| La havle!
Product
Allah ve peygamberlerinin ekip olarak “yoksullara yardım” paketi…
Research
On bir kafadar, camileri dolaşarak ziyarete gelenler hakkında bilgi topluyorlar. Fokus grup araştırmalarına pek itibar etmiyorlar. Ellerinde cevşen, tespih, Kur’an-ı Kerim ile dilenci kılığında dolaşıp “saf ve zengin” Müslümanları tespit ederek onlar hakkında etnografik tüketici araştırmaları yapıyorlar.
Segmentation, Targeting
Hedef kitleyi yalnızca SES grubu olarak saptamıyorlar, demografik ve psikografik eğilimleri de dikkate alıyorlar. Zengin (A ve A+ SES grubu) olması yanında özellikle “saf” olan Müslümanları tercih ediyorlar.
Positioning, Differentiation
Mevcut pazarda kullanılmayan bir konumlandırma stratejisiyle hareket ediyorlar. Belirledikleri kişilerin “saf”lık durumuna göre kendilerini bazan din büyüğü bazan da Allah olarak tanıtan dolandırıcılar, ilk karşılaşmalarında "Sen dua ettin ben geldim." diyorlar ve “yoksulara yardım ettikleri" gerekçesiyle para istiyorlar.
Güven sağladıktan sonra vatandaştan önce döviz cinsinden bir miktar para alan Bülent Ö., daha sonra, Hz. İbrahim, Hz. Muhammed ve Veysel Karani olarak tanıttığı Ersel Ö., Necati U., Halil İbrahim Ö. ile müritleri olduğunu söylediği Ali S., Katip T., Murat C., Ercan Y., Can Ö. ve Ersin Ö. ile vatandaşı tanıştırıyor.
Bülent Ö. son olarak, beraberinde getirdiği Hakan Ö.’nün ise Allah olduğunu söylüyor.

Customer Analysis
Bülent Ö., Siteler’de esnaflık yapan vatandaşın dükkanına dilenci kılığında gidiyor. İlk gidişte sadakasını alıyor. Bir süre sonra tekrar giderek, kendisinin Hz. İsa olduğunu iddia ettikten sonra vatandaştan para istiyor. Şebekenin diğer üyeleri aracılığıyla da söz konusu vatandaş hakkında bilgi toplayan Bülent Ö., esnafa evinde ne kadar parası olduğunu, nereye sakladığını ve doğmamış çocuğunun cinsiyetini söylüyor ve “saf”lık derecesini ölçüyor.
Competition, Challenging
Kafadarların, pazarı rakiplere kaptırmamak için bazan daha agresif bir yöntem izledikleri de oluyor. Telefonla aradıkları kişilerle şifreli konuştukları öğrenilen dolandırıcıların, dini inançlarını suiistimal ettikleri vatandaşlara, "kendilerine inanmayanların da şeytanın müridi olduğunu" söylüyorlar.
Pricing
Yüksek fiyat politikası izliyorlar. Kafadarlar, zengin ve saf Müslümanlarla Hacı Bayram Camii ve Sincan’da defalarca buluşarak, "ihtiyacı olan vatandaşlara dağıtılmak üzere" yaklaşık 2.5 trilyon lira topluyorlar.
Product Development
Din büyükleri ve diğer peygamberlerin adları eskimeye başlayınca artık kendilerini Allah, Hz. İsa, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed olarak tanıtıyorlar. Ürün geliştirme konusunda “beyaz ötesi”ni bile aşıyorlar. Allah’tan sonra daha ne gibi bir “geliştirme” yapacaklardı, bilinmez.
Technology
Kendisini Allah olarak tanıtan Hakan Ö., aradığı vatandaşın cep telefonunda Mekke’nin alan kodunu gösterecek teknik bir düzenleme yaptırarak, "Ey kulum 45 dakika sonra yanındayım." diyor.
CRM, Mobile Advertising
Ayrıca, vatandaşa, "daha rahat irtibat sağlayabilmek için" cep telefonları da aldıran kafadarlar, güven tazeleyebilmek için de zaman zaman teknolojiyi kullanıyorlar. Daha sonra aynı vatandaşı arayan Hakan Ö. bu sefer de "Sana kimi istiyorsan göndereyim. Söyle hangi peygamberimi istersin?" diye soruyor.
İşte böyle... Eğer bu adamlar gerçekten Allah ve peygamber olsalardı, “yoksullara yardım” yalanı da gerçek olsaydı pazardan iyi bir pay almamaları mümkün değildi! Fakat her şey “yalan” olduğu için, pazarlama stratejileri belli bir yere kadar işe yaramış. Ancak, şu anda Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde harıl harıl yeni proje ve stratejiler üzerine çalıştıklarına adım gibi eminim. Dolandırıcıdaki yetenek, herkeste durduğu gibi durmaz çünkü!

