Markethink ya da Farkethink!

Gözümüz rengi ve formu, kulağımız sesi, dilimiz tadı, burnumuz kokuyu ve parmaklarımız dokuyu algılamamızı sağlar. Bugünün uzaktan iletişim teknolojisi henüz gözümüzü ve kulağımızı besleyebilen yeteneklere sahip olmasına rağmen onun kitlesel yanı hepimizin işini kolaylaştırıyordu. Oysa üç duyunun devre dışı kaldığı, diğer ikisinin ise ancak aracı medyumlar yoluyla alıcı pozisyonuna geçtiği bir iletişim holistik bir algı yaratamazdı. Duyusal markalama, hem tüm duyuları aynı anda harekete geçiren hem de temasın sağladığı sıcaklığı keyifli bir deneyime dönüştüren imkânlarla konvansiyonel yaklaşımların eksikliğini ve yetersizliğini gözler önüne seriyor. Uğur Batı, bir iletişim profesyoneli olarak elde ettiği birikimi bir akademisyen uzmanlığı ve duyarlılığıyla harmanlayarak bu alanda yepyeni ufuklar açıyor hepimize. (A. Selim Tuncer)

Bir Reklamcıdan Tüyolar...

Pazarlama sürecini satış süreci sanan, B2B terimini hâlâ İnternet üzerinden satış süreci olarak bilen, marka ve ürün arasındaki farkı anlamayan, markanın iletişiminin sadece reklam olduğunu iddia eden, sosyal medyayı kurtarıcı olarak gören, çalıştığı diğer firmaları kendisinin kölesi olarak algılayanlar, eğer iş hayatları ile ilgili yenilikleri ve doğruları öğrenmek istemiyorlarsa bu kitabı okumasınlar!

İsmin Marka Hali

Jack Trout'un dediği gibi, alabileceğiniz en önemli pazarlama kararı bir ürüne ne ad vereceğinizdir. Yanlış bir marka ismi, markanızın yaşam eğrisi boyunca onun yakasını bırakmaz, doğru bir marka ismi ise markanızın her adımda kaldıracı olur. Duygu Phillips’in Türkiye’de bir ilk olan çalışması, bir yandan doğru marka ismi yaratma konusunda rehberlik yaparken diğer yandan da konunun bir kitap boyutuna taşınacak kadar önemli olduğunun altını kalın çizgilerle işaretliyor. Bu kitap; iş dünyasının, marka yaratıcılarının, pazarlamacı ve reklamcıların ellerinden düşürmemeleri gereken bir rehber...

Pazarlama Bi’Tanedir!

"Pazarlama Bi'Tanedir!" alışılmışın dışında bir pazarlama kitabı. Pazarlamanın adını duyan, biraz tanıyan, onu daha derinden anlamak ve daha kapsamlı kavramak isteyenlere sesleniyor. Pazarlama, az ya da çok, bir şekilde, herkesi ilgilendiriyor. Mesleği, alanı, konusu, müşterisi kim olursa olsun, işini iyi yapmak ve işinde başarılı olmak isteyenler, pazarlamaya bakıyor, pazarlamaya sarılıyor, ondan destek bekliyorlar. Kitapta tanıtılan yüzlerce pazarlamadan bir bölümü, farklı alanlardaki uzmanlıkların pazarlamayla birlikteliğinden, bir bölümü de pazarlamayı daha farklı uygulamak arayışları sonunda ortaya çıktı, gelişti. Gelecekte yeni uzmanlıklarla buluşmalarından yeni yeni pazarlamalar doğacak.Bir işi ve bir uzmanlığı olan herkes, bu kitapta kendisini düşündüren, ilham veren, harekete çağıran bir şeyler bulabilecek. (Tanıtım Bülteninden)

Reklamın Dili

Uğur Batı’nın yeni çıkan kitabı Reklamın Dili, özgün ve geniş içeriği, aynı zamanda konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap temelde reklamda etkileme, okunabilme, tanınma, anımsanabilme ve iknanın gerçekleşmesine ilişkin tüm mekanizmaları ele alıyor. Yazar kitabında, reklamın öğeleri olan görsel ve sözel metinler, grafik ve tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyo-psikolojik boyutunu ifade eden mizah, star stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor. Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları, kısacası Türkçe reklam dilinin temel repertuvarı, orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısı da kitapta söz konusu ediliyor. Kitapla ilgili yazıma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Bilinçaltının şifreleri ve kültür kodu

Daha önce “Toplumun kültür kodlarını bilmeden pazarlamaya mı soyunuyoruz?”, “Kültür kodlarını bir kez öğrendiğinizde artık baktığınız şeyin aynı şey olmadığını göreceksiniz” ve “Kültür kodu, şifreli bir kilit gibidir...” başlıklarıyla, hakkında, bazı bölümlerden kısa çeviriler de içeren üç yazı yazdığım ve bu sütunda tanıttığım Dr. Clotaire Rapaille'in The Culture Code adlı kitabı FGP Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırıldı. Kitap yayınevi tarafından şöyle tanıtılıyor: Niçin dünya üzerindeki insanların kişilikleri birbirinden farklıdır? Kişilerin yaşamı, neyi satın alacakları, hatta kime aşık olacakları nasıl belirlenir? Bütün bunların cevapları kültür kodlarında gizlidir. Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan "Kültür Kodu”, kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir. Pazarlama ve reklamcılıkla ilgilenenlerin ötesinde, kendi kişiliğini, çevresini, ülkesini ve dünyayı anlamak isteyenler için de bulunmaz bir kaynak oluşturmaktadır. Dr. Rapaille, kariyerine akademisyen / araştırmacı olarak başlamış bir psikolog; ardından da, çalışmalarını, Fortune 100 şirketlerinin 52 tanesinde (Procter & Gamble, IBM, Chrysler, Ford, Boing, AT&T, Unilever, Disney, Pepsi, Philip Morris, Dior, Nestle, Visa vs.) uygulamaya koyarak danışmanlık alanında ün kazanmış bir pazarlama uzmanıdır. Daha önce akademik dünyada üzerinde çalışmakta olduğu ‘archetype'ler kavramını, üç aşamalı beyin fikri ile birleştirerek pazarlama dünyasına yeni bir kavram sunmuştur. Bu senteze göre, her ulus, kültürü içinde yer alan belli kavramlara çok değişik çağrışımlar (kodlar) yüklemektedirler. “Bilinçaltının şifre kırıcısı” olarak da anılan Clotaire Rapaille, ürünlerin ve müşteri davranışlarının bilinçaltı şifrelerini çözen bir otorite. 25 yıldan beri insan beyninin nasıl çalıştığını araştırmaktadır.

