| Çocuklarıma özgür bir dünya bırakmak, onları esrardan korumaktan daha az önemli değil!
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 155 Polis İmdat Servisi’ne gelen bir ihbar üzerine harekete geçen Emniyet yetkilileri, 14 Aralık 2005 tarihinde, http://sozluk.sourstimes.org adresinde ‘esrar’ kelimesi arandığında uyuşturucu maddeleri özendirici bilgilerin olduğunu tespit ediyor. Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, siteye erişimin engellenmesi için İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne müracaat ediyor. Mahkeme Emniyet’in bu talebini uygun görüyor ve böylece, 6 Ocak 2006 tarih ve 2006/25 müteferrik sayılı karar ile ‘Ekşi Sözlük’e erişim engelleniyor. Ancak bu kararın infazı Türk Telekom tarafından gerçekleştiril(ebil)diği için bundan yalnızca ADSL kullanıcıları etkileniyor.Durumun öğrenilmesi üzerine, görebildiğim kadarıyla Siyah Kahve, Orta Kantin, Cankatizm, Elma Sözlük, Blog Kardeşliği, Düşle, Medya Eteği, Anafikir, Entelektuel, Alti Üstü Tasarım, Derin Sular, Eylülce, İktisatçı Gözüyle, Zeynep Özata gibi blog ve siteler tarafından gerekli tepkiler veriliyor. Ben de katılıyorum ve iki şeyin birbirine karıştırılmamasını diliyorum; Ekşi Sözlük’ü benimseyip benimsememek ayrı, hukuksuz bir durum karşısında vereceğiniz tepki ayrı bir konudur ve bunun Ekşi Sözlük’le ilgisi yoktur.
1.
Bu kararın yasalara uygun olup olmadığını bilemiyorum. Ancak, bana hukuki görünmediğini söyleyebilirim.
2.
Ekşi Sözlük’ün belki de hayatımda hiç bakmayacağım bir maddesine, “esrar” maddesine göz attım. Bildiğimiz “Ekşi Sözlük” işte!
3.
Selim Yörük’ün dediği gibi, esrar konusu İstanbul Enmniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi’nin sitesinde daha ciddi ve enine boyuna inceleniyor. Özendirir mi? Bilmem!
4.
Konvansiyonel periyodik yayınlara verilen cezalar genelde toplatma veya belli bir süre için yayınına ara verme biçiminde oluyor. Tümden kapatma sanırım epeyce zor. Oysa Ekşi Sözlük için alınan bu karar, eğer gerçekten infaz edilebilme imkanı olsa doğrudan idam kararı hükmünde değil mi?
5.
Bu durumun en azından hukuktaki suç ve cezanın birbirine denk olması ilkesine uymadığını söyleyebiliriz. Oysa pekala, maddenin kaldırılması veya (varsa) zararlı içeriğin silinmesi yönünde kararlar da alınabilirdi.
6.
Eğer verilen ceza hukuki ise, bunun infazı konusunda herhalde tek söz geçirilebilen kurum Türk Telekom. Gerçekten infaz imkanı olmayan bir karar, kararı veren mahkeme ve emniyet birimleri için en azından bir itibar zedelenmesine yol açmaz mı? Yoksa bu karar, yalnızca etrafa gözdağı vermek amacıyla mı verilmiştir?
7.
Başta da söylediğim gibi, bu kararın Ekşi Sözlük’le ilgisi bu kadardır, daha önemlisi bunun yaygınlaşma eğiliminin taşıyıp taşımaması, her önüne gelenin bir site ya da bloğu ihbar edip herhangi bir yerel mahkemenin “Erişimini engelleyin!” diye karar verip vermeyeceği, en özgür platformlar olarak gördüğüm blogların başına içeriğindeki minik bir yorum nedeniyle bile böyle bir kazanın gelip gelmeyeceği konularında bir güvencemiz var mı? Yani bugün ekşisine, yarın tatlısına tuzlusuna...
8.
