9 Şubat 2009 Pazartesi

| “İnce düşünülmüş, şık bir küfür gibi...”

“Bu senin kitabında da yok!” kampanyasıyla ilgili ileri geri çok konuşuldu. Başbakan Erdoğan, posterin birinde Tevrat’tan alıntı olarak yer alan “Katletmeyeceksin!” ayetini, Davos dahil birçok yerde dillendirdi. Destekleyenler olduğu gibi ağır eleştiriler de aldı çalışmalar... İnsanın küçük değil, büyük dilini yutması bile işten değil ama, mesajlar, anti-semitizm ve ırk ayrımcılığıyla bile suçlandı.


Tabii kampanyanın kitleleri ne ölçüde ve ne yönde etkilediği daha önemli, ama yine de bu eleştirilere karşı, mecal bulursam ileride bir şeyler söyleyeceğim. Savunma amacıyla değil, sadece (reklam sektörü dahil) memleket entelijansiyasının bir bölümünün zihninin nasıl çalıştığını, hangi paradigmalarla işlediğini göstermek için...

TBWA\Istanbul Kreatif Direktörü İlkay Gürpınar’ın, MediaCat’in Şubat 2009 tarihli sayısında kampanyayla ilgili kısa bir değerlendirmesini okudum. Değerlendirmenin başlığı, aynı zamanda bu yazının da başlığı... “İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim.” diyen Gürpınar şunları yazmış:

“Bir sabah, her sabah olduğu gibi işe gelirken, İstinye Park’ın önünde gözüme çarpan bir cümle nedeniyle fren yapmak zorunda kaldım. Durulmayacak bir yerde durup, bu billboard’ları büyük bir hayranlık ve mesleki kıskançlıkla hatırı sayılır bir süre boyunca izledim.

‘Sen!’ diye başlayan ve ‘Musa’nın çocuğu olamazsın!’ diye devam eden unutulmaz bir cümle. Anlatmak istediği her şey içinde. İsrail-Filistin olayları hakkında çok şey söylendi. Ama bence hiçbiri, bu kadar özlü, bu kadar etkili söylenmedi. Yazar olduğum için değil, reklamcı olduğum için değil, insan olduğum için etkilendim. Konuşmak istediği kişiyi de can evinden vuran bir cümle. ‘Senin anladığın dilden konuşuyorum.’ der gibi. Bak, anlamadıysan, senin ‘kitabınla’ anlatayım der gibi. Yani aslında insana verdiği his: İnce düşünülmüş, şık bir küfür gibi.

O gün ajansa geldiğimde, tüm kreatif ekip bu işi konuşuyordu. İyi işin gücü işte, aurası hemen yayılıyor. Konu bu kadar derin olmasa, reklam bu kadar durdurucu olur muydu? Bence olurdu. Konuya yaklaşımı ve zekası onu durdurucu yapıyor çünkü. Yapanların zekasını da kalemini de tebrik ediyorum. Eminim kitleleri etkilemiştir. ‘Yaşasın yazarlık, yaşasın kelimelerin gücü’ diyorum.”

Bu değerlendirme için İlkay Gürpınar’a teşekkür ediyorum. Bugün okudum. Benim için bu, bir meslektaştan gelen güzel bir doğum günü (9 Şubat) hediyesi oldu. Ben bir şeyler söylemeye kalksaydım, bu kadar şık, zarif, güçlü, anlaşılır ve açıklayıcı cümlelerle ifade etmekte zorluk çekerdim.

Ben de “Yaşasın yazarlık, yaşasın kelimelerin gücü!” diyorum.