İnternet Çağında Kurumsal İletişim

Ebru Uzunoğlu, Ferah Onat, Özlem Aşman Alikılıç, Sinem Yevgel Çakır’ın ortak kitabı... Sanal dünya, kurumların kendilerini yansıtmaları için sağladığı pazarlama iletişimi olanaklarının yanı sıra, bilginin doğruluğunun denetlenememesi ve kontrolsüz yayılma hızı nedeniyle, kurumları krizlere sürükleyen tehditlerle dolu bir ortam haline de gelebiliyor. Halkla ilişkiler ve reklamcılık uzmanı dört akademisyen tarafından yazılan bu kitapta, kurumların sanal dünyada var olma gerekliliği dile getirilirken, kurumların pazarlama iletişimi stratejilerinde sanal dünyadan nasıl yarar sağlayabileceklerine dair öneriler, uygulamalı örneklerle sunuluyor. (Tanıtım Yazısından)

Fax, Taxi & Sex

Adnan Algın’ın kitabı: Fax, Taxi & Sex | Espassız Sayıklamalar... “Enginarın cinsel performansı arttırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans arttırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz! Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçe"sinde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen, "kötü adam"lığı gönüllü kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na, işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğundan, aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazi bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"nün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...” (Tanıtım Bülteninden)

Şimdi Reklamlar...

Müge Elden, Özkan Ulukök ve Sinem Yeygel tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2008’de üçüncü baskısı yapılan Şimdi Reklamlar’ın, her reklamcının kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Pazarlama iletişimini yalın ve bütüncül bir yaklaşımla ele alan kitabın arka kapak yazısından: “Şirketlerin reklam amaç ve stratejilerinin, sahip oldukları genel pazarlama amaçlarına uygun olarak planlanması gerekliliği, değişen çevre koşullarının etkisiyle farklılaşan pazar yapısı ve pazarlama anlayışının tüketici yapısında yarattığı değişim, şirketler için müşterinin kazandığı önem, reklam anlayışında da yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Ayrıca, şirketler için önemli bir maddi gider unsuru olan reklamın istenen etkiyi yaratabilmesi için reklam ve pazarlama arasındaki yalın ve birbirini tamamlayan bağların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.”

Toplumların kültür kodları ve pazarlama

Toplumlar, çeşitli olgu ve olaylar karşısında niçin farklı davranışlar sergilerler? Yerken, içerken, alışveriş yaparken, konuşurken, severken, kısacası yaşarken neden her toplum birbirinden ayrılır? Bunun cevabı toplumların kültür kodlarında gizlidir. The Culture Code, antropolog ve pazarlama uzmanı Clotaire Rapaille’in, milletlerin kültür kodlarının çözümü için ilk kez kendisinin uyguladığı “keşif seansı” yöntemini aktardığı ve bu kodların çözümünün pazarlama için önemini vurguladığı bir kitap…

Uluslararası ilişkilerde ince güç

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye, “Soft Power, The Means to Success In World Politics” adlı kitabında uluslararası ilişkilerde “ince güç” kuramını ortaya atıyor. İnce güç (soft power), bir ülkenin dış politikada kaba güç (hard power) kullanmaktan çok, çekim gücüyle hedeflerine ulaşmasını tanımlar. Ülkenin ince gücünü sağlayan şey ise o ülkenin kültürü, ideolojisi ve politik fikirlerinin çekiciliğidir. [YORUM]

Zenginlik Devrimi

Toffler’lar, Alvin Toffler ve Heidi Toffler, oldukça mantıklı tahmin ve önerilerle, zaman, alan ve bilgi olarak ekonominin "derin esasları"nda ortaya çıkan kaosa bir düzen getirmeye çalışıyor, "bilgi ekonomisi"nin endüstri çağı devlet kurumlarını nasıl hızla geride bıraktığını ve demode hale getirdiğini gösteriyorlar. Toffler çiftinin "zenginlik devrimi" mantrası, bu kaosta servetler yaratılabileceğini ve gelecekte para dışı "tüketen-üretici" ekonomisinde bir patlama yaşanacağını, gönüllü çalışmaların artacağını, hayatımıza kimlik ve kredi kartı bilgilerimizi içeren parmak izi çiplerinin gireceğini vurguluyor. (Arka kapak)

Bütünleşik pazarlama iletişimi yönetimi

Pazarlama iletişimi, sanıldığı kadar karmaşık bir kavram değil. Sadece geniş kapsamlı bir alan. Belki karmaşık algılanmasına neden olan, içine girildikçe yeni açılımlarla karşılaşılması. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ve Yrd. Doç. Dr. Mine Oyman'ın akademik yaklaşımlı bu kitabı, pazarlama iletişimi alanında rahatlıkla ilerlemenizi sağlayacak bir referans kitabı niteliğinde. İletişim kavramından başlayarak pazarlama iletişimine, pazarlama iletişiminden bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolda her işaretin tanımı ve anlamı, deyim yerindeyse doğru kullanım kılavuzu ile birlikte ele alınıyor. (Arka kapak)

