrafçı dışında köprünün üzerinde restoran veya kafe gibi yerler olmayacak. (Demek ki güvenlik ve statik sorunu yok.)
5.
Avrupa’dan Asya’ya geçilemeyecek, Asya’ya yaklaşıldığında geri dönülüp tekrar Ortaköy’den Avrupa topraklarına adım atılacak.
Eğer sorun, yalnızca trafiğin etkilenmesiyle buna bir çözüm bulunur, ama hadi restoran ve kafelerden vazgeçelim. Ancak köprünün Avrupa’dan Asya’ya geçilmesini sağlayacak olmaması işin cazibesini, öyle böyle değil, çok azaltır.
Benden söylemesi...

















11 YORUM:
Köprünün üzerine dükkanların açılması fikrine bayıldım.:)
Marmaray'ı öyle yapsalar. Yeraltında dükkan:P
Sevgili Selim Abi,
Ben de bu kararı destekkiyorum. Zira zamanında ben de neden yapılmıyor diye sormuştum kendime ve arkadaşlarıma. İntihar meselesi bence tamamen saçma. Çünkü kalabalık ne kadar çok olursa intihar girişimi o kadar az olur. Biri korkuluklara tırmanmaya fırsat bulamadan yiğit bir evladımız alaşağı eder onu.
Geçenlerde "Bu Sizi İlgilendiriyor" programında İstanbul'un köprüleri de mevzu oldu. Konuk profesör köprülerimizin güzel olduğunu, tasarımında yüzey şeridinin ince yapılmış olmasının bütünsel güzelliği az bölmesi bakımından doğru olduğunu söyledi. Bu bağlamda iki sebeple senin dükkan fikrine itiraz edeceğim. (1) Köprünün dışından boğaza bakıldığı zaman, örneğin Ulus Parkı'ndan, köprü kalınlaşmış yapısıyla boğazın görsel güzelliğini zedeleyecektir ve (2) köprüden yürüyerek geçen insanların boğazın eşsiz güzelliğini görme imkanları ortadan kalkacaktır ki bu haliyle yürüyerek geçiş ruhundan kaybedecektir.
Boğazla ilgili bir gözlem ve bir anı aktarayım. Ben Avrupa yakasında oturup, Anadolu yakasında okudum. Yedi yıl boyunca haftada 4 gün köprüden iki defa geçtim. Genelde dönüşlerim de gece olurdu. Ve inan bana kafasını cama yaslayıp, boğazın o efes manzarasına dalarak köprüden geçen, bir güzelliği izleme ve ona ait hissetme fırsatını kullanan o kadar az insan gördüm ki. Ne kadar yazık; bu güzelliğe bakmak, onu hissetmek ve ondan bir güzellik nemalanmak için tek yapması gereken kafasını sağa / sola çevirmek olan insanımız, çok büyük bir oranda farkında bile değildi.
Yıl 1997. Kadıköy'den 500'e binmişim, Cevizlibağ otobüsü, saat 11:00. O gün inanılmaz bir kar yağışı vardı, belki hatırlarsın, son ve ondan sonraki yılların en güçlü yağışıydı. İstanbul kilitlenmişti. Kadfıköy'den Topkapı'ya tam 11 buçuk saatte gidebilmiştim. Bu eziyette hayatımın en şık anılarından birine sahip oldum. Yola çıkmamızın 4. saatinde gişeleri geçtik. Gişeleri geçtikten sonra yaklaşık 200 metre daha yol aladık yarım saatte. Ve orada durduk. Yaklaşık on dakika bekledikten sonra şoföre gittim ve "kaptan ben sigara içeceğim" dedim. Aman dedi, yasak seni indiremem. Ben de dedim burada içerim. İtiraz etti hemen, olmaz diye. Ben sigarayı ağzıma getirip çakmağı ateşleyince ön kapı açıldı ve kaptan "otobüsün yanından ayrılma" dedi. O sıralar tipi durmuştu artık. İstanbul'un başı yerdeki karla dertteydi. O sakinleşmiş, azar azar yağan kar altında, köprünün yaklaşık 200. metresinde, 1. köprüden boğazın kuzey hattını izleyerek hayatımın en keyifli sigarasını içtim, bembeyaz İstanbul'a bakarken yukarıdan. Bu arada yalnız kalmadım tabii, benden sonra ikisi arkadaşım 10 - 15 kişi daha indi ve yaktı sigarasını.
İki şey kafamı kurcaladı hep bu konuda. (1) benim gibi inip sigara içenler acaba gerçekten sigara içmek için mi oradaydı yoksa sigara bu güzelliği yaşamak anındaki detay mıydı ve (2) otobüsteki diğer insanlar neden inip bu anı yaşamadılar? Yukarıda yazmış olduğuma tekrar temas edeyim; bu güzelliği yaşamayı bile bilmiyorsak, nasıl olacak da mutlu olacağız biz?
Saygılar...
Teşekkür ederim Bülent.
Dükkan dediysem, küçük kulübecikleri kastettim. Tabii ki köprünün mimari estetiğini ve görüş açıklığını kapatmaması gerekiyor. Ayrıca buna mimarlar mutlaka bir çözüm geliştirirler.
Köprüyü koşuyolu gibi kullanmak da biraz eksik olmayacak mı? Hani, ayak üstü sigara tüttürmek değil de, şöyle Boğaz'a doğru oturup bir kahve yudumlamak fena mı olur?