Bırakın esrar gibi bir uyuşturucuyu, çok kötü bir sigara tiryakisi olmama rağmen sigara ve alkol gibi maddelerin de özendirilmesine karşıyım. Ama çocuklarımıza bizim yaşadığımızdan daha güzel bir dünya bırakmak, bu gibi zararlılardan uzak tutmak yanında onların hak ve özgürlüklerini güvence altına almakla da mümkün olabilir ancak. Ne kötülüğe teslim olmalı ne de özgürlükleri karartmalıyız. Bunun yolu bulunabilir mi? Ararsak belki, aramazsak asla!
O zaman Mehmet Doğan’ı dinleyelim, 1 Haziran’da bloglarımızın ışıklarını söndürelim. Sürekli aydınlık için...































9 YORUM:
Neyi tartıştığınızı anlayabilmiş değilim. Durum çene tüketmeye değer mi bilmem? Eski deyimiyle "abesle iştigal" ediyorsunuz.
Bu olay, iktidarsız bir devletin masturbasyonundan başka bir şey olabilir mi?
Sen, uyuşturucunun ve uyuşturucu trafiğinin önde gelen ülkelerinden birinin iktidarı ol, sonra da bırak esrarı, her türlü ağır uyuşturucunun cirit attığı bir ülkede, kültürel derinliği ve zenginliği temsil eden bir bilgi kaynağını, esrarı özendiriyor gerekçesiyle kapatmaya kalkış ve uyuşturucu sorununa çözüm getirdiğin saflığını ya da uyanıklığını sergile.
Don Kişot'u, bırakın tersinden, düzünden bile okuyup anlayabilecek kadar bilgi ve kültür derinliği olmayan bir iktidarın internetle savaşmaya kalkışması... Hah hah hah!..
Sen şu anda ne için ve ne kadar çene tüketip abesle iştigal ettiysen bizimkisi de onun için ve o kadar, Şahin Abiciğim! Ayrıca Ekşi Sözlük’le ilgili olarak senden “kültürel derinlik”, “kültürel zenginlik” ve “bilgi kaynağı” gibi laflar duymak bana ilginç geldi. Buna Mehmet Doğan çok sevinecek. :)
Ayrıca senin bu yorumların yüzünden bloğumun başına bi’şey gelecek, üzüleceğim. :(
Bu kafalari iktidara gelmelerini engelleyememiş bir milet olarak; bu kafaların değişmeyeceğine, daha da gerileyeceğine inanmış biri olarak; İran ya Kuzey Kore, Çin veya bir başka ülkeye dönüştüğümüzü ve dönüşeceğimizi gözlemleyen bir genç olarak; interneti kontrol altına aldıklarını göstermek uğruna site karartan ama beceriksiz elleriyle klavyeye dokunmaktan bile aciz bu yaratıkların karşılarında interneti ve bilgisayarı su gibi içen gençlerin bulunduğunu bilerek ve ilerisi için bunu bir umut ışığı olarak gören biri olarak; herkesi kapatmaya çalışırken interneti de aradan çıkartmaya çalışan bu insanlara karşı tepkimizi hiçbir zaman ortaya koyamayacağımızı düşünen internet aşığı biri olarak;
Mehmet Doğan'ın başlatmaya çalıştğı ve sizin de destek verdiğiniz bu oluşuma sonuna kadar katılmıyorum.
Bir dakika ışıkları söndürdük de ne oldu? Siteyi karartınca da bir şey olacak mı sanıyorsunuz. Yine devam edecek bu uygulamalar. İnternetin tam olarak özgür olabilmesi için, bu kafaların 'update' hatta 'uninstall' edilip tekrar doğru bilgilerle yüklenmesi gerekiyor.
O yüzden birçok sitenin katılacağı bu tepki, sadece kuru bir tepkiden öteye gidemeyecektir.
Saygılarımla.
(Adını vermek istemeyen bir internet okuyucusu.)
Agzina saglik Selim bey. Benim yuzlerce kelime ile anlatmaya calistigimi sen yazinin basligi ile anlatmissin.
Oncellikle sunu belirtmek isterim ki su an hissettiklerimin ya da yapmaya calistigimin Eksi Sozluk sevgisi ile alakasi yok. Gercekten yok! Eksi Sozluk yalnizca bir ornek. Ozellikle bloglarin yayginlastigi, vatandas gazeteciliginin ve bilgeliginin yayginlastigi gunumuzde bu tip ornekleri maalesef gormeye devam edecegiz.