Markanın “meşruiyet” çizgisi

Markayla ilgili olarak, aynı zamanda "meşruiyet algısı"nı sağlayan, "markanın herkes tarafından biliniyor olmasının bilinmesi" durumudur. Markanın yüksek bilinirlik oranı ve herkes tarafından biliniyor olduğunun bilinmesi... Ben buna “markanın meşruiyet çizgisi” diyorum. Bu çizgiyi atlamak şarttır, ancak elbette yeterli değildir. [BAĞLANTI]

Reklam, galiba sanat değildir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, reklam yaratımı tabii ki "sanatkârâne" bir "iş" olmalıdır. Bunda şüphe yok. Ancak reklam, galiba "sanat" değildir. Sanat; insanın insanla, insanın evrenle ve insanın aşkın olanla ilişkisini sorgulama ve eşyanın (obje) ardındaki gerçeği (truth, hakikat) ve anlamı arama eylemidir aynı zamanda… Reklam ise eşya için yapay bir “hakikat” ve “anlam” yaratma işidir. Böyle baktığımızda da ona, belki “tersinden sanat” diyebiliriz. [BAĞLANTI]

Ruh hali!

Hedef kitlenin "ruh hallerini" dikkate almak bilimsel bir tutumdur, ancak kendi "ruh halimize" teslim olmak aynı şekilde irrasyoneldir. [BAĞLANTI]

İletişim kodları

Basit ifadesiyle iletişim, belirlenen mesajın, hedef kitlenin açabileceği kodlara dönüştürülmesi ve bu kodların iletişim mecralarıyla iletilmesidir. Bu kodları belirlerken hedef kitleyi göz önünde bulundurmazsanız kodlamalarınız hep kod olarak kalabilir. Bilgisayarınızda sıkıştırılmış bir "zip" dosyasını açacak yazılım yoksa, o dosyanın içeriğine asla ulaşamazsınız. Farklı hedef kitlelerin farklı "expander"lar kullandığını bildiğimize göre, değer yaratacak farklılıklarımızı ortaya çıkarmak için içeride yapacağımız "değerler envanteri" çalışmalarının yanında, hedef kitle segmentlerinde yapacağımız çok ciddi analizler de aynı ölçüde önemlidir. [BAĞLANTI]

Entelektüel sermaye...

Ekonomi tarihine bir göz atacak olursak, "finansal sermaye"lerinden çok, "entelektüel sermaye" birikimlerini kullananların başarılı olabildiklerini çok net bir biçimde görürüz. [BAĞLANTI]

“Marketing is power, soft power...”

Bana göre “kaba güç”, şirketin finansal ve fiziksel büyüklüğünü (servet), satış örgütü ve araçlarını, ulaşma ve penetrasyon yeteneklerini, pazar üzerindeki çeşitli baskılarını, ölçek ekonomisi ve düşük maliyet liderliğini (şiddet) ifade ederken “ince güç”, entelektüel sermayesini, inovasyon becerisini, farklılaştırabilme imkanlarını, marka değerlerini, dünya görüşünü, tüm pazarlama ve iletişim yeteneklerini (bilgi) ifade eder. [BAĞLANTI]

Yazı

Grafik tasarımı demek her şeyden, her şeyden önce yazı demektir. Ve yazı, Macintosh’unuzun (ya da PC, her neyse) insafına ve kabiliyetine bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. [BAĞLANTI]

Maslow’un piramidi

Bir ürün, işlevsel özelliği itibariyle, insanın, en alt basamağı oluşturan temel içgüdüsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayabilir. Ancak “markalaşma” için gözümüzü piramidin yukarılarına doğru dikmemiz gerekir. Ve marka değerlerinin tümünün bu piramidin bir yerleriyle. bir basamağıyla mutlaka ilişkisi vardır/olmalıdır. [BAĞLANTI]

Reklam yapmayın!

Şu “reklam yapma” deyimini öncelikle ve kesinlikle lügatimizden çıkarmamız gerekiyor galiba. “Reklam yapmayacağız da ne yapacağız?” sorusu kafaya dank edince “öncelikle ne yapılacağı” ile ilgili hayati cevapları bulmak mecburiyetinde kalırız da, belki işler şirazesine oturur. [BAĞLANTI]

Her marka bir uygarlıktır

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, uygarlıkların oluşması ve gelişmesi için “göğüslenebilir bir meydan okuma” faktörüyle karşı karşıya gelmelerinin şart olduğunu söyler. İklimler, bitki örtüsü, komşu toplulukların baskıları gibi etkilerin göğüslenebilir tehdidi olmadan bir uygarlığın doğması mümkün değildir. Uygun bir havza ya da vadi, göğüslenebilir doğa koşulları ve yine komşu rakiplerin göğüslenebilir şiddetteki tehdidi, göğüslenebilir bir iklim yapısı, uygun bitki örtüsü olmadan bir markanın doğup, büyüyüp, gelişip serpilmesine imkan yoktur. Bu gögüslenebilir tehditler, marka için hem muharrik güç hem de beslenme kaynağıdır. Ancak bu koşullar ve bu şiddet söz konusu olduğunda, uygarlıklar gibi çevreye ışığını yansıtabilen markalar yaratılabilir. [BAĞLANTI]

Piç!..

“No-name” bile markadır, ama “private label” üreticiyle perakendecinin ortaklaşa peydah ettiği bir “piç”tir. Cefasını üreticinin çektiği, sefasını perakendecinin sürdüğü... [BAĞLANTI]

Cin fikir, hin fikir!

İletişimde, olumlu etkiyi artıracak ve hayranlık uyandıracak zeka parıltılarına ihtiyaç vardır, “cin fikir”lere değil. Tek başına “zeka” da yetmez, “zeka”nın mutlaka yaratıcılığın şefkatli kollarına teslim edilmesi gerekir. “Cin fikir”, “hin fikir” demektir. Yani kurnazlık... “Kurnazlık” kandırmaya, “zeka” ise kazanmaya odaklıdır. [BAĞLANTI]

Neyin iletişimi?