Edit [ 8 ŞUBAT 2006 ]
Zanlılardan birisi, Adliye çıkışında görüntü alan basın mensuplarına "Ben Azrailim, sizin canınızı alacağım." diyerek saldırıda bulunmuş. Saldırı sonucunda bir muhabir elinden hafif şekilde yaralanmış. Ve lâ kuvvete!

















7 YORUM:
Seth Godin, "All Marketers Are Liars" demişti son kitabından ama arka kapakta da gerçekten söylemek istediğinin bu olmadığını aktarmıştı. Ben benzetmenizi herkesin sizin bakış açınızla anlamayacağını düşünüyorum. Zaten pazarlama biliminin dışındakilerin bir çoğu, pazarlamacılık kavramını sahtekarlıkla çok yakın görüyorlar, bir de siz böyle yazınca daha da tepkili olabilirler. Sahtekarlık, sahtekarlıktır. Bunun için strateji geliştirmek, pazarlamacılığa benzemeyi gerektirmez bence. Sizin böyle düşünmediğinizi de çok iyi biliyorum, sadece yanlış anlayanlar olabilir görüşündeyim. Sevgiler.
Haberi ve de yazınızı okuyunca ilk aklıma gelen, söz konusu hem saf hem de zengin vatandaşlarımızın TV'lerde bir ara çok popüler olan mucize programlarından fazla etkilenmiş olabilecekleri oldu.
Daha çok şey yazmak istiyorum aslında ama... Neyse gidip bir kuyuya falan haykırayım...
Saygılar.
Uyarın için teşekkürler... Aklıma gelmedi değil, ama bu bloğun okurlarının kendi ayağıma kurşun sıkmayacağımı düşünebileceklerine, bir izah notu koymanın sevimsiz kaçacağına karar verdim. Doğrusu hikaye beni hayretlere düşürmesinin yanında gerçekten çarptı. Sahtekarların, sahtekarlıkları için "pazarlama"yı kullanmaları onu lekeleyemez. Tabii, bu adamların bilimsel anlamda bir pazarlama stratejisi geliştirdiklerini falan iddia etmediğim belli; tamamen içgüdüsel...
İki sonuç çıkarıyorum: Bir, pazarlama senin de dediğin gibi sosyal olduğu kadar, antropoljik bir olgudur da... İlk insandan bu yana temel kuralları değişmemiştir, gelişmiştir. Sahtekar bile, içgüdüsel olsa da, bu kuralların bir kısmını uyguladığında görün neler oluyor. İki, üçkağıtçılar bile kendi pazarlarında uygun segmenti bulup "satış" yapabiliyorlar. Dürüstler olarak, doğru değerlendirildiğinde pazarlar bizlere ne gibi imkanlar sunabilir, kim bilir? "Pazarlar tükendi." demek doğru değildir.
Bu benzetmelerin bile riskli tarafları olduğunun farkındayım, ama inan içimde hiç kötü niyet yok. :)
Ayrıca, bu yazıda geçen Allah, peygamber adlarının böyle uluorta kullanılması da bazılarının tepkisini çekebilir. Bu vesileyle o konuda da bir şeyler söylemek isterim. Cennetin Krallığı filminde cesetlerin yakılmasına günah olduğu gerekçesiyle itiraz eden rahibe Balian'ın (Orlando Bloom) bir cevabı var. Hatırladığım kadarıyla... "Eğer bu cesetleri yakmazsak hepimiz hastalıktan ölürüz. Allah bizi anlayacaktır. Eğer anlamazsa Allah değildir. O durumda da sorun yok demektir." Allah da, içimde hiçbir kötü niyetin olmadığını anlayacaktır.
Sevgiler.
Bu, on yıllık bir hikaye... İşin içinde ciddi bir "istikrar" da var yani! O nedenle bu "saf"ların o mucize programlarından etkilendikleri düşünülemez. Tabii konunun o tarafı da ciddi anlamda analize muhtaç. Boşuna "la havle" demedim. Bu "saf"lardan yalnızca ülkemizde yok; Amerika'daki, Japonya'daki toplu intiharları falan hatırlayın. Bu adamlar Allah'tan canlarını değil, sadece paralarını vermişler.
Merhaba,
"Allahtan canlarını değil sadece paralarını vermişler" demişsiniz, burada bir noktaya dikkat çekeyim, genelde söz konusu tarikatlerde "ben Allahım" diye ortaya çıkan pek bulunmaz, toplu intiharlar daha metafizik sebeplerle görülür. Bizim örneğimizde ortalıkta çevresinde çeşitli peygamberlerle bir sanayi sitesinde Allah diye dolaşıp döviz toplayan biri var.
Bir diğer nokta biz Türklerin yerine göre canımızı verip paramızı vermeyeceğimiz gerçeğidir ki, bu da çetenin başarısını katlayan bir durumdur.
Selmlar.
Fethi Sipahi Tan
Her şey çok iyi de, metni niçin İngilizce yazmadığını anlayabilmiş değilim.
Ayrıca, başlıkları Türkçe yazsan da anlayabilirdik demek istediklerini.
"La havle!" ile "Product Development" arasında "tezat" sanatı yaptım. :)
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home