Buradan Anonymous Internet okuyucusuna da cevap vermek isterim:
Soylediklerinin ilk bolumunune katildigimi sanirim tahmin edebiliyorsun. Fakat ikinci kisim, son zamanlarda genclerin siyasi secimlerde oy vermemek icin kullandiklari cumleye benziyor: "Ben oy verince sanki duzen degisek mi?" Haklisin! Gercekten haklisin. Hicbirsey degismeyecek. Fakat ben susup, hicbir tepki gostermemeyi, bir gunlugune bile olsa, sembolik olarak bile olsa, hicbirseyi degistirmeyecegini bilsem bile sitemi kapatarak tepki mi gostermek isterim.
Tabii bu arkadaşımız da vicdanının sesine kulak tıkayamamış, kendisini tutamayıp bir biçimde tepki vermiş. Onun tepkisi de böyle. Kampanyaya dahil olması da şart değil.
Şu da unutulmamalı ki tepki neyse, etkisi de odur. Ancak tepkinin varlığı önemli. Eğer bir şey “var”sa, büyüme yeteneği de var demektir. İnsanlık macerasında önderler, bilgeler, peygamberler ve tüm iyi insanlar, iyilikleri, kötülüklere verdikleri tepkiyle yaydılar. Kötülük tepkisiz kaldıkça azar. Kötülük için en büyük korku, küçücük de olsa bir iyilik nüvesinin hayat bulmasıdır. Nüve olmadan hiçbir şey başlamaz. Yani bu tepkinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylemek mümkün değildir.
Küçük bir nüve, her şeyiyle tüm potansiyeli içinde barındırır. Her şeyiyle...
Teşekkürler Mehmet Bey.
Ben de tepki konusunda Selim bey gibi düşünüyorum. Hiçbirşey değişmeyecek kabilinden tepki koymayarak "tepkisizlik" meşru kılınamaz. Ayrıca böyle bir tepki kısa dönemde hiçbirşey ifade etmeyebilir ama uzun dönemde ifade edebilir. Neticede böyle bir potansiyeli içinde barındırması bile benim için yeterlidir. Bugün böyle bir tepki yarın bizlere bambaşka açılımlar getirebilir. Vel hasıl bu etkiler ölçülemez. Hele de bugünden...
Mehmet beyin çağrısına ben de kulak veriyor ve herkesi bloglarının ışığını söndürmeye davet ediyorum.
Selimciğim, önce yüreğine su serpeyim. Senin blogunun başına hiçbir şey gelmez merak etme. Uğraşacakları, "başına bir şey getirecekleri" o kadar çok şey var ki, buna ömürleri yetmez.
Ayrıca ekşi sözlüğün, “kültürel derinlik”, “kültürel zenginlik” ve “bilgi kaynağı” olduğu görüşümü yineliyorum. Orada yazılanların bir bölümüne katılmak elbette mümkün değil. Ama, hangi alanda olursa olsun, mizah söz konusu olduğu anda kültürel derinliğin ve zenginliğin sessizce yerini aldığına inanırım. Piyasadaki onlarca mizah dergisini, neyin ürünü olarak görebiliriz ki?..
"Bilgi kaynağı" olduğu görüşümün de arkasındayım. Bu kadar benimsenen, kendinden söz ettiren ve kapatılmasına karşı tepki yumağı oluşturan bir siteye, özellikle bizim sektörümüzde, sen dahil, niçin sık sık başvurma gereği duyuluyor dersin?..
iktidar, aslında sadece devletlerle ilgili değil kuşkusuz. toplulukların içinde kendiliğinden varoluyor, büyüyor, bazı çocuklarını yiyerek güzelleşiyor, gençleşiyor ve kuvvetleniyor.