İletişim yatırımına başlamadan önce “ne”yin iletişimini yaptığınızı tekrar gözden geçirin. Tekrar tekrar! [BAĞLANTI]

Don Quijote ve kapitalizm...

Kapitalizmin doğuşuyla ilgili en keyifli yorum; sermaye birikiminin öncelikle feodal ilişki biçiminin içinde yer alan değirmenler, şaraphaneler gibi merkezlerde oluşmaya başladığı, buna karşılık şövalye ruhunu ve feodal ahlakı savunmak üzere Cervantes'in Don Quijote'u buralara saldırttığı ve sonunda feodalizmin, kapitalizmin yeldeğirmenlerine yenildiğidir. [BAĞLANTI]

İyilik güzellik...

Yine hep şunu söylerim: Ne söylerseniz söyleyin, reklamın, doğruluk dışında, iki temel özelliği de barındırması şarttır; estetik ve etik. Yani reklam (Eskimiş reklam kavramı yerine siz beğendiğinizi koyun, yargı değişmez.) hem güzel hem de iyi olmak zorundadır. İnsanlığın en ilkel ve en temel terazileridir bunlar. Hatta iyilik ve güzellik, “neyi nasıl söylediğiniz”i belirlemek yanında, zaman zaman “ne söylediğiniz”in kendisi de oluverir. Yani bizatihi asıl mesaja dönüşür. [BAĞLANTI]

Pazarlama ve demokrasi...

Pazarlamayla demokrasi arasında organik bir ilişki söz konusudur. Pazarlamanın ön koşulu demokratik bir siyasi rejim ve demokratik piyasalardır. Diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü yerlerde pazarlama yoktur. Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ “çoğunluk demokrasileri”nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan “güc”ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. [BAĞLANTI]

Dikkat çekmek!

Herhangi bir marka için, adamın birinin arkasını bize dönerek pantolonunu aşağı indirip kameraya doğru eğildiği bir reklam filmi yapsak ve bunu TV’lerde bir gece sınırlı frekansta göstersek ertesi gün tüm Türkiye bu markayı konuşmaz mı? Ne kadar dikkat çekici ve çarpıcı değil mi? Tabii bir sonraki gün de ortada marka falan kalmaz. Hatta marka yöneticisinin “Ama bana dikkat çek demişlerdi!” şeklindeki savunması da çok dikkat çekici olur. [BAĞLANTI]

Estetiği değerlendirme kriteri

Hiçbir tüketici maruz kaldığı bir ambalaj dizaynını kritize etmez. Dizayn estetiğinin etkisi gayri iradidir ve insan zihnindeki kodlamalardan bağımsız değildir. Bu kodlamaları zihnimize kazıyansa temelde doğadır. Hem dünyaya gelmeden önce doğadır hem de dünyaya geldikten sonra duyularımızla algıladığımız doğadır. Uzmanlığı grafik dizayn olan bir tasarımcı, doğadaki renk ve leke değerlerini, perspektif ve derinlikleri, denge ve oranları beyninde harmanladığı bir iş haline getirmiştir. Başarılı bir tasarımcı için yetenek şarttır, ancak eğitimsiz olmaz. Uzmanlığı bu olmayan ve yaratılmış bir grafik eseri değerlendirme konumunda bulunan kişilerde gayri iradi ve insiyaki etki kaybolur, zihnindeki kodlamalar radyasyona maruz kalmış bir elektronik cihaz gibi sapıtır ve saçmalar. Bu alandaki kantitatif ve kalitatif araştırma sonuçları da bu bakımdan kirlidir. Oluşan parazit etkisinden kendisini ancak uzmanlar koruyabilir. Bu çalışmaları satın alanların çok önemli bir çoğunluğunun uzmanlığı o yönde olmadığı için böyle bir durumda “kriter” de yok demektir. Böylece de geriye, iş yaptırılan kurum veya şahsın güvenilirliği kalmaktadır. [BAĞLANTI]

MARKETING TURKIYE’DEN
Bu kuşakta olmayacak

GÜVEN BORÇA

Şimdiki kuşak gazetecilerle de bizim konular hak ettiği gibi gündeme gelemeyecek çünkü medyada ya kur-faiz konuşuluyor ya laiklik. Bir de değerlerimizi allak bullak eden magazin. İş stratejisi ve mikro ekonomik konular ekonomi sayfalarında hala bir yer alamıyor. [BAĞLANTI]

Kafalar mı karışık, kelimeler mi?..

ALİ SAYDAM

‘Değer’ de bu bağlamda en çok kafa karıştıran kavramlardan biridir. İki kavram sık sık yer değiştirir: Biri ‘kültür’ diğeri ‘kıymet’... Ne hikmetse Türkçe’de ve iş dünyasında bu üç kavram birbirinin içine geçmiştir. Hele ‘kültürel değerler’ diye bir tür isim tamlaması vardır ki, en evlere şenlik olanı odur. Pazarlama iletişiminin anavatanı olan ABD’de sorun çözülmüştür. İki kavram, ‘değerler’ (values) ve ‘kıymetler’ (assets) çok net olarak birbirlerinden ayrılmıştır. [BAĞLANTI]

Günah çıkartmak

MURAT YURDDAŞ

Pazarlama konusunda çalışan akademisyenlere gelince, buradaki en büyük günahlardan biri görsel tasarım konuları hariç, akademik çalışmaların pratik ile ilişkilendirilmesindeki sorunlardır. Dört yıllık bölümlerde geleceği ve dünyayı anlayabilen pazarlama uzmanları yerine “okullu reklamcılar”ın yetişiyor olması, bazı kalburüstü kampüslerde reklam derslerinin içeriğinin yaklaşık 20 yıldır aşağı yukarı aynı kalıyor oluşu veya artık gereğinden fazla bir sıklıkta rastlanılan MBA programlarında USP, konumlandırma gibi pre-historik kavramların ders konusu olarak okutuluyor oluşu da “akademia”nın önemli günahları arasında sayılabilir. [BAĞLANTI]