Son sorularına cevap veremiyorum. Elbette herkesin ilgisi aynı ölçüde olmayabilir, ne yapalım?
Sevgiler.
Tadir Topbaş kim? :)
Tamam, artık Kadir oldu:)
Muhteşem bir fikir. Köprüden her geçişimde trafik sıkışsa da biraz daha izlesem şu boğaz manzarasını diye dua ederim. Yürüyüşe açılırsa muhteşem olur. Bu arada geçiş sonrasında baharat ve ibrişim fikrini daha çok tuttum ben.
Selim Abi, kulübecik olur sanırım, boğaza karşı bir kahvenin tadına doyulmaz, beklentim büyük.
Makinelere (otomobil v.d. motorlular) ayrılan alanların insanların yaşam alanlarını iyiden iyiye daralttığı günümüzde bu tip fikirler muhteşem, yayalara-bisikletlilere her yerde daha çok alan oluşturulması gerekiyor.
Bisiklet deyince (sanki bilerek demedik), bu konuya duyarlılık gösterilecek günler de gelecek mi acaba?
Ankara'da neredeyse tüm yollar yenilendi, kavşaklar, köprülüler bir şeyler yapıldı her yere. Ve yeni yol düzeninde köprü altına inmiyorsanız eğer (ki bisikletle inmek kesin intihar girişimi olmasa bile hafiften teşebbüs) yanda kalan dar yollardan bir otomobil ile bir bisikletin yan yana geçmesi ancak otomobilin gidona sürtmesi ile mümkün.
İstanbul'da yolların böyle çok yeni olmaması dolayısıyla söylenecek bir şey yok, peki ama Avrupa'nın Kültür Başkenti geçinen Ankara'da 2005-2006-2007 yıllarında yapılmış yollardaki bu düşüncesizlik?
Yok be Selim Abi, ya biz bu geçişe layık değiliz ya bu geçiş bize..
Ben de her gün Boğaz'ın o eşsiz manzarasıyla karşılaşıyorum. Hem akşam, hem de sabah bu güzellik karşısında nefesim kesiliyor, içimden haykırmak geliyor! Bu anlatılamayacak bir duygu, farkındayım.
Bu arada koşarak köprüyü geçebilirsiniz, ama yarısında motorlu bir polis yanınıza gelip sizi uyarıyor ve motorun arkasına alıp, İş Bankası ATM'sinin önüne bırakıyor, ceza da kesmiyor, yaşanmış ve tecrübe edinilimiştir :)
Bu kafe ve kahve mevzusuna gelecek olursak eğer;
Çok isterim oturup kahve içmeyi köprüde ama görselliğini kaybedeceği kesin. Aklıma şöyle bir çözüm geldi. Köprünün altına büyük teleferikler konulsa (70 kişilik mesela) ve karşıdan karşıya 25 dk.'da geçse, biz de o sırada teleferiğin içindeki masalarda oturup kahve içsek, manzaraya doysak...
Hem sırayla hem de parayla :)
Güzel olmaz mı?
Sevgiler,
Sevgili Selim Abi,
Avrupa'dan Asya'ya geçişle ilgili söylediklerine katılıyorum, ama köprünün Asya ayaklarının bulunduğu yerin bir yanda askeri arazi diğer yanda Beylerbeyi Sarayı olması işi zorlaştırıyor.
Bence proje bu hilyle işlevsellikten uzak ve keyif almaya, bir yandan da amaca hizmet etmiyor. Nedeni de basit; karşıya yürüyerek geçilmiyor, karşıya gidilip geri dönülüyor; olmaz.
Yapılacak şey şöyle olabilir:
Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesine asansör indirilebilir. Gerçi bu şekilde de köprünün tarafları tutumuyor. Asansör önce köprünün altından yatay biçimde kuzey ayağa geçip oradan da saray bahçesine inebilir. Böylece özellikle turistler bir diğer turistik tarihi mekana yönlendirilmiş olur. Köprüyü yürüyerek geçmek isteyen kişiler için de gişiler çıkışındaki otobüs durağına kadar yürüş alanı yapılabilir. Orada karayolları binasının önünde futbol sahası kadar alan var nasılsa.
Asya'dan Avrupa'ya geçişin işlevsel olması mümükün değil. Çünkü en yakın otobüs durağı Levent sapağında ve yürünecek yol değil. Köprü çıkışına da bir otobüs durağı yapmak mümkün değil. Bunun için de yine asansör köprünün altından kuzey ayaktan güney ayağa geçerek Ortaköy'ê inebilir.
Gerçekçi olmak gerekirse köprüden yürüyerek geçmek harika bir keyif olacak olsa da işlevsel olmayacaktır. Ancak yine de hiç yoktan iyidir.
Saygılar...
Konuya epeyce ayrıntılı bir giriş yapmışsın Bülent. Evet, mesele sadece manzara seyretme şeklinde düşünülürse sabah veya akşam trafiğinde üç beş kuruş fazla vererek (zaten başka türlüsü olmaz, taksici kızar:) sağ şeritten yürüttüğünüz bir taksi marifetiyle bu ihtiyacı giderirsiniz. Zaten kimi zaman zorunlu olarak yapıyoruz bunu. Avrupa’dan Asya’ya ya da Asya’dan Avrupa’ya bizzat geçmek farklı bir duygu... Özellikle yabancılar için.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home