| Sene-i devriye...

13 Kasım 2005 günü ilk yazımı yazmışım bu bloğa... Birkaç gün öncesinden bazı denemeler yapıp silmişimdir mutlaka, ama biz nüfus kütüğünü dikkate alalım. “Diyalog bir tür varolma biçimidir.” diye başlamışım sohbete... Ve bu ilk yazıda “diyalog”la ilgili olarak bolca Ekşi Sözlük’e başvurmuşum. Hadi yine öyle yapalım, yıldönümü neymiş bakalım, lafı da tadında barıkalım. Alıntı Ekşi Sözlük’ten, alıntının içindeki parantez içleri benden:
İnsanın bireysel tarihinde önemli bir olayı barındıran güne verilen ad... (İşte o gün, bugün oluyor!)
Ama bu önemli gün, mesela doğum gününde olduğu gibi genellikle sadece kişinin kendisini ilgilendirmez. En az bir kişi daha bu önem arzetme gününe dahildir. (Aşağıda, bu önem arzetme gününe dahil olanların geçen haftaki dahil olma istatistiklerini verdim.) En yaygın kullanılan şekli, evlilik yıldönümüdür. (Bizimle şimdi bir ilgisi yok, o yıllar yıllar dönümü oldu!) En acı şekli ise ölüm yıldönümü. (Ne alakası var şimdi. Allah gecinden versin. Herkesin dahil olup da veda edenin dahil olamadığı önem arzetme gününe girer bu... Biraz kalsın!)
Bazense tuhaf bir senaryoda figüran bulursunuz kendinizi. (E, olabilir; ben dönmeyip, iradem dışında yıl döndüğüne göre...) Mesela doğum gününüzle ölüm gününüz pişti yapar sizi. (Tövbe tövbe!) Veya sevgilinizle tanışma gününüzle ayrılma gününüz takvimde başka sayfa yokmuş gibi aynı günde randevulaşmıştır. (Hımmm!)
Böyle karman çorman gider bu yıldönümleri...
Neyi kutluyorduk, neye üzülmüştük, neye ölmüştük ve neye doğmuştuk? Akar gider öyle... Yıllar döner durur. [saklisaman]
İşte böyle... Bir yıldır burada gevezelik ederken, sanki elimizde mebzul miktarda varmış gibi ömürden de bir yıl daha tüketmiş olduk. Pasta masta da yok! Erkeğiz, unutmadığımıza şükür:)
Bu önem arzetme gününe dahil olanların geçen haftaki dahil olma istatistikleri bunlar... Teşekkürler.Bu arada, yıldönümünü fırsat bilip blog başlığını değiştirdiğimi de farketmişsinizdir. Eski başlık için “Biraz sonra darbe olacakmış gibi bir havası var!” gibi eleştiriler almıştım:) Aydınlattım, gün ortasında artık darbe marbe olmaz herhalde!































34 YORUM:
2 güzel bir sayıdır, yanına O alınca daha hoş olcak gibi. İyi yıldönümleri.
Nice nice, dolu dolu yillara. Tebrikler
Bana göre; olabilecek en güzel yıldönümlerinden.. yazılmış, sunulmuş ve paylaşılmış olana dair. Hem size ait hem de herkese..
Nice yıllara sağlıkla ve tadında erişmenizi dilerim.
Tebrik ederim.
Dilerim ki sizi okuma keyfimiz yıllarca devam etsin; sağlıkla, mutlulukla, kıvançla...
Daha uzun süreler yazmanız dileğiyle.
Sevgili Selim,
Senin blog olayını ben bir "indifa"ya benzetiyorum.
Daha önce hemen hiçbir yerde yazmayan, bilgi ve görüş açıklanan ortamlarda pek görünmeyen, neredeyse ajans toplantıları ve müşteri sunumları dışında çok fazla konuşmayan birinin, birikimlerini lavlar gibi püskürtmesi... Ne var ki, hiç yıkmayan, yakmayan, kendi yarattığı mecralarda sıcak sıcak akarak çevresini ısıtan lavlar...