Alaturka pazarlama stratejileri

A. FARUK ŞENER

Bazen yerellik o kadar abartılır ki bütün prensiplerin üzerinde kendine özgü bir stratejiler demeti oluşur. Özgün stratejiler oluşturmada ülkemiz iş adamları özellikle çok başarılıdırlar. Onlar eksik rekabet şartları altında, dünyaya kapalı, geç gelişmiş olan bir ekonomide özgün(!) stratejiler oluşturmada kendilerini kanıtlamışlardır. Bu üstün stratejileri biz “Alaturka Stratejiler” olarak isimlendireceğiz. [BAĞLANTI]

Farklılaş ya da öl!

JACK TROUT

İnsan aklı, bir bilgisayara benzer ama bir önemli farkı vardır: Bir bilgisayara ne yerleştirirseniz kabul eder, ancak insan aklı herşeyi kabul etmez. Akıl sadece o anki durumuna uyan bilgileri kabul eder. Bunun dışında herşeyi filtreler. Onun için insan aklında bir marka sadece bir ürünle ilişkiliyse aynı markanın yeni bir ürünü tanıtması sadece karışıklık yaratır. Örneğin ketçap markası olarak tanınan Heinz bir keresinde hardal çıkarttı. İnsanlar “Bu ne? Sarı ketçap mı?” diye sormaya başladılar. İnsanlar sadece yeni ürünle ilgili karışıklık yaşamakla kalmadılar, eskisiyle ilgili de şüpheye düştüler. Genişlemeler markayı zayıflatır ve hatta rakiplere yeni kapılar açar. [BAĞLANTI]

Kahraman website süpermarkete karşı

MEHMET DOĞAN, ALTIÜSTÜTASARIM

Bir şirketin, bir websitenin görevi yalnızca "bir" ürün satmak olmamalı. Şirketin amacı, ürünü defalarca satabilecek yöntemleri bulup, araştırmak olmalı. Bunu süpermarketler çok iyi şekilde gerçekleştiriyor. Peki siz, sitenizde "süt ve yumurtayı" nereye koyuyorsunuz? [BAĞLANTI]

Pazarlama lokomotifinde geleceğe yolculuk

PROF. DR. YAVUZ ODABAŞI, AÇIK KAPI

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğinde; kendi pazarlama modellerini kuran, uluslararası markalarını çıkartan, bilim ve teknolojiyi üst düzeyde kullanan, genç ve yaratıcı uygulamacıların varlığına şahit olacağımız kesin. Bunlar, şimdiki lokomotifin penceresinden görünenler. [BAĞLANTI]

MQ: Pazarlama Zekası

PROF. DR. İSMAİL KAYA, PAZAROLA

Bir firmanın MQ’su en genel haliyle firmanın pazarlamaya ne kadar yakın durduğunu, onu ne kadar hazmedebildiğini, firma olarak pazarlamaya ne ciddiyetle sahip çıkabildiğini, pazarlamayı ne derecede doğru algılayabildiğini, pazarlamanın gücünden ne ölçüde yararlanabildiğini ve benzeri bakımlardan durumunu ortaya koyan ve ne yazık ki, henüz standartları geliştirilememiş bir ölçüdür. [BAĞLANTI]

Bir arslanın nasıl avlandığını anlamak için...

ZEYNEP ÖZATA, BLOGİSTAN

Günümüz pazarlama sorunlarının çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu karmaşa hem tüketicilerin hem de tüketim ortamlarının değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geleneksel araştırma yöntemlerinin tek başına kullanımı, artık bu karmaşık tüketicinin ve pazarlama sorunlarının çözümlenmesinde yeterli olamamaktadır. [BAĞLANTI]

Digital Doktorlar Çetesi: Geek Squad

TUNÇ KILINÇ, FİKİR ATÖLYESİ

Gandi’nin unutulmaz bir sözü var: “Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.” Ben (şimdilik) Türkiye’de Geek Squad’ın yaşattığı benzer bir deneyimi yaşama hayalini geçtim; 24 saat ulaşabileceğim, işin ehli ve sözünde duran bir firmaya bile razıyım. [BAĞLANTI]

Pazarlama mucize değildir

DR. ZEKİ YÜKSEKBİLGİLİ, PAZARLAMA CANAVARI

Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir. Pazarlama mucize değildir. [BAĞLANTI]

Segmentasyonun amacı ne, bizler ne yapıyoruz?

ALPER AKCAN, MARKETINGMA

Müşterilerimizle iletişim kurmak için onları yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, dini tercihlerine, gelir durumuna, saç cinsine, yaşadığı şehire, medeni haline, tuttuğu takıma, dinlediği müziğe, siyasi tercihine ve bunun gibi bir çok kritere göre gruplandırıyoruz, segmente ediyoruz. Peki ama asıl amacımız nedir? [BAÄzLANTI]

Alışveriş merkezleri ve değişen hayatlar

VOLKAN VARDARELİ, HOKUSFOKUS

Peki AVM'ler gelecekte neler sunacaklar bize? Hayatın anlamını verecekler mi? Bir yaşam tarzına ve vazgeçilemez bir konuma gelecekler mi? Etrafın, trafiğin gürültüsünden, betondan kaçarken, kaçmak isterken AVM bize daha rahat daha doğala özdeş aromalar içerden ortamlar sunabilecek mi? [BAĞLANTI]

Teknolojinin duygusal etkileri

SELİM YÖRÜK, ANAFİKİR

Teknoloji sadece "kolaylaştırma" görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor. [BAĞLANTI]

Türkiyem Türkiyem, akrebim...