sözlükte olan da bu aslında. mehmet doğan’ın sitesinde de yazdım, ki tam anlaşılamadı sanırım orada, konu esrarın yararı, zararı vs değil. konu bir başkasının fikrine olan tahammülsüzlük. bu, yeni dünya’nın yaşam biçimi aslında, yakından bakmak isteyenler sokağa çıksın, heryerde görebilirler. bu yasağın ortaya çıkmasından sonra entryler (türkçe'ye dikkat edip “girdi” kelimesini kullanayım, doğru olduğunu umarak,) girdiler silinmeye başladı, hem de nesnel olarak bakıldığında özendirici değil, mizahi olanlar. gayet normal, çünkü sözlük de kendi içinde iktidar odakları olan ve bazılarının daha özel konumda olduğu bir topluluk. kendi içinde de “bazı” görüşlere son derece tahammülsüz olabiliyor, sözlük yazarları olarak olabiliyoruz daha doğrusu. foucoult, iktidar odaklarından bahsederken çift yönlü olduğunu savunmuştu, ezilene olduğu gibi, iktidarı uygulayanlara da baskı olduğunu düşünüyordu. bence bir adım ilerideyiz, bloglar gibi kolay yazı yazılabilen araçların da etkisiyle, nevrotik sınıra geldik. artık okuduğunu ya da olanları idrak edemeyenlerin çoğaldığı bir durum.
yine de, don kişot’u tersinden okumak yerine, don kişot’u tıpatıp tekrar yazan pierre menard ile sessizce tavla oynamayı seçiyorum ben.
Bu gibi uygulamara tepki vermek istememek ille de etrafta olan bitene kayıtsız kalındığı anlamına gelmiyor. Düzenin çoğunluğa sağladığı tek tepki olanağı "bir dakikalık karanlık" gibi şeyler. Halbuki tepkiyi bunlarla değil, diyalogla(blogunuzun çok doğru seçilmiş ismi) yani insandan insana bilgi ve fikir alışverişi ile koyabiliriz, uyuşturucu adı verilen maddelerden daha uyuşturucu, neyi neden yaptığımızı bile bilmediğimiz tepkilerle değil.
Kötümser olmamak da elde değil ayrıca. Yüzyıllardır iktidardakiler işin kolayına kaçıyorlar... eğer gerçekten insanların iyiliğini düşünselerdi şu anda insanlığın durumu çok daha farklı olabilirdi. İşin kolayına kaçmaktan kast ettiğim de şu: yasak ve baskı. İktidar için uygulaması en kolay şeyler bunlar. En azından öğretmekten, bilgilendirmekten kolay; insanlara güveni değil de korkuyu aşılayanlar, uyuşturucuları "kötü" kılıfına sokan, hatta ve hatta kullanımına doğru itenlerle aynı insanlar. Uyuşturucu iyi bir şey demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece o da her şey gibi bir şey diyorum. Her şey gibi aşırı dozda yok edici bir şey(mesela iktidar da aşırı doz da yok edici bir şey, (bkz: abd)).
Ayrıca uyuşturucuyu denememiş biri kötülüğü hakkında çok rahat atıp tutabilirken, denemiş birinin herhangi bir olumlu söylemi "özendirme" olarak algılanıp, üstüne üstlük suç teşkil ediyor olması da tüm sistemin güvensizlik üzerine kurulmuş olduğunu gösteriyor. Ve aşağı yukarı ikibin yıldır düzenin tek yarattığı bu: güvensizlik ortamı. Yaşadığımız düzen, Rönesans adı verdiği dönemi bile gerçekten yaşanmış olarak tanıtıyor. Hani nerede humanizm? Nerede anlayış? Nerede eşit haklar? Nerede gerçeği arama merakı? Evet, o zamanlar gerekli teknoloji yoktu insanları eğitmek için, ancak şimdi her bireye tek tek ulaşma imkanı varken, iktidar tarafından yapılan yine bir çaba yok. Nerede bu devletler?
Neden "iyi" insanlar politikadan kaçıyor? Neden düzen, çoğu uyuşturucu kullandığı bilinen sanatçıları pazarlarken, uyuşturucuyu kaçılması gereken bir şey olarak lanse ediyor? Bu soruları da es geçmemek lazım diye düşünüyorum.
Sonuç itibariyle, bence mevcut iktidarların politikaları ve günümüz medya sistemi uyuşturucu maddelerden daha tehlikeli, hatta ve hatta beyni ve düşünme yetisini daha da uyuşturan şeyler. Peki bunlara erişimi kim engelleyecek?
Yorum Gönder
BAĞLANTILAR:
Bağlantı Oluştur
<< Home