Devam et sevgili Selim, bütün övgüleri hakediyorsun. Kutlarım seni.
Bu yıldönümü benim yıldönümlerimden biriymiş gibi sanki... (Sahiplenmişiz, işte o kadar Mim Ali Bey!)
Sevgili Selim Bey, kutluyorum sizi bu yararlı güzellik için ve kutluyorum bizleri, bu yararlı güzelliği çarçabuk keşfettiğimiz için.
Kutlarım seni Selim Ağbi, daha nice yıllara.
Tebrikler.
Tebrikler Selim abi.
Daha nice yıllara. Diyaloğunun hiç bitmemesi dileği ile.
Hepinize çok teşekkür ediyorum. “Yeni dostluklar” diyorum, bunu laf olsun diye de söylemiyorum. Yüzüme vuran sıcak rüzgarları hissediyorum çünkü...
Eski dost Şahin Tekgündüz’ün yorumuyla ilgili bir şeyler söylemem gerekiyor:
Şahin Abi, fikren merkezde, cismen periferide olmaya sanırım devam edeceğim. Yani beni, yine zor göreceksin eskiden beri görmediğin yerlerde... Böyle iyi:)
Gerçi ben eskiden beri gevezelikler yapardım, ama şimdi bu gevezelikler kendine bir mecra bulmuş oldu, o kadar. Bence de iyi oldu. Teşekkür ederim.
Yeni bir okurunuz olarak ben de blogunuzun sene-i devriyesini tebrik ederim. Saygılarımla...
Selim Bey,
Nice mutlu yıllara.
Aman yazmayı sakın bırakmayın...
Her şey gönlünüzce olsun.
Zeki Yuksekbilgili
http://pazarlamacanavari.blogcu.com/
Mutlu Yillar!
Derin Sular basligini buyutme tavsiyen icin de tekrar tesekkurler. Fena olmadi sahiden de. Gun gun daha cok alisiyor gozum...
Eski okurlara çay, yeni okurlara sütlü kahve ikram ediyoruz Sevgili Kalemzede... (Bir kalem insana ne yapabilir, merak ettim doğrusu:) Teşekkür ederim. Hoşgeldin.
Senin o tarafta da epeyce okunacak şey olduğunu gördüm. Tebrikler.
Ben doktorun zeki ve yüksek bilgili olanını severim:) Aman sen de bırakma sakın Dr. Zeki Yüksekbilgili... Teşekkür ederim.
Bana göre, bir dostun lacivert ceketinin omzunda tebeşir izi görüp de söylememek yakışık alır mı Sevgili Serdar? Bilenler bilir, ben bunu dostlara yaparım, ama takdir sizindir. Teşekkürler.
Dönümleri kutlamaktan bıkmışlığım var biraz. Uzun süredir toplu kutlamaları da, ilişki derecem ön safta değilse eğer, bünyem çekmiyor. Ancaaaak, son dönemin en mutlu tanışıklığı olan Selim Bey'e laf yetiştirmezsem olmaz. Nice yıllar pastasını blogun lezzetli yazılarından yaptım, kestim yiyorum... Herkes buyursun yesin, alışkanlık yapıyor.
Bir soru??? Blog yanına sesli harfler alınca bloğ olmalı mı? Sonuçta Türkçe bir kelime değil ki yumuşatalım, diye de bir ukalalık etsem mi?
Bekeldim en son yorumu yazan olayım diye:)
Ya en ilk ya en son, ya en sağ ya en sol yan. Ortamız yok ki Selim Bey:)
Daha nice yıllara. Garip bir durum bu aslında. Blog için başka bir tebrik şekli bulmalıyız gibime geliyor.