ARZU CİHANGİR, MOLAVERRAHATLA

İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum. Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? [BAĞLANTI]

Pazar, Mayıs 28, 2006

| Çocuklarıma özgür bir dünya bırakmak, onları esrardan korumaktan daha az önemli değil!

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 155 Polis İmdat Servisi’ne gelen bir ihbar üzerine harekete geçen Emniyet yetkilileri, 14 Aralık 2005 tarihinde, http://sozluk.sourstimes.org adresinde ‘esrar’ kelimesi arandığında uyuşturucu maddeleri özendirici bilgilerin olduğunu tespit ediyor. Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, siteye erişimin engellenmesi için İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne müracaat ediyor. Mahkeme Emniyet’in bu talebini uygun görüyor ve böylece, 6 Ocak 2006 tarih ve 2006/25 müteferrik sayılı karar ile ‘Ekşi Sözlük’e erişim engelleniyor. Ancak bu kararın infazı Türk Telekom tarafından gerçekleştiril(ebil)diği için bundan yalnızca ADSL kullanıcıları etkileniyor.

Durumun öğrenilmesi üzerine, görebildiğim kadarıyla Siyah Kahve, Orta Kantin, Cankatizm, Elma Sözlük, Blog Kardeşliği, Düşle, Medya Eteği, Anafikir, Entelektuel, Alti Üstü Tasarım, Derin Sular, Eylülce, İktisatçı Gözüyle, Zeynep Özata gibi blog ve siteler tarafından gerekli tepkiler veriliyor. Ben de katılıyorum ve iki şeyin birbirine karıştırılmamasını diliyorum; Ekşi Sözlük’ü benimseyip benimsememek ayrı, hukuksuz bir durum karşısında vereceğiniz tepki ayrı bir konudur ve bunun Ekşi Sözlük’le ilgisi yoktur.

1.
Bu kararın yasalara uygun olup olmadığını bilemiyorum. Ancak, bana hukuki görünmediğini söyleyebilirim.
2.
Ekşi Sözlük’ün belki de hayatımda hiç bakmayacağım bir maddesine, “esrar” maddesine göz attım. Bildiğimiz “Ekşi Sözlük” işte!
3.
Selim Yörük’ün dediği gibi, esrar konusu İstanbul Enmniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi’nin sitesinde daha ciddi ve enine boyuna inceleniyor. Özendirir mi? Bilmem!
4.
Konvansiyonel periyodik yayınlara verilen cezalar genelde toplatma veya belli bir süre için yayınına ara verme biçiminde oluyor. Tümden kapatma sanırım epeyce zor. Oysa Ekşi Sözlük için alınan bu karar, eğer gerçekten infaz edilebilme imkanı olsa doğrudan idam kararı hükmünde değil mi?
5.
Bu durumun en azından hukuktaki suç ve cezanın birbirine denk olması ilkesine uymadığını söyleyebiliriz. Oysa pekala, maddenin kaldırılması veya (varsa) zararlı içeriğin silinmesi yönünde kararlar da alınabilirdi.
6.
Eğer verilen ceza hukuki ise, bunun infazı konusunda herhalde tek söz geçirilebilen kurum Türk Telekom. Gerçekten infaz imkanı olmayan bir karar, kararı veren mahkeme ve emniyet birimleri için en azından bir itibar zedelenmesine yol açmaz mı? Yoksa bu karar, yalnızca etrafa gözdağı vermek amacıyla mı verilmiştir?
7.
Başta da söylediğim gibi, bu kararın Ekşi Sözlük’le ilgisi bu kadardır, daha önemlisi bunun yaygınlaşma eğiliminin taşıyıp taşımaması, her önüne gelenin bir site ya da bloğu ihbar edip herhangi bir yerel mahkemenin “Erişimini engelleyin!” diye karar verip vermeyeceği, en özgür platformlar olarak gördüğüm blogların başına içeriğindeki minik bir yorum nedeniyle bile böyle bir kazanın gelip gelmeyeceği konularında bir güvencemiz var mı? Yani bugün ekşisine, yarın tatlısına tuzlusuna...
8.
Bırakın esrar gibi bir uyuşturucuyu, çok kötü bir sigara tiryakisi olmama rağmen sigara ve alkol gibi maddelerin de özendirilmesine karşıyım. Ama çocuklarımıza bizim yaşadığımızdan daha güzel bir dünya bırakmak, bu gibi zararlılardan uzak tutmak yanında onların hak ve özgürlüklerini güvence altına almakla da mümkün olabilir ancak. Ne kötülüğe teslim olmalı ne de özgürlükleri karartmalıyız. Bunun yolu bulunabilir mi? Ararsak belki, aramazsak asla!

O zaman Mehmet Doğan’ı dinleyelim, 1 Haziran’da bloglarımızın ışıklarını söndürelim. Sürekli aydınlık için...

9 YORUM:

Blogger Şahin Tekgündüz yazdı:

Neyi tartıştığınızı anlayabilmiş değilim. Durum çene tüketmeye değer mi bilmem? Eski deyimiyle "abesle iştigal" ediyorsunuz.

Bu olay, iktidarsız bir devletin masturbasyonundan başka bir şey olabilir mi?

Sen, uyuşturucunun ve uyuşturucu trafiğinin önde gelen ülkelerinden birinin iktidarı ol, sonra da bırak esrarı, her türlü ağır uyuşturucunun cirit attığı bir ülkede, kültürel derinliği ve zenginliği temsil eden bir bilgi kaynağını, esrarı özendiriyor gerekçesiyle kapatmaya kalkış ve uyuşturucu sorununa çözüm getirdiğin saflığını ya da uyanıklığını sergile.

