
“Eğer bir müşteriyi baştan kaybetmek istiyorsan logosunu eleştir.” Ya da bu anlamda bir sözdü galiba... David Ogilvy’nin bu nasihatini meslek hayatım boyunca hiç tutmadım. Tutmaya da niyetim yok.
Bir logodan ne olacak demeyin. Bu arıza, her şeyin, ama her şeyin ruhuna siner. Ya da logo, zaten baştan bu arızalı bakışın bir yansımasıdır. Nereden bakarsan bak, gelecekle ilgili hiçbir ümit ışığı göremiyorsun ki!
Bizim mobilya sektöründe ilginç bir biçimde sarı-lacivert hayranlığı var. Taa Orta ve Kuzey Avrupa’dan esen rüzgarlar Kayseri’ye kadar uzanmış, oradan da tüm Anadolu topraklarına yayılıvermiştir. Bu, “Büyüğün peşinden git, elini eteğini öp!” veya “Müşteri bunu tutmuş abi!” ruh halinin bir yansıması aynı zamanda...
Zaman zaman “mor inek”le ilgili bir espri yapıyorum; herkes “mor inek” olmaya kalkınca senin kara dana olarak kalman farklılaşma kuramının ruhuna daha uygundur.
Geçenlerde televizyonda yeni bir mobilya markası reklam izledim: Beyza Mobilya... Ne göreyim? Markanın logosu sarı-lacivert değil. Bu cesur davranışı gerçekten tebrik etmek gerekiyor.
Marka ismine, logoya takmıyorum bile! Bu kadarcık bir özgünlük insanın hoşuna gider mi? Gidiyor işte!