Teşekkür ederim, ama son olduğunu nerden kestirdin Arzu? Bu sefer sol olsun:)
Oya Hanım, sizin pastalarınızın yanında bizim blog yazıları poğaça gibi kalır, efendim. Beni mahçup ediyorsunuz.
Bu arada, ‘g’ tabii yumuşamalı. Ürün katoloğundan diyaloğa, psikoloğa kadar böyledir bu.
Aaa eski okurlara niye çay veriliyor? Ben de kahve isterim ama sade olsun :)
Nice nice senelere....
Geç gelenlere çay da yok! Oya Hanım’ın yaptığı lezzetli pastalardan kaldı bir miktar:)
Bir de Arzu Kız’ın “son” olma hevesini de kursağında bıraktın yani:)
Teşekkür ediyorum.
Bu kadar Türkçeci geçiniyorum, pes yani. Ne kadar haklısınız. Diyalogdu psikologdu falan, bunlar da Türkçe değil ki. Nasıl da şartlamışım beynimi. Bir süre sonra bloğa da şartlarım. Sağolun ve çok sevgiler.
Siz yazdıkça pastalar benden 8-))
Başlık da yenilenmiş, güzel olmuş. Tebrikler. Emek isteyen bir iş ve zaman. Müşteriler kıskanmasın Selim bey bu iş giderek büyüyor. Ne dersiniz?
Teşekkür ederim. Müşteriler niye kıskansınlar ki, ne yapıyorsak onlar için?
Selim Bey;
Türkçeyi doğru kullanmayı ne kadar önemsediğinizin haylice farkındayım, bu özeninizi de takdir ve muhabbetle karşılıyorum -Haluk Mesci Bey'i de bu noktada anmadan geçmemeliyim. Bildiğiniz üzere, -zede eki Farsça bir ek olup sonuna geldiği kelimenin gösterdiği şeye uğramak, maruz kalmak, -hadi Devellioğlu'dan aktarayım- "vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş, uğramış, yakalanmış" anlamlarını oluşturmaktadır. Ekin her koşulda kendi başına bir "zarar, mağduriyet" ifade etme işlevi yok aslında. -Zede eki alıp da Türkçeye geçmiş kelimelerin neredeyse tümünde öndeki kelime tabii afetleri işaretlemekte: Depremzede, selzede, bankerzede ve hatta off-shorezede vs. Zihnimizde bu ekin "zarar" anlamıyla yerleşmiş olmasının müsebbibi ekin kendisi değil eklendiği kelimelerdir. -Zede'nin bana göre Farsçadaki en güzel kullanımını "harfzeden" fiili sergilemekte. Bu kelime harfleri birbirine çatarak, çarparak, vurarak, tutturarak, yakalatarak okumayı sökmeyi ifade etmek için kullanılıyor. Bense, kalemzede'yi seçerken hem ekin bu bildiğimizden daha geniş anlam evrenine sırtımı dayamak hem de -zade ekine bir nazire olması niyetini taşımıştım. Elbette ki, kalem kendi başına bir insana zarar veremez. Gerçi bir vakitler idam cezası verilirken kalem kırılırdı ama bunun da bir vicdan meselesiyle bağlantısı olduğu bilinmekte. Sözü uzatmak istemiyorum, niyetimi anlamışsınızdır, ben kalemzede'ye hem kaleme bir vesile niteliği kazandırmak hem de kalemzade'ye nazire olsun diye vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş, uğramış, yakalanmış idim. Devellioğlu da bu niyetime meşruiyet kazandırıp kelimenin karşılığını aynen şöyle vermiş: "kaleme alınmış, yazılmış." Ha unutmadan, bir güzel kelime daha var ki -zede'li, ona da sevdazede derlermiş.
Bir "kıraatzede" ve "muhabbetzede"niz olma temennisiyle saygılar...