Don Kişot'u, bırakın tersinden, düzünden bile okuyup anlayabilecek kadar bilgi ve kültür derinliği olmayan bir iktidarın internetle savaşmaya kalkışması... Hah hah hah!..

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Sen şu anda ne için ve ne kadar çene tüketip abesle iştigal ettiysen bizimkisi de onun için ve o kadar, Şahin Abiciğim! Ayrıca Ekşi Sözlük’le ilgili olarak senden “kültürel derinlik”, “kültürel zenginlik” ve “bilgi kaynağı” gibi laflar duymak bana ilginç geldi. Buna Mehmet Doğan çok sevinecek. :)

Ayrıca senin bu yorumların yüzünden bloğumun başına bi’şey gelecek, üzüleceğim. :(

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Anonymous Adsız yazdı:

Bu kafalari iktidara gelmelerini engelleyememiş bir milet olarak; bu kafaların değişmeyeceğine, daha da gerileyeceğine inanmış biri olarak; İran ya Kuzey Kore, Çin veya bir başka ülkeye dönüştüğümüzü ve dönüşeceğimizi gözlemleyen bir genç olarak; interneti kontrol altına aldıklarını göstermek uğruna site karartan ama beceriksiz elleriyle klavyeye dokunmaktan bile aciz bu yaratıkların karşılarında interneti ve bilgisayarı su gibi içen gençlerin bulunduğunu bilerek ve ilerisi için bunu bir umut ışığı olarak gören biri olarak; herkesi kapatmaya çalışırken interneti de aradan çıkartmaya çalışan bu insanlara karşı tepkimizi hiçbir zaman ortaya koyamayacağımızı düşünen internet aşığı biri olarak;
Mehmet Doğan'ın başlatmaya çalıştğı ve sizin de destek verdiğiniz bu oluşuma sonuna kadar katılmıyorum.
Bir dakika ışıkları söndürdük de ne oldu? Siteyi karartınca da bir şey olacak mı sanıyorsunuz. Yine devam edecek bu uygulamalar. İnternetin tam olarak özgür olabilmesi için, bu kafaların 'update' hatta 'uninstall' edilip tekrar doğru bilgilerle yüklenmesi gerekiyor.
O yüzden birçok sitenin katılacağı bu tepki, sadece kuru bir tepkiden öteye gidemeyecektir.
Saygılarımla.
(Adını vermek istemeyen bir internet okuyucusu.)

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Blogger Mehmet Doğan yazdı:

Agzina saglik Selim bey. Benim yuzlerce kelime ile anlatmaya calistigimi sen yazinin basligi ile anlatmissin.

Oncellikle sunu belirtmek isterim ki su an hissettiklerimin ya da yapmaya calistigimin Eksi Sozluk sevgisi ile alakasi yok. Gercekten yok! Eksi Sozluk yalnizca bir ornek. Ozellikle bloglarin yayginlastigi, vatandas gazeteciliginin ve bilgeliginin yayginlastigi gunumuzde bu tip ornekleri maalesef gormeye devam edecegiz.

Buradan Anonymous Internet okuyucusuna da cevap vermek isterim:

Soylediklerinin ilk bolumunune katildigimi sanirim tahmin edebiliyorsun. Fakat ikinci kisim, son zamanlarda genclerin siyasi secimlerde oy vermemek icin kullandiklari cumleye benziyor: "Ben oy verince sanki duzen degisek mi?" Haklisin! Gercekten haklisin. Hicbirsey degismeyecek. Fakat ben susup, hicbir tepki gostermemeyi, bir gunlugune bile olsa, sembolik olarak bile olsa, hicbirseyi degistirmeyecegini bilsem bile sitemi kapatarak tepki mi gostermek isterim.

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Blogger A. Selim Tuncer yazdı:

Tabii bu arkadaşımız da vicdanının sesine kulak tıkayamamış, kendisini tutamayıp bir biçimde tepki vermiş. Onun tepkisi de böyle. Kampanyaya dahil olması da şart değil.

Şu da unutulmamalı ki tepki neyse, etkisi de odur. Ancak tepkinin varlığı önemli. Eğer bir şey “var”sa, büyüme yeteneği de var demektir. İnsanlık macerasında önderler, bilgeler, peygamberler ve tüm iyi insanlar, iyilikleri, kötülüklere verdikleri tepkiyle yaydılar. Kötülük tepkisiz kaldıkça azar. Kötülük için en büyük korku, küçücük de olsa bir iyilik nüvesinin hayat bulmasıdır. Nüve olmadan hiçbir şey başlamaz. Yani bu tepkinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylemek mümkün değildir.

Küçük bir nüve, her şeyiyle tüm potansiyeli içinde barındırır. Her şeyiyle...

Teşekkürler Mehmet Bey.

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Anonymous Tansel Güçlü yazdı:

Ben de tepki konusunda Selim bey gibi düşünüyorum. Hiçbirşey değişmeyecek kabilinden tepki koymayarak "tepkisizlik" meşru kılınamaz. Ayrıca böyle bir tepki kısa dönemde hiçbirşey ifade etmeyebilir ama uzun dönemde ifade edebilir. Neticede böyle bir potansiyeli içinde barındırması bile benim için yeterlidir. Bugün böyle bir tepki yarın bizlere bambaşka açılımlar getirebilir. Vel hasıl bu etkiler ölçülemez. Hele de bugünden...

Mehmet beyin çağrısına ben de kulak veriyor ve herkesi bloglarının ışığını söndürmeye davet ediyorum.

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Blogger Şahin Tekgündüz yazdı:

Selimciğim, önce yüreğine su serpeyim. Senin blogunun başına hiçbir şey gelmez merak etme. Uğraşacakları, "başına bir şey getirecekleri" o kadar çok şey var ki, buna ömürleri yetmez.