Sevgili Kalemzede, aslında latife olsun diye takılmıştım, bir kritik değildi yani... Belki bunda, gerçek isim kullanmamaya karşı biraz takıntılı olmamın da payı vardır:)
Ama iyi oldu, ‘-zede’nin Farsça’daki asıl anlamını hep birlikte öğrenmiş olduk. Tabii “kelimelerin kalbi”ni sonuçta biz dolduruyoruz, ne doldurursak da onu boşaltıyoruz.
Eski kelimelere karşı biraz aşinalığım vardır, Farsça’daki ‘-kâr’ ekininin ne anlama geldiğini de bilirim, ama buna rağmen “cefakâr” kelimesinin Farsça’daki asıl anlamının “cefekeş, cefa çeken” değil de “cefa çektiren, cefa eden” olduğunu bir vesileyle tam da bugün öğrendim/farkettim.
Tabii ki “cefakâr”ın doğru Türkçe karşılığı “cefa çeken”dir. Ne yapabiliriz, öyle doldurulmuştur, boynumuz kıldan incedir!
Kıymet-şinâs dostların biz de muhabbet-zedesi olmaya daima âmâdeyiz.
bir -gec kalmis- mutlu yaslar da buradan. bir gozlemi iletmek adina: istatistik tablonuzda hayretle gordugum sey pazar gunu en yuksek hite ulasmis olmasi. 1,5 senedir pazar gunleri en -ama en- dusuk rakamlara ulasan ben, bu karsilastirma sonucunu, yorumlanabilir buldum. ne dersiniz?
Nice yıllaraaa!
(Kelime bitince boşluk bırakmadan ünlem işareti koyma efekti)
Ben çay, poğaça ne kaldıysa razıyım, etrafında bir sohbet şekillendiği sürece :)
Sağolasaaaan Volkan! Burda sohbet eksik olmaz, adama deli derler ama, kimse olmasa bile kendi kendimize konuşuruz:)
Teşekkür ederim Sevgili Hera! Aslında benim son birkaç aydır Cumartesi günlerim pek parlak olmuyor, ama Pazar günleri durum toparlanıyordu. Yine de her iki günün hiti, hafta içinden daha düşük olurdu. Bu haftaki ilginç bir gelişme... Ancak bunun bir işaret olduğunu sonradan anlamış oldum; çünkü bu haftanın tekil ziyaretçi ortalaması birdenbire 600'ü geçti. Herhalde okurlardan bir yıldönümü hediyesi:)
Bu arada benim Pazar günlerimin yüksek olmasının belki bu sitem yazısıyla ilgili vardır: “Pazar günleri siz ne yapıyorsunuz?”
Blogunuzun duzenli yedeklerini almaniz birgün Blogger.com bizi terketse de sizin uretimlerinizin baki kalmasi acisindan onemlidir diyerek bencilleserek, nice nice guzel uretimli bol tiklamalali yeni senelere dileklerimle...
Saygilar.
Yazınızda karelerimi kullandığınız için garip bir tanımlandırma yoluna gittim yazınızı...
Google da aylık isim searh programımı çalıştırdığımda yazınız karçıma çıktı ..
Program olmasa yazınızdan ve karelerimi kullandığınızdan haberim olamıyacaktı...
Saygılarımla ...
Sevgili Emrah,
“Garip bir tanımlandırma” ifadeni biraz daha açabilirsen sevinirim, çünkü şimdi ben de bir garip oldum:)
Yazılarımda bazı fotoğraf sitelerinden çeşitli fotoğraflar kullanıyorum. Ticari bir amaç taşımadığı ve ilgili bağlantıları da kesinlikle verdiğim için doğrusu bunu pek “kullanmak” gibi de düşünmedim. Bu karelerin, yazılarımın ifade gücünü artırması, görsel bir keyif sağlaması yanında, sanatçının tanıtımı yönünde bir işlev icra ettiğini de söyleyebilirim.
Bu arada çalışmalar için kutlarım. “Kullanılma”sında bir sakınca olup olmadığını bildirirsen gereğinin yapılacağını da belirtmek isterim.
Teşekkür ederim.
Sevgiler.
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home