Ayrıca ekşi sözlüğün, “kültürel derinlik”, “kültürel zenginlik” ve “bilgi kaynağı” olduğu görüşümü yineliyorum. Orada yazılanların bir bölümüne katılmak elbette mümkün değil. Ama, hangi alanda olursa olsun, mizah söz konusu olduğu anda kültürel derinliğin ve zenginliğin sessizce yerini aldığına inanırım. Piyasadaki onlarca mizah dergisini, neyin ürünü olarak görebiliriz ki?..

"Bilgi kaynağı" olduğu görüşümün de arkasındayım. Bu kadar benimsenen, kendinden söz ettiren ve kapatılmasına karşı tepki yumağı oluşturan bir siteye, özellikle bizim sektörümüzde, sen dahil, niçin sık sık başvurma gereği duyuluyor dersin?..

Pazartesi, 29 Mayıs, 2006  
Blogger pagan yazdı:

iktidar, aslında sadece devletlerle ilgili değil kuşkusuz. toplulukların içinde kendiliğinden varoluyor, büyüyor, bazı çocuklarını yiyerek güzelleşiyor, gençleşiyor ve kuvvetleniyor.

sözlükte olan da bu aslında. mehmet doğan’ın sitesinde de yazdım, ki tam anlaşılamadı sanırım orada, konu esrarın yararı, zararı vs değil. konu bir başkasının fikrine olan tahammülsüzlük. bu, yeni dünya’nın yaşam biçimi aslında, yakından bakmak isteyenler sokağa çıksın, heryerde görebilirler. bu yasağın ortaya çıkmasından sonra entryler (türkçe'ye dikkat edip “girdi” kelimesini kullanayım, doğru olduğunu umarak,) girdiler silinmeye başladı, hem de nesnel olarak bakıldığında özendirici değil, mizahi olanlar. gayet normal, çünkü sözlük de kendi içinde iktidar odakları olan ve bazılarının daha özel konumda olduğu bir topluluk. kendi içinde de “bazı” görüşlere son derece tahammülsüz olabiliyor, sözlük yazarları olarak olabiliyoruz daha doğrusu. foucoult, iktidar odaklarından bahsederken çift yönlü olduğunu savunmuştu, ezilene olduğu gibi, iktidarı uygulayanlara da baskı olduğunu düşünüyordu. bence bir adım ilerideyiz, bloglar gibi kolay yazı yazılabilen araçların da etkisiyle, nevrotik sınıra geldik. artık okuduğunu ya da olanları idrak edemeyenlerin çoğaldığı bir durum.

yine de, don kişot’u tersinden okumak yerine, don kişot’u tıpatıp tekrar yazan pierre menard ile sessizce tavla oynamayı seçiyorum ben.

Salı, 30 Mayıs, 2006  
Blogger raisin sec yazdı:

Bu gibi uygulamara tepki vermek istememek ille de etrafta olan bitene kayıtsız kalındığı anlamına gelmiyor. Düzenin çoğunluğa sağladığı tek tepki olanağı "bir dakikalık karanlık" gibi şeyler. Halbuki tepkiyi bunlarla değil, diyalogla(blogunuzun çok doğru seçilmiş ismi) yani insandan insana bilgi ve fikir alışverişi ile koyabiliriz, uyuşturucu adı verilen maddelerden daha uyuşturucu, neyi neden yaptığımızı bile bilmediğimiz tepkilerle değil.

Kötümser olmamak da elde değil ayrıca. Yüzyıllardır iktidardakiler işin kolayına kaçıyorlar... eğer gerçekten insanların iyiliğini düşünselerdi şu anda insanlığın durumu çok daha farklı olabilirdi. İşin kolayına kaçmaktan kast ettiğim de şu: yasak ve baskı. İktidar için uygulaması en kolay şeyler bunlar. En azından öğretmekten, bilgilendirmekten kolay; insanlara güveni değil de korkuyu aşılayanlar, uyuşturucuları "kötü" kılıfına sokan, hatta ve hatta kullanımına doğru itenlerle aynı insanlar. Uyuşturucu iyi bir şey demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece o da her şey gibi bir şey diyorum. Her şey gibi aşırı dozda yok edici bir şey(mesela iktidar da aşırı doz da yok edici bir şey, (bkz: abd)).
Ayrıca uyuşturucuyu denememiş biri kötülüğü hakkında çok rahat atıp tutabilirken, denemiş birinin herhangi bir olumlu söylemi "özendirme" olarak algılanıp, üstüne üstlük suç teşkil ediyor olması da tüm sistemin güvensizlik üzerine kurulmuş olduğunu gösteriyor. Ve aşağı yukarı ikibin yıldır düzenin tek yarattığı bu: güvensizlik ortamı. Yaşadığımız düzen, Rönesans adı verdiği dönemi bile gerçekten yaşanmış olarak tanıtıyor. Hani nerede humanizm? Nerede anlayış? Nerede eşit haklar? Nerede gerçeği arama merakı? Evet, o zamanlar gerekli teknoloji yoktu insanları eğitmek için, ancak şimdi her bireye tek tek ulaşma imkanı varken, iktidar tarafından yapılan yine bir çaba yok. Nerede bu devletler?

Neden "iyi" insanlar politikadan kaçıyor? Neden düzen, çoğu uyuşturucu kullandığı bilinen sanatçıları pazarlarken, uyuşturucuyu kaçılması gereken bir şey olarak lanse ediyor? Bu soruları da es geçmemek lazım diye düşünüyorum.

Sonuç itibariyle, bence mevcut iktidarların politikaları ve günümüz medya sistemi uyuşturucu maddelerden daha tehlikeli, hatta ve hatta beyni ve düşünme yetisini daha da uyuşturan şeyler. Peki bunlara erişimi kim engelleyecek?

Çarşamba, 31 Mayıs, 2006  

Yorum Gönder

BAĞLANTILAR:

Bağlantı Oluştur